En Yeniler
avrupa birliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
avrupa birliği etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1/26/2015

seyyah1906

SYRIZA'nın lideri Alexis Tsipras Yunanistan ve Avrupa Birliği'ni Salladı




Yunanistan'da seçimin galibi Syriza oldu. Radikal sol koalisyon, dün yapılan erken seçimlerden tarihi bir zaferle çıkmayı başardı.SYRIZA'nın lideri Alexis Tsipras Yunanistan ve Avrupa Birliği'ni Salladı Yunanistan'da seçimin galibi Syriza oldu. Radikal sol koalisyon, dün yapılan erken seçimlerden tarihi bir zaferle çıkmayı başardı. Merkez sağdaki Yeni Demokrasi ve Sosyal-Demokrat Pasok Hükümetleri'nin 41 yıllık hakimiyetini sona erdiren Syrıza'nın zaferi taraftarlarına büyük sevinç yaşattı.

Yunanistan erken genel seçimlerini Radikal Sol Syriza Partisi'nin öngörülenin de üzerinde bir oy oranı ile kazanmasının ardından, piyasalar sallandı. Euro/Dolar paritesi 1.12 düzeyinin de altına inerek 11 yılın en düşük seviyesine geriledi. Yunanistan borsasında kayıplar yüzde 4'ü aştı.

SYRIZA'nın lideri Alexis Tsipras kimdir?


Eğitim Bakanlığı'nın liseye geçiş sınavları, öğrencilerin okul dışındaki yaşamları için disiplin cezaları ve tek tip kıyafeti öngören yasa tasarısı nedeniyle, binlerce okul işgal edilmişti.
Tsipras Yunanistan'da 1957-1974 arasında "Albaylar Cuntası" dönemini yaşamamış ilk siyasi parti lideri. Ama siyasi geçmişi genç yaşlarına uzanıyor. Kasım 1990'da, Eğitim Bakanlığı'nın liseye geçiş sınavları, öğrencilerin okul dışındaki yaşamları için disiplin cezaları ve tek tip kıyafeti öngören yasa tasarısı nedeniyle, binlerce okul işgal edilmişti. Üç ay süren eylemde 5 kişi ölmüştü. Tsipras 16 yaşında iken tarihe "önlük hareketi" olarak geçen bu öğrenci direnişi ile duyurdu adını...

Öğrenci isyanını TV’de anlatan Aleksis Çipras, 1990’da Miçotakis hükümetinin öğrencilerle ilgili kararlarına isyan eden yüz binlerin liderlerindendi. Hükümet tasarıyı geri çekmek zorunda kaldı. Çipras, o dönemde Yunan televizyonlarında öğrencilerin taleplerini anlatmış ve halkın da sempatisini kazanmıştı.

Aileden solcu

Ortokulda Yunanistan Komünist Partisi'nin Gençlik Kolları'na girdi.


Atina Teknik Üniversitesi'nden inşaat mühendisi olarak diplomasını aldı ama siyaset ağır bastı. Komünist Partisi'den ayrıldı, parlamento dışı çeşitli sol fraksiyonlarda yer aldı..

Che-pras

Yüzde 10.5 oy alarak sürpriz yaptı. İki yıl sonra parti lideri seçildi.
Sıkı bir solcuydu. arkadaşları Tsipras (Çipras) olan soyadını küçük bir harf hilesiyle, Arjantinli devrimci Che Gueveraya atıfla, "Che-pras" olarak söylüyordu.

SYRİZA partisinin gövdesini oluşturan "Sinaspismos" partisinden 2006 yılında Atina belediye başkanlığına aday gösterildi.

Yüzde 10.5 oy alarak sürpriz yaptı. İki yıl sonra parti lideri seçildi.

Bu partinin 6 sol siyasi oluşum birleşmesiyle oluşan radikal sol koalisyon SYRİZA lideri olarak 2009 seçimlerinde ilk kez milletvekili seçildi.

Hiç evlenmediler

Aleksis Çipras liseden beri birlikte olduğu Baziana ile 20 yıldan fazla zamandır birlikte. Resmi olarak evlenmeyen çiftin iki oğlu var.

Krizi fırsata çevirdi,

Tsipras 7 yıl önce hayalindeki Yunanistan’ın ve ideal başbakanın nasıl olması gerektiğini bir gençlik dergisine verdiği röportajda anlatmıştı. İşte o röportajından satırbaşları:
Kariyerindeki dönüm noktası 2009 ekonomik krizi oldu..

Beş yıl önce yüzde 4.6 oy ile aldığı SYRIZA'yı 2012'de yüzde 27 ile ana muhalefet partisi yaptı.

İdeal Başbakan'ı böyle anlatmıştı

Tsipras 7 yıl önce hayalindeki Yunanistan’ın ve ideal başbakanın nasıl olması gerektiğini bir gençlik dergisine verdiği röportajda anlatmıştı. İşte o röportajından satırbaşları:

- Siyasete girip genç yaşta parti lideri olduktan sonra tabi ki hayatım değişti. Bazen kendimle başbaşa kalmak istiyorum. Olmuyor. Metroya binip insanlara ‘Günaydın’ demek zorunda olmamayı istiyorum.

Hayalindeki başbakan

- İnsanlarla samimi olmayı seviyorum. Siyasilerle konuşurken ilk ismimle hitap edilmesini ‘Alexis’ denmesini tercih ediyorum.

- Başbakanlar neden bu kadar ulaşılmaz insanlar? Neden onlara kimse yaklaşamıyor? İran büyükelçisine de zamanınız olmalı, İran’dan gelmiş sıradan bir göçmene de...

- Gazetecilerin kamunun gözü önündeki insanları ‘av’ olarak görmesinden rahatsız oluyorum. Yunanistan’da medyanın durumu trajik.
Esrar yasal olmalı

- Tarihte hayranlık duyduğum isimler sosyalist kuramcı ve İtalyan Komünist Partisi kurucusu Antonio Gramsci, ABD’li siyahi hakları savunucusu Rosa Luxemburg, Che ve Gandhi.

- Mao’nun düşünce tarzını beğeniyorum. Ama ABD Başkanı Roosevelt’in ve neo-liberal ekonominin kurucusu Adam Smith’in görüşlerinde de bazı önemli noktalar buluyorum.

- Gazetecilerin kamunun gözü önündeki insanları ‘av’ olarak görmesinden rahatsız oluyorum. Yunanistan’da medyanın durumu trajik.

- Marihuana’nın (Esrar) yasadışı olmaktan çıkartılması gerektiğini düşünüyorum. Kendim hiç kullanmadım. Fobim var. Sonuçlarından korkuyorum. Ama kullanan arkadaşlarım var.

- Homoseksüel evliliklerini destekliyorum. Çocuk sahibi olmaları tartışılmalı.

- Kendimi yakışıklı bulmuyorum. En çirkin yerim burnum. Ama estetiği hiç düşünmem!

- Uçaklardan ve uçmaktan korkuyorum. Bununla mücadele etmeye çalışıyorum.

