
özgürlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
özgürlük etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
1/10/2012

mehmetçik terörist olmuştur da bizim ve aziz milletimizin haberimi olmamıştır?
MHP lideri Bahçeli partisini grup toplantısında gündemdeki konuları değerlendirdi. Haziran 2007 yılından bu yana Türkiye'nin Ergenekon, Sarıkız, İnternet Andıcı gibi isimlerle anılan darbe iddialarıyla meşgul olduğunu ancak bir sonuca gidemediğini söyledi.
AKP zihniyetinin kendisi için tehlike gördüğü kim varsa statükocu ve vesayetçi olarak yaftaladığını ileri süren Bahçeli, "Asıl anlamından saptırılmış demokrasi ve özgürlük mefhumları, millet ve devlet varlığına kast etmek için sıra zaman gözleyen mihraklara aradıkları uygun ortamı sağlamış ve dünün mağdurları bugünün zalimleri haline dönüştürülmüştür" dedi.
İleri demokrasi kılıfıyla eziyet, baskı, zulüm, hukuksuzluk ve iftiranın meşrulaştırıldığını savunan Bahçeli, dört yıldır sonuçlanmayan yargı süreçleri, TSK'yı hedefine alan taciz ve kuşatmaların bugün itibariyle kritik yeni bir aşamaya geldiğini söyledi. MHP'nin demokrasi dışı arayışların karşısında olduğunu, millet iradesinin silahların gölgesine sokulmasına asla tahammül edemeyeceklerini kaydeden Bahçeli, darbe iddialarından her dönem AKP'nin istifade ettiğini ve yarar sağladığını ileri sürdü.
28 Şubat ve 27 Nisan süreçlerinden AKP'nin güçlenerek çıktığını savunan Bahçeli, "AKP bu gelişmeleri siyasi çıkar ve menfaat kaynağı haline dönüştürmüş, darbe iddialarının asla neticelenmesini istememiştir" dedi.
"Toptan darbeci iddiası densizlik"
AKP'nin müdahalelerden faydalanırken ülkücülerin can verdiğini, kan verdiğini, bedel ödediğini anlatan Bahçeli, darbecilerle ilgili bütün işlemlerin yapılarak TSK'dan ayıklanması gerektiğini söyledi. Bireysel anlamdaki suç ve suça hazırlık aşamalarını topyekuncu bir bakışla ele alınması gerektiğini Türk ordusunu tümüyle darbeci göstermenin insafsızlık ve densizlik olacağını belirten Bahçeli, darbe soruşturmalarının sonuçlandırılmamasını eleştirdi.
AKP'nin özel yetkili mahkemeleri sindirme ve tedip etme aracı olarak kullanıp hedef olarak tayin ettiklerini Silivri'ye gönderdiğini savunan Bahçeli, "Tecrübelerimiz, tehdidin yalnızca demokratik alan dışından değil, yanlış siyaset, taraflı adalet ve yaralı demokrasi tercihinin de en az darbeci zihniyetler kadar tahribat vereceğini göstermektedir" dedi.
"Bir Malta sürgünü eksik"
Bir an önce hukuki sürecin tamamlanarak iddiaların sonuca ulaştırılmasını isteyen Bahçeli, "74 milyon vatandaşımızın huzuru, Türk ordusunun akıbeti birkaç savcıya ve hakimin kararına terk edilemeyecek kadar önemli ve vazgeçilmezdir" dedi.
Hukuka saygılı olduklarını, ancak bunun "tarafsız ve herkese eşit uzaklıkta bir hukuka" yönelik olduğunu belirten Bahçeli, AKP borazanını çalan, siyasetin dar mahzenlerinde terazisinin kefelerini yitiren hukuk anlayışıyla Türkiye'nin gerçek anlamda sorunlarının üstesinden gelebilmesi mümkün değildir" dedi. 12 Eylül referandumunda verilen her "evet" oyunun bugünkü sıkıntılarda payı olduğunu ileri süren Bahçeli, referandumda yargının siyasallaşmasının önünün açıldığını savundu. Bahçeli şunları söyledi:
"Bugün geldiğimiz aşamada, Silivri'nin mütareke yıllarındaki Bekir Ağa Bölüğünden, hukuku iğfal eden yüzsüzlerin de Binbaşı Bekir'den hiçbir farkı kalmamıştır. Bundan sonra tek eksik vardır, o da yeni bir Malta sürgünü için kolların sıvanmasıdır. Nasıl olsa AKP zihniyeti, tıpkı aynı anlayıştan türediği bedbahtlar gibi yabancı emellere teslim olmuştur. Ve istediği yerde, istediği gibi sürgün şartlarını oluşturabilecektir."
"Başbuğ terörist ise Öcalan ne?"
Milli Güvenlik Kurulu'nda yer almış, TSK'nın en üst mevkisine tırmanmış, kahraman Türk askerine komuta etmiş Genelkurmay eski Başkanı emekli Orgeneral İlker Başbuğ'un "terör örgütü kurmak ve yönetmek" suçlamasıyla tutuklanmasını eleştiren Bahçeli, "Bu küstah iddia aklın ve mantığın iflas ettiğinin göstergesidir. Sapla samanın karıştığının, doğruyla yanlışın yer değiştirdiğinin açık delilidir" dedi. Bahçeli, "biraz utanmaları varsa" diyerek şu sorulara yanıt verilmesini istedi:
"Şayet Genelkurmay Başkanı terör örgütü kurup yönettiyse bu örgüt ve militan kadrosu nerededir? Yoksa gizli gündemlerde, kanlı terör örgütü PKK'yla kahraman Mehmetçiğin yer değiştirilmesi mi vardır? Bu terör örgütünün yatağı, yuvası ve konuşlandığı yer neresidir? Mehmetçik terörist olmuştur da bizim ve aziz milletimizin mi haberi yoktur? Eğer Genel Kurmay eski Başkanı İlker Başbuğ terörist ise İmralı'da yatan cani kimdir ve hangi suçtan dolayı oradadır? Kandil fitnesinin faillerine bundan sonra nasıl hitap edilmeli ve ne denmelidir? Geçtiğimiz 30 Ağustos kutlamalarında, Başkomutan sıfatıyla tebrikat kabul eden Cumhurbaşkanı Sayın Gül, acaba önünden geçen ve ellerini sıktığı teröristleri fark edememiş midir? Bu durum karşısında bebek katilinin Silivri'ye nakli ya da İlker Başbuğ'un İmralı'ya götürülmesi düşünülmekte midir?"
"Cumhurbaşkanı terörist faaliyetlere göz yumdu"
TSK'nın terörist imal ve üretim merkezi gibi gösterilmesi için muazzam bir ısrar ve gayret söz konusu olduğunu savunan Bahçeli, Başbuğ ile ilgili suçlamanın başka şekilde izah edilemeyeceğini söyledi. Bahçeli, "Bu durum göstermektedir ki, hem Başbakan, hem de sözü edilen şahsiyetin Genelkurmay Başkanlığına atanması için onay veren Cumhurbaşkanı terörist faaliyetleri bilinen bir komutana göz yummuş ve bir suç varsa iştirak etmişler veya azmettirmişlerdir" dedi. Peygamber Ocağı'nın şerefli mensuplarını, terörist olarak göstermeye çalışmanın ancak harama el uzatan, boğazından geçiren ve şirretin hesabına çalışan kifayetsizlerin işi olacağını savunan Bahçeli, Türk milletinin bunu asla affetmeyeceğini söyledi.
"Başbuğ'un yargılanacağı yer yüce divan"
Bahçeli, Başbuğ'un nerede yargılanacağıyla ilgili tartışmaları da değerlendirdi. Son anayasa değişikliğini hatırlatan Bahçeli, "Genelkurmay Başkanlığı yapan bir kişinin eğer hükümeti devirmek maksadıyla darbe niyeti taşıdığı ve planı yaptığı iddia ediliyorsa, bunun görev dışı yorumlanması hukuken tutarlı ve inandırıcı olmayacaktır. Genelkurmay Başkanlığı yapan bir kişinin, Anayasa'nın amir hükmünü ihlal edercesine Yüce Divan dışında yargılamaya tabi tutulması üzeri örtülemeyecek bir yanlış ve kastı aşan bir hatadır" dedi.
"Erbakan'ı mahkum edenler Gül'e neden dokunamadı"
Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül'ün "Hukuk düzeni içinde bir yargılama sürecine şahit oluyoruz. Herkesin hukuk sistemi içinde sorumluluğu vardır. Dolayısıyla herkes hukuk karşısında eşittir" sözlerini hatırlatan Bahçeli, AKP iktidarında eşitlik prensibinin tek taraflı işletildiğini belirterek, "Sayın Gül, herkesin hukuk önünde eşit olduğunu düşünüyor idiyse, sorarım sizlere, rahmetle andığımız muhterem Erbakan Hoca'yı mahkûm eden hukuk kaideleri aynı iddialarla suçlanan Sayın Gül'e neden dokunamamıştır? Dönemin Refah Partisi'nin birçok yöneticisinin mahkûm olup cezaevine girdiği bir yargı süreci neden kendisini teğet geçmiştir? Bunu yalnızca dokunulmazlıkla izah etmek bizim açımızdan doğru, meşru ve erdemli bir tavır olmayacaktır" eleştirisi getirdi.
"Bedeli ne olursa olsun bu şaibeli sicillerin maskelerini düşüreceğiz"
Hizbullah sanıklarının serbest kalmasını, Deniz Feneri zanlılarının tahliye edilmesini hatırlatan Bahçeli, "Kaçma, saklanma ve delilleri yok etme ihtimalleri göz önüne alınmadan böylesi kritik ve önemli bir makamda bulunmuş kişinin istisna olması gereken tutuklanma işlemine tabi tutulması asla kabul edemeyeceğimiz bir durumdur" dedi.
Bu sürecin normalleşme, hesap sorulma, sivilleşme ve demokratikleşme olarak nitelendirilmesine de tepki gösteren Bahçeli, "Biz bu ar damarı çatlamış kalem ve niyet sahiplerinin kimlere, hangi çevrelere hizmet ettiğini biz gayet iyi biliyoruz. Hayatlarında bir kez olsun şehitlerimizi ağızlarına almayan, Fatihalarla anmayan, milli konularda bir tek hayırlı düşünceye sahip olmayan küfrün, ihanetin ve fitnenin piyonları; sıra milletimizi bölecek ve vatanımızı parçalayacak fikirlere geldiğinde ziyadesiyle iştahları kabarmaktadır. Ama biz karanlık yüzlere fırsat vermeyeceğiz ve bedeli ne olursa olsun bu şaibeli sicillerin maskelerini düşüreceğiz" dedi.
12/28/2011

leyla zana özgürlük,özerklik,federalizm ve bağımsızlık da kürtlerin hakkı
leyla zana özgürlük,özerklik,federalizm ve bağımsızlık da kürtlerin hakkı
leyla zanayı kutladılar ama gerçekten kutlamak için kutlamadılar zana'nın ağzından çıkardığı baklaya kızgınlığın sözleriydi ifadeleri zana'nın bu sözlerinin peşine bdp'nin eşbaşkanı demirtaşta takıldı bu sözlerin peşine o da özerk kürdistan istiyoruz talebiyle çıkış yaptı zana'nın fitilini ateşlediği ayrı devlet çıkışı ne kadar sınırları zorladıysa yükselen tepkiler de o kadar sertti mhp'li oktay vural bülent arınç'ın bütçe konuşmasına bağlayıp yükseltti sesini leyla zana kanadadaki bir eyalet gibi dört yılda bir referandumda istedi istekleri bir anda siyasetin tansiyonunu yükseltti
10/25/2011

selahattin demirtaş:deprem vurdu sen vurma istifa et ve van valisiyim diye gezme
BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Meclis'te partisinin grup toplantısında konuştu. "Aylardır yaptığımız en yoğun faaliyet, toplu cenaze törenleri. Toplu cenazelerde ülke olarak Türk'ü Kürt'ü ile maalesef acıları ortaklaştırmaya, dindirmeye ve acı vesileyle ortaya çıkan toplumsal kırılmayı önlemeye çalışıyoruz" diyen Demirtaş son toplu acının da Van depremi olduğunu belirterek şunları söyledi:
"Son birkaç aydır yaşadığımız travma, acılar hiç de küçümsenecek hafife alınacak acılar travmalar değil. Çünkü sıradan bir coğrafyada sıradan bir dönemden geçmiyoruz. Bu acılar üzerine böylesine bir felaketle karşılaşmış olmak bütün ülkeyi toplumu derinden sarsmıştır. Hepimizin başı sağolsun. Böylesi dönemler bir daha yaşanmasın."
Depremin doğanın gücü karşısında insanın çaresizliğinin en somut örneklerinden biri olduğunu söyleyen Demirtaş bundan kaçış olmadığını söyledi. "Belki de insanlığın çaresizliğinin alternatifi olabileceğini düşündüğümüz tek şey dayanışmadır" diyen Demirtaş, gösterilen dayanışmanın da yaralarının hafiflemesi, travmanın azalmasında etkili olduğunu söyledi. Demirtaş depremin yaşandığı andan itibaren başlatılan yardımlar nedeniyle herkese teşekkür etti.
'İnsan olanlar-olmayanlar' ayrımı
Böyle zamanlarda insanların 'insan olanlar' ve 'insan olmayanlar' şeklinde ikiye ayrıldığını ileri süren Demirtaş, "İnsan duygusu içinde o kardeşlik ruhuyla dayanışma gösteren herkese minnet duygusunu iletti. Barış, özgürlük, kardeşlik, demokrasi adına her ne inşa edilecekse o dayanışma duygusunun üzerine inşa etme dışında seçenek olmadığını söyleyen Demirtaş şöyle devam etti: "Türkiye toplumu her türlü kışkırtıcılığa, ayrımcılığa, faşizan tutuma rağmen bu duygusunu korumalıdır. Aslolan insani ilişkiler ve insani duygudur. Bu duyguyu unutan, siyasetin malzemesi, intikamın malzemesi yapmak isteyenler açısından ise utanç olarak tarihe not düşmüştür. Bir yanda Türkiye'nin önemli kesiminin dayanışma duygusu, bir yanda da depremin yarattığı etki kadar ağır travma yaratan ırkçı faşizan anlayış. Çok şükür ki toplumun geneline hakim değil. İnanıyorum ki bu sözler ve davranışlar herkes tarafından da mahkum edilmiş ve lanetlenmiş bir duygu olarak bu topraklarda yaşam şansı olmayacak. Anlı şanlı bazı televizyon programcılarının, ırkçılık mezunu, faşizmde doktora yapan naylon oyuncaklar, umarım ki bu televizyonlarda gazete köşelerinde yer bulamayacak, yaymaya çalıştıkları faşizan anlayışın da toplumda hakim olmayacağını göreceklerdir."
'Halk sınavını verdi, devlet enkaz altında'
Van depremi sonrası en acil ihtiyacın çadır olduğunu söyleyen Demirtaş, "Halk her seferinde sınavını veriyor, ama depremin altında hep devlet kalıyor. Bir afet hatırlamıyorum ki o afet sonrasında halk devlete Kızılay'a teşekkür etsin. Her felaket sonrasında başta Kızılay olmak üzere devletin kurumlarının ne kadar yetersiz hazırlıksız olduğu ortaya çıkıyor. İşte bu kısmı kader değildir ve işte bu kısmı deprem gibi önlenemez değildir. En çok sarsan inciten bu kısmıdır" dedi. Kimsenin devletten, Kızılay'dan depremi durdurmayı talep etmediğini söyleyen Demirtaş, ancak Van'da yine bir deprem sonrası klasiği yaşandığını ileri sürdü.
