En Yeniler
bdp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
bdp etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9/19/2013

seyyah1906

Abdullah Öcalan “Geri çekilme ile ilgili bir yasa çıkarılmış olsa tek PKK’li kalmayacaktı”

İşte Utku Çakırözer'in yazısı:

‘Silahlara Dönülmez Diye Bir Şey Yok’

PKK’nin İmralı’da ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırılan lideri Abdullah Öcalan’ın kendisini ziyaret eden BDP heyetine, “KCK’nin çekilmeyi durdurma tavrını destekliyorum.
Asla silahlara dönülmeyecek diye bir şey yok
Abdullah Öcalan “Geri çekilme ile ilgili bir yasa çıkarılmış olsa tek PKK’li kalmayacaktı”
Bundan sonra çekilmeyi konuşmayız” mesajı verdiği belirtildi. Nevruz da ‘silahlara veda’ mesajı veren Öcalan, son görüşmede “Asla silahlara dönülmeyecek diye bir şey yok” mesajı verdi.
BDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, hafta sonu İmralı’da Öcalan ile yaptıkları görüşme hakkında sorularımıza şu yanıtları verdi:
- Kamuoyuna açıklanan bir takvim vardı. Bu takvim hâlâ geçerli mi?
Maalesef o takvime uygun gidilmiyor. Bunun sorumlusu da hükümet. İmralı’da geçen ekimde devlet ile diyalog başlayınca bu yıl ekim, kasıma kadar normalleşme, silahların bırakılması aşamasına geçilmesi bekleniyordu ancak hükümet bu takvime uymadı. Bırakın silahsızlanmayı, geri çekilme dahi durdu.

Hükümetin gevşek tutumu

- Öcalan nasıl görüyor?
Bir yıldır bir diyalog zemini yakalanmış olduğu için geçen zamanı büyük kayıp olarak görmüyor ancak gidişatı da iyi görmüyor. Hükümetin gevşek tutumundan şikâyetçi. “Geri çekilme ile ilgili bir yasa çıkarılmış olsa tek PKK’li kalmayacaktı” diyor ama hükümetin hiçbir adım atmamasından şikâyetçi. Gerçekten de hükümet her aşamada fırsatçılık yaptı. Öcalan’ın gayretleri olmasa bugüne kadar çoktan tuzla buz olurdu bu süreç.

Artık çekilme gündemde yok

- Görüşmenizden geri çekilmenin hızlanacağı izlenimi aldınız mı?
Hayır. Tam tersine artık geri çekilme konusunun yeniden gündeme geleceğini sanmıyorum. Artık geri çekilmeyi değil, onların nasıl geri döneceği tartışılmalıdır. Bunu kendisi öneriyor. Kamuoyundaki ‘çekilme’ tartışmaları konusunda ise şöyle diyor: “Biz devlet heyeti ile ilk görüştüğümüzde geri çekilme için toplanma yerinin Kandil olacağını bile konuşmadık. Bu Türkiye içinde bir yer olabilirdi. Mesela Cudi Dağı çünkü madem bu çıkanlar sonra yine dönecek neden Kandil’e gitsinler diye bekliyoruz ki. İlla sınır dışına çekilme gerekmiyordu. Bir yere toplanıp, provokasyonu önleyecek tedbir olarak düşünüldü çekilme. Yasa çıkardı. Onlar da hızlı biçimde toplanırlardı belirlenen yerde. Kamyonlarla, araçlarla giderler toplanırlardı yasası olduğu için. Toplanma tamamlandığında da devlet de hızla düzenleme yapar dağdan inerlerdi” ama çekilme başladıktan sonra yasa çıkarmadılar.

‘Kandil’e gitmeye gerek yoktu’

- Kamuoyuna sınır dışına çıkış diye sunuldu bu çekilme süreci...
Öcalan da bunu soruyor. “Anlamaya çalışıyorum, dağdan ineceklerse Kandil’e gitmelerine ne gerek var. İndireceksen neden iki, üç ay yol yürütüyorsun” diye soruyor. Böylece risk oluşturulduğunu düşünüyor.
- Hükümetin çekilme konusundaki ısrarını nasıl değerlendiriyor?
Tabii o da “hükümetin derdi ateşkes değil” diye düşünüyor. Zaman kazanmak, oyalamak gibi görüyor. Sürecin seçime kurban edilmek istendiğini, PKK’nin tasfiye edilmek istendiğini düşünüyor.
Daha sert üstümüze gelmek için manevra alanları yaratılmak istendiğini düşünüyor. “Ben hazırdım ama hükümet stratejik dönüşümü yapamadı” diyor.