Askerlik kalkmalı

- Zorunlu askerliğin, hatta ordunun tamamen kaldırılması gerektiğini düşünüyorum. Tüm ordular kaldırılmalı. Bu olana kadar insanlara askerlik yerine sosyal hizmetlerde çalışma hakkı verilmeli.

- Çocukken dondurmacının tezgahından dondurma çalarken yakalanmıştık. Bizi karakola götürdüler. Ailelerimiz geldi. Özür diledik neyse ki adam iyi biriydi bizi affetti. Bundan hala utanıyorum.

8/31/2012

seyyah1906

economist: erdoğan kamuoyunun havasını koklamakta ustadır, fakat popülaritesi azalıyor

“Erdoğan’ın ters tepen hırsı” başlığıyla yayımlanan analizde, Başbakan Erdoğan’ın ‘Türkiye’nin yeni cumhurbaşkanı olmaya fazla odakladığı’ ve ‘giderek daha çok otoriterleştiği’ yazıyor.

Dergi, Erdoğan için “Türkiye’nin Atatürk’ün ölümünden sonraki en etkileyici lideri” yorumun yaparken Erdoğan’ın liderliği döneminde Türkiye’nin ekonomik durgunluk ve siyasi tıkanıklıktan çıktığını, bölge için de ‘esin kaynağı’ olduğunu ifade ediyor.

Ekonomik büyüme yavaşlasa da Türkiye’nin diğer Akdeniz ülkeleri gibi krize sürüklenmediği vurgulanırken kadın hakları ile Kürt haklarında da gelişmeler kaydedildiğine dikkat çekiliyor.

Dergi, Erdoğan’ın 2011 seçimlerinde üçüncü defa seçilmesinin şaşırtıcı olmadığını belirtse de son döneminde, ‘kanser olduğu iddiaları, Gülen cemaati ile anlaşmazlıklar, tırmanan Kürt sorunu ve Suriye’deki savaş’ nedeniyle zorlandığını yazıyor.

Erdoğan için “Giderek daha çok otoriterleşti” ifadesini kullanan dergiye göre bu, Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığı döneminin sona ereceği 2014 yılında cumhurbaşkanı seçilme hırsından kaynaklanıyor olabilir.
Yeni anayasa süreci başarısız mı oldu?

Yeni anayasa oluşturma sürecinin de tıkandığı ifade edilen analiz şöyle devam ediyor:

“Erdoğan’ın hırsının, yeni demokratik anayasa oluşturma sürecini baltaladığı söyleniyor. Meclis komitesinin anayasa taslağı hazırlaması gerekiyordu ancak bu başarısız oluyor gibi görünüyor.”

“Birçokları, Erdoğan’ın başbakanlıktan sonra cumhurbaşkanı olabilmek için AK Parti tarafından cumhurbaşkanlığı konumunun gücünü arttıracak bir proje hazırlanmasını istediğinden şüpheleniyor. Mecliste üçte iki çoğunluğa sahip olamadığı için yeni bir anayasanın referandumdan geçmesi gerekiyor.”

Erdoğan döneminde PKK ile gizli görüşmeler yapıldığının ortaya çıktığı hatırlatılırken, Erdoğan’ın daha sonra güç kullanmaya yöneldiği ve binlerce Kürt eylemcinin tutuklandığı yazıyor.

Yazıda, BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın da “Türkler ve Kürtler arasındaki bağ giderek zayıflıyor” sözlerine yer veriliyor.
'Gazeteciler, öğrenciler cezaevinde'

Medya ve hükümet ilişkisine de değinen Economist dergisi, medya patronlarının hükümetle ilişkilerini kaybetmek korkusuyla muhalif gazetecilerin işine son verdiğini yazıyor.

Çoğu PKK üyesi olmakla suçlanan Kürtlerden oluşan en az 80 gazetecinin cezaevinde olduğu belirtiliyor. Dergi, yine aynı suçlamayla binlerce öğrencinin de demir parmaklıklar ardında olduğuna dikkat çekiyor.

Dergiye göre laik kesim de Erdoğan’ı ‘İslamcı köklerine dönmekle suçluyor. Bu suçlamaların kaynağında, kürtajı yasaklama önerisi, imam hatip ortaokullarının yeniden açılması, öğretim müfredatına Kurân ve Arapça derslerinin konulması yer alıyor.

Yazıda, Erdoğan’ın ‘din odaklı milliyetçiliğinin aşırı sağcı ve muhafazakâr seçmenleri’ çekme amacında olduğu yorumu yapılıyor.

Türkiye’nin Suriyeli muhaliflere desteğinin eleştirildiği belirtilen analizde birçok generalin cezaevinde olduğu hatırlatılırken ‘ordunun sessiz kaldığı, Erdoğan’ın destekçilerinin bile Suriye kumarını sorgulamaya başladığı’ yazıyor.
'Önceliği kendi evini düzene sokmak olmalı'

Dergi analizi şu sözlerle sonlandırıyor:

“Son anketlere göre Türklerin yalnızca yüzde 17’si Avrupa Birliği üyesi olabileceklerine inanıyor. Birçokları ülkelerinin bölgesel bir savaşa saplanmasından korkuyor. Erdoğan, kamuoyunun havasını koklamakta ustadır, fakat popülaritesi giderek azalıyor. Önceliğinin, cumhurbaşkanı olma hırsından çok, tüm Türk vatandaşlarını destekleyecek bir anayasa ile evini düzene sokmak olmalıdır.”bbc türkçe

3/22/2012

seyyah1906

amerika türkiyeyi irandan petrol aldığı için muafiyet listesine almadı

ABD ve Avrupa cephesi İran’a ambargo konusunda kararlı adımlarını sürdürüyor...

1 Temmuz’dan itibaren İran’a petrol ambargosu başlatmaya hazırlanan Avrupa Birliği (AB) bu ülkeden alımı azaltıyor.

ABD ise, bunun karşılığında 10 Avrupa Birliği ülkesine, İran’dan petrol alımlarını önemli ölçüde azalttıkları için finansal yaptırımlardan muafiyet verdi. Listede muafiyet talebinde bulunan Japonya’nın adıda geçiyor.

Konu Obama’ya gidiyor

Buna karşılık Türkiye’ye muafiyet hakkı tanınmazken, büyük petrol alıcıları Çin, Hindistan ve Güney Kore’ye de muafiyet tanımadı. Ayrıcalık hakkını alan ülkelerin bankaları, 6 ay süreyle, ABD’nin finansal sisteminden çıkarılmak gibi bir yaptırımla karşılaşmayacak. ABD muafiyet kazanmak isteyen ülkelerin, İran’dan ithal ettikleri petrolde “önemli ölçüde” kısıntı yapmalarını ve bunu sürekli olarak uygulamalarını bekliyor.

Türkiye tarafı, ABD’nin İran’a uyguladığı yaptırımlardan Türkiye’yi muaf tutmamasının, bundan sonra tutmayacağı anlamına gelmeyeceğini söylerken, yetkililer, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın gelecek hafta başındaki Güney Kore ziyaretinde konuyu ABD Başkanı Barack Obama ile görüşeceğini belirtiyor. ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, muafiyet hakkı tanınan ülkelerin İran’dan ham petrol alımlarını önemli ölçüde düşürdüklerini söyledi.