Arama kurtarma çalışmalarında karmaşa, yardımların tek elden dağıtılmasında büyük beceriksizlik ve yeteneksizlik yaşandığını savunan Demirtaş, "Neden bu kadar olanağa rağmen, Türkiye'nin büyük kentlerinden birine devlet 48 saat geçmesine rağmen, mahalle ve köylerin önemli kısmına ulaşamadı. Hükümetin cevap vermesi gerek. Herkes aile çadır istiyormuş. Herkese vermek zorundasınız. Devlet bunun için vardır" dedi.
Milyonluk bir şehir olan Van'a şu ana kadar 8 bin 600 çadır gittiğini söyleyen Demirtaş, "Halk ne kadar teşekkürü hakkediyorsa oradaki yönetim anlayışı da o kadar eleştiriyi hak ediyor. Başbakan, bakanlar oraya gitmiştir ama orada bulundukları saatlerde bırakın organizasyonun güçlenmesini, tam anlamıyla organizasyon tıkanmıştır. Çünkü tüm kamu görevlileri Başbakan ve bakanların güvenliği rahatlığı ile ilgilenmiştir" dedi.
'Uzaya değil Van'a gideceksiniz'
Neden yeterli kadar çadır gitmediğini soran Demirtaş, "Hava-kara köprüsü kuracağız diyorlar. Uzaya mı gideceksiniz Van'a gideceksiniz. Van'a 20 km ilerideki köyde 20 saat geçtikten sonra hala çadır yoktu. 10 ölünün olduğu bir köye, 200 evin yıkıldığı köye telefon dahi açılmamıştı. Devlet saatte 1 km hızla gitse o köye yetişirdi. Bilgi aldım hala o köyde çadır yok, ısınma sorunu var" şeklinde konuştu.
'Deprem vurdu, sen vurma, istifa et'
Çok büyük yardım kampanyaları yapılmasına karşın ciddi bir koordinasyon eksikliği bulunduğunu savunan Demirtaş bu durumdan Van Valisi'ni sorumlu tutarak, "Van Valisi, şu saate kadar Van belediye başkanıyla telefonla görüşmedi. Kent enkaz halinde, kendisi halen ayrımcılık derdinde. Hala Van valisi sıfatıyla o sokaklarda dolaşabiliyor. Valilik ve belediyenin koordinasyon içinde olması lazım ama Van Valisi Hazretleri, AKP il başkanı gibi davranıyor" dedi.
Vali'nin ayrımcı zihniyetinin faturasını Van halkının ödediğini ileri süren Demirtaş, "Bu kadar ayrımcı zihniyeti bir Vali'de kabul edemeyiz. Van'ın yarısının Valisi isen istifa et, terk et. Bırak hükümet başkanı Van'ı seven Vali atasın, çocuklar bebekler gece soğukta kalmasın" çağrısında bulundu. Van Valisi'ne "Van halkına artık toplu işkenceyi bırak" çağrısında bulunan Demirtaş, "Deprem vurdu sen vurma, istifa et ve Van Valisi'yim diye gezme, terket. Görevini, temsilini layıkıyla yapamıyorsun. Yapman gereken Van halkının iradesine saygı duymaktır. Oradaki insanlar şu anda siyaset, ayrımcılık istemiyor, yardım istiyor" dedi.
Gazetecilere Van daveti
Kamuda ortaya çıkan ırkçılığın ayrımcılığın panzehirinin dayanışma olduğunu anlatan Demirtaş, devletin ise çadır battaniye gönderemediği kente, cop gaz gönderdiğini söyledi. Demirtaş, AKP'nin çalışmalarına methiyeler düzen gazetecileri çocukları ile birlikte bir günlüğüne Van'a gelip geceyi sokkata geçirmeye davet etti. Demirtaş, "İstanbul'dan atıp tutacağınıza çocuğunuzla gidin. Yine methiye düzerseniz saygı duracağız" dedi. Deprem sonrası farklı ülkelerden gelen yardımların geri çevrilmesini eleştiren Demirtaş, "Hükümetin burnu havada, kurtarma ekipleri havaalanından çevriliyor. Hükümetin amacı ne? Kasıtlı mı yapıyor anlayamıyoruz" dedi.
7/18/2011

bdp'li emine ayna ankaraya gelsekte rolümüzü milletvekili olarak oynayamayacağız
BDP'li Emine Ayna Demokratik özerklik'in anlamını açıkladı: 'Ben artık senden talep etmiyorum. ben yapıyorum. Sana düşen beni tanımaktır'
Emine Ayna ilan ettikleri ‘Demokratik Özerklik’ tanımı içerisinde siyasal statünün bulunmadığını, siyasal bir tanımdan söz ettiklerini belirtirken, "Kültürel haklar vs. bunlar tartışılabilir belki.
Siyasal talep; siyasal bir statüdür. Ben o yüzden ‘Çıta dememek lazım’ diyorum. Bağımsızlığınızı ilan edersiniz de çıta oradadır. O gelir federasyonu, özerkliği tartışırsınız. Bunun gerisinde bir siyasi statü yok. Yapılan şey, kabul edilebilir, eşit değil; eşite en yakın; Türkiye sınırları içerisinde özgür ve gönüllü birlikteliğin temelidir. Eşit, özgür, gönüllü birliktelik. Bu müzakere masasına da gelebilir, konuşulabilir, konuşulmalıdır da. Bu noktadan sonra konuşulabilecek şey, demokratik özerklik nasıl işleyecek" dedi.
Emine Ayna, DTP’ye geçen milletvekillerinin TBMM’yi boykotu ve ‘Demokratik Özerklik’ ilanının birleşmesi üzerine kafa karışıklıklarının derinleştiğini, ‘Acaba Ankara bitti mi?’ denildiğini anlatırken şöyle konuştu:
"DEMOKRATİK ÖZERKLİK KOPUŞ DEĞİL"
"Demokratik Özerklik’ projesini ilk tartışmaya başladığımızda 2007’de bunu dosya haline getirip, yazıya döktük, tüm aydınlarla belli olgunluşma dönemine getirdik, ardından DTP tüzüğüne taşıdık. Demokratik Özerklik alt başlıkları ile örnek model olarak yer verdik. Ankara’dan bağımsız düşünüyor olsaydık, bunu Ankara’da tartışmazdık. Demokratik özerklik bir kopuş, ipleri koparma, yol ayrımı değil. Eşite en yakın özgür ve gönüllü birlikteliktir. Yaptığımız budur. Hem demokratik kolektifleri hayata geçirebileceğimiz, hem de diğer halklarla aynı ülke içinde birlikte yaşam olanağı yaratmaktır. Bu Türkiye’nin ciddi bir demokratikleşme hareketidir de. Ankara’dan kopuş değil, Ankara’nın yükünü hafifletmeyi hedefleyen bir şeydir. Meclis’i protesto etmemizle hiçbir ilgisi yoktur. Bizim Meclis’e ilişkin yaklaşımımız sadece Hatip Dicle veya diğer 5 tutuklu arkadaşımızla da ilgili değildir. Belediye başkanları, il genel meclisi, belediye meclisi üyeleri dahil tutuklu 3 binin üzerinde arkadaşımız var. Biz demokratik anlamda siyaset yapmayı hedefliyoruz. Terörle Mücadele Yasası, Türk Ceza Yasası’ndaki maddeleri önümüze koyarak demokratik politika yapmamızı engelliyorsunuz. Bu Meclis’in artık bu iradeyi göstermesi gerek. Anayasayı bırak önce bunu değiştir. Dicle’ye milletvekilliği verilir mi verilmez mi bu bağımsız bir konu. Hele önce bunları değiştir. Bunları değiştirmezsen Ankara’ya gelsek de rolümüzü milletvekili olarak oynayamayacağız, düşüncelerimizi ifade edemeyecek, örgütlenemeyeceğiz demektir."
DHA
7/15/2011

içişleri bakanı yanan ağaçlar orada kaybolan canları geri getirecek değil
İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin'e örgüte yakınlığı ile bilien Fırat Haber Ajansının 'TSK'nın kendi askerlerini bombaladı' iddiası soruldu...
Şahin: "Yangın çıkmıştır, yangının sebepleri şu anda çıkmış olan yangını geri getirecek değildir. Yanan ağaçlar orada kaybolan canları geri getirecek değil" dedi.
13 askerin şehit olduğu Diyarbakır’ın Silvan terör saldırısının ardından bölgeye giden Şahin havalimanında yaptığı açıklamada operasyonların devam ettiğini ifade ederken, Türkiye’nin özgürlüklerin alabildiğince yaşandığı bir ülke olduğunu belirterek, "Herkesin aklını başına alması gerekiyor. Bu ülke özgürlüklerin alabildiğince var olduğu ve doya doya yaşandığı bir ülke. Var olan özgürlüklerin varlığını itiraf edecek kadar beyni aklı özgürlükten yoksun olan bir takım insanlar var. Bu gerçekle karşı karşıyayız" dedi.
Şahin Diyarbakır’a hareketi öncesinde Esenboğa Havalimanı’nda basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Bölgedeki son duruma ilişkin şehit sayısında bir artış olmadığını ve operasyonların devam ettiğini söyleyen Şahin "Türkiye’de şehitlerimizin varlığı ayrı bir konu. Şehitlerimizin cenazesinin kaldırılması ayrı bir konu. Hayat durmuyor mücadele de bitmiyor. Maalesef bağırlarına taş basarak acılarını üzüntülerini yüreklerine akıtarak güvenlik güçlerimizin askerimizin nöbet başında olanları görev başında olanları çalışmalarını devam ettiriyor, ettirecekler. Yani bunun aksini düşünmek mümkün değil" dedi. Şahin şöyle devam etti:
"Burası Türkiye burası sıradan bir ülke değil. Bu millet de sıradan bir millet değil. İçinden veya dışından kim olursa olsun yani bu gemiyi bu yeryüzünde yürümekten alıkoyacak bir güç yok olamaz. Tabi ki bir taraftan şehitlerimizin cenazesini inançlarımıza törelerimize uygun bir şekilde acımızla ama onurumuzla onlara saygıyla rahmet dileklerimizle ve niyazımızla kaldıracağız. Ama diğer taraftan da aynı anda çalışmalar her türlü devam edecek. Bir tarafta bu ülkenin şantiyeleri çalışacak, bir tarafta bu ülkenin güvenlik yönünden bu sıkıntılı hale getirilmeye çalışılan noktalarında da mücadele devam edecek ve etmektedir şu anda aralıksız devam etmektedir."
-YANGININ SEBEBİ CANLARI GERİ GETİRMEYECEK-
Şahin askerlerin yanarak can vermesine sebep olan yangının çıkış nedenine ilişkin bazı iddiaların ortaya atılmasının hatırlatılması üzerine ise yangının sebebinin her şey olmuş olabileceğini kaydetti. "Yangın çıkmıştır, yangının sebepleri şu anda çıkmış olan yangını geri getirecek değildir. Yanan ağaçlar orada kaybolan canları geri getirecek değil" diyen Şahin şunları söyledi:
"Sebebi bellidir. Üç beş tane sebebi vardır. Yani yangın ya ateşle çıkar, ya bombayla çıkar ya roketle çıkar ya benzinle çıkar. Çıkar yani netice itibariyle yanmıştır, yakılmıştır. Yani sebebini araştırmak, sebebini söylemek bir şey ifade etmiyor şu anda."
O İDDİA NEYDİ?
Genelkurmay 13 askerin PKK'lıların attığı el bombalarının çıkardığı yangınla şehit olduğunu açıklarken örgüte yakınlığı ile bilinen Fırat Haber Ajansı, Türk Silahlı Kuvvetleri'ne kendi askerlerini bombaladığı iddiasını ortaya atmıştı...
-BEYNİ ÖZGÜRLÜKTEN YOKSUN OLANLAR VAR-
Basın mensuplarının "Bir mesajınız var mı?" yönündeki sorusuna da yanıt veren Şahin özgürlüklere vurgu yaparak "Herkesin aklını başına alması gerekiyor. Bu ülke özgürlüklerin alabildiğince var olduğu ve doya doya yaşandığı bir ülke. O kadar ki özgürlükleri sonuna kadar yaşayıp bu ülkede hala özgürlük yok diyecek kadar özgürlüklerin yaşandığı bir ülke. Galiba bir eksiklik var. Var olan özgürlüklerin varlığını itiraf edecek kadar beyni aklı özgürlükten yoksun olan bir takım insanlar var. Bu gerçekle karşı karşıyayız" diye konuştu. Saldırının TBMM’deki uzlaşma arayışlarının sonuçsuz kalmasının hemen ardından yaşanması konusunda ise Şahin’in değerlendirmesi "Yani her olayın olduğu anda başka gelişmeler vardır. Dolayısıyla hayatta bir tek olay olmuyor. Bir tek gelişme olmuyor. Bir şeyi bir şeyle bağlantılı hale getirmek çok da onun izahı için yeterli değildir" şeklinde oldu.
7/14/2011

cemil çiçek'ten 13 şehit tepkisi artık herkesin safını iyi belirlemesi lazım ya demokrasiden yana olacağız ya da
Meclis Başkanı Cemil Çiçek, Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde çıkan çatışmada 13 askerin şehit olmasını değerlendirdi.
TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Diyarbakır'daki terör saldırısına ilişkin olarak, “Bir taraftan demokrasi, bir taraftan barış ve özgürlük ama öbür tarafta da kan, kin ve vahşet... Artık herkesin safını iyi belirlemesi lazım. Ya demokrasiden yana olacağız ya da bu türlü kan ve kin kusanlarla beraber olacağız” dedi.
“Böyle vahşi bir olayı, bugün bu vesileyle öğrenmiş olduk” diyen Çiçek, Türkiye'nin bir terör belası bulunduğunu söyledi. Cemil Çiçek, “Bir taraftan demokrasi, bir taraftan barış ve özgürlük ama öbür tarafta da kan, kin ve vahşet... Artık herkesin safını iyi belirlemesi lazım. Ya demokrasiden yana olacağız ya da bu türlü kan ve kin kusanlarla beraber olacağız” diye konuştu.
Şehitlere Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar dileğinde bulunan Çiçek, şöyle devam etti:
“Milletimizin, hepimizin başı sağolsun. Temenni ederim ki bu son üzücü olay olsun ama maalesef Türkiye geliştikçe, büyüdükçe, bölgesinde söz sahibi oldukça bundan rahatsız olanlar var. Bu rahatsız olanların kullandığı en uygun enstrüman da terör örgütüdür. Hep ifade ettim ki bu terör örgütü, hiçbir zaman Kürt vatandaşlarımızı o bölgenin insanlarını temsil etmiyor. Bunlar uluslararası güçlerin menfaatine hizmet eden, onun için kan döken, kin kusan, bir vahşet örgütü. Bunu artık hepimizin, herkesin çok daha iyi anlaması lazım. Herkesin de safını bu manada çok daha iyi netleştirmesi gerekiyor. Zannediyorum bu konu ile ilgili çok yönlü değerlendirme yapılıyor, yapılacak.”
Çiçek, bir gazetecinin, “Bugün BDP'liler ile görüşme vardı. Bir uzlaşma sağlanamadı ama yemin edilebilir gibi mesajlar da veriliyordu” sözleri üzerine, “Herkesin olup bitenlerden ders çıkarması ve nasıl kullanıldığını herkesin çok iyi anlaması lazım. Bu gelişmelerden hiç kimse fayda umamaz. Bu gelişmelerden bu topraklarda yaşayan 74 milyon insanın menfaati olamaz” şeklinde konuştu.
Bu tip eylemlerin başkasının menfaatine hizmet ettiğini vurgulayan Çiçek, “İnşallah aklına başına almayanlar varsa o manada bu son üzücü olay herkesin aklına başına getirir ve safını tercih eder. Ya demokrasiden yana haktan hukuktan yana olacak ya da kan ve kin kusan tarafta olacak” dedi.