Yeni format: Müzakere masası

-Görüşmenizde yeni bir ‘format’tan bahsediyor Öcalan?
Bugüne kadar devlet heyetleri gelince sohbet edildiğini, diyalog sağlandığını belirtiyor. Karşılıklı düşüncelerin ölçüldüğünü, tartıldığını anlatıyor. Şimdi yeni format ile kastettiği bu diyaloğun ‘müzakere’ye dönmesi. O başka bir şey. “Ben 4 duvar arasında müzakere yürütemem. Dış dünyadan BDP dışında kimse ile görüşemiyorum” diyor. “Hükümetin elinde milyonlarca enstrüman var. Basınla, sivil siyaset örgütleriyle konuşmam sağlanırsa işin esasına dair konuşabiliriz.” Gelinen aşamadan çok üzgün. Çok fedakârca davrandı, tüm eleştirilere karşın doğru bildiği yolda yürüdü ama hükümetten bir ciddiyet görmediği için üzülüyor.

‘KCK haklı, başka şey yapamazlardı’

- KCK’ye ‘çekilmeye devam’ mektubu yazdığı ileri sürüldü.
Hayır, hiç öyle bir şey yok. Tam tersine. “Onlar haklı. Alabilecekleri başka karar yoktu. Benimle zıt düşmediler” diyor ve ateşkes halini destekliyor. Cemil Bayık’ın açıklamalarını destekliyor. Burada hükümet ve onlara akıl verenler farklı bir algı yaratmak istiyor.
- Bu yeni format yani müzakere nasıl olacak?
Taraflar olacak, konu olacak ve bir de masa olacak. Taraflar Öcalan, KCK, BDP. Bir de hükümet.

‘Paketin bir etkisi olmaz artık’

- Bir de ‘araç’ tartışması var.
Evet. O da “Ben artık teröre karşı bir enstrüman gibi düşünülemem” diyor. “Madem görüşülüyor, gelecekler esasını konuşacaklar meselenin” diyor. “Bu format sağlanırsa mesele kısa sürede aşılır ve silahsızlanmaya geçilir” diyor.
- Demokratikleşme paketini nasıl değerlendiriyor?
Süreci olumlu ya da olumsuz etkileyebilecek konumdan çıkmış durumda bu paket artık. Sadece hükümetin tek taraflı kendi hesabına attığı adımlar olacak. İyi yaparlarsa Türkiye lehine olur ama ben demokrasimizi sıçratmayacağına eminim.

‘Heyet içinde siyasetçi istiyor’

- Müzakere olursa ne değişecek? Zaten devletle görüşmüyor mu?
Evet gelip, sohbet edip ,tartışıp gidiyorlardı ama bundan sonra bu heyet aracılığıyla seslenmek istiyor. Heyetin içinde siyasi temsil istiyor.
- Bakan mı yani?
Hayır gerek yok hükümetten olmasına ama siyasetçiler olabilir. Karar alabilecek, inisiyatif kullanabilecek bir heyet. Şu andaki heyet inisiyatif sahibi değil.

‘Müzakereye hakem lazım’

- Bir de hakem istiyor galiba.
Hakem rolü oynayacak bir üçüncü göz istiyor. Dış güç değil ama ortaklaşa oluşturulacak Hakikatleri İzleme Kurulu.Taraflarla görüşme yapıp, tıkanma olunca öneri getirmesi isteniyor. Ateşkesi denetleyebilir.
- Meclis’te bir komisyon kurulmuştu.
Onu ‘içi boş’ görüyor.

‘Akiller taraflı’

- Akil insanlar olamaz mı?
Onları ‘tek taraflı’ buluyor. Başından beri öyle düşünüyordu. Şimdi de “Tarafsız olsalar, yeterince işlevsel olsalar gelip önce benimle görüşmeleri lazımdı. Madem ben başaktörüm. Bir sürü bilgi de verirdim. Ben yokmuşum gibi davranılırsa sonu bu olur” diye düşünüyor. Aslında o dönem biz de itirazlarımızı dile getirmiştik ama AKP’nin istediği şekilde gitti.
- Anlattıklarınızdan tablo çok olumlu değil.
Şu anda hükümet bütün bu olup bitenlerden ders çıkarıp fırsatı doğru değerlendirirse olumlu gelişmeler olabilir. Yoksa ciddi sıkıntı çıkabilir.
- Seçimden önce mi çıkar bu sıkıntı?
Seçim öncesi de olabilir, seçim sonrası da.