Öte yandan Washington Times gazetesi, üst düzey bir ABD Dışişleri Bakanlığı yetkilisinin, İran’dan petrol alımlarını önemli ölçüde azalttığını kanıtlaması halinde Türkiye’ye İran’a uygulanan yaptırımlardan muafiyet sağlanabileceğini söylediğini yazdı.

Rakamlarla İran petrolü

- Türkiye petrol ihtiyacının önemli bölümünü İran’dan karşılıyor. Bağımlılık derecelendirmesine göre İran’dan petrol ithalatı yapan ülkeler arasında ilk sırada yüzde 30.6’yla Türkiye var. Türkiye’yi yüzde 25’le Güney Afrika, yüzde 22.6 ile Yunanistan, yüzde 13.5’le İtalya izliyor.

3/15/2012

seyyah1906

financial times dini okulları desteklemek için yapılan refomlar türkiyeyi bölüyor

Financial Times Türkiye'de hükümetin eğitim sisteminde yapmak istediği, "4+4+4" adı verilen değişiklikler konusundaki tartışmaya yer veriyor.
Haberin başlığı, "Dini okulları desteklemek için yapılan reformlar Türkiye'yi bölüyor" şeklinde.

Seyyar çaycılık yapan Yaşar'ın dört kızından birinin mühendis, birinin öğretmen, birinin avukat olduğunu, birinin de okumaya devam ettiğini anlatarak başlayan haber şöyle devam ediyor:

"Ama Yaşar'ın ailesi, Türkiye'de nadir görülen bir durum. Birleşmiş Miletler'e göre, Türkiye'de kadınların sadece yüzde 24'ü çalışıyor ya da iş arıyor. Bu oran, Avrupa Birliği ortalamasının yarısı, Cezayir ve Katar'dakin den de az."

Financial Times, değişikliğe destek verenlerin, Türkiye'nin anti-demokratik geçmişini sileceğini ve muhafazakâr, dindar aileleri çocuklarını okutmaya yönlendireceğini söylediğini aktarıyor.

Karşıtlarınınsa, değişikliğin ilk dört yıllık eğitimden sonra bazı ailelerin kız çocuklarını okuldan almasına neden olacağı görüşünü savunduğu belirtiliyor.
'Erdoğan'ın buluşu'

Haberde, Sabancı Holding Yönetim Kurulu Başkanı Güler Sabancı'nın, "Çocuk yaşta evlendirmelerin ve çocuk işçiliğin artacağı kaygıları var" yönündeki sözlerine de yer veriliyor. Haber şöyle devam ediyor;

"Bu reformlar, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın buluşu. Erdoğan 1997'de, ordunun İslamcıların liderliğindeki hükümeti düşürmesinden sonra, sekiz yıllık kesintisiz eğitimle imam hatiplerin orta kısımlarını kapatan mevcut sistemin antidemokratik kökenlerine vurgu yapıyor. Dönemin laik iktidar sahipleri, 14 yaşından büyükler imam hatiplere devam edebilse de, daha küçük yaştaki çocuk ve gençlerin dini okullara yollanmasına karşı olduklarını hiçbir zaman saklamamıştı."

Haberde, Başbakan Erdoğan'ın TÜSİAD'la giriştiği tartışmaya da yer veriliyor ve eğitimcilerin değişiklikler konusunda kendilerine danışılmadığından şikayet ettiği vurgulanıyor.

Ancak zorunlu eğitimin ilk dört yılından sonra açık öğretim alınabileceği yönündeki değişiklik konusunda geri adım atan hükümetin ve Başbakan Erdoğan'ın , bu yeni sistemi yürürlüğe sokmaya kararlı olduğu söyleniyor. 

2/22/2012

seyyah1906

egemen bağış muhalefet de meyhanelerde sabahladığını genel başkanın ağzından itiraf ediyor

Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, Bayrampaşa Belediyesi'ni ziyaretinin ardından, ilçedeki sivil toplum kuruluşları temsilcileri ve iş adamlarıyla bir araya geldi.
Toplantıda bir konuşma yapan Bağış, Bayrampaşa'nın Türkiye'nin Balkanlar'a, Avrupa'ya açılan önemli bir ilçesi olduğunu, Bayrampaşa'nın Avrupa'nın, dünyanın bütün zenginliklerini içerisinde barındırdığını söyledi.

Türkiye'nin bugün farklı bir noktaya geldiğini belirten Bağış, ''Atila başkanım, (Bayrampaşa Belediye Başkanı Atila Aydıner) sabahlara kadar milletle birlikte, milletin derdiyle dertleniyorlar, milletin kederini paylaşarak azaltıyorlar, mutluluğunu paylaşarak çoğaltıyorlar. Şimdi muhalefet de, meyhanelerde sabahladığını genel başkanın ağzından itiraf ediyor. Allah korusun, iktidara gelseler Bakanlar Kurulu'nu meyhanelerde toplayacaklar'' dedi.

Türkiye'nin önünün açık olduğunu söyleyen Bağış, ''Türkiye kararlı, bilinçli bir gençlikle, iyi bir eğitimle, doğru yönetimle, 2023 yılına gelmeden Atatürk'ün hayallerini gerçekleştirmiş ve muasır medeniyetler seviyesinin üzerine çıkmış, dünyanın güçlü 10 ülkesinden biri olacaktır. Yeter ki kendi içimize fitnenin, nifakın girmesine izin vermeyelim. Türkiye'de bulanık suda balık avlamaya alışmış zihniyetlerin Türkiye'nin içine girdiği bu şeffaf saygın dönemden rahatsız olduklarını görüyoruz. Kardeşi kardeşe kırdırabilmek için bir takım çabalar içine girdiklerine şahit oluyoruz ama biz inadına demokrasi, inadına şeffaflık, inadına kardeşlik diyerek bütün bu fitne oyunlarını bozma noktasında da Allah'ın izniyle kararlıyız'' şeklinde konuştu.

1/22/2012

seyyah1906

türkiye'nin kendine güven hissi yüksek ancak istikrarlı olmayan bir bölgede

Independent on Sunday gazetesinin dünya sayfalarında yer alan, Patrick Cocburn imzalı yorum yazısının başlığı "Türkiye'nin ekonomik mucizesi sona ermek üzere mi?"
Bu soruya cevap aranan yazının alt başlığı ise, makalenin özeti gibi:

İslami demokrasiye model olarak gösterilen Türkiye, komşularının bocalamakta olduğu bu dönemde, aşırı kendine güvenin kurbanı olabilir.

Cocburn makalesinde Türkiye'de son on yıl yaşanan bazı önemli gelişmeleri sıralamış:

Ordunun siyaset üzerindeki etkisinin sınırlanması, seçimlerle işe gelmişlerin ülkeyi yönetmesi ve Türkiye'nin dünyanın en büyük 15. ekonomisi haline gelmesi.