HÜKÜMET NE YAPMAK İSTEDİĞİNİ ORTAYA KOYMALI
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Diyarbakır’da şehit olan askerler için başsağlığı dilerken “Hükümet zaman geçirmeden terörle mücadele konusunda ne yaptığını, ne yapmak istediğini açıklıkla ortaya koymalı ve kamuoyunu bilgilendirmelidir” dedi. Kılıçdaroğlu, CHP Genel Merkezi’nde il başkanlarına vereceği yemeği de gelen şehit haberleri üzerine iptal etti.
Kılıçdaroğlu, Diyarbakır’da 13 askerin şehit, 2’si ağır olmak üzere 6 askerin de yaralandığını büyük bir üzüntüyle öğrendiğini belirterek şöyle dedi:
“Özellikle belirtmek istiyorum ki, terör bir insanlık suçudur. Terörle bir yere varılamayacağı, herhangi bir sonuç alınamayacağı çağdaş dünyanın kabul ettiği bir gerçektir. Bu süreçte önemli olan AKP Hükümeti’nin terörle mücadele konusunda ne yaptığı, hangi adımları attığıdır. Israrla belirttiğimiz gibi, başta Anamuhalefet olmak üzere milli iradenin tecelligahı TBMM ve kamuoyu AKP’nin kimlerle neleri konuştuğunu, neyin pazarlığının yapıldığını bilmemektedir.”
Hükümet’i zaman geçirmeden terörle mücadele konusunda ne yaptığını, ne yapmak istediğini açıklıkla ortaya koymaya ve kamuoyunu bilgilendirmeye çağıran Kılıçdaroğlu, “Terörü ve bugün hepimizi derinden üzen terörist saldırıyı şiddetle kınarken, şehitlerimize rahmet, ailelerine ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner’in şahsında Türk Silahlı Kuvvetlerine başsağlığı, yaralı askerlerimize de acil şifalar dilerim” dedi.
Bu arada CHP il başkanları ile genel merkez bahçesinde yapılması planlanan yemek de gelen haber üzerine iptal edildi.
7/11/2011

bdp hakkari milletvekili adil kurt cudi gabar ve kato dağlarında bizi dinleyenler var onlar en kısa zamanda aramızda olacaktır
Hakkari Milletvekili Nazmi Gür ve Adil Kurt festivale katıldı. BDP Hakkari Milletvekili Adil Kurt, festivalin demokratik özerkliğin ilanı olduğunu iddia ederek, Kürt milletvekillerinin bırakılmaması halinde görkemli bir direnişe geçeceklerini söyledi.
CNN Türk'ün haberine göre Kurt, "Bu sadece kuzu kırpma festivali değildir. Aynı zamanda demokratik özerkliğin ilanıdır. Kato Dağı'nda özgürlük halayı çekiyoruz. Cudi, Gabar ve Kato Dağları'nda bizi dinleyenler var. Onlar en kısa zamanda aramızda olacaklar. Önderimiz Sayın Öcalan da en kısa zamanda aramızda olacak ve Kato Dağı'nda Kuzu Kırpma Festivali'nde aramızda festivali kutlayacak" dedi.
Kurt sözlerine, "Bizler eğer Meclise gitmiyorsak, halkımıza vermiş olduğumuz, 'ya özgürlük ya özgürlük' sözünü verdiğimiz içindir. Burada Kato Dağı eteklerinde meclise şu mesajı yolluyorum; Ya savaşsız bir özgürlük ya da görkemli bir direniş" diye devam etti.
Daha sonra KCK/TM davasından tutuklu BDP'li milletvekillerinin isimleri tek tek anons edilirken, "Mehmet Hatip Dicle kimdir?" diye anons edildiğinde, festivale katılanların tümü hep bir ağızdan, "benim" dedi. Daha sonra da Diyarbakır, Mardin ve Siirt cezaevlerinden siyasi tutukluların gönderdiği mesajlar okundu.
7/04/2011

devlet bahçeli kimin arkadaşlarını satma ile ilgili engin tecrübeye sahip olduğunu orada görmelidir
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, 12 Haziran seçimlerinin ardından partisinin ilk TBMM grubu toplantısında gündemdeki konuları değerlendirdi.
Seçimlerden sonra yaşanan boykot krizini de değerlendiren Bahçeli, TBMM'nin kriz üssü haline gelmesinin önümüzdeki sürecin çok şeylere gebe olduğunu kanıtladığını kaydetti. Türkiye'ye yakın coğrafyadaki ülkelerde yaşanan gelişmelere dikkat çeken Bahçeli, böyle bir ortamda yenilenen Meclis çatısı altında yemin ve boykot krizinin ortaya çıktığını ve demokrasi tarihine kara bir leke olarak geçtiğini kaydetti.
Yaşanan gelişmeleri AKP'nin kayıtsızlık ve vurdumduymazlık içinde izlediğini ifade eden Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın balkon konuşmasındaki üslup ve yaklaşımlarıyla daha sonraki tutum ve söylemleri arasında gece ile gündüz kadar fark oluştuğunu belirtti. Krizin çözülmemesi halinde millet iradesinin sorgulanması ve değersizleşmesinin kaçınılmaz olacağını da dile getiren
Bahçeli, "Tehlike bu kadar açık ve yakındır. İşin şakaya gelir tarafı, hafife alınacak yönü kalmamıştır. Yemin ve boykot krizinin görünürde üç sorumlusu olduğu ortadadır. Bunlardan birincisi, bölücülüğün siyasetteki uzantısı olan ve Kandil çetesini arkasına alarak barış ve özgürlük mücadelesi verdiğini iddia eden BDP'dir. İkincisi tutuklu milletvekillerinin serbest bırakılmamasını gerekçe gösteren ana muhalefet partisi CHP'dir. Üçüncüsü ise göz göre göre krizin geldiğini fark edemeyen ya da fark etse de sesini çıkarmayan ve bundan nemalanmanın arayışında olan AKP hükümetidir" diye konuştu.
"Herkes ortaya çıkan kaostan birinci derecede sorumludur"
Bahçeli, Hatip Dicle'nin durumunu da değerlendirdiği konuşmasında, Anayasa'nın 76'ncı maddesinin YSK ve bağımsız adaylar tarafından dikkate alınmadığını kaydetti. Bahçeli, "Her şey berrak biçimde ortadadır. Hukuken milletvekili seçilmesi mümkün olmayan bir kişinin seçime katılması için çaba gösteren herkes ortaya çıkan kaostan birinci derecede sorumludur. Kandan beslenen bölücü mihrakların, taraftarlarını sokağı işaret etmesi, silah ve dağı adres göstermeleri tam bir kepazeliktir ve Türkiye'nin şerefiyle açıkça oynamak anlamına gelecektir. Türk milletinin her önüne gelen tarafından azarlanmasını, hakir görülmesini ve dayatmalara boyun eğmeye zorlanmasını şiddetle ve nefretle reddettiğimizi duyurmak istiyorum" diye konuştu. Başbakan Erdoğan'a "bu isyan provaları karşısında neden sessiz ve tepkisizsin" diye soran Bahçeli, "İmralı'da yatan bebek katilinin serbest bırakılma şartları gün geçtikçe olgunlaşmaktadır. Merakımız ceviz ağacının altında sözde barışı konuştuklarını dile getirerek terör elçiliği yapanlar, acaba hayatlarında hiç Türk bayrağının altında şehitlerimizi ve gazilerimizi hatırlayacak bir ahde vefa örneği göstermişler midir" dedi.
"Başbakan Erdoğan sözde ustalık döneminin eşiğinde kararını vermeli ve tarafını belirlemelidir"
PKK militanlarına gerilla diyerek önem atfeden kalem sahipleri acaba ağızlarına vatan, bayrak ve şehit kelimelerini ne zaman alacaklardır" diye konuştu. Bahçeli şunları söyledi:
"Türk milletini savaş sözleriyle sindirmeye çalışan şimdi de 15 Temmuz randevusunu veren etnik bölücüler ne yaparlarsa yapsınlar emellerine ulaşamayacaklardır. Muhataplarını buradan uyarıyorum; kimse yanılıp yenilip boş hayallere kapılmasın. Bizim ne vazgeçecek insanımız ne de verecek bir çakıl taşımız vardır. Başbakan Erdoğan sözde ustalık döneminin eşiğinde kararını vermeli ve tarafını belirlemelidir."
2007 yılından bu yana milletin maruz kaldığı anayasa geriliminin bitirilmesi gerektiğine işaret eden Bahçeli, anayasa değişikliği konusunda partisinin 'kırmızı çizgileri'ni de yineledi. Bahçeli Anayasa'nın ilk üç maddesinin kendileri tarafından müzakere edilmesinin dahi mümkün olmadığını belirterek, "Herkes hesabını buna göre yapmalı ve ayağını denk almaladır. Aksi takdirde MHP Türk milletinin hak ve menfaatlerini korumak ve Türkiye Cumhuriyeti'ni yaşatmak için her fedakarlığı seve seve yapmaya hazırdır" dedi.
"Senden icazet mi alacaktık?"
Tutuklu milletvekillerinin durumunu değerlendiren Bahçeli, İstanbul Milletvekili Engin Alan'ın da diğer milletvekilleriyle aynı durumda olduğunu belirterek bu hukuk skandalının affı ve tarifinin mümkün olmadığını söyledi. Anayasa'nın 76'ncı maddesi ve Milletvekili Seçim Kanununun 11'nci maddeleri doğrultusunda Engin Alan ve benzer durumdaki milletvekillerinin milletvekili olmalarında herhangi bir engel bulunmadığını dile getiren Bahçeli, Başbakan Erdoğan'ın "Ne yapalım seçmeseydiniz" şeklindeki sözlerine yanıt verdi. Bahçeli "Senden icazet mi alacaktık? Sana mı danışacaktık? Bu kendini bilmez ve utanmaz zihniyet, geçmişte şahsını ilgilendiren kişiye özel anayasa değişikliğini pervasızca yapmıştı. Hukukun ilkelerini fütursuzca çiğnemiş ve CHP'de bu işe ortak olmuştu" dedi.
Kılıçdaroğlu'na yanıt: Önce aynaya bak
"AKP yargısı"nın izan ve insaf ölçülerinden tamamen uzaklaşarak kanun maddelerini keyfi şekilde yorumladığını belirten Bahçeli, Meclis'in daha yolun başından büyük bir açmazla karşı karşıya kaldığını söyledi. Bahçeli şöyle konuştu:
"Ancak hiçbir gerekçe Meclis'in boykot edilmesine ve Anayasa'nın 81'nci maddesindeki milletvekili yeminine aykırı hareket edilmesine mazeret teşkil etmeyecektir. Bu haliyle başta CHP olmak üzere, milletvekili yemini etmeyenlerin TBMM'nin saygınlığına fazlasıyla gölge düşürdüklerini bilmeleri lazımdır. Madem ortada bir yanlış vardır, o halde bir başka yanlışla bunun giderileceğini düşünmek hezeyandır ve Gazi Meclis'in taşıdığı yüksek erdeme hakarettir. Üstelik CHP Genel Başkanı'nın, Meclis'i protesto ederken; 'arkadaşlarımızı satmayız' sözleriyle bizi tariz yollu itham etmesi içine düştüğü ölçüsüzlüğün ve kafa karışıklığının bariz deşifresi olmuştur.Bize derme çatma siyasi delikanlılık gösterileri yapan Sayın Kılıçdaroğlu, önce aynaya bakmalı ve kimin arkadaşlarını satma ile ilgili engin tecrübeye sahip olduğunu orada görmelidir.Bizim boş laflara karnımız toktur.Milliyetçi Hareket Partisi, 91 yıllık mazisinde böylesine bir boykotla karşılaşmayan kutlu Meclis'i, tartıştıracak ve itibarını zedeleyecek hiçbir niyetin ve eylemin içinde olamaz ve olmayacaktır."
CHP'ye mektup tepkisi
CHP'nin yemin kriziyle ilgili uluslar arası kuruluşlara yazdığı mektubu da gündeme getiren Bahçeli, bunun son derece acı verici ve talihsiz olduğunu kaydetti. Bahçeli, mektubun yeni CHP'nin ruh halini ve meselelere hangi açıdan baktığını gösterdiğini savunarak siyasi partiler açısından en üst şikayet mercinin Türk milleti olduğunu belirtti. Bahçeli, "Başkent Ankara vizyonundan çıkarak, küresel çekim alanına kapılan CHP'nin, ülke içindeki siyasi ve hukuki meseleleri dünyaya afişe etmesi en az yemin krizi kadar ciddi ve önemli bir problemdir.Gazi Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu partinin bu içler acısı hali, geleneği ve siyasi geçmişi bakımından kırılma ve sapmadır.Bu nedenle CHP, partimize laf yetiştireceğine kendisine bakmalı ve bize akıl vermekten bir an önce vazgeçmelidir" diye konuştu.
Gül'e "davet" tepkisi
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün geçen haftaki davetini hatırlatan Bahçeli, Gül'ün tavrının Başbakan'la bir plan dahilinde hareket ettiğini gösterdiğini söyledi. Gül'ün davetinde AKP'nin yer almadığını, Meclis'te temsil edilen diğer siyasi partilerin davete muhatap olduğunu kaydeden Bahçeli, "Eğer AKP yemin ettiği gerekçesiyle davet edilmediyse, partimiz de aynı durumdadır o zaman bize yönelik bir çağrıya da gerek yoktur" dedi.
4 maddelik çıkış önerisi
İstendiği takdirde TBMM'nin bugünkü karanlık tablodan çıkışın tek adresi haline getirilebileceğini söyleyen Bahçeli Başbakan Erdoğan'ın "tükürdüklerini yalayacaklar" sözüne tepki gösterdi ve bu ifadenin bir Başbakan'a kesinlikle yakışmadığını söyledi. Ortaya çıkan emarelerin Başbakan'ın krizi istismar edeceğini gösterdiğini ifade eden Bahçeli, boykot krizinin çözülmesi için 4 maddelik öneri sundu. Bahçeli şunları söyledi:
"-Millet iradesinin heba edilmemesi ve milletimizin çekişmelerle oyalanmaması için yemin ve boykot krizinin tarafları bu eylemlerine bir an önce son vermeli ve Meclis'teki yerlerini almalıdırlar.
-Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde grubu bulunan bütün siyasi partilerden seçilecek temsilciler bir araya gelmeli, ahlaki ve tutarlılık gereğince tutuklu bulunan milletvekillerinin haklarını savunacak bir Meclis bildirisi için temel zemin oluşturmalıdırlar.
-Yürürlükteki yasal hükümler, tutuklu bulunan milletvekillerinin salıverilmesine engel değildir. Tutuklu milletvekillerinin önüne, Anayasanın 14. ve 83. maddelerini mani bir hal olarak çıkarmak zorlama ve yanlı bir tutum olacaktır. Yalnızca kanun ve anayasa hükümlerinin objektif kriterler çerçevesinde uygulanması ve iktidarın bu konuda ön ayak olması meseleyi kökünden çözecektir.
-Bunlara rağmen de bir çözüm ortaya çıkmıyorsa, Anayasanın 76. maddesine, tutukluyken seçilen milletvekillerinin durumlarını daha da netleştirecek ve serbest kalmalarını sağlayacak bir ifade ilave edilerek içinde bulunulan krizin ortadan kaldırılması mümkün olabilecektir."