Silahlara dönüş sinyali

- Aysel Tuğluk’un Hürriyet yazarı Taha Akyol’a gönderdiği mektuptan bilgisi var mı? Oradaki silah unsuru çok tartışıldı.
Evet var. Öcalan diyor ki, “Aslında silahlara dönülmez diye bir şey yok. Ben bunu yaratmaya çalışıyorum ama bunu söylemek işin doğasına da aykırı. Asla diyemem.” Öcalan’ın görüşü bu.
- Oldukça umutsuz mesajlar bunlar.
Umutlu olması için neden göremiyor da ondan. Biz umutsuzsak o orada daha da umutsuzdur. Hükümetin içinde bulunduğu formattan çıkmasını istiyor.
- Bundan sonraki aşama geri çekilme değil o zaman.
Öcalan ve KCK’nin artık geri çekilmeyi gündeme alacaklarını sanmıyorum.
- Yeniden silaha dönülebileceği mesajı süreci olumsuz etkilemez mi?
Öcalan “Siyasette 24 saatte her şey değişebilir. Ben “silahların devri kapandı” dedim ama hükümet gereğini yapmıyor. Silah seçeneği kalkacaksa, demokratik siyaset seçeneğinin yaratılması gerekirdi. “Ben şimdi kimseye ‘silah asla bir seçenek değildir’ diyemem, bunun garantisini veremem” düşüncesini paylaştı.
- Hükümetle görüşecek misiniz?
Evet görüşmek istiyoruz. Uzun süredir yaptığımız uyarılar dikkate alınmadı. Başbakan’a akıl veren bir ekip var. “Kandil ve BDP arıza çıkarsa da biz Öcalan ile yürürüz” diye düşünüyorlar. İşlerin öyle yürümediği, arada bir görüş ayrılığı olmadığı görüldü. Aynı düşüncede ısrar ederlerse de iyi bir noktaya gidemeyeceğiz. Sonu iyi olmayacak. (Cumhuriyet)

3/28/2013

seyyah1906

Sebahat Tuncel'in attığı tokatın tazminatı Şırnaklı çocukların eğitimine gidecek

BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, Şırnak'ın Silopi İlçesi'nde çıkan olaylarda Güvenlik Şube Müdürü Murat Çetiner'e tokat attığı gerekçesiyle yargılandığı davada 25 bin lira para cezasına çarptırıldı.


Şırnak'ın Silopi İlçesi'nde 2011 yılında Nevruz kutlamaları sırasında olaylar çıkmıştı. Silopi'deki olaylar sırasında BDP İstanbul Milletvekili Sebahat Tuncel, ilçede görev alan Şırnak Emniyet Müdürlüğü Güvenlik Şube Müdürü Murat Çetiner'e tokat atmıştı.

Olayın ardından Emniyet Müdürü Murat Çetiner, milletvekili Tuncel hakkında Silopi Asliye Hukuk Mahkemesi'nde manevi tazminat davası açtı. Davanın bugün görülen 8'inci duruşmasına Çetiner ile Tuncel'in avukatı hazır bulundu. Mahkeme, Milletvekili Sabahat Tuncel'i, 'kamu görevlisine fiili ve sözlü saldırıda bulunduğu' gerekçesiyle 25 bin lira manevi tazminat ödemeye mahkum etti. Emniyet Müdürü Çetiner, daha önce yaptığı açıklamada, tazminattan kazanacağı parayı Şırnaklı öğrencilerin eğitimine bağışlayacağını söylemişti. (mynet)

3/20/2013

seyyah1906

Sırrı Sakık'tan Ak partiye geçmiş olsun Mhp'ye öcalan'ın paltosunu asarsın

Sakık, "Paris'te barışa sıkılan kurşunların faillerini bulamazsanız, aynı failler Ankara'nın göbeğinde bomba patlatırlar" dedi.


BDP'li Sakık, Twitter'dan yazdığı mesajda, "Paris'te katliam yapanların" dün Adalet Bakanlığı'na bomba attığını ve AK Parti Genel Merkezi'ne lav silahıyla saldırdıklarını öne sürerek, "AKP'ye geçmiş olsun diyoruz. Paris'te barışa sıkılan kurşunların faillerini bulamazsanız, aynı failler Ankara'nın göbeğinde bomba patlatırlar" dedi.


-"SEN ASSAN ASSAN ÖCALAN'IN PALTOSUNU VESTİYERE ASARSIN"-

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'ye seslenen Sakık, şunları ifade etti:

"Elinde iple dolaşıp Öcalan'ı as diyen Bahçeli, sen bu saatten sonra assan assan Sayın Öcalan'ın paltosunu vestiyere asarsın. Bu Malazgirt size kapılarını açtığında Kürt halkı size kucağını açtı, siz ne yaptınız red ve inkar politikalarınızla Malazgirt'e ve Kürt halkına ihanet ettiniz."