Cocburn bu parlak tablo sebebiyle birçok yorumcunun, Türkiye'nin Arap Baharı'yla yeniden biçimlenen Müslüman dünyasına örnek olabileceğini düşündüğünü ve bu durumun Türkiye'de büyük bir iyimserlik yaratmakta olduğunu vurgulamış.
"İrlanda ve Yunanistan gibi"

Yazar, Türkiye'de artmakta olan kendine güveninin yakın geçmişte İrlanda ve Yunanistan'da hâkim olan ancak şimdilerde dağılan hissiyata benzediğine dikkat çekmiş.

"Bu ülkeler ve Türkiye, yoksulluk dış göç verme gibi tarihi gerçekler yaşamış ve toplumsal psikoloji bu karanlık günlerin geride kaldığına artık 'bolluk ve refah' dolu yeni bir yaşama ulaşıldığına kolaylıkla ikna olmuştu" demiş Cocburn.

Bu aşırı kendine güvenin, korkunç ekonomik balonlar yarattığını anlatan Cocburn, Yunanistan ve İrlanda'da balonların patladığını hatırlatmış.

Ve Türkiye'de benzer bir sonucun yaşanıp yaşanmayacağına dair fikir yürütümüş.

Büyümekte olan Türkiye ekonomisinin esasen yabancı sermaye girişine dayandığını ve kısa süre içinde bu akışın sona erebileceğini belirten yazar, dış siyaset alanında da sorunlu bir dönemin başlayabileceğini savunmuş.

Cocburn'e göre, çatışmalı konularda kazananların yanında durmayı tercih eden Türkiye dış politikasının özellikle Libya örneğinde bu tercihini açık ettiğini ve Suriye politikasının da benzer bir tavır değişikliğine sahne olduğunu vurgulamış.

Cocburn ayrıca Türkiye'nin Irak'ta Sünniler yanında tavır almasının, Bağdat'la olan ilişkileri tehdit ettiğine dikkat çekmiş.
"AB süreci halen önemli"

Dış politikadaki yalpalamanın bir sebebinin de ekonomik büyümeden kaynaklanan aşırı kendine güven olduğunu belirten yazar, tüm bu tablo içinde Türkiye'nin Avrupa Birliği üyelik sürecinin halen hayati olduğunu söylemiş.

Ankara'nın AB üyeliği motivasyonuyla ülkedeki reformları gerçekleştirdiğini ve uluslararası sermaye akışını bu sebeple hızlandığına dikkat çekmiş.

AB sürecinin durmasıyla reformların sona erdiğinin, Kürt meselesi ve Kıbrıs konularının çıkmaza girdiğinin altını çizen Cocburn, AB'nin Türkiye için halen en büyük ticaret ortağı olduğunu hatırlatmış.

Yazar şöyle demiş "Türkiye'nin Orta Doğu'daki fırsatları çok çekici görünsede geri dönüşü fazla olmayabilir."

Cocburn yazısını şöyle noktalamış:

"Türkiye'nin kendine güven hissi yüksek ancak istikrarlı olmayan bir bölgede.

Ekonomi için de, genel olarak da şunu söyleyebiliriz 'Türkiye mucizesi', hayal kırıklığına dönüşebilir."

1/13/2012

seyyah1906

economist dergisinden ankara'nın kafasını kızdırmayın albümü

Economist dergisi internet sitesinde Türkiye'ye ilişkin bir fotoğraf albümüne yer veriyor.

"AKP, 2002'de Türkiye'de göreve geldiğinde bir çokları İslami bir gündemi olmasından korkmuştu." denilen giriş yazısında "ama bugün daha çok korku yaratan şey, çoğu kişinin gözünde yaklaşan otoriter yönetim." görüşü dile getiriliyor.
"Erdoğan, 1960'dan bu yana önceki dört yönetimi deviren ordu karşısında sivil iktidarı adil biçimde tesis etti. Ama kimileri hükümetin, gazetecilere zulüm dahil olmak üzere, meşru muhalefete yönelik tacizi haklı çıkarmak için darbe korkusunu kullandığına inanıyor. İddia edilen bir darbe planı için uzun zamandır yürütülen Ergenekon soruşturmasında yüzlerce kişi tutuklandı ama tek bir mahkumiyet kararı bile çıkmadı.

"İnsan haklarını takip eden Avrupa Konseyi, 10 Ocak'ta Türkiye'de "adalet yönetiminde sürüncemede kalan, sisteme bağlı eksiklikleri" anlatan bir rapor yayımladı. Hükümet, bağımsız yargı sisteminin, sadece işini yaptığında ısrar ediyor. Ancak Türkiye bölgesel gücünü gösterip Avrupa Birliği'yle üyelik görüşmelerine devam ederken, eleştiriler karşısında tutumunun ince elenip sık dokunmasını bekleyebilir."

Bu yazı ve 'Ankara'nın kafasını kızdırmayın' başlığı altında, 7 ayrı fotoğrafla Türkiye'de son dönemdeki kimi gelişmeler toparlanmış.

Albümde CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu hakkında Silivri cezaevini toplama kampına benzettiği için soruşturma başlatılmasından eski genelkurmay başkanı İlker Başbuğ'un darbeye teşebbüs suçlamasıyla tutuklanmasına bir çok konu yer alıyor.

1980 darbesi sonrası cumhurbaşkanı Kenan Evren'in hakkında iddianamede ömür boyu hapis cezasıyla karşı karşıya olmasından basın özgürlüğü mücadelesi ayrıca Ahmet Şık ve Nedim Şener hakkındaki davalar da yer verilen başlıklardan.

12/16/2011

seyyah1906

avrupa'nın rahatsız olduğu ayet'in cuma hutbelerinde okunması yasaklandı



avrupa'nın rahatsız olduğu ayet'in cuma hutbelerinde okunması yasaklandı

ortalığı karıştıran eski müftü chp istanbul milletvekili ihsan özkes belgesiyle gündeme taşıdığı iddiası avrupa birliği istedi türkiye ALLAH KATINDA GEÇERLİ DİN İSLAMDIR ayetinin cuma hutbelerinde okunmasını yasakladı.