"Engin Alan bölücülere karşı rehin olarak tutuluyorsa, hesabını sormak bizim için namus borcu olacaktır"
Bahçeli önerilerine rağmen tutuklu milletvekilleriyle ilgili adım atılmazsa o zaman bu kişilerin başka davalara denge unsuru olarak tutulmasının gündeme geleceğini belirterek, "İmralı, Silivri ve KCK arasında denge arayışları varsa ve mesela Sayın Engin Alan bölücülere karşı rehin olarak tutuluyorsa, er ya da geç bunun hesabını sormak bizim için namus borcu olacaktır. Bu borcu da Allah sağlık verdiği sürece mutlaka ödeyeceğimizden herkes emin olmalıdır. Geldiğimiz bugünkü aşamada; Türkiye'nin daha fazla hırpalanmaması ve milletimizin artan sorunlarının bir an önce çözülmesi amacıyla başta AKP olmak üzere, herkes sorumlu ve duyarlı hareket etmeli ve karşı karşıya olduğumuz bunalımı bertaraf etmek için güç birliği yapmalıdırlar. İnanıyorum ki, TBMM çatısı altında; iyi niyetli ve dürüst bir şekilde oluşturulacak uzlaşma zemininde, her güçlüğün üstesinden gelmek mümkün olacaktır.Yeter ki istensin, yeter ki karar verilsin ve irade gösterilsin" diye konuştu.
Bahçeli konuşmasının sonunda Meclis Başkanlığı seçimi yapılacağını hatırlatırken, MHP olarak adayları Tunca Toskay lehine oy kullanacaklarını söyledi.
7/01/2011

sebahat tuncel'den pkk bombacısına övgü zilan yoldaş sadece sisteme karşı kendi bedeninde bomba patlatmamış
Tunceli’de 30 Haziran 1996 tarihinde askerlerin bayrak merasimi sırasında hamile kadın kılığına girerek düzenlediği intihar saldırısıyla 8 askerin şehit olmasına, 29 askerin ise yaralanmasına yol açan Zilan kod adlı PKK’lı Zeynep Kınacı’nın Diyarbakır’daki anma etkinliğine BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel katıldı.
Zeynep Kınacı’nın mücadelesini kendi mücadeleleri olarak görmeleri gerektiğini belirten Tuncel, " 30 yılık mücadelede 18 bin gerilla yaşamını yitirmiştir. 30 yılda büyük emekler bedeller verildi. Bugün rahat siyaset yapmamızı, bu kadar rahat konuşmamızı bu arkadaşlarımıza borçluyuz" dedi.
Diyarbakır’ın Merkez Sur ilçesi Hasırlı mahallesi Özgür Yurttaş Derneği önünde Diyarbakır Kent Kadın Meclisi tarafından düzenlenen PKK’lı "Zilan" kod adlı Zeynep Kınacı’yı anma etkinliğine İstanbul’dan bağımsız seçildikten sonra BDP’ye katılan miletvekili Sebahat Tuncel de katıldı. 30 Haziran 1996 tarihinde Tunceli kent merkezinde Cumhuriyet meydanında bayrak merasimi yapan askerlerin arasına hamile kılığında girerek vücuduna sardığı bombaları patlatarak intihar saldırısı düzenleyerek 8 askerin şehit olmasına, 29 askerin de yaralanmasına yol açan PKK’lı Zeynep Kınacı ile çatışmalarda ölen kadın PKK’lıların fotoğrafları ile "özgürlük yaşamdır, yaşam kadındır" pankartı asıldı.
RAHATLIĞIMIZI YAŞAMINI YİTİREN 18 BİN GERİLLAYA BORÇLUYUZ
Kadınların yoğun ilgisiyle karşılanan BDP İstanbul milletvekili Sebahat Tuncel, PKK’lı Zeynep Kınacı’nın, Kürt ve kadın özgürlük hareketi açısından önemli isimlerden biri olduğunu iddia etti. Tuncel, "Zilan yoldaş özgürlük hareketi açısından önemli bir isimdir. Zilan yoldaş sadece sisteme karşı kendi bedeninde bomba patlatmamış, aynı zamanda erkek egemen sisteme karşı kadın mücadelesine önemli bir çıkış yapmıştır. Sadece Zilan değil, Kürt özgürlük tarihine baktığımızda binlerce sehidimiz var. 18 bin gerilla bu 30 yıllık mücadele yaşamını yitirmiştir. Bunların arasında binlerce kadın arkadaşımız var. Bizim bugun rahat siyaset yapmamızı, bu kadar rahat konuşmamızı bu mücadeleye ve bu arkadaşlarımıza borçluyuz. 30 yılda çok büyük emekler ve çok büyük bedeller verildi. Ancak halen yolumuz var" dedi.
MÜCADELESİNİ, MÜCADELEMİZ OLARAK GÖRMELİYİZ
Tunceli’de intihar saldırısı düzenleyen PKK’lı Zeynep Kınacıyı eyleminden dolayı öven Sebahat Tuncel, "Zilan yoldaşın canını ortaya koyarak sisteme karsı vücudunu bomba yapıp patlatmasını kendi mücadelemiz olarak görmeliyiz. Kadınlar halen bu sistem döngüsü içinde her gün aynı şeyi yapıyoruz. Gelin kaynanayı, kaynana gelini, gelin görümceyi sevmez. Biz kadınlar ne zaman kendimizi sevmeye baslarsak, birbirimizi seversek iste o zaman bu erkek egemen sınıfına karşı çok daha güçlü ve söz sahibi oluruz. O zaman biz sehitlerimizi anarken sadece onların önünde saygı ile eğilmekle değil, onların yaşam idollerini kendimize yaşam idolu olarak görmeliyiz" diye konuştu.
Konuşmalardan sonra, Zeynep Kınacı’nın kendi sesinde hayatını ve hayatından kesitleri yansıtan slayt gosterisi düzenlendi. Dicle Fırat Kültür Merkezi sanatçıları PKK’lı Zeynep Kınacı için bestelenen türküleri okurken, anmaya katılanlar "şehitler ölmez", "yaşasın başkan Apo" sloganları attı.
DHA
6/25/2011

demokrasiden bahseden bir kişinin ana muhalefet liderini dinlemesi gerekirmi gerekmezmi
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, TİM'in 18. Olağan Genel Kurulu'nda konuşmasını yapıp salondan ayrılmasından sonra kürsüye çıkan Kılıçdaroğlu, demokrasiden, özgürlükten, hukukun üstünlüğünden söz edildiğini belirterek, şunları söyledi:
''Demokrasiden söz eden bir kişinin ana muhalefet partisi başkanını dinlemesi gerekir mi, gerekmez mi? Demokrasi bu mu? Eğer demokrasiden söz ediyorsak karşıt düşünceleri dinleme tahammülümüzün olması gerekir. Karşıt düşünceleri dinlemeyip kendi kendinize propaganda yapıp sonra meydanı bırakıp gidiyorsak bu olmaz. Önce bir doğrunun altını çizmemiz lazım. Muhalefet önemli. Ben de biliyorum önemli. Her ülkede iktidar olur ama sadece demokrasilerde muhalefet olur. O nedenle demokrasi söylemimizin inandırıcı olması için eylemlerimizle söylemlerimizin tutarlı olması lazım. Konuşacağım ama konuştuğumun gereğini yapmayacağım. Kusura bakmasınlar birbirimizi kandırmayalım.''
Kılıçdaroğlu, 2023'de 500 milyar dolarlık ihracat hedefini desteklediklerini, Mecliste ihracatçıların önündeki engellerin tümünün karşısında olacaklarını, her türlü desteği vereceklerini kaydetti.
Kılıçdaroğlu, seçim sürecinde ekonomiyle ilgili zamanında alınması gereken kararların alınmadığını, seçimden sonraya bırakıldığını savunarak, ''Bağımsız özel kuruluşla seçim sürecinde karar almadılar. Ne zaman karar aldılar? Ekonomiyi ne zaman soğutmaya başladılar, seçim bitti ondan sonra. Demek ki bu kurumlar bizim anladığımız anlamda kurumlar değil. Siyasal iktidarın güdümüne giren kurumlar sağlıklı çalışamazlar. O zaman en büyük zararı iş adamları görür'' diye konuştu.
"Demokrasi açığı büyüyor"
Başbakan Erdoğan'ın konuşmasında 1946 ve 1950'lerden bahsetmesine atıfta bulunarak, "Demokrasiden söz ettik, yine 1946'lardan başladık. Nereden başlarsak başlayalım, bugünü görmemiz lazım. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez sorunlu bir meclis açılıyor. Sorunları olan bir meclis açılıyor. Dönüp bakmamız lazım. Bu sorunları yaratan kim? Ana muhalefet partisi mi? Yoksa iktidar mı? Peki bu sorunlar bilinmiyor muydu? Niye sorunları çözmek için çaba harcamadınız?" diye sordu. Demokrasi açığının büyüdüğünü belirten Kılıçdaroğlu, "Yasama, yargı, yürütme denen üç kurum var demokrasilerde. Çağdaş demokrasilerde dördüncü kurum medya. Bana kim Türkiye'de medyanın üzerinde baskı olmadığını söyleyebilir? Kimse söyleyemez. Medyanın üzerinde ciddi bir baskı var. Medyada baskı varsa, halkın sağlıklı bilgi edinme hakkı yoktur. Yargının bağımsız olduğunu kim söyleyebilir. Bana bir Allah'ın kulu çıkıp desin ki, 'Türkiye'de yargı bağımsızdır.' Efendim Türkiye kanun devleti. Hukuk farklı bir şeydir. Kanun fakülteleri yoktur, hukuk fakülteleri vardır. Kanunların üstünlüğü yoktur, hukukun üstünlüğü vardır" dedi.
Haberal ve Balbay'ın tahliye talebine reddine tepki
Kılıçdaroğlu, 12 Haziran seçimleri ile milletvekili seçilen Mehmet Haberal ve Mustafa Balbay'ın tahliye taleplerinin, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmesine tepki gösterdi. Milletin iradesine darbe vurulduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
"Her yurttaşın seçme, seçilme hakkı vardır. Gittiniz cumhuriyet başsavcılığına başvurdunuz, 'milletvekili adayı olmak istiyorum' dediniz. 'Engel yok' dediler. Gidiyorsunuz istediğiniz parti hangisiyle başvuruyorsunuz belgelerle beraber. Seçiyorlar sizi, YSK'ya ilgili parti bildiriyor. YSK bakıyor belgelere, soruşturuyor, 'tamam senin aday olmanda engel yok' diyor. Bunun üzerine halk seni milletvekili seçiyor. Geliyor yine YSK'ya gidiyor. YSK onaylıyor, Resmi Gazete'ye gönderiyor. Bununla birlikte YSK TBMM'ye de bildiriyor. Hakkınızda verilmiş bir hüküm yok. Sadece tutuklusunuz. Niçin tutuklusunuz? O da meçhul, ama tutuklusunuz. Bu kişinin parlamentoda yemin etmesi lazım. Seçilmiş. Yüksek Seçim Kurulu onaylamış. TBMM'ye bildirilmiş, mazbatasını almış. Hiçbir sorun yok. 'Sen kusura bakma TBMM'ye gidip yemin edemezsin.' Niçin? Deliller toplanmadı. Üç yıldır deliller toplanmadı. Kim delilleri toplamadı. İktidar ne güne duruyor. Deliller toplanmadı ama ben seni yargılıyorum. Yarın onun lehine bir karar çıkarsa ne olacak? Hayır kanunlar böyle değil. Hukuk devletinde özel yetkili mahkeme olmaz. Demokrasinin kalitesi bu mu? Siz, Cumhuriyet tarihinde olmayan şeyleri yapıyorsunuz."
"Yargıçlar davalara kan davası gibi bakmasın"
Ergenekon kapsamında tutuklu bulunan gazeteci Ahmet Şık'ın kitap taslağının toplatılmasını da eleştiren Kılıçdaroğlu, "Bana söyleyin. Bütün cumhuriyet tarihi boyunca, yazılmamış taslak kitap dolayısı ile tutuklama ve hapse atılma hangi iktidar döneminde oldu? Bunun adına ileri demokrasi diyorlar. Niye birbirimizi kandırıyoruz?" diye sordu. Başbakan'ın Anayasa çağrısına da değinen Kılıçdaroğlu, "Referandumdan hemen sonra söyledim. Buyurun çağrı yapın. Parlamentoda bir ekip oluşsun, anayasa değişikliği için yol alalım. Sayın Erdoğan 'bizim gündemimizde anayasa değişikliği yok' dedi. Şimdi anayasa yapalım diyor, eyvallah. Anayasa değişikliği konusunda en net görüşlerini kamuoyuyla paylaşan tek parti CHP'dir. Bizim görüşlerimiz belli. Evrensel hukuk neyi gerektiriyorsa onu yapacağız" diye konuştu. Kılıçdaroğlu, "Yargıçların bir davaya bakarken, kan davası gibi bakmamalılar" yorumunu yaptı.
"Milletin iradesine darbe vuruyorsunuz"
Başbakan'ın konuşmasında "halkın iradesi" konusuna vurgu yapmasına atıfta bulunan Kılıçdaroğlu, CHP'den milletvekili seçilen Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal'a işaret ederek, "Bunları kim seçti? Yurt dışından gelenler mi seçti. Bu ülkenin insanları seçti. Bu ülkenin insanlarının seçtiği insanların iradelerine darbe vuruyorsunuz. Birbirimizi kandırmayalım. Demokrasi ve hukukun üstünlüğü sadece Türkiye'ye özgü değil. İnsanın olduğu her yerde olması gereken temel kuraldır. Benim seçme seçilme hakkıma sınır getiren bir düzenleme varsa, bu düzenleme insan haklarına aykırıdır. Demokrasi kalitesi herkes için geçerlidir" diye konuştu.
Eylemler ve söylemlerin tutarlı olması gerektiğinin altını çizen Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Buyursun bir işadamı hükümeti eleştirsin bakalım. Başına ne gelecek görelim. Böyle demokrasi olur mu? Bir işadamı özel bir sohbette 'CHP Birinci parti olabilir' demiş. O kadar. Vay sen misin onu söyleyen. Bir partinin birinci olacağını düşünmek ne zamandan beri bu ülkede suç olmaya başladı. Tarafsız olan bertaraf olur, hangi demokraside vardır böyle bir söylem. Hem bunları söyleyeceksiniz. Sonra da 'demokrasi hukuk istedik olmuyor' diyeceksiniz. Kim yapmıyor? Siz getirdiniz de biz karşı mı çıktık? Yargıda ciddi sorunlarımız var. Biz CHP olarak demokrasi, hukuk, insan hakları, kadın-erkek eşitliği, AB'ye tam üyelik süreci için elimizden gelen her türlü çabayı gösteriyoruz. Bugün 60'a yakın gazetecinin hapiste olduğu bir ülkeyi, Batı'da gidip 'bizde demokrasi var' diye anlatamazsınız."
cumhuriyet portal
''Demokrasiden söz eden bir kişinin ana muhalefet partisi başkanını dinlemesi gerekir mi, gerekmez mi? Demokrasi bu mu? Eğer demokrasiden söz ediyorsak karşıt düşünceleri dinleme tahammülümüzün olması gerekir. Karşıt düşünceleri dinlemeyip kendi kendinize propaganda yapıp sonra meydanı bırakıp gidiyorsak bu olmaz. Önce bir doğrunun altını çizmemiz lazım. Muhalefet önemli. Ben de biliyorum önemli. Her ülkede iktidar olur ama sadece demokrasilerde muhalefet olur. O nedenle demokrasi söylemimizin inandırıcı olması için eylemlerimizle söylemlerimizin tutarlı olması lazım. Konuşacağım ama konuştuğumun gereğini yapmayacağım. Kusura bakmasınlar birbirimizi kandırmayalım.''
Kılıçdaroğlu, 2023'de 500 milyar dolarlık ihracat hedefini desteklediklerini, Mecliste ihracatçıların önündeki engellerin tümünün karşısında olacaklarını, her türlü desteği vereceklerini kaydetti.