ANKA

11/08/2012

seyyah1906

Selahattin demirtaş: Kürt genci fantazi olarak dağa çıkmışsa çağıralım onları

Zafer Arapkirli'nin sorularını yanıtlayan Demirtaş açlık grevlerinden İmralı'daki tecrit uygulamasına, BDP'li vekillerin PKK'Lı teröristlerle kucaklaşmasından Ergenekon davasına tanıklık yapan Şemdin Sakık'ın ifadelerine değin bir dizi konuda açıklamalarda bulundu.

İşte Demirtaş'ın konuşmalarından öne çıkan ana başlıklar:


Türkiye'de koşullar İrlanda ve İngiltere şartlarına ulaşmıştır. Uluslararası konjonktür Türkiye'de kalıcı bir barış sürecinin gerçekleşmesi için uygundur.

GELECEK NESİLLER BİZİ SUÇLAYACAK

Kürt sorunu şu gün yaşayan insanların yarattığı bir sorun değil. Bugün yaşayan insanların, jenerasyonun, siyasetçilerin çözmemesi halinde gelecek nesillerin bizi haklı olarak suçlayacağı bir sorunla karşı karşıyayız. Çocuklarımıza böyle bir miras bırakmak istemiyoruz. Kelimenin tam anlamıyla eşit ver kardeşçe yaşasın istiyoruz. Yapılması gereken en temel şey demokratik siyaset kanallarını 'ama'sız ve 'ancak'sız açık tutmalıdır.

MARDİN'İN 7 İL BAŞKANI DA İÇERDE

1990-91'den bu yana HEP sürecinden bu yana Kürtler demokratik siyasetle mücadele yöntemini aktif olarak üstlendiler. O günden bugüne 7 parti kapatılmış, 10 bine yakın siyasetçi 3,5 yıldır tutuklu. Anadilde savunma yapamadıkları için halen yargılama süreci başlamamış. 6 milletvekilimiz tutuklu. 35 belediye başkanımız, il genel meclis üyelerimiz, il başkanlarımız tutuklu. Mardin'de 7 il başkanımız son 3 yıl içerisinde tutuklanmış ve 7'si de Mardin Cezaevi'nde. Şimdi sekizincisi görev yapıyor.
Bizim eksikliklerimiz yok mu? Şüphesiz ki var. Eksikliklerimizi görmezsek olmaz.

ANADİLDE EĞİTİM BİR TALEP DEĞİL

Taleplerle ilgili ifade ettiğimiz projeler öyle sanıyorum ki, hiçbir zaman olmadığı kadar kararlı bir şekilde çok açık, sarih bir şekilde parlamentoda, basın yayın organlarında, mitinglerde deklare ediliyor. Kongrede yazılı halde kamuoyuna duyuruldu. Bugün anadilde eğitim bilinmeyen bir talep değil. Nasıl uygulanmasına ilişkin detaylarını Anayasa Komisyonu'na sunduk.

TÜRKİYE ZATEN 7 BÖLGEYE BÖLÜNMÜŞ

Biz Türkiye'de Kürtler ve Türkler içiçe yaşıyoruz. Bu devletin sınırlarına saygı duyarak çözüm üretelim dedik. Özerklik modelini bu anlayışla kamuoyunun ilgisine ve desteğine sunduk. Bölgesel parlamentolar aracılığıyla yerinden yönetimler güçlendirerek çok daha demokratik bir modelin oluşabileceğini söyledik. 15 bölgeden bahsedince 'Türkiye 15 ayrı parçaya bölünecek' dediler. Şu anda Türkiye 7 bölgeye 81 vilayete bölünmüş durumda.

BÖLÜNMEYE DEVLET KARAR VERECEKTİR

Bunu bölücülük olarak tartışılırsa hükümet kamuoyuna böyle bir algı sunmuş olur. Bölünmemenin taahhüdü devletin tutumudur. Devletin tutumu Kürtlerin bölünmek isteğini azaltır veya çoğaltır. Devlet halkları yok sayarak, inançlarını, dillerini yok sayarak bir sistematik program uygularsa o devleti bölünmekten ne BDP ne de başka bir şey kurtarabilir. Bu devlet bölünmeyi istiyor mu, istemiyor mu ona bakmak lazım. Bölünmemenin taaahüdü devletin tutumudur.

TECRİT UYGULAMASI HUKUKUKİ DEĞİLDİR

Açlık grevleri 57. gününde ve artık risk sınırını aşmış durumda. Bu meselede konuşurken dikkatliyiz. Çözüme ve sonuca gidebilmek için elimizden geleni sarfediyoruz. Biz Gültan Hanım'la birlikte cezaevi ziyareti yaptık. Açlık grevi yapan insanların taleplerini dinledik. Bunlar karşılanmayacak talepler değil. O gün hükümete çağrı yaptık. Adalet Bakanı düzeyinde çeşitli temaslarımız oldu. Tecrit denilen uygulama hukuki değil.