8/14/2011

seyyah1906

rum bakan türkiye bölgede herhangi bir olay çıkartmaya cesaret etmeyecek

Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli, Rum tarafının Doğu Akdeniz’de hidrokarbon aramaları konusunda Türkiye’nin herhangi bir şey yapmaya cesaret edemeyeceğini iddia etti.
Markulli, Kathimerini gazetesine yaptığı açıklamada, Rum yönetiminin, sözde "Münhasır Ekonomik Bölgesi" (MEB) içerisindeki 12. parselde petrol ve doğalgaz arama sondajlarına başlama niyeti konusunda Türkiye’nin uyarılarına karşılık, Rum yönetiminin ve Yunanistan’ın "yerinde ve zamanında tepki gösterdiğini" söyledi. AB Dışişleri Bakanları, BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi ülkelerin dışişleri bakanları nezdinde girişimlerde bulunduklarını; Avrupa Birliği yetkilileri ile görüştüğünü anlatan Markulli, konunun 2-3 Eylül’de Polonya’da yapılacak AB Dışişleri Bakanları Gayrı Resmi toplantısının gündemine alınmasını da talep ettiğini belirtti. "Rum yönetiminin BM’nin Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni 1988’de onayladığını ve bu sözleşmeden kaynaklanan egemenlik haklarını kullandığını" ifade eden Markulli, "Bütün faaliyetleri ve komşu ülkelerle yaptığı anlaşmaları bu deniz hukukuna uygundur. Türkiye BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni ihlal ediyor ve görmezden geliyor" iddiasında bulundu. Markulli, "Sizce Türkiye sıcak olay çıkartabilir mi?" sorusuna karşılık, "Bana göre, ’Kıbrıs cumhuriyeti’ ile değil, Amerikan şirketi Noble Energy (sondaj çalışmasını yapacak şirket) ile karşı karşıya geleceğini dikkate alacağından Türkiye, bölgede herhangi bir olay çıkartmaya cesaret etmeyecek" iddiasında bulundu. Rum Dışişleri Bakanı şunları kaydetti: "Tehditlerini hayata geçirme cüreti göstermemesi için Türkiye nezdinde bütün önleyici tedbirleri almaları konusunda başvurduğumuz gerek ABD’nin gerek diğer Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin güçlü tepkisinden eminiz. Büyük bir Amerikan şirketi olan Noble Energy’nin de Türkiye tarafından çıkarlarını zedeleyecek herhangi bir müdahale veya tacizde bulunulmasına izin vermeyeceği ortadadır. Dahası, Amerikan şirketinin arama yapacağı 12. parselin, aynı şirketin halen doğalgaz çıkarmak için çalışma yaptığı İsrail parsellerine yakın olduğu da unutulmamalıdır." TİCARET BAKANI: "DOĞALGAZ SÜRECİ PLANLANDIĞI GİBİ DEVAM EDECEK" Bu arada, Rum yönetimi Sanayi Ticaret ve Turizm Bakanı Praksula Andoniadu Kiriaku da Haravgi gazetesine verdiği demeçte, Rum yönetiminin sözde Münhasır Ekonomik Bölgesinde (MEB) başlamayı öngördüğü doğalgazı çıkarma çalışmalarının planlandığı şekilde devam edeceğini bildirdi. Kiriaku, doğalgaz arama ve çıkarma çalışmalarının planlandığı gibi devam ettiğini, karara bağlanan sondaj çalışmasının ekim ayı başlarında başlamasının beklendiğini belirtti. Kiriaku, hedeflerinin doğalgazın en kısa sürede Güney Kıbrıs’a ulaşması olduğunu ifade ederek, bu konuda Türkiye’nin ve özellikle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarının kabul edilemez olduğunu kaydetti. Rumların Doğu Akdeniz’de tek yanlı ilan ettiği 12. parselde, 300 milyar metreküp doğalgaz rezervi bulunduğu tahmin ediliyor. Rum yönetiminin bölgede ilk sondaja 1 Ekim’de başlayacağı açıklanmıştı. Kıbrıs Rum yönetimi eski dışişleri bakanlarından Nikos Rolandis, dünkü açıklamasında, Rum yönetimine, sözde "Münhasır Ekonomik Bölgesi" içerisinde petrol ve doğalgaz arama çalışmalarıyla ilgili Türkiye’nin uyarılarını dikkate alması çağrısı yaparak, "Türkiye dediğini yapar" uyarısında bulunmuştu.

7/31/2011

seyyah1906

egemen bağış artık karpuzun göbeğini türkiyede sadece belli bir takım elit kesimler yemiyor

Avrupa Birliği Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış, ''Türkiye normalleşiyor. Şimdi Türkiye'de kimileri tartışıyor; 'Karpuz kesecektik, kesmeyecektik. Karpuz kabuğu suya düştü mü, düşmedi mi?' Ama asıl üzerinde durulması gereken nedir biliyor musunuz? Artık karpuzun göbeğini Türkiye'de sadece belli bir takım elit kesimler yemiyor, paylaşılıyor'' dedi.
Bağış, Turgut Özal Kültür Merkezi'nde gerçekleştirilen partisinin Çekmeköy İlçe Gençlik Kolları 1. Olağan Kongresi'nde, seçimlerin ardından çalışmalara devam ettiklerini söyledi.

Anamuhalefet partisinin, teşkilatlarına 'İyi dinlenin ekimden sonra çok çalışacağız' diye yazılı genelge gönderdiğini dile getiren Bağış, ''Biz de onlara bu yaz tatillerinde mutluluklar diliyoruz'' dedi.

Bağış, Türkiye'nin bugün çok farklı bir noktada olduğunu belirterek, gençliğe verdikleri öneme işaret etti.

Başbakan Erdoğan'ın sadece Türkiye'nin Başbakanı değil, dünya vicdanının sesi olduğunu ifade eden Bağış, şunları kaydetti:

''Türkiye normalleşiyor. Şimdi Türkiye'de kimileri tartışıyor; 'Karpuz kesecektik, kesmeyecektik. Karpuz kabuğu suya düştü mü, düşmedi mi?' Ama asıl üzerinde durulması gereken nedir biliyor musunuz? Artık karpuzun göbeğini Türkiye'de sadece belli bir takım elit kesimler yemiyor, paylaşılıyor. Milli irade görevinin başındadır, muktedirdir. Türkiye'nin önü açıktır.''

Türkiye'nin bugün doğusunun da batısının da ilham kaynağı haline geldiğini dile getiren Bağış, yılın ilk çeyreğinde yüzde 11 ekonomik büyümeyle Türkiye'nin dünya rekorunu kırdığını belirtti.

Bağış, 2010 yılı sonu itibarıyla yüzde 8,9 ekonomik büyüme sağlandığını anımsattı.

Bugünün anlamlı bir gün olduğunu da bildiren Bağış, rahmetli Adnan Menderes'in o dönemki adıyla Avrupa Ekonomik Topluluğuna ilk başvuruyu yapmasının bugün 52. yıl dönümü olduğunu hatırlattı.

Bağış, 31 Temmuz 1959'da ilk başvuru yapıldığında kişi başı milli gelirin 400 dolar olduğunu, bugün bu rakamın 11 bin dolar olduğunu, 2023 yılında 25 bin doların yakalanacağını söyledi.

2023 vizyonunun hayata geçirilmesinde gençlere güvendiklerini dile getiren Bağış, gençlerin Türkiye'yi çok daha ileri götüreceğine inandıkları için bu planların yapıldığını ifade etti.

1960 darbesinden sonra 15 Eylül 1960'da devrin Cumhurbaşkanı Celal Bayar'ın elleri kelepçeli olarak Yassıada'ya götürülen Fatin Rüştü Zorlu'ya 'Avrupa Ekonomik Topluluğuna başvurmuştuk ne oldu?' diye sorduğunu anlatan Bağış, elleri kelepçeli olan Zorlu'nun da Bayar'a bir brifing verdiğini söyledi.

AB sürecinde atılan adımlara işaret eden Bağış, ''Biz bu adımları AB için atmıyoruz. Bu adımları milletimizin AB standartları üzerinde yaşam sürdürmesi için atıyoruz, atmaya devam ediyoruz'' diye konuştu.

Daha yapılması gereken reformların ve hala düzeltilmesi gereken yanlış uygulamaların var olduğuna da vurgu yapan Bağış, teker teker bunlara da el atılacağını kaydetti.