Kılıçdaroğlu, seçim sürecinde ekonomiyle ilgili zamanında alınması gereken kararların alınmadığını, seçimden sonraya bırakıldığını savunarak, ''Bağımsız özel kuruluşla seçim sürecinde karar almadılar. Ne zaman karar aldılar? Ekonomiyi ne zaman soğutmaya başladılar, seçim bitti ondan sonra. Demek ki bu kurumlar bizim anladığımız anlamda kurumlar değil. Siyasal iktidarın güdümüne giren kurumlar sağlıklı çalışamazlar. O zaman en büyük zararı iş adamları görür'' diye konuştu.
"Demokrasi açığı büyüyor"
Başbakan Erdoğan'ın konuşmasında 1946 ve 1950'lerden bahsetmesine atıfta bulunarak, "Demokrasiden söz ettik, yine 1946'lardan başladık. Nereden başlarsak başlayalım, bugünü görmemiz lazım. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez sorunlu bir meclis açılıyor. Sorunları olan bir meclis açılıyor. Dönüp bakmamız lazım. Bu sorunları yaratan kim? Ana muhalefet partisi mi? Yoksa iktidar mı? Peki bu sorunlar bilinmiyor muydu? Niye sorunları çözmek için çaba harcamadınız?" diye sordu. Demokrasi açığının büyüdüğünü belirten Kılıçdaroğlu, "Yasama, yargı, yürütme denen üç kurum var demokrasilerde. Çağdaş demokrasilerde dördüncü kurum medya. Bana kim Türkiye'de medyanın üzerinde baskı olmadığını söyleyebilir? Kimse söyleyemez. Medyanın üzerinde ciddi bir baskı var. Medyada baskı varsa, halkın sağlıklı bilgi edinme hakkı yoktur. Yargının bağımsız olduğunu kim söyleyebilir. Bana bir Allah'ın kulu çıkıp desin ki, 'Türkiye'de yargı bağımsızdır.' Efendim Türkiye kanun devleti. Hukuk farklı bir şeydir. Kanun fakülteleri yoktur, hukuk fakülteleri vardır. Kanunların üstünlüğü yoktur, hukukun üstünlüğü vardır" dedi.
Haberal ve Balbay'ın tahliye talebine reddine tepki
Kılıçdaroğlu, 12 Haziran seçimleri ile milletvekili seçilen Mehmet Haberal ve Mustafa Balbay'ın tahliye taleplerinin, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmesine tepki gösterdi. Milletin iradesine darbe vurulduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
"Her yurttaşın seçme, seçilme hakkı vardır. Gittiniz cumhuriyet başsavcılığına başvurdunuz, 'milletvekili adayı olmak istiyorum' dediniz. 'Engel yok' dediler. Gidiyorsunuz istediğiniz parti hangisiyle başvuruyorsunuz belgelerle beraber. Seçiyorlar sizi, YSK'ya ilgili parti bildiriyor. YSK bakıyor belgelere, soruşturuyor, 'tamam senin aday olmanda engel yok' diyor. Bunun üzerine halk seni milletvekili seçiyor. Geliyor yine YSK'ya gidiyor. YSK onaylıyor, Resmi Gazete'ye gönderiyor. Bununla birlikte YSK TBMM'ye de bildiriyor. Hakkınızda verilmiş bir hüküm yok. Sadece tutuklusunuz. Niçin tutuklusunuz? O da meçhul, ama tutuklusunuz. Bu kişinin parlamentoda yemin etmesi lazım. Seçilmiş. Yüksek Seçim Kurulu onaylamış. TBMM'ye bildirilmiş, mazbatasını almış. Hiçbir sorun yok. 'Sen kusura bakma TBMM'ye gidip yemin edemezsin.' Niçin? Deliller toplanmadı. Üç yıldır deliller toplanmadı. Kim delilleri toplamadı. İktidar ne güne duruyor. Deliller toplanmadı ama ben seni yargılıyorum. Yarın onun lehine bir karar çıkarsa ne olacak? Hayır kanunlar böyle değil. Hukuk devletinde özel yetkili mahkeme olmaz. Demokrasinin kalitesi bu mu? Siz, Cumhuriyet tarihinde olmayan şeyleri yapıyorsunuz."
"Yargıçlar davalara kan davası gibi bakmasın"
Ergenekon kapsamında tutuklu bulunan gazeteci Ahmet Şık'ın kitap taslağının toplatılmasını da eleştiren Kılıçdaroğlu, "Bana söyleyin. Bütün cumhuriyet tarihi boyunca, yazılmamış taslak kitap dolayısı ile tutuklama ve hapse atılma hangi iktidar döneminde oldu? Bunun adına ileri demokrasi diyorlar. Niye birbirimizi kandırıyoruz?" diye sordu. Başbakan'ın Anayasa çağrısına da değinen Kılıçdaroğlu, "Referandumdan hemen sonra söyledim. Buyurun çağrı yapın. Parlamentoda bir ekip oluşsun, anayasa değişikliği için yol alalım. Sayın Erdoğan 'bizim gündemimizde anayasa değişikliği yok' dedi. Şimdi anayasa yapalım diyor, eyvallah. Anayasa değişikliği konusunda en net görüşlerini kamuoyuyla paylaşan tek parti CHP'dir. Bizim görüşlerimiz belli. Evrensel hukuk neyi gerektiriyorsa onu yapacağız" diye konuştu. Kılıçdaroğlu, "Yargıçların bir davaya bakarken, kan davası gibi bakmamalılar" yorumunu yaptı.
"Milletin iradesine darbe vuruyorsunuz"
Başbakan'ın konuşmasında "halkın iradesi" konusuna vurgu yapmasına atıfta bulunan Kılıçdaroğlu, CHP'den milletvekili seçilen Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal'a işaret ederek, "Bunları kim seçti? Yurt dışından gelenler mi seçti. Bu ülkenin insanları seçti. Bu ülkenin insanlarının seçtiği insanların iradelerine darbe vuruyorsunuz. Birbirimizi kandırmayalım. Demokrasi ve hukukun üstünlüğü sadece Türkiye'ye özgü değil. İnsanın olduğu her yerde olması gereken temel kuraldır. Benim seçme seçilme hakkıma sınır getiren bir düzenleme varsa, bu düzenleme insan haklarına aykırıdır. Demokrasi kalitesi herkes için geçerlidir" diye konuştu.
Eylemler ve söylemlerin tutarlı olması gerektiğinin altını çizen Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Buyursun bir işadamı hükümeti eleştirsin bakalım. Başına ne gelecek görelim. Böyle demokrasi olur mu? Bir işadamı özel bir sohbette 'CHP Birinci parti olabilir' demiş. O kadar. Vay sen misin onu söyleyen. Bir partinin birinci olacağını düşünmek ne zamandan beri bu ülkede suç olmaya başladı. Tarafsız olan bertaraf olur, hangi demokraside vardır böyle bir söylem. Hem bunları söyleyeceksiniz. Sonra da 'demokrasi hukuk istedik olmuyor' diyeceksiniz. Kim yapmıyor? Siz getirdiniz de biz karşı mı çıktık? Yargıda ciddi sorunlarımız var. Biz CHP olarak demokrasi, hukuk, insan hakları, kadın-erkek eşitliği, AB'ye tam üyelik süreci için elimizden gelen her türlü çabayı gösteriyoruz. Bugün 60'a yakın gazetecinin hapiste olduğu bir ülkeyi, Batı'da gidip 'bizde demokrasi var' diye anlatamazsınız."
cumhuriyet portal
6/24/2011

yurtsever bir yazar olarak ülkeme hizmet etmek için özgürlüğümü istiyorum
İkinci Ergenekon davasının tutuklu sanığı Cumhuriyet gazetesi yazarı Mustafa Balbay'ın avukatı, müvekkilinin milletvekili seçilmesinin ardından tahliyesine ilişkin yapılan başvurunun İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince reddedilmesine itirazda bulundu.
Balbay'ın avukatı, itiraz dilekçesini İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine sundu.
Dilekçede, ''Mahkeme tüm tahliye taleplerimizi birlikte değerlendirmeyerek kanuna açıkça aykırı davranmıştır'' denildi.
Mahkemenin, değerlendirme ve kararını vermesi için bir üst mahkeme olan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesine yönlendirdiği 11 sayfalık dilekçede, 2 yılı aşkın süredir tutuklu bulunan Balbay'ın TBMM'deki görevine başlayabilmesi için yemin etmesi gerektiği, mecliste sürekli olarak Türk milletini temsil edecek olması nedeniyle kaçma ve delilleri karartma şüphesinin ortadan kalktığı belirtildi.
Bugüne kadar yapılan tahliye taleplerinin genel nitelikteki basmakalıp gerekçelerle reddedildiği anlatılan ve mahkemenin ret kararının gerekçelerine yer verilen dilekçede, Balbay'ın tutukluluk halinin devamına ilişkin mahkemenin verdiği karar dayanaklarının hukuki temeli bulunmadığı ve 26 Aralık 2009 tarihinden beri Balbay'ın tahliyesi yönünde oy kullanan Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün'ün bu karara muhalefet ettiği aktarıldı.
Mustafa Balbay'ın tutukluluk halinin devamına yönelik kararın Anayasa, Ceza Muhakemeleri Kanunu (CMK) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarına aykırı olduğu öne sürülen dilekçede, şu ifadelere yer verildi:
''Bir yargılama tedbiri olan tutuklama, müvekkilimizin milletvekili sıfatı kazanması ve yargılamanın geldiği aşama itibariyle, müvekkilimiz bakımından artık önceden cezalandırma haline geldiği gibi milletvekilliği görevine başlamasına de engel teşkil etmektedir. Mahkeme tüm tahliye taleplerimizi birlikte değerlendirmeyerek kanuna açıkça aykırı davranmıştır. Mahkeme tutuklu yargılamayı esas olarak görmekte ve tahliye taleplerimizi bu yönde değerlendirmektedir. TBMM çalışmalarına katılıp yasama görevini yapması ant içmesine bağlıdır. Hal böyle iken, milletin iradesini temsil eden müvekkilimizin yasama dokunulmazlığından yararlanamayarak mecliste yemin edememesi Anayasa'nın 83. maddesi hükmünün ruhuna aykırıdır.''
''14. maddede suç tanımı yapılmamıştır"
Anayasa'nın 14. maddesinde bir suç tanımının yapılmadığı ve Anayasa'da yer alan hak ve hürriyetlerin hangi amaçlarla kullanılmayacağının genel ifadelerle belirtildiği kaydedilen dilekçede, ''Mahkemenin, Anayasa'nın bu hükmünü yorumlamak suretiyle yeni bir suç yarattığı görülecektir. Ceza hukukunun en temel prensiplerinden biri de kıyas ve yorum yasağıdır. Mahkeme, Anayasa hükmünü geniş yorumlayarak ceza hukukunun ruhuna aykırı davranmıştır. Sadece suç isnadı ile aleyhine herhangi bir hüküm verilmemiş müvekkilimizin milletin iradesini temsil edememesi hukuka ve kamu vicdanına aykırıdır'' denildi.
Mahkemenin verdiği kararda emsal olarak gösterdiği davalarda, öncelikle verilmiş bir hüküm bulunmadığı ve bu kararların yargılamanın durdurulmasına ilişkin kararlar olduğu öne sürülen dilekçede, ''Dilekçemiz incelendiğinde, yargılamanın durdurulması gibi bir talebimiz olmadığı açıkça görülecektir. Tahliye talebimizin reddi gerekçesini oluşturan kararların emsal niteliği olmadığı açıktır. Anayasa'nın en temel ilkelerinden olan masumiyet karinesi müvekkilimiz açısından göz ardı edilmektedir'' ifadelerine yer verildi.
Ret kararının yasa ve usule aykırı olduğu belirtilen dilekçede, milletvekili Sebahat Tuncel hakkında daha önce İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince verilen tahliye kararının da emsal karar olduğu aktarıldı.
İkinci Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından Prof. Dr. Mehmet Haberal'ın avukatı da, müvekkilinin milletvekili seçilmesinin ardından tahliyesine ilişkin başvurunun reddine itiraz etti.
Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesine gelen Haberal'ın avukatı Dilek Helvacı, müvekkilinin tutukluluk halinin devamına ilişkin karara karşı itirazlarını içeren dilekçesini, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine sundu.
İtirazlar, üst mahkeme olan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından değerlendirilecek.
Balbay: Ülkeme hizmet etmek için özgürlüğümü istiyorum
İkinci ''Ergenekon'' davasının tutuklu sanığı Cumhuriyet Gazetesi yazarı Mustafa Balbay, ''CHP İzmir Milletvekili ve yurtsever bir yazar olarak ülkesine hizmet etmek için özgürlüğünü istediğini, ancak mahkemenin buna yasak koyduğunu'' bildirdi.
Balbay, avukatları aracılığıyla basına ulaştırdığı açıklamasında, mahkemenin kararını bütün duygularını bir kenara koyup dinlediğini ve okuduğunu belirterek, kararla, millet iradesinin, TBMM'nin yasama gücü ve işlevinin, siyasi partilerin demokrasinin vazgeçilmez unsurları olduğu ilkesinin hiçe sayıldığını savundu.
Başta ''masumiyet karinesi'' ve ''tutuksuz yargılama esastır'' ilkesi olmak üzere, bütün temel hukuk kurallarının hiçe sayıldığını öne süren Balbay, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
''Tutukluluğumun devamına karar veren üyeler, benim tahliye talebimi okumamış. Ben, milletvekili seçildiğim için tahliye istemedim. Mahkemenin, 'kaçma', 'delilleri karartma' gibi gerekçelerinin gelinen noktada mahkeme açısından da ortadan kalktığını ifade ettim. Ben, CHP İzmir Milletvekili ve yurtsever bir yazar olarak ülkeme hizmet etmek için özgürlüğümü istiyorum. Mahkeme heyeti buna yasak koyuyor. Türkiye'de ilk kez hakkında hiçbir mahkumiyet kararı olmayan bir milletvekili, kanıtlanmamış iddialar nedeniyle hapiste tutulmaktadır. Bu, olağanüstü bir durumdur. Bu, yargının demokrasiye, demokrasinin en önemli kurumu olan Meclis'e müdahalesidir. Her şeye rağmen demir parmaklıkların arkasında adaleti bekliyorum.''
cumhuriyet portal
Balbay'ın avukatı, itiraz dilekçesini İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine sundu.
Dilekçede, ''Mahkeme tüm tahliye taleplerimizi birlikte değerlendirmeyerek kanuna açıkça aykırı davranmıştır'' denildi.
Mahkemenin, değerlendirme ve kararını vermesi için bir üst mahkeme olan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesine yönlendirdiği 11 sayfalık dilekçede, 2 yılı aşkın süredir tutuklu bulunan Balbay'ın TBMM'deki görevine başlayabilmesi için yemin etmesi gerektiği, mecliste sürekli olarak Türk milletini temsil edecek olması nedeniyle kaçma ve delilleri karartma şüphesinin ortadan kalktığı belirtildi.
Bugüne kadar yapılan tahliye taleplerinin genel nitelikteki basmakalıp gerekçelerle reddedildiği anlatılan ve mahkemenin ret kararının gerekçelerine yer verilen dilekçede, Balbay'ın tutukluluk halinin devamına ilişkin mahkemenin verdiği karar dayanaklarının hukuki temeli bulunmadığı ve 26 Aralık 2009 tarihinden beri Balbay'ın tahliyesi yönünde oy kullanan Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün'ün bu karara muhalefet ettiği aktarıldı.