ÖCALAN'A EV HAPSİ DE KONUŞULABİLİR

Yaklaşık 15 aydır sürdürülen avukatların görüştürülmemesi bir sorun. Avukatların İmralı'da görüşmesi lazım. 1,5 yıl öncesine kadar avukatlar ve devlet düzeyinde görüşmeler yapılıyordu. O günden bu güne 1037 insan yaşamını yitirdi. Başka bir mekanizmaya geçmemiz lazım. Güvenlik konseptinin dışında diyalog ve müzakare aşamasıdır. Tecritten kastettiğimiz budur. Avukatlar da heyetler de gidebilmelidir, görüşmeler ve tartışmalar başlamalıdır. İmralı ile dış d ünya bağlantısı kurulmalıdır. Öcalan'a ev hapsi talebi ileriki dönemde konuşulabilir.

TECRİT KALKARSA GREVLER SONA ERER

Açlık grevi kararını alan biz değiliz sonlandırma kararını da biz alamayız. Cezaevlerine ziyaretler, çağrılar yapabiliriz. Ben bir kez daha çağrı yapıyorum, keşke arkadaşlarımız ricamıza uysalar ve açlık grevini bıraksalar. Bu bizim önerdiğimiz bir yöntem değil, arkadaşlarımızın kendi iradeleriyle aldıkları bir tavırdır. Tecrit kalkarsa açlık grevleri sona erebilir.

HÜKÜMET KANUNSUZ İŞ YAPMAYI SEÇTİ

Anayasa ve yasaya uymayan bir hükümet, yasadan kaynaklanan hakkı tanımayan hükümete karşı 707 kişi bedenini ölüme yatırmış durumda. Tuhaf olan kanunsuz iş yapan hükümetin tutumudur, yasaya uymayan hükümetin tutumudur. Bu siyaset dışı bir talep değildir. 14-15 aydır neden avukat görüşmesini engelliyorsunuz. Bir başbakan çıkıp 'Avukat görüşmelerini bırakın bir kenarda dursun' diyebiliyor. 3,5 yıldır 10 bin insanı hukuksuz bir şekilde içe tıkan biz miyiz? Onları tutup içeri attıran Başbakanın talimatları değil mi?

KÜRTLER KİMSEDEN HEDİYE İSTEMİYOR

Birinin Kürtlere bir hediye etmesi falan gerekmiyor, bunlar Kürtler'in doğuştan gelen haklarıdır. Kürtler bu topraklarda anavatanında doğduğu günden itibaren o haklara sahiptir. Bunu engelleyen hükümetin tutumu yanlıştır. Kürtelerin özgürlüğe kavuşması için bu ülkede dil, kültür ve ifade özgürlüğü ile ilgili o hakların verildiğinde bu sorun çözülmüş olur. Türkler nasıl kendileri için bu topraklarda devlet kurma hakkına sahipse Kürt halkı da Kürdistan coğrafyasında devlet kurma hakkına sahiptir. Bu hak BDP engellese de vardır.

'BU DEVLET BENİM' DİYORSA KURMUŞ OLUR

Bu hakkın nasıl kullanılacağı önemlidir. Devlet dediğiniz şey ille de bağımsız ulus devlet zorunda değildir. Yerinden yönetim, bölge yönetimi, merkez yönetimi ne derseniz değil, insanlar yönetime katılıyorsa, bu devlet benim devletim diyorsa devletini kurmuş olurlar.

FANTAZİ OLSUN DİYE DAĞA ÇIKMADILAR

İnsanlar bir gün durur dururken insanlar fantazi olsun, hobi olsun diye dağa çıkmadılar. Ölerek veya öldürerek hakların talep edilmesine karşı olalım. Ama gerçek durumu anlayabilmemiz için bu insanların fantazi olsun diye dağa çıkmadıklarını görelim ve normal bir şekilde oradan inmelerini sağlayalım. 1970'lerde bir grup Kürt genci fantazi olarak dağa çıkmışsa çağıralım onları. PKK'yı daha çıkaran şey Kürtler'in gördüğü zulümler, katliamlardır. Dersim, Zilan, Ağrı, Şeyh Sait olayları, Diyarbakır Cezaevi'nde yaşanılanlar o konjonktürle düşünüldüğünde dağa çıkışın nedeni anlaşılmalıdır.