Güçlerini gençlerden aldıklarını belirten Bağış, kendilerinden evvelki siyasi hareketlerin gençlerin eline satır dağıttığını, gençleri şiddete yönelttiğini ileri sürdü.

Türkiye'nin aydınlık yarınlarını gençlerle gerçekleştireceklerini ifade eden Bağış, gençlere güvendiklerini söyledi.

AK Parti İstanbul İl Başkanı Aziz Babuşcu da sivil anayasa çalışmalarına işaret ederek, gelecek süreçte Türkiye'nin aydınlık yarınlarını inşa etmek adına daha fazla gayret içinde olacaklarını bildirdi.

7/20/2011

seyyah1906

alman politikacı erdoğan siyasi şantaj yapıyor müzakereleri donduralım

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kıbrıs ziyareti öncesi Brüksel'e Kıbrıs konusunda rest çekmesi, Almanya’da Türkiye’nin Avrupa Birliği'ne üyelik müzakerelerini yeniden tartışmaya açtı.
“Tanımadığımız bir ülkeyle görüşmeyiz” diyerek Kıbrıslı Rumların "Kıbrıs Cumhuriyeti" sıfatıyla dönem başkanlığında Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin donacağını ve Rum yönetimiyle Avrupa Birliği adına görüşmeyeceklerini ifade eden Erdoğan’a muhafazakâr Alman politikacı Stefan Müller’den yanıt geldi.

"AB'nin tamamı aşağılanıyor"

Hrıstiyan Sosyal Birlik Partisi Federal Meclis Grubu yetkililerinden Stefan Müller, “Rheinischen Post” gazetesine verdiği demeçte, “AB üyesi bir ülkeyi muhatap almaktan kaçınanlar, Avrupa Birliği'nin tamamını aşağlıyor demektir” değerlendirmesinde bulundu.

Aynı zamanda Hrıstiyan Birlik Partileri’nin Federal Meclis’teki uyum çalışmaları sorumlusu olan Stefan Müller, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin ve AB’nin Türkiye‘ye yaptığı sübvansiyonların altı aylığına dondurulmasını talep etti.

Türkiye’nin Avrupa Birliği içindeki eşit haklara sahip üyeyi dışlayamayacağını belirten Alman politikacı, Erdoğan’ın açıklamalarını “şantaj” olarak nitelendirerek “Erdoğan, siyasi şantaj girişiminde bulunmaktan çekinmediğini gösteriyor” şeklinde konuştu.

AB dönem başkanlığı yaklaşıyor

2012’nin ikinci yarısında Avrupa Birliği dönem başkanlığını devralacak olan Kıbrıs Rum yönetimi, 2004 yılında Birliğe tam üye olarak kabul edilmişti. Brüksel’in Kıbrıs sorunu çözülmeden bu kararı almasına tepki gösteren Ankara, Kıbrıs Rum yönetimini üye ülke olarak muhatap almıyor.


© Deutsche Welle Türkçe


AFP/dapd, HK/GA

7/19/2011

seyyah1906

başbakan erdoğan türk tarafı haklı olduğu için güçlü olmuştur

Ercan Havaalanı'nda "Büyük Usta" sloganları ve 10'uncu yıl marşıyla karşılanan Erdoğan burada yaptığı konuşmada, "Bugün Kıbrıs diye bir devlet yok. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi vardır" dedi.
Başbakan, 2004'teki referandumda Türk tarafının Ada'nın yeniden birleştirilmesini öngören çözüm planına evet demesine rağmen Rumların Avrupa Birliği üyeliğiyle ödüllendirildiğini söyledi.
'Fitne sokmak isteyenlere izin vermeyin'

Erdoğan, "Türk tarafının haklı olduğu için güçlü olduğunu" belirterek, Kıbrıslı Türklere "Sevgili kardeşlerim, şunu unutmayın; biz biriz, beraberiz, tek yüreğiz. Aramıza fitne-fesat sokmak isteyenlere, sakın ha aldanmayınız'' diye seslendi.

Recep Tayyip Erdoğan, 28 Ocak'ta Kuzey Kıbrıs'ta yapılan bir mitingde, Türkiye karşıtı pankartların açılmasıyla ilgili olarak "Ülkemizden beslenenlerin bu yola girmesi manidardir" dediği için büyük tepki görmüştü.

Bazı yorumcular, Erdoğan'ın yeni hükümetin kurulmasından sonra ilk dış gezisini Kuzey Kıbrıs'a yaptığına dikkat çekerek bunun bir anlamda "barışma" ziyareti olacağını vurguluyor. Bazı grupların Erdoğan'ın ziyareti sırasında protestolar planladıkları belirtiliyor.

Erdoğan Çarşamba günü harekatın yıldönümü dolayısıyla yapılacak kutlamalara katıldıktan sonra bazı açılışlara katılacak.

Kuzey Kıbrıs medyası, Erdoğan'ın ziyareti sırasında Kuzey'de 1974 yılından beri yerleşime kapalı tutulan Maraş'ın Rumlara iadesi konusunda bir açılımda bulunabileceğini öne sürdü. 

7/03/2011

seyyah1906

boston globe politikacıları taşlayan veya küçük düşüren vatandaşların başları derde girebilir

ABD'nin önde gelen gazetelerinden Boston Globe, "Amerika hala bir fenerdir" başlığını ile yayımladığı başyazısına soğuk savaş dönemine ait, ABD'yi ziyaret eden Sovyet vatandaşına ilişkin fıkra ile başladı.

Amerikan özgürlüğünü anlatmaya çalışan Amerikalı, "'Ronald Reagan savaş kışkırtıcısıdır' yazılı bir pankartla Beyaz Saray önünde durabilirim ve bana kötü bir şey olmaz" der. Bunun üzerine Moskova'dan gelen ziyaretçi, "Nolmuş yani? Ben de, Kremlin önünde 'Ronald Reagan savaş kışkırtıcısıdır' diyen bir pankartla durabilirim ve bana da kötü bir şey olmaz" karşılığını verir.
Fıkranın ardından, "Siyasi liderleri eleştirme özgürlüğü, hürriyetin temel bir unsuru" ifadesini kullanan gazete, siyasileri eleştirme özgürlüğünün ne Sovyetler Birliği'nde ne de Putin yönetimindeki Rusya'da var olduğunu belirterek, "Kremlin'deki gücü elinde tutan eski KGB ajanını açıkça eleştiren gazetecilerin başlarına kötü şeyler geldiği"ni yazdı.
Konuyla ilgili Türkiye'yi de ele alan gazete, "Avrupa Birliği'ne katılmaya ciddi bir aday olan Türkiye'de bile politikacıları taşlayan veya küçük düşüren vatandaşlar, başları derde girebilir" görüşünü öne sürdü.

Bu bağlamla "Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakan olduğu 2003 yılından beri kendine hakaret ettikleri gerekçesiyle birçok kişi hakkında dava açtığı" vurgulanan başyazısında yargılananların 2 yıla kadar hapis cezalarıyla karşı karşıya bulunduklarına da dikkat çekildi.