Mustafa Balbay'ın tutukluluk halinin devamına yönelik kararın Anayasa, Ceza Muhakemeleri Kanunu (CMK) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarına aykırı olduğu öne sürülen dilekçede, şu ifadelere yer verildi:
''Bir yargılama tedbiri olan tutuklama, müvekkilimizin milletvekili sıfatı kazanması ve yargılamanın geldiği aşama itibariyle, müvekkilimiz bakımından artık önceden cezalandırma haline geldiği gibi milletvekilliği görevine başlamasına de engel teşkil etmektedir. Mahkeme tüm tahliye taleplerimizi birlikte değerlendirmeyerek kanuna açıkça aykırı davranmıştır. Mahkeme tutuklu yargılamayı esas olarak görmekte ve tahliye taleplerimizi bu yönde değerlendirmektedir. TBMM çalışmalarına katılıp yasama görevini yapması ant içmesine bağlıdır. Hal böyle iken, milletin iradesini temsil eden müvekkilimizin yasama dokunulmazlığından yararlanamayarak mecliste yemin edememesi Anayasa'nın 83. maddesi hükmünün ruhuna aykırıdır.''
''14. maddede suç tanımı yapılmamıştır"
Anayasa'nın 14. maddesinde bir suç tanımının yapılmadığı ve Anayasa'da yer alan hak ve hürriyetlerin hangi amaçlarla kullanılmayacağının genel ifadelerle belirtildiği kaydedilen dilekçede, ''Mahkemenin, Anayasa'nın bu hükmünü yorumlamak suretiyle yeni bir suç yarattığı görülecektir. Ceza hukukunun en temel prensiplerinden biri de kıyas ve yorum yasağıdır. Mahkeme, Anayasa hükmünü geniş yorumlayarak ceza hukukunun ruhuna aykırı davranmıştır. Sadece suç isnadı ile aleyhine herhangi bir hüküm verilmemiş müvekkilimizin milletin iradesini temsil edememesi hukuka ve kamu vicdanına aykırıdır'' denildi.
Mahkemenin verdiği kararda emsal olarak gösterdiği davalarda, öncelikle verilmiş bir hüküm bulunmadığı ve bu kararların yargılamanın durdurulmasına ilişkin kararlar olduğu öne sürülen dilekçede, ''Dilekçemiz incelendiğinde, yargılamanın durdurulması gibi bir talebimiz olmadığı açıkça görülecektir. Tahliye talebimizin reddi gerekçesini oluşturan kararların emsal niteliği olmadığı açıktır. Anayasa'nın en temel ilkelerinden olan masumiyet karinesi müvekkilimiz açısından göz ardı edilmektedir'' ifadelerine yer verildi.
Ret kararının yasa ve usule aykırı olduğu belirtilen dilekçede, milletvekili Sebahat Tuncel hakkında daha önce İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince verilen tahliye kararının da emsal karar olduğu aktarıldı.
İkinci Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından Prof. Dr. Mehmet Haberal'ın avukatı da, müvekkilinin milletvekili seçilmesinin ardından tahliyesine ilişkin başvurunun reddine itiraz etti.
Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesine gelen Haberal'ın avukatı Dilek Helvacı, müvekkilinin tutukluluk halinin devamına ilişkin karara karşı itirazlarını içeren dilekçesini, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine sundu.
İtirazlar, üst mahkeme olan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından değerlendirilecek.
Balbay: Ülkeme hizmet etmek için özgürlüğümü istiyorum
İkinci ''Ergenekon'' davasının tutuklu sanığı Cumhuriyet Gazetesi yazarı Mustafa Balbay, ''CHP İzmir Milletvekili ve yurtsever bir yazar olarak ülkesine hizmet etmek için özgürlüğünü istediğini, ancak mahkemenin buna yasak koyduğunu'' bildirdi.
Balbay, avukatları aracılığıyla basına ulaştırdığı açıklamasında, mahkemenin kararını bütün duygularını bir kenara koyup dinlediğini ve okuduğunu belirterek, kararla, millet iradesinin, TBMM'nin yasama gücü ve işlevinin, siyasi partilerin demokrasinin vazgeçilmez unsurları olduğu ilkesinin hiçe sayıldığını savundu.
Başta ''masumiyet karinesi'' ve ''tutuksuz yargılama esastır'' ilkesi olmak üzere, bütün temel hukuk kurallarının hiçe sayıldığını öne süren Balbay, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
''Tutukluluğumun devamına karar veren üyeler, benim tahliye talebimi okumamış. Ben, milletvekili seçildiğim için tahliye istemedim. Mahkemenin, 'kaçma', 'delilleri karartma' gibi gerekçelerinin gelinen noktada mahkeme açısından da ortadan kalktığını ifade ettim. Ben, CHP İzmir Milletvekili ve yurtsever bir yazar olarak ülkeme hizmet etmek için özgürlüğümü istiyorum. Mahkeme heyeti buna yasak koyuyor. Türkiye'de ilk kez hakkında hiçbir mahkumiyet kararı olmayan bir milletvekili, kanıtlanmamış iddialar nedeniyle hapiste tutulmaktadır. Bu, olağanüstü bir durumdur. Bu, yargının demokrasiye, demokrasinin en önemli kurumu olan Meclis'e müdahalesidir. Her şeye rağmen demir parmaklıkların arkasında adaleti bekliyorum.''
cumhuriyet portal

hani halk en büyük güçtü bunları başka bir ülkenin halkımı seçti?
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP’den milletvekili seçilen ve Ergenekon davası kapsamında tutuklu bulunan Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal’ın tahliye taleplerinin reddedilmesine tepki göstererek “Demokrasiye, özgürlüğe ve halkın iradesine indirilen bu darbenin karşısında asla sessiz kalmayacağız. Parlamento zemininde sonuç alıncaya kadar mücadelemizi kararlılıkla ve azimle sürdüreceğiz” dedi.
Balbay ve Haberal’ın tahliye taleplerinin İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmesi üzerine CHP Merkez Yönetim Kurulu, (MYK) parti genel merkezinde olağanüstü toplandı. Toplantıya Ankara dışında olan CHP’nin hukukçu Genel Başkan Yardımcıları Süheyl Batum ve Sezgin Tanrıkulu ile Sena Kaleli katılamazken CHP’nin yeni seçilen hukukçu milletvekilleri İlhan Cihaner, Rıza Türmen ve Emine Ülker Tarhan ile Atilla Kart toplantıya katılarak MYK üyelerine bilgi verdi. Yaklaşık 3 saat süren toplantının ardından CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bir basın toplantısı düzenledi. Kılıçdaroğlu’nun açıklaması sırasında toplantıya katılan MYK üyeleri de kürsüde hazır bulundu.
“3 YILDIR DELİLLERİ TOPLAMAK İÇİN CHP Mİ GÖREVLİYDİ?”
Demokrasilerde halkın iradesinin çok önemli olduğunu, halkın iradesini de Meclis’in temsil ettiğini belirten Kılıçdaroğlu, milletvekillerinin hangi koşullarda Meclis’e seçileceklerinin açık olduğunu, adayların milletvekili olmalarında sakınca bulunmadığına dair belgenin Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) teslim edildiğini ve YSK’nın da “Milletvekili seçilmelerinde sakınca yoktur” şeklinde görüş bildirdiğini anlattı. Milletvekillerinin seçilmelerinin ardından milletvekili seçilenlerin Resmi Gazete’de yayımlandığını ve bunun ardından milletvekillerinin Meclis’te yemin ettiklerini kaydeden Kılıçdaroğlu, “İki arkadaşımızın kesinlikle hiçbir mahkumiyetleri yok. Milletvekili seçilmelerinde hiçbir engel yok. Resmi Gazete’de yayımlanmış, TBMM’ye bildirilmiş, bildiren organ YSK, o da bir üst yargı organı, onun üstünde itiraz edecek başka makam da yok” dedi.
Mahkemenin Balbay ve Haberal’ı “Deliller toplanamadı, o nedenle serbest kalamazlar” kararı verdiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, “3 yıldır delilleri toplamak için CHP mi görevliydi? Hangi ülkede, hangi demokrasinin, evrensel hukuk kurallarının geçerli olduğu ülkede 3 yıldır insanları içeri atacaksınız, ‘Efendim deliller toplanamadı.' 20 yıl olsa 20 yıl da mı içeride kalacaklar?” diye sordu.
“KARAR HALKIN İRADESİNE DARBEDİR, SÜKUNETLE İTİRAZI BEKLEYECEĞİZ”
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün TBMM’nin açılış konuşmasında tutukluluk sürelerinin uzamasının kendisini de rahatsız ettiğini söylediğini anımsatan Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu arkadaşlarımız hiçbir zaman dokunulmazlık istemiyorlar, bizi yargılayın demiyorlar. Hiç kimse dokunulmazlıkların arkasına saklanmıyor. Eğer siz bunların gelip yemin etmelerine, milletvekili olarak parlamentoya gelmelerine engel koyarsanız siz, halkın iradesini yok sayarsınız. Hani halk en büyük güçtü? Bunları başka bir ülkenin halkı mı seçti? Bizim ülkemizin halkı seçti. Halkın iradesine saygı gösterecekseniz, bu yargı kararı, halkın iradesine vurulan bir darbedir, bunun bilinmesi lazım. Biz sükunetle itiraz sonucunu bekleyeceğiz. Ve umuyoruz ki evrensel hukuk galip gelir. Bu ülkede yargıçlar da vardır diyebileceğimiz bir ortam tesis eder. Halkın iradesine saygı duymayan, yargı aracılığıyla ben politikayı nasıl dizayn ederim diye yola çıkanların ayıplandığı bir karar ortaya çıkmış olur. Arzumuz bu. Hukuk, demokrasi egemen olsun bu ülkede. Yasama organının ne demek olduğu bilinsin bu ülkede.”
“HALKIN İRADESİNE İNDİRİLEN DARBE KARŞISINDA SESSİZ KALMAYACAĞIZ”
Kılıçdaroğlu, Balbay ve Haberal’ın tahliye taleplerinin evrensel hukuk ve halkın iradesi hiçe sayılarak reddedildiğini dile getirerek “Bu ülkede demokrasi bu kadar ucuzlamadı, kimse kusura bakmasın” dedi.
Seçim sürecinde “demokrasi” söylemini ön planda tuttuklarını ve bir “Demokrasi Raporu” açıkladıklarını kaydeden Kılıçdaroğlu, “Hukukun üstünlüğünü bir tarafa bırakıp birilerinin üstünlüğünü sağlamak için yargı kararını alacaksınız, o yargı kararı karşısında sessiz duracaksınız, olmaz. Hukukun üstünlüğü herkes için geçerli olmak zorundadır. Evrensel bir kuraldır. Bu kurala herkesin uyması lazım. Özellikle de bunu en iyi bilmesi gereken yargıçların uyması lazım” diye konuştu.
“Bu kararla demokrasi yara almıştır” diyen Kılıçdaroğlu, görevlerinin demokrasiyi derinleştirmek ve halkın iradesine saygı duyulan bir düzeni getirmek olduğunu belirterek “Birilerinin iradesini, 3 kişinin, 2 kişinin iradesini kalkıp halkın iradesi üzerine tesis etmek demokrasi değildir. Demokrasiye, özgürlüğe ve halkın iradesine indirilen bu darbenin karşısında asla sessiz kalmayacağız. Parlamento zemininde sonuç alıncaya kadar mücadelemizi kararlılıkla ve azimle sürdüreceğiz. Herkes bunu çok iyi bilsin. Yargı, demokrasiyi güçlendirmek için vardır, demokrasiyi askıya almak için yargı yoktur” diye konuştu.
“HERKES BU KARARA TEPKİ GÖSTERMELİ”
Siyasi otoritenin beklentileri doğrultusunda verilen karar karşısında CHP olarak sessiz kalmayacaklarını vurgulayan Kılıçdaroğlu, “Kararlılıkla haklarımızı sonuna kadar savunacağız. 2 arkadaşımız parlamentoya gelecek, özgür iradeleriyle yeminlerini içecekler ve milletvekili olarak görevlerini yapacaklar. Onlar, Türkiye’nin milletvekilidir. Onların hapiste tutulmaları, hiçbir demokrasinin kabul etmeyeceği bir sistemi Türkiye’ye getirmek demektir” dedi.
Cumhurbaşkanı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) dahil herkesin bu karara tepki göstermek zorunda olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, “Demokrasi, hukuk hepimiz için vardır. Birileri için demokrasi, hukuk olmaz. Kararlılıkla sonuna kadar düşüncelerimizi savunacağız, arkadaşlarımız parlamentoya gelecek ve milletvekili olarak özgürce iradelerini yerine getirecekler” diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, açıklamasının ardından soru kabul etmedi.
mynet
Balbay ve Haberal’ın tahliye taleplerinin İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmesi üzerine CHP Merkez Yönetim Kurulu, (MYK) parti genel merkezinde olağanüstü toplandı. Toplantıya Ankara dışında olan CHP’nin hukukçu Genel Başkan Yardımcıları Süheyl Batum ve Sezgin Tanrıkulu ile Sena Kaleli katılamazken CHP’nin yeni seçilen hukukçu milletvekilleri İlhan Cihaner, Rıza Türmen ve Emine Ülker Tarhan ile Atilla Kart toplantıya katılarak MYK üyelerine bilgi verdi. Yaklaşık 3 saat süren toplantının ardından CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bir basın toplantısı düzenledi. Kılıçdaroğlu’nun açıklaması sırasında toplantıya katılan MYK üyeleri de kürsüde hazır bulundu.
“3 YILDIR DELİLLERİ TOPLAMAK İÇİN CHP Mİ GÖREVLİYDİ?”
Demokrasilerde halkın iradesinin çok önemli olduğunu, halkın iradesini de Meclis’in temsil ettiğini belirten Kılıçdaroğlu, milletvekillerinin hangi koşullarda Meclis’e seçileceklerinin açık olduğunu, adayların milletvekili olmalarında sakınca bulunmadığına dair belgenin Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) teslim edildiğini ve YSK’nın da “Milletvekili seçilmelerinde sakınca yoktur” şeklinde görüş bildirdiğini anlattı. Milletvekillerinin seçilmelerinin ardından milletvekili seçilenlerin Resmi Gazete’de yayımlandığını ve bunun ardından milletvekillerinin Meclis’te yemin ettiklerini kaydeden Kılıçdaroğlu, “İki arkadaşımızın kesinlikle hiçbir mahkumiyetleri yok. Milletvekili seçilmelerinde hiçbir engel yok. Resmi Gazete’de yayımlanmış, TBMM’ye bildirilmiş, bildiren organ YSK, o da bir üst yargı organı, onun üstünde itiraz edecek başka makam da yok” dedi.
Mahkemenin Balbay ve Haberal’ı “Deliller toplanamadı, o nedenle serbest kalamazlar” kararı verdiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, “3 yıldır delilleri toplamak için CHP mi görevliydi? Hangi ülkede, hangi demokrasinin, evrensel hukuk kurallarının geçerli olduğu ülkede 3 yıldır insanları içeri atacaksınız, ‘Efendim deliller toplanamadı.' 20 yıl olsa 20 yıl da mı içeride kalacaklar?” diye sordu.