SAVAŞ KARARI EN KOLAY BİR SEÇENEKTİR

Gelin müzakere yapalım, doğru yöntemi belirleyelim dağdakileri indirelim. Hükümet çağrı yapıyor PKK dağdan iniyor mu? Askeri operasyonlar yapıyor, tezkereler çıkarıyor. Bitiyor mu? Hayır. Biz askeri yöntemlerden vazgeçilsin diyoruz. Ne yapılsın? Bu savaşın bitmesi üzerine İngiltere ve IRA sürecinde olduğu gibi müzakere yöntemi kullanılsın. Savaş işin en kolay tarafıdır. Müzakere sonuç alınmadı ikinci defa, üçüncü defa denenmelidir. Sonuç alınmadı diye savaş seçeneği konulursa çözüm alınamıyor.

SAVAŞ 100 SENE DE SÜRSE BU İŞ BİTMEZ!

Dokunmak gerekir, birbirine temas etmek gerekir. Düşmanlık dilini terketmek gerekir. Bizler siyasiler silahla çözüme inanırsak savaş bitmez. Hükümetin ve muhalefetin silahla sonuç alınamayacığı paydasında buluşması lazım. Müzakerelerin başlaması hiçbir partiyi, hükümeti küçültmez, puan kaybettirmez. Barışmak siyasi cesaret işidir. Biz bu noktada cesuruz. Silahla, savaşla, PKK da, devlette 100 daha savaşsalar bu iş çözülmez.

KANDİL'LE ÖCALAN GÖRÜŞLERİ ÇELİŞMİYOR

Kandil'den yapılan açıklamalarda makul ve meşru taleplerin karşılanması halinde açlık grevlerin bitirilebileceği yer aldı. Sayın Öcalan'la yapılacak görüşmenin de sonuç vereceğine inanıyorum. Dışarıdaki sorun ve sıkıntıların konusunda yeni bir aşamaya geçebileceğine inanıyorum.

O KUCAKLAŞMA DAĞDA DEĞİL YOLDA OLDU

O kucaklaşma dağda değil yolda olmuştur. Hükümetin kontrol etmesi gereken, gündüz saatlerinde bir karayolunda olmuştur. Bu yönünün gözden kaçırılmaması lazım. Hükümetin tepki gösterdiği konu orada kontrolün kimde olduğu meselesinin dış dünyaya yansımış olmasıdır.

KÜRT CESETLERİ NEDEN İNFİAL DOĞURMADI?

Kürt gençleri dağa çıkmıştır. Bu bir realite. Kürt gençlerinin morgdaki görüntüleri, kafası kulağı kesik hali Türkiye'de infial uyandırıyor mu? O halde sarılmalar neden infial uyandırıyor. Onlar da barış adına bu girişimi yaptıkları anlatılırken, bu mesajlar gözden kaçırılıyor.

BEN OLSAYDIM HERHALDE SİLAH SIKMAZDIM

O andaki psikolojik durum ne olur kestirmek zor. Herhalde onlarla karşılaşsaydım ben silahımızı çekip vurmayacaktır. CHP'li milletvekili o karşılaşmayı yapsa ne yapardı merak ediyorum. Herhalde onlarla savaşmayacaktı. Bu gençler niye dağa çıkmışlar?

CESEDE BASAN ASKERE SORUŞTURMA YOK!

Bizim partililerimizin bir kurgusu değil o. Bence bunun anlaşılması lazım. Türkiye kamuoyun niye kıyamet koparıyor, doğrusu anlamış değilim. Kürt gençlerinin cesedinin üzerine basan askerlerin fotoğrafları yayınlandı, infial çıktı mı? O askerle, subayla ilgili soruşturmama mı açıldı. O parçalanmış bedene sarılan annenin feryadı kıyameti koparmıyor da burada mı infial çıkıyor. Bunu yapan askerlerle suçlama yok, ama milletvekilleriyle ilgili fezleke var.

ÖCALAN'IN İDAM MESELESİ ARTIK KAPANDI

Şu anda idam cezası geri gelse bile geriye doğru uygulanamaz. Öcalan meselesi kapanmıştır. Bu iş bitmiştir. Öcalan'a idam uygulanamaz. Öcalan'a idam meselesi kapanmış bir meseledir. Başbakan burada yanlış mesajlar veriyor. Türkiye toplumun bir kısmı idamdan yana bir kısmı da TBMM'ye 3,5 milyon imza ile 'liderimdir' beyanı vermiş durumda. Bu insanlar 'önderimdir, Öcalan'a özgürlük' diye imza atmış. Ülkenin tümünün başbakanıysan tablonun tümünü görmeniz lazım.