Başyazısında Erdoğan'ın davacı olduğu insanların arasında bir "öğrenci tiyatro grubu", "işsiz erkek ile kız kardeşi" ve bir "karikatürist"in bulunduğu belirtildi. Boston Globe, "hükümet yetkililerini eleştirme veya taşlama özgürlüğü, hürriyetin vazgeçilmez bir parçasıdır ve Rusya ile Türkiye dahil olmak üzere, demokrasiyi hedefleyen tüm ülkelerde saygı gösterilmelidir" değerlendirmesini yaptı.

7/01/2011

seyyah1906

almanya dışişleri bakan yardımcısı meclisteki yemin krizinin çözülmesi çok önemli

Alman Meclisi Avrupa Birliği İşleri Komisyonu’nun kamuya açık olan oturumunda, Türkiye’de 12 Haziran’da yapılan seçimlerin sonuçları ve son gelişmeler değerlendirildi. Hükümet adına konuşan Almanya Dışişleri Bakan Yardımcısı Werner Hoyer, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaşanan yemin krizinin aşılmasının önemli olduğunu, aksi takdirde parlamentonun meşruiyetinin zarar görebileceğini belirtti. Türkiye’nin Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da yaşanan sorunların çözümünde önemli bir rol oynayabileceğini kaydeden Hoyer, Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle’nin cuma günü Türkiye’ye yapacağı çalışma ziyaretinde bu konunun da görüşüleceğini söyledi.
Yemin krizi

Almanya Dışişleri Bakan Yardımcısı Werner Hoyer, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaşanan yemin krizinin sonuçları konusunda bir değerlendirme yapmak için henüz erken olduğuna işaret etti. Hoyer, bu krizin aşılmasının önem taşıdığını vurguladı. Hür Demokrat Partili Hoyer, "şimdi bu beklenmedik krizin aşılması önem taşıyor. Çünkü aksi takdirde yeni meclisin daha baştan meşruiyetinin zarar görme olasılığı beni kaygılandırıyor" dedi.

En önemli iş yeni anayasa

Alman Meclisi Avrupa Birliği İşleri Komisyonu’nda Türkiye’deki seçim sonuçlarını değerlendiren Hoyer, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin seçimlerden zaferle çıkmasının süpriz olmadığını söyledi. Hoyer, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin üçte ikilik çoğunluğu sağlayamaması nedeniyle anayasa değişikliği gibi önemli kararlarda muhalefet partilerinin işbirliğine ihtiyaç duyacağına da dikkat çekti. Hoyer, oylarını artıran Cumhuriyet Halk Partisi’nin orta vadede güçlü bir muhalefet partisi olacağına ve Adalet ve Kalkınma Partisi’ne rakip olacağına inandığını söyledi. Yeni kurulacak hükümetin en önemli projesinin yeni bir anayasa olacağını söyleyen Hoyer, sözlerini şöyle sürdürdü. ”Erdoğan seçim gecesi yaptığı balkon konuşmasında (anayasa değişikliği için) diğer partilerle işbirliği yapacağını ve sivil toplumu da bu tartışmalara dahil edeceğini ifade etti. Ancak burada diğer partilerin ne kadar uzlaşmaya hazır olduğu ve geniş katılımlı toplumsal bir tartışma yürütülmesi belirleyici olacak. Bu sürecin ne kadar başarıya ulaşacağını şimdiden değerlendirmek zor. Uzmanlarımız bu tartışmaların başarısızlığa uğrayabileceğini de göz önünde bulunduruyor.”

Hür Demokrat Partili Hoyer, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’ye uzun vadede başkanlık sistemi getirme planlarının da bu seçim sonuçlarıyla birlikte şimdilik gerçekleşemeyeceğini savundu: ”Erdoğan’ın bu hedefine yaklaşıp yaklaşamayacağını izlemek gerekiyor. Ama şu anda elinde bulundurduğu çoğunluğa bakılırsa, bunu gerçekleştirmesi zor görünüyor. Fakat Erdoğan, olağanüstü deneyimli bir politikacı. Belki de muhalefet partilerinden bazı milletvekillerini kendi safına çekmeyi başarabilirse, durum farklı görünebilir.”

Westerwelle Türkiye'ye gidiyor

Almanya Dışişleri Bakan Yardımcısı Hoyer, Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecine ilişkin değerlendirmelerde de bulundu. Türkiye’de Avrupa Birliği Bakanlığı’nın kurulacak olmasını memnuniyetle karşıladığını kaydeden Hoyer, müzakere sürecinin devam etmesini istediklerini ifade etti. Bu çerçevede de Polonya’nın Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı sırasında rekabet başlığının açılmasını umduklarını söyledi. Hoyer, bunun yanı sıra bölgede güçlü bir aktör haline gelen Türkiye ile dış politikadaki diyaloğa ivme kazandırmanın kendi çıkarlarına olacağını kaydetti. Hoyer, Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle’nin cuma günü Türkiye’de mevkîdaşı Ahmet Davutoğlu ile yapacağı görüşmede de bölgedeki sorunların ele alacağını söyledi. ”Arap dünyasındaki radikal değişim süreci Türkiye için olduğu kadar Avrupa Birliği için de büyük önem taşıyor. Burada ortaklaşa inisiyatif geliştirme, doğru yönde ilerleyen süreci birlikte güçlendirme konusunda Türk hükümeti ile işbirliği yapmak istiyoruz. Bu nedenle de, Libya'dan Suriye'ye kadar siyaset yapmayı, diplomasiyi gerektiren çeşitli sorunların çözümünde Türkiye temas kurabileceğimiz çok önemli bir ortak olabilir.”


© Deutsche Welle Türkçe

Haber: Jülide Danışman / Berlin

Editör: Hülya Köylü

6/27/2011

seyyah1906

avusturyalı bakan türkiyeyi veto etseydim halk kahramanı olurdum

Avusturya’nın Tages-Anzeiger Gazetesi’ne konuşan Plassnik, Türkiye ile müzakere kararının alındığı Lüksemburg zirvesinde Avusturya Dışişleri Bakanı olarak süreci “30 saat boyunca tıkadığını” itiraf etti. Plassnik şunları söyledi:
Veto etseydim kahraman olurdum

“O gün AB Dönem Başkanlığı yapan İngiltere’nin Dışişleri Bakanı Jack Straw bana karşı çıktı. ‘Bu konuyu artık konuşmamıza gerek yok’ dedi. Ben de ‘Peki, burada beni konuşturmazsan basında konuşurum’ dedim. Sonra da bakanlar toplantısını terk ettim. Gazetecilere konuşacaktım. Ama Straw bana yazılı bir mesaj gönderdi, ben de geri adım attım (Plassnik bu mesajın içeriğini açıklamadı). Türkiye’yi veto etseydim halk kahramanı olurdum. Ancak Türkiye’nin tam üye olup olmayacağını daha bugünden yanıtlamamızın zor olduğunu savundum. Türkiye’nin AGİT adaylığıma karşı çıkması, AB’ye yönelik hayal kırıklığından kaynaklanıyor olabilir. Belki de kendinden giderek daha emin hale gelen bir bölgesel gücün, güç gösterisidir.” 