“KARAR HALKIN İRADESİNE DARBEDİR, SÜKUNETLE İTİRAZI BEKLEYECEĞİZ”
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün TBMM’nin açılış konuşmasında tutukluluk sürelerinin uzamasının kendisini de rahatsız ettiğini söylediğini anımsatan Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu arkadaşlarımız hiçbir zaman dokunulmazlık istemiyorlar, bizi yargılayın demiyorlar. Hiç kimse dokunulmazlıkların arkasına saklanmıyor. Eğer siz bunların gelip yemin etmelerine, milletvekili olarak parlamentoya gelmelerine engel koyarsanız siz, halkın iradesini yok sayarsınız. Hani halk en büyük güçtü? Bunları başka bir ülkenin halkı mı seçti? Bizim ülkemizin halkı seçti. Halkın iradesine saygı gösterecekseniz, bu yargı kararı, halkın iradesine vurulan bir darbedir, bunun bilinmesi lazım. Biz sükunetle itiraz sonucunu bekleyeceğiz. Ve umuyoruz ki evrensel hukuk galip gelir. Bu ülkede yargıçlar da vardır diyebileceğimiz bir ortam tesis eder. Halkın iradesine saygı duymayan, yargı aracılığıyla ben politikayı nasıl dizayn ederim diye yola çıkanların ayıplandığı bir karar ortaya çıkmış olur. Arzumuz bu. Hukuk, demokrasi egemen olsun bu ülkede. Yasama organının ne demek olduğu bilinsin bu ülkede.”
“HALKIN İRADESİNE İNDİRİLEN DARBE KARŞISINDA SESSİZ KALMAYACAĞIZ”
Kılıçdaroğlu, Balbay ve Haberal’ın tahliye taleplerinin evrensel hukuk ve halkın iradesi hiçe sayılarak reddedildiğini dile getirerek “Bu ülkede demokrasi bu kadar ucuzlamadı, kimse kusura bakmasın” dedi.
Seçim sürecinde “demokrasi” söylemini ön planda tuttuklarını ve bir “Demokrasi Raporu” açıkladıklarını kaydeden Kılıçdaroğlu, “Hukukun üstünlüğünü bir tarafa bırakıp birilerinin üstünlüğünü sağlamak için yargı kararını alacaksınız, o yargı kararı karşısında sessiz duracaksınız, olmaz. Hukukun üstünlüğü herkes için geçerli olmak zorundadır. Evrensel bir kuraldır. Bu kurala herkesin uyması lazım. Özellikle de bunu en iyi bilmesi gereken yargıçların uyması lazım” diye konuştu.
“Bu kararla demokrasi yara almıştır” diyen Kılıçdaroğlu, görevlerinin demokrasiyi derinleştirmek ve halkın iradesine saygı duyulan bir düzeni getirmek olduğunu belirterek “Birilerinin iradesini, 3 kişinin, 2 kişinin iradesini kalkıp halkın iradesi üzerine tesis etmek demokrasi değildir. Demokrasiye, özgürlüğe ve halkın iradesine indirilen bu darbenin karşısında asla sessiz kalmayacağız. Parlamento zemininde sonuç alıncaya kadar mücadelemizi kararlılıkla ve azimle sürdüreceğiz. Herkes bunu çok iyi bilsin. Yargı, demokrasiyi güçlendirmek için vardır, demokrasiyi askıya almak için yargı yoktur” diye konuştu.
“HERKES BU KARARA TEPKİ GÖSTERMELİ”
Siyasi otoritenin beklentileri doğrultusunda verilen karar karşısında CHP olarak sessiz kalmayacaklarını vurgulayan Kılıçdaroğlu, “Kararlılıkla haklarımızı sonuna kadar savunacağız. 2 arkadaşımız parlamentoya gelecek, özgür iradeleriyle yeminlerini içecekler ve milletvekili olarak görevlerini yapacaklar. Onlar, Türkiye’nin milletvekilidir. Onların hapiste tutulmaları, hiçbir demokrasinin kabul etmeyeceği bir sistemi Türkiye’ye getirmek demektir” dedi.
Cumhurbaşkanı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) dahil herkesin bu karara tepki göstermek zorunda olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, “Demokrasi, hukuk hepimiz için vardır. Birileri için demokrasi, hukuk olmaz. Kararlılıkla sonuna kadar düşüncelerimizi savunacağız, arkadaşlarımız parlamentoya gelecek ve milletvekili olarak özgürce iradelerini yerine getirecekler” diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, açıklamasının ardından soru kabul etmedi.
mynet
6/23/2011

mağdur olduğunu iddia edenler bugün bu operasyonun bizzat mimarlığını üstlenmiş
Hatip Dicle'nin milletvekilliğinin iptali üzerine BDP'nin desteklediği bağımsızlar boykot kararı aldı. Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu tarafından ittifakla alınan kararda "Parlamento ve iktidar bu haksızlığı giderme ve demokratik siyasetinin önünü açarak çözüm olanaklarını geliştirme yolunda somut bir adım atıncaya kadar parlamentoya gitmeyeceğiz" denildi.
Bağımsız milletvekillerinin Diyarbakır'daki toplantısının ardından açıklamayı milletvekili Şerafettin Elçi yaptı. Elçi açıklamasında şunları kaydetti:
"Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu Türkiye halklarının barış içinde ve özgürce bir arada yaşaması amacıyla yan yana geldiği günden beri birçok operasyonun hedefi haline gelmiştir. YSK vetosu ile başlayan süreç keyfi tutuklama, gözaltılar, askeri ve siyasi operasyonlarla hiç durmadan devam etmiştir. Bu engelleme ve barış sürecinin önünü tıkama operasyonların son halkası Diyarbakır milletvekili sayın Hatip Dicle’nin yasal haklarının yetkisiz bir kurum tarafından gasp edilmesiyle sonuçlanmıştır. Dün bu tarz operasyonlardan mağdur olduğunu iddia edenler bugün bu operasyonun bizzat mimarlığını üstlenmiş durumdadırlar. Halklarımıza barış ve özgürlük sözü vermiş olan bloğumuzun Bu şartlar altında benzeri operasyonlara sürekli muhatap olacağı anlaşılmıştır. Parlamento ve iktidar bu haksızlığı giderme ve demokratik siyasetinin önünü açarak çözüm olanaklarını geliştirme yolunda somut bir adım atıncaya kadar parlamentoya gitmeyeceğiz. AKP yönetimi çalınmış milletvekilliğini hakkı olana derhal iade etmelidir. Tüm demokrasi güçlerini, barış sürecini baltalayan bu operasyonlara karşı demokrasiden yana tavır almaya davet ediyoruz. İttifakla alınan karar sizin bilgilerinize sunulmuştur."
Açıklamanın ardından Elçi kararın son derece açık olduğunu belirterek soru almayacaklarını söyledi.
"GAFLETTİR"
Devlet Bakanı Faruk Çelik, BDP'nin desteklediği bağımsız milletvekillerinin Meclis'e girmeme kararına ilişkin, “Bu olayları devletin kurumları arasında siyasette çatışmaya dönüştürmek bir gaflettir” dedi.
KAFA KARIŞTIRAN AÇIKLAMA
Bu arada Ahmet Türk, “BDP’nin desteklediği milletvekilleri Meclis’e girmiyor” şeklinde bir açıklama yapmadıklarını söyledi. Türk'e dayandırılan bu sözler TRT Haber kanalında yer aldı.
mynet
Bağımsız milletvekillerinin Diyarbakır'daki toplantısının ardından açıklamayı milletvekili Şerafettin Elçi yaptı. Elçi açıklamasında şunları kaydetti:
"Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloğu Türkiye halklarının barış içinde ve özgürce bir arada yaşaması amacıyla yan yana geldiği günden beri birçok operasyonun hedefi haline gelmiştir. YSK vetosu ile başlayan süreç keyfi tutuklama, gözaltılar, askeri ve siyasi operasyonlarla hiç durmadan devam etmiştir. Bu engelleme ve barış sürecinin önünü tıkama operasyonların son halkası Diyarbakır milletvekili sayın Hatip Dicle’nin yasal haklarının yetkisiz bir kurum tarafından gasp edilmesiyle sonuçlanmıştır. Dün bu tarz operasyonlardan mağdur olduğunu iddia edenler bugün bu operasyonun bizzat mimarlığını üstlenmiş durumdadırlar. Halklarımıza barış ve özgürlük sözü vermiş olan bloğumuzun Bu şartlar altında benzeri operasyonlara sürekli muhatap olacağı anlaşılmıştır. Parlamento ve iktidar bu haksızlığı giderme ve demokratik siyasetinin önünü açarak çözüm olanaklarını geliştirme yolunda somut bir adım atıncaya kadar parlamentoya gitmeyeceğiz. AKP yönetimi çalınmış milletvekilliğini hakkı olana derhal iade etmelidir. Tüm demokrasi güçlerini, barış sürecini baltalayan bu operasyonlara karşı demokrasiden yana tavır almaya davet ediyoruz. İttifakla alınan karar sizin bilgilerinize sunulmuştur."
Açıklamanın ardından Elçi kararın son derece açık olduğunu belirterek soru almayacaklarını söyledi.
"GAFLETTİR"
Devlet Bakanı Faruk Çelik, BDP'nin desteklediği bağımsız milletvekillerinin Meclis'e girmeme kararına ilişkin, “Bu olayları devletin kurumları arasında siyasette çatışmaya dönüştürmek bir gaflettir” dedi.
KAFA KARIŞTIRAN AÇIKLAMA
Bu arada Ahmet Türk, “BDP’nin desteklediği milletvekilleri Meclis’e girmiyor” şeklinde bir açıklama yapmadıklarını söyledi. Türk'e dayandırılan bu sözler TRT Haber kanalında yer aldı.
mynet
6/18/2011

atatürk bu toplumda yaşayan herkesin lideri onu dar alanlara hapsederek siyaset yapılamaz
Kılıçdaroğlu, seçim sonrası yeni anayasa, Kürt sorunu ve seçim sonuçlarıyla ilgili Habertürk gazetesinden Amberin Zaman'a konuştu. İşte o söyleşinin Zaman'ın kaleminden çıkan bölümleri:
Deniz Baykal’ın seçim sonuçlarına ilişkin Kılıçdaroğlu’nun başarısız olduğunu net şekilde ifade eden, “Kimse kendini aldatmasın, Kemal Bey kurultayı toplamalı” ifadelerine ilişkin yoruma girmek istemiyor. Parti içi demokrasinin çalışacağını ve ancak yeteri sayıda delegenin kurultay için imza toplaması halinde kurultayda yarışabileceğini söylüyor. Ama böyle bir ihtimalin son derece zayıf olduğunu her haliyle belli ediyor.
Anlaşılan Kılıçdaroğlu, Baykal ile polemiğe girerek partinin eski kendi içinde kavgalı imajın yeniden oluşmasına izin vermek istemiyor. Önüne bakıyor. Baykal’ın, “CHP bir doğrultu sorunu yaşıyor. Örneğin, Kürt açılımı, yeni Kürt söylemi denildi. Ancak bu yaklaşım oy artışı getirmediği gibi CHP önemli merkezlerde oy erozyonuna uğradı” iddiaları karşısında asla yeni reformcu söyleminden geri dönmeyeceğinin ısrarla altını çiziyor.
Seçim taktiği mi?
Kılıçdaroğlu, Kürt sorununa çözüm aramanın seçim taktiği olmadığını, bu meselenin Türkiye’nin bekasını ilgilendirdiğini ve herkesin elini taşın altına koyması gerektiğini savundu. “Sorunun çözülmesi için mutlaka CHP’nin katkısı gerekiyor. 30-40 yıldır siyaset görevini yapmadığı için bu sorun çözülemedi, bizim görevimiz iktidarı sorunun çözümüne zorlamak” diyen Kılıçdaroğlu şöyle devam etti:
“Sunduğumuz demokratikleşme raporunda geri adım atmamız asla söz konusu değil. Baskı değil özgürlük, esneklik ve çağdaş demokrasi vurgumuzu sürdüreceğiz. Özgürlüklerden hiç korkmamamız lazım. Ülke neden parçalansın. Tam tersi, Türkiye demokratikleştikçe çekim merkezi haline geliyor. Erbil’deki de, Şam’daki de Türkiye’ye gelmeyi hayal ediyor.”
‘Memlekete yararsa Öcalan'la görüşülür’
Kürt çözümüne ilişkin BDP’nin rekor sayıda milletvekili çıkarmasını olumlu bulan Kılıçdaroğlu belli konularda, örneğin faili meçhul cinayetleri araştırma komisyonu kurulmasına yönelik işbirliğine açık olduğunu ifade ediyor. Yeri geldiğinde AKP’yle de işbirliğine hazır olduğunu söyledi. Öcalan ile süren görüşmelere ilişkin, “Memleket için faydalı olacaksa neden karşı çıkalım” görüşünü yineleyen CHP Lideri, bu görüşmelerin içeriğini ana muhalefet partisi lideri olarak öğrenmeye hakkı olduğunu savundu.
“Başbakan bana Anayasa için geldiğinde kendisine bu talebimi bildireceğim” dedi.
Muhalefetin düzenli olarak iktidar tarafından bilgilendirilmesi gerektiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’yla da en kısa zamanda bir araya gelip özellikle Suriye konusunda brifing alacağını sözlerine ekledi. Önümüzdeki dönemde dış siyasete daha fazla ağırlık vereceğini söyleyen CHP Lideri, AB üyeliğinden asla vazgeçilmemesi gerektiğini savunarak Türkiye’ye engel olmaya çalışan Sarkozy ve Merkel’i eleştirdi.
‘İlk 3 madde hariç tartışırız’
Anayasa’nın ilk üç maddesi haricinde vatandaşlık tanımı dahil tüm unsurları tartışmaya hazır olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, “Biz AK Parti’nin kırmızı çizgileri nedir, Başbakan’ın aklından neler geçiyor bunları bilmiyoruz” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü: “Meclis Başkanı’nın daveti üzerine bir komisyon kurulur. Her partiden iki milletvekili atanır, Anayasa hukukçuları bir araya gelir ve etraflıca tartışılır. Ancak biz sadece Meclis içerisindeki partiler değil dışındakilerle de görüşmek istiyoruz. Sivil toplum kuruluşlarıyla ve üniversitelerle de. Tabii dediğim gibi Başbakan ne düşünüyor, Cumhurbaşkanlığı konusunda gündeminde ne var bilemiyoruz. Ancak bizim açımızdan yargı bağımsızlığı, medya özgürlüğü ve dokunulmazlıkların kalkması son derece önemli. AKP’nin bir önceki Anayasa çalışmasının neticelerini gördük. Tek bir partinin mutfağında değişikliğe gitmek son derece tehlikeli.”
Kılıçdaroğlu’nun seçimden aldığı dersler
Esnaf gezilerinde sadece el sıkışıp bir iki dakika yeterli değil. Bunun otomatikman oya dönüşeceğini düşünmek yanlış. Seçmenin derdini dinlemek gerekiyor. Bu iletişim sürekli kılınmalıdır.
Seçimde organizasyon aksaklıkları oldu. Otobüsteki ses düzeni gibi. En önemlisi önseçimle aday belirlemek. 29 ilde bunu yaptık ve son derece başarılı netice aldık. Bir dahaki seçimde bütün adaylar inşallah önseçimle belirlenir. Parti içi demokrasinin gereği budur.
“Silivri listesi” ile ilgili eleştirilere ilişkin Kılıçdaroğlu, “Haberal Zonguldak’ta gayet iyi netice almıştır. Çünkü orada sevilen bir insan. Orada 60 bin 172 fazla oy almıştır. AKP ise oylarını sadece 39 bin 614 artırmış. Bazı liberal yazarlarla son anda bir araya gelmekten vazgeçen Süheyl Batum’a yöneltilen eleştiriler konusunda ise “Buluşma olayını ilk defa duyuyorum” diyen Kılıçdaroğlu, “Hangi düşüncede olursa olsun hiç kimseyi dışlamaya hakkımız yok, doğru bulmuyorum, herkese kapımız açık” dedi.
‘Atatürk de mi baraj altında kaldı?’
Kılıçdaroğlu ilk yurtdışı gezisini de Sosyalist Enternasyonal’e katılmak üzere yapacak. Washington’la ilgili henüz kesinleşmiş bir program yok. Bu arada AB’nin Genişlemesinden Sorumlu Komiseri Stefan Füle, seçimlerden sonra hemen Kılıçdaroğlu’nu telefonla tebrik etmiş.