BU UCUZ SÖYLEM BAŞBAKANA YAKIŞMIYOR

Çözüm bulma adına, diyaloglarımızı sürdürme niyetiyle bir iki gün temaslarımıza devam edeceğiz. Sonuç alma noktasında bir istek ve irade görmezsek, arkadaşlarımızın ölümlerini durdurma uğruna kendi bedenlerimizi ölüme yatırabiliriz. Başbakanın sözlerine neden kuzu kebap yeme meselesi olan sayın Ahmet Türk'ün evinde bir davetin fotoğrafıdır. Yüzde 50 oy almış başbakanın bu tür ucuz ve tahrik edici şeyler yapılmamalıdır.

ŞEMDİN SAKIK KÜRTLER'E ÖRNEK OLAMAZ

Şemdin Sakık, kimliği, davranışı, tutumu belli olan bir insan. Kendisi Kürt gençlerine örnek olsaydı, Kürt gençlerinin hepsi itirafçı olup cezaevinde olurdu. Bu kadar net... mynet

10/11/2012

seyyah1906

Erdoğan her ölü sayısı verdiğinde kürt sorunu bitti dediğinde pkk'ya 100 kişi gidiyor



James Reynolds

BBC, Yüksekova

Sabahı yerde yatmış televizyonda çizgi film seyrederek geçiren 12 yaşındaki Birhat ile 10 yaşındaki kardeşi Emrah İke, misafırler girince suçlu suçlu ayağa fırlıyorlar.

Aslında okula gitmiş olmaları gerekiyordu, ama aileleri evde kalmalarına karar vermiş.

Okulda her sabah eğitim, Türkiye'nin bütün okullarında olduğu gibi "Türküm, doğruyum" sözlerini içeren bir andın hep birlikte tekrarlanmasıyla başlıyor.

Kürt olan İke ailesi, bu sözleri tekrarlamayı reddediyor. Çocuklar da, Türkçe değil Kürtçe eğitim görmek istediklerini söylüyorlar.

Birhat "Ana dilimizi istiyoruz" diyor, "Dersleri Kürtçe yapmamız lazım."

Küçük kardeşi de başını sallayarak onaylıyor. Siyasi tutumlar böylece bildirildikten sonra iki çocuk divana yayılıp bilgisayar oyunları oynamaya başlıyor.

Ailenin, misafirlerden pek memnun görünmeyen en küçük diğer oğlu ise avluda somurtmuş tavukları seyrediyor.

Çocukların annesi, çizgi film kanalını Avrupa'dan Kürtçe yayın yapan bir kanala çeviriyor.
İki oğlunu kaybeden anne

Oğlanların babaannesi Naciye İke, Yüksekova'nın en aktif simalarından.

Oğlu Emrah 1990 yılında daha 15 yaşındayken PKK'ya katılmış.

İki yıl sonra öldürülmüş. Cenazesi hiç bir zaman geri gelmemiş.

2003 yılında diğer oğlu Ali İhsan da PKK'ya katılmış. O da öldürülmüş.

Hayatta kalan tek oğlu var: Cihat.

Ona "Sen gitmeyeceksin" demiş. Cihat şimdi muhasebecilik yapıyor.
Naciye İke " Torunlarım için korkuyorum" diyor. "Sadece onlar için değil herkes için korkuyorum. Biz hala barış istiyoruz. Ama bizi dinlemiyorlar. Birbirimizi anlamıyoruz."

Kürtler Türkiye nüfusunun yüzde 15-20'sini oluşturuyor. Ortadoğu'da toplam 25-30 milyon Kürt yaşadığı tahmin ediliyor.
'Devletsiz ulus'

Kürtler sık sık "dünyanın en büyük devletsiz ulusu" diye tanımlanır. Ana yurtları Türkiye'nin doğusu, Irak'ın Kuzeyi, Suriye ve İran arasında kalan dağlık bölge.

1978 yılında Abdullah Öcalan Kürdistan İşçi Partisi PKK'yı kurduğundan beri Türkiye'de güvenlik güçleriyle yaşanan çatışmalarda 30-40 bin kişinin öldüğü tahmin ediliyor.

PKK artık bağımsızlık için savaşmadığını söylüyor.

Onun yerine Türkiye devletinden demokratik özerklik talep ediyor. Fakat hedefin aşağı çekilmiş olmasına rağmen şiddette de aynı ölçüde bir azalma olmadı.

Sadece son 15 ay içinde 700'den fazla insan öldü.

PKK askeri karakollar ve konvoylara saldırdı, bombalı saldırılar yaptı, sivilleri kaçırdı.

Türk ordusu PKK'nın barındığı dağlık bölgelere saldırdı ve hareketin destekçisi olduğundan kuşkulandığı çok sayıda insanı tutukladı.

Şu anda Abdullah Öcalan'ın yakalandığı 1999 yılından bu yana en yoğun şiddet dönemi yaşanıyor.