6/22/2011

seyyah1906

suriye dışişleri bakanı yıllardır harcadığımız çabaların heba olmasını istemiyoruz

Muallim, ülkesine yaptırımların kapsamını genişleten Avrupa Birliği'ni kınadı ve özellikle hedef aldığı Fransa'yı "işgalci politikalar" izlemekle suçladı.
Avrupa Birliği Beşar Esad yönetiminin protesto gösterilerini kuvvet kullanarak bastırması üzerine yaptırım kararı almıştı.
Esad'ın Pazartesi günü, bir dizi reform yapacağı yolundaki açıklaması muhalefeti dindirmedi.

Dışişleri Bakanı Velid Muallim, Suriye'deki ayaklanmanın bastırılmasına İran ya da Hizbullah'ın yardım ettiği yolundaki iddiaları reddetti.

Muallim, "haksız" olarak nitelediği yaptırımları eleştirirken, "Avrupa'dan hiçkimse Suriye'yi ziyaret etmedi. Kimse bizi dinlemedi. Dünya Avrupa'dan ibaret değil. Bize göre haritada artık Avrupa yok. Euromed üyeliğinden çekileceğiz" dedi.

Euromed, 2008'de, Avrupa Birliği ve Orta Doğu ve Kuzey Afrika'daki 16 komşusuyla işbirliğini geliştirmek amacıyla yeniden hayata geçirilmişti.

Avrupa Birliği, Suriye'ye yaptırımlarını askeri bağlantıları bulunan dört şirket ve dafa fazla Suriye vatandaşını kapsayacak şekilde genişletti.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon da, Suriye'ye aylardır devam eden protestolarda yaşananları soruşturacak bir heyetle, yardım görevlilerine ülkeye giriş izni vermesi çağrısında bulundu.

Genel Sekreter BBC'ye açıklamasında, Suriye'deki insan hakları ihlallerinden kaygı duyduğunu söyledi.

Muhalefete göre, Mart ayından beri devam eden ayaklanma sırasında 1300 sivil ile 300 asker ve polis memuru öldü. Binlerce protestocu da gözaltına alındı.

Ülkenin kuzeydoğusunda başlatılan bir operasyon sonrasında da binlerce Suriyeli Türkiye'ye kaçtı.
Türkiye'deki mülteciler

Velid Muallim, açıklamasında yabancı basını Cizr el-Şuhur'da yaşananları çarpıtmakla suçladı, "Türkiye'deki mültecilere gelince. Bu insanlar kaçmaya zorlandı. Suriye ordusu Cizr el-Şuhur'a girmeden haftalar önce çadırlar kuruldu. Onları geri dönmeye çağırdık. Cumhurbaşkanı Esad güvenceler verdi. Türkiye'deki dostlarımıza, bu insanların geri dönüşü için bize yardım etmesini istiyoruz" dedi.

Muallim, "850 kilometrelik sınırımız bulunan Türkiye'yle iyi ilişkilerimizi sürdürmek istiyoruz. Bu imtiyazlı ilişkiler için yıllardır harcadığımız çabaların heba olmasını istemiyoruz. Umarım Türkiye pozisyonunu gözden geçirir." diye konuştu.
bbc türkçe

6/15/2011

seyyah1906

seçimden sonra avrupa birliği türkiye'yi hatırladı avrupa kendine güvenen türkiyeyi kucaklamalı

AK Parti’nin zaferle çıktığı seçimler, Avrupa Birliği ülkelerine Türkiye’yi hatırlattı. İngiltere eski Dışişleri Bakanı Straw, “Seçimlerden mağlup çıkan Avrupa Birliği olmuştur. Avrupa, kendine güvenen bu Türkiye’yi kucaklamalı” dedi.


12 Haziran genel seçim sonuçları, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde yeni bir Türkiye tartışması başlattı. AB ile Türkiye arasında hızı giderek yavaşlayan müzakerelerin yeniden rayına oturmasını isteyenler, Ak Parti’nin elde ettiği sonucun ardından, genişleme politikalarında daha muhafazakâr olunması gerektiğini savunanları eleştirmeye başladı.

Erdoğan gazetecileri bıraksın
İngiltere eski Dışişleri Bakanı Jack Straw, The Times gazetesinde yayınlanan “Avrupa, kendine güvenen bu Türkiye’yi kucaklamalı” başlıklı makalesinde, “Seçimlerden mağlup çıkan Avrupa Birliği olmuştur. Çünkü Avrupalı liderler, tam da Arap Baharı’nın sonuçlarının istedikleri yönde şekillenmesini umdukları bir dönemde, geniş Ortadoğu’daki en güçlü, en zengin ve en demokratik ülkeye sırt çevirmiş durumdalar” dedi. Aynı konuda Başbakan Erdoğan’a yönelik eleştirilerde de bulunan İngiliz siyasetçi, “Erdoğan, Avrupa ile iyi ilişkileri olmasını istiyor. Ancak Avrupa’da, Türkiye’nin kendine güvenli dış ve ekonomik politikalarından endişe duyanlar varsa, bunun için suçlanacak olan kendileridir” ifadesini kullandı. “AK Parti’nin İngiltere siyasetindeki partilere parmak ısırtacak bir başarıyla üçüncü döneme başladığını” yazan Straw, Başbakan Erdoğan’a yönelik olarak “Şu anda tutuklu olan gazetecilerin hızla yargı önüne çıkarılmasını ya da serbest bırakılmasını sağlayarak kendisine güvenini gösterebilir” görüşünü savundu.
Türkiye, AB’yi güçlendirir
AB’nin eski Ortak Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Javier Solana, “Avrupa, müze olmak yerine aktif bir küresel oyuncu olacaksa, Türkiye halkının taze perspektifi ve enerjisine ihtiyacı var” diye yazdı. Halihazırda ABD’deki düşünce kuruluşu Brookings Enstitüsü’nde görev yapan Solana, CNN’in internet sitesinde yayımlanan makalesinde, “AB ve ona üye bir Türkiye’nin sahip olacağı güvenlik kazanımları ve stratejik avantajlar, Türkiye’nin uzun süredir üyesi olduğu NATO ile AB arasındaki ilişkilerden başlayarak çok fazla olacaktır” dedi.

Ne Türkiye ile ne Türkiye’siz

Almanya’daki iktidar partisi Hıristiyan Demokrat Birliği (CDU) de, yeniden başlayan Türkiye tartışmasına müdahil oldu. Rheinischen Post Gazetesi’ne konuşan CDU grup başkan vekili Andreas Schockenhoff, “Türkiye, Avrupa değerler birliğinin bir parçası. Böyle de kalmasını umuyoruz” dedi. Partinin dışişleri komisyonunu yöneten Ruprecht Polenz ise Türkiye’de İslamcılığın ve aşırı milliyetçiliğin artması endişesi bulunduğunu belirterek, “Türkiye’nin, Avrupa’dan uzaklaşma endişesi varsa, bunun olmaması için her şeyin yapılması gerekir. AB’nin de Türkiye’ye karşı bir sorumluluğu vardır. Türkiye’yi eleştiren açıklamalar işe yaramamaktadır” diye konuştu.
hürriyet