Türkiye’nin üyelik sürecinin gittikçe içine kapanan ve İslam’a karşı önyargılı duran Avrupa için bir etik ve manevi sınav niteliği taşıdığını belirten Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin yılmaması halinde Avrupa’nın silkinip vicdana, hoşgörüye yeniden kavuşmasına yardımcı olabileceğine işaret etti. Kılıçdaroğlu sözlerini, “Doğu ve Batı gibi kavramlar artık gittikçe anlamsızlaşıyor, artık dünya evrensel değerler ölçüsünde tarif ediliyor edilmeli” diyerek sürdürdü.
‘Atatürk siyasetüstü figür’
Baykal’ın yıllardır güttüğü, merkezine Atatürkçülüğü ve şeriat paranoyasını koyan siyasetin CHP seçmeni tarafından daha fazla benimsendiğini ima etmesi noktasında da, “Atatürk bu toplumda yaşayan herkesin lideri, onu dar alanlara hapsederek siyaset yapılmaz, yapılmamalıdır” dedi.
Baykal, Atatürk üzerinden siyaset yaptığına göre “99 seçimlerinde CHP baraj altında kaldı, o halde Atatürk de mi baraj altında kalmış oluyor” sorumuza gülümseyerek, “Atatürk siyasetüstü figür. Atatürk statükodan değil çağdaşlıktan, zamana, toplumdaki değişime ayak uydurmaktan yanaydı” cevabını verdi.
Yeni Anayasa konusunda Erdoğan’ın, “Kapılarını çalacağız” sözlerine ilişkin, “Biz kapımızı açmaya hazırız” diyor.
Etnik ve dini siyaset
Hiç olmadık kadar sert geçen seçim kampanyası hakkında neler düşünüyordu. Başbakan’ın kendisini Alevi kimliği üzerinden hedef almasına ne diyordu?
“Birincisi ben her zaman etnik kimlik ve din üzerinden siyaset yapmayı reddettim. Böylesi bir siyaseti de hiçbir şekilde ahlaklı bulmuyorum” dedi. Geçmişe sünger çekip Başbakan’ı affetmeye hazır mıydı peki? Kılıçdaroğlu’nun cevabı net: “Özür dilemedikçe cevabım ‘Hayır’. Evet Alevi’yim, bu ne zamandan beri suç sayılıyor bu ülkede. ‘Hakkınızı helal edin’ diyen biri, başkasının inancını sorgulamaz. O zaman siyasetin gereği olarak sarf ediyordur bu sözleri. Kendi inancı gereği olarak değil.”
Erdoğan’ın, The Economist Dergisi’nin CHP’ye oy vermesi telkininde bulunması üzerine CHP’ye “küresel çete” ithamında bulunmasına ilişkin yargı yoluna başvurmaktan vazgeçmeyeceğini de sözlerine ekleyen Kılıçdaroğlu’nun, belli ki Erdoğan’a karşı öfkesi halen yatışmış değil. Ama buna rağmen bir saat süren mülakatımız boyunca ısrarla “Yapıcı muhalefet” dedi. Ayrıca Türkiye’nin yeni Anayasa ve Kürt sorunu gibi hayati meseleler noktasında gündelik siyasi hesapları bir kenara itip Türkiye’de barış ve demokrasinin kök salması adına iktidar partisiyle uyum içersinde çalışmayı bir vicdani sorumluluk olarak addediyor.
Değişime ilk adım, tüzükle atılacak
CHP’nin seçim sonrası yeni yol haritası belirlendi. Seçim analizleriyle eşzamanlı olarak partinin tüzüğü de yenilenecek. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu MYK toplantısında tüzük kurultayı için çalışmaların başlatılması talimatını verdi.
Parti yönetimi, önce tüzük kurultayı, ardından olağan kurultay yapmayı planlıyor. Performans kriterlerinin esas alınacağı yeni tüzükte, başarılı olanlar kalacak, başarısız olanlar gidecek. Milletvekilli adayları ön seçim ile belirlenecek, böylece her seçimden sonra kongre tartışmalarının da önüne geçilecek.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, “Sosyal demokrat bir partide olması gereken ne varsa yeni tüzükte olacak. Dünyada kabul edilen ve uygulanan tüm demokratik mekanizmaları yeni tüzüğümüze yansıtacağız. Parti içi demokrasinin hâkim kılındığı yeni bir sistemi hâkim kılacağız. Olağan kongremizi daha demokratik bir yapıda yapacağız” dedi. Tekin ‘MYK’da Genel Başkan’a “açık çek” verdiklerini belirterek, “Genel Başkan’ın elini rahatlatmak için bütün MYK üyeleri olarak görevi bırakmaya hazır olduğumuzu aktardık” diye konuştu.
cumhuriyet portal
Deniz Baykal’ın seçim sonuçlarına ilişkin Kılıçdaroğlu’nun başarısız olduğunu net şekilde ifade eden, “Kimse kendini aldatmasın, Kemal Bey kurultayı toplamalı” ifadelerine ilişkin yoruma girmek istemiyor. Parti içi demokrasinin çalışacağını ve ancak yeteri sayıda delegenin kurultay için imza toplaması halinde kurultayda yarışabileceğini söylüyor. Ama böyle bir ihtimalin son derece zayıf olduğunu her haliyle belli ediyor.
Anlaşılan Kılıçdaroğlu, Baykal ile polemiğe girerek partinin eski kendi içinde kavgalı imajın yeniden oluşmasına izin vermek istemiyor. Önüne bakıyor. Baykal’ın, “CHP bir doğrultu sorunu yaşıyor. Örneğin, Kürt açılımı, yeni Kürt söylemi denildi. Ancak bu yaklaşım oy artışı getirmediği gibi CHP önemli merkezlerde oy erozyonuna uğradı” iddiaları karşısında asla yeni reformcu söyleminden geri dönmeyeceğinin ısrarla altını çiziyor.
Seçim taktiği mi?
Kılıçdaroğlu, Kürt sorununa çözüm aramanın seçim taktiği olmadığını, bu meselenin Türkiye’nin bekasını ilgilendirdiğini ve herkesin elini taşın altına koyması gerektiğini savundu. “Sorunun çözülmesi için mutlaka CHP’nin katkısı gerekiyor. 30-40 yıldır siyaset görevini yapmadığı için bu sorun çözülemedi, bizim görevimiz iktidarı sorunun çözümüne zorlamak” diyen Kılıçdaroğlu şöyle devam etti:
“Sunduğumuz demokratikleşme raporunda geri adım atmamız asla söz konusu değil. Baskı değil özgürlük, esneklik ve çağdaş demokrasi vurgumuzu sürdüreceğiz. Özgürlüklerden hiç korkmamamız lazım. Ülke neden parçalansın. Tam tersi, Türkiye demokratikleştikçe çekim merkezi haline geliyor. Erbil’deki de, Şam’daki de Türkiye’ye gelmeyi hayal ediyor.”
‘Memlekete yararsa Öcalan'la görüşülür’
Kürt çözümüne ilişkin BDP’nin rekor sayıda milletvekili çıkarmasını olumlu bulan Kılıçdaroğlu belli konularda, örneğin faili meçhul cinayetleri araştırma komisyonu kurulmasına yönelik işbirliğine açık olduğunu ifade ediyor. Yeri geldiğinde AKP’yle de işbirliğine hazır olduğunu söyledi. Öcalan ile süren görüşmelere ilişkin, “Memleket için faydalı olacaksa neden karşı çıkalım” görüşünü yineleyen CHP Lideri, bu görüşmelerin içeriğini ana muhalefet partisi lideri olarak öğrenmeye hakkı olduğunu savundu.
“Başbakan bana Anayasa için geldiğinde kendisine bu talebimi bildireceğim” dedi.
Muhalefetin düzenli olarak iktidar tarafından bilgilendirilmesi gerektiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’yla da en kısa zamanda bir araya gelip özellikle Suriye konusunda brifing alacağını sözlerine ekledi. Önümüzdeki dönemde dış siyasete daha fazla ağırlık vereceğini söyleyen CHP Lideri, AB üyeliğinden asla vazgeçilmemesi gerektiğini savunarak Türkiye’ye engel olmaya çalışan Sarkozy ve Merkel’i eleştirdi.
‘İlk 3 madde hariç tartışırız’
Anayasa’nın ilk üç maddesi haricinde vatandaşlık tanımı dahil tüm unsurları tartışmaya hazır olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, “Biz AK Parti’nin kırmızı çizgileri nedir, Başbakan’ın aklından neler geçiyor bunları bilmiyoruz” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü: “Meclis Başkanı’nın daveti üzerine bir komisyon kurulur. Her partiden iki milletvekili atanır, Anayasa hukukçuları bir araya gelir ve etraflıca tartışılır. Ancak biz sadece Meclis içerisindeki partiler değil dışındakilerle de görüşmek istiyoruz. Sivil toplum kuruluşlarıyla ve üniversitelerle de. Tabii dediğim gibi Başbakan ne düşünüyor, Cumhurbaşkanlığı konusunda gündeminde ne var bilemiyoruz. Ancak bizim açımızdan yargı bağımsızlığı, medya özgürlüğü ve dokunulmazlıkların kalkması son derece önemli. AKP’nin bir önceki Anayasa çalışmasının neticelerini gördük. Tek bir partinin mutfağında değişikliğe gitmek son derece tehlikeli.”
Kılıçdaroğlu’nun seçimden aldığı dersler
Esnaf gezilerinde sadece el sıkışıp bir iki dakika yeterli değil. Bunun otomatikman oya dönüşeceğini düşünmek yanlış. Seçmenin derdini dinlemek gerekiyor. Bu iletişim sürekli kılınmalıdır.
Seçimde organizasyon aksaklıkları oldu. Otobüsteki ses düzeni gibi. En önemlisi önseçimle aday belirlemek. 29 ilde bunu yaptık ve son derece başarılı netice aldık. Bir dahaki seçimde bütün adaylar inşallah önseçimle belirlenir. Parti içi demokrasinin gereği budur.
“Silivri listesi” ile ilgili eleştirilere ilişkin Kılıçdaroğlu, “Haberal Zonguldak’ta gayet iyi netice almıştır. Çünkü orada sevilen bir insan. Orada 60 bin 172 fazla oy almıştır. AKP ise oylarını sadece 39 bin 614 artırmış. Bazı liberal yazarlarla son anda bir araya gelmekten vazgeçen Süheyl Batum’a yöneltilen eleştiriler konusunda ise “Buluşma olayını ilk defa duyuyorum” diyen Kılıçdaroğlu, “Hangi düşüncede olursa olsun hiç kimseyi dışlamaya hakkımız yok, doğru bulmuyorum, herkese kapımız açık” dedi.
‘Atatürk de mi baraj altında kaldı?’
Kılıçdaroğlu ilk yurtdışı gezisini de Sosyalist Enternasyonal’e katılmak üzere yapacak. Washington’la ilgili henüz kesinleşmiş bir program yok. Bu arada AB’nin Genişlemesinden Sorumlu Komiseri Stefan Füle, seçimlerden sonra hemen Kılıçdaroğlu’nu telefonla tebrik etmiş.
Türkiye’nin üyelik sürecinin gittikçe içine kapanan ve İslam’a karşı önyargılı duran Avrupa için bir etik ve manevi sınav niteliği taşıdığını belirten Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin yılmaması halinde Avrupa’nın silkinip vicdana, hoşgörüye yeniden kavuşmasına yardımcı olabileceğine işaret etti. Kılıçdaroğlu sözlerini, “Doğu ve Batı gibi kavramlar artık gittikçe anlamsızlaşıyor, artık dünya evrensel değerler ölçüsünde tarif ediliyor edilmeli” diyerek sürdürdü.
‘Atatürk siyasetüstü figür’
Baykal’ın yıllardır güttüğü, merkezine Atatürkçülüğü ve şeriat paranoyasını koyan siyasetin CHP seçmeni tarafından daha fazla benimsendiğini ima etmesi noktasında da, “Atatürk bu toplumda yaşayan herkesin lideri, onu dar alanlara hapsederek siyaset yapılmaz, yapılmamalıdır” dedi.
Baykal, Atatürk üzerinden siyaset yaptığına göre “99 seçimlerinde CHP baraj altında kaldı, o halde Atatürk de mi baraj altında kalmış oluyor” sorumuza gülümseyerek, “Atatürk siyasetüstü figür. Atatürk statükodan değil çağdaşlıktan, zamana, toplumdaki değişime ayak uydurmaktan yanaydı” cevabını verdi.
Yeni Anayasa konusunda Erdoğan’ın, “Kapılarını çalacağız” sözlerine ilişkin, “Biz kapımızı açmaya hazırız” diyor.
Etnik ve dini siyaset
Hiç olmadık kadar sert geçen seçim kampanyası hakkında neler düşünüyordu. Başbakan’ın kendisini Alevi kimliği üzerinden hedef almasına ne diyordu?
“Birincisi ben her zaman etnik kimlik ve din üzerinden siyaset yapmayı reddettim. Böylesi bir siyaseti de hiçbir şekilde ahlaklı bulmuyorum” dedi. Geçmişe sünger çekip Başbakan’ı affetmeye hazır mıydı peki? Kılıçdaroğlu’nun cevabı net: “Özür dilemedikçe cevabım ‘Hayır’. Evet Alevi’yim, bu ne zamandan beri suç sayılıyor bu ülkede. ‘Hakkınızı helal edin’ diyen biri, başkasının inancını sorgulamaz. O zaman siyasetin gereği olarak sarf ediyordur bu sözleri. Kendi inancı gereği olarak değil.”
Erdoğan’ın, The Economist Dergisi’nin CHP’ye oy vermesi telkininde bulunması üzerine CHP’ye “küresel çete” ithamında bulunmasına ilişkin yargı yoluna başvurmaktan vazgeçmeyeceğini de sözlerine ekleyen Kılıçdaroğlu’nun, belli ki Erdoğan’a karşı öfkesi halen yatışmış değil. Ama buna rağmen bir saat süren mülakatımız boyunca ısrarla “Yapıcı muhalefet” dedi. Ayrıca Türkiye’nin yeni Anayasa ve Kürt sorunu gibi hayati meseleler noktasında gündelik siyasi hesapları bir kenara itip Türkiye’de barış ve demokrasinin kök salması adına iktidar partisiyle uyum içersinde çalışmayı bir vicdani sorumluluk olarak addediyor.
Değişime ilk adım, tüzükle atılacak
CHP’nin seçim sonrası yeni yol haritası belirlendi. Seçim analizleriyle eşzamanlı olarak partinin tüzüğü de yenilenecek. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu MYK toplantısında tüzük kurultayı için çalışmaların başlatılması talimatını verdi.
Parti yönetimi, önce tüzük kurultayı, ardından olağan kurultay yapmayı planlıyor. Performans kriterlerinin esas alınacağı yeni tüzükte, başarılı olanlar kalacak, başarısız olanlar gidecek. Milletvekilli adayları ön seçim ile belirlenecek, böylece her seçimden sonra kongre tartışmalarının da önüne geçilecek.
CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, “Sosyal demokrat bir partide olması gereken ne varsa yeni tüzükte olacak. Dünyada kabul edilen ve uygulanan tüm demokratik mekanizmaları yeni tüzüğümüze yansıtacağız. Parti içi demokrasinin hâkim kılındığı yeni bir sistemi hâkim kılacağız. Olağan kongremizi daha demokratik bir yapıda yapacağız” dedi. Tekin ‘MYK’da Genel Başkan’a “açık çek” verdiklerini belirterek, “Genel Başkan’ın elini rahatlatmak için bütün MYK üyeleri olarak görevi bırakmaya hazır olduğumuzu aktardık” diye konuştu.
cumhuriyet portal