Yüksekova'da yüzlerce Kürt, PKK savaşçısı Orhan Akdoğan'ın cenazesi için mezarlığa yürüyor.

Törene katılanların ellerinde cezaevindeki PKK liderinin fotoğrafları var. PKK'nın yerel desteği çok güçlü görünüyor. Bu da Türk ordusunun bu örgütü sadece zor yoluyla yenilgiye uğratmasını güçleştirecek bir şey.

Cenaze törenine katılanlardan Serkan Dari "Bu ülkede çok cenaze gördük. Daha da göreceğiz herhalde. Başbakanın kullandığı dil buna işaret ediyor" diyor.

Kasabanın erkek çocukları, delikanlılarından bir kısmı, kendilerinin de Türk devletine karşı durabileceğini göstermeye hevesli. Kar maskelerini geçiriverip en kolay hedef olan Gazi ilkokuluna taşlar ve molotof kokteylleri atmaya başlıyorlar.

Okul Kürtçe değil Türkçe eğitim veriyor. Epey bir uğraştan sonra çocuklar bir sınıfı yakmayı başarıyor. Türk polisi zırhlı bir araçla biber gazı atarak genç kundakçıları dağıtmaya çalışıyor.

Yüksekova'dan arabayla bir saat mesafede, Türkiye'nin İran ve Irak sınırına yakın Şemdinli kasabasındayız.

Kasabanın belediye başkanı Sedat Töre, Kürt sorunu temelinde siyaset yapan Barış ve Demokrasi Partisi BDP'den.

Şemdinli'nin ana caddesinde meyve sularımızı içerken çatışma konusundaki endişelerini anlatıyor.

"Erdoğan her ölü sayısı verdiğinde ve 'Kürt sorunu bitti' dediğinde, 100 genç insanı daha PKK'ya gönderiyor" diyor karşıdaki dağları işaret ederek.
"Belki farkında değil kendisi, ama biz bunu görüyoruz burada. Her bir 'Kürt sorunu yoktur' dediğinde genç insanların umutlarını yerle bir ediyor, gelecek hakkındaki planlarını siliveriyor ve onları PKK cephesine gönderiyor."

PKK'nın binlerce savaşçısı var. Hareketin ana üssü Kürtlerin kendi öz yönetimine sahip olduğu Irak'ın Kuzeyinde.

Kuzey Irak'tan örgütün fiili lideri Murat Karayılan, bir BBC ekibine verdiği mülakatta savaşı durdurmaya hazır olmadıklarını söyledi.

"Koşulsuz olarak silah bırakmaktan mı söz ediyorsunuz?" diyen Karayılan şöyle devam etti:

"Hayır bunu kabul etmiyorum. Bütün sorularımıza cevap veren bir plan yapılmak zorundadır. Türkiye demokratik bir ülke olarak Kürt sorununu çözmek zorundadır. O zaman silahlarımızı bırakacağız. Avrupa Birliği ve Amerika Birleşik Devletleri Ortadoğu'da Kürtlerin varlığını kabul edene ve Kürt sorunu çözülene kadar, bölgede barış, istikrar ve demokrasi konusunda ilerleme olamaz."
Çok boyutlu yaklaşım

Fakat bu mesaj Türkiye siyasetinin kalbi Ankara'yı pek etkilemiyor. Kamuoyu yoklamaları halkın önemli bir kısmının Kürt isyancılara karşı sert önlemler alınmasına destek verdiğine işaret ediyor.

Eylül ayı sonunda Başbakan Erdoğan, partisinin genel kurulunda binlerce delegeye hitap etti.

"Partimiz bölgede bölücü terör örgütü ve kollarıyla mücadele eden tek güçtür" diyen Erdoğan'ın "Bu bizi korkutuyor mu? Hayır. Bir kişi ölse yerini alacak binler var" minvalindeki sözleri alkışlarla karşılandı.

Erdoğan hükümeti Türkiye'nin Kürt bölgelerine para ve yatırım vaadediyor, özerklik değil.

AKP yönetimi yıllarca Oslo'da PKK ile barış görüşmeleri yürüttü.

Fakat bu görüşmeler kesildi ve şiddet yeniden tırmandı.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu BBC'ye "Terörist gruplarla, terörist eylemlerle mücadelede çok boyutlu bir yaklaşım içindeyiz" dedi.

"Güvenlik önlemleri bunlardan biri. Ama diğerlerini de hayata geçirmeye devam edilecek. Türkiye'nin geleceği için esas siyasi araçlar demokratik ve ekonomik gelişmedir" diye sürdürdü.

Fakat gelişme vaadleri PKK'lıları dağlardan indirmeye yeterli değil.

Türk devleti Kürt bölgelerini yönetiyor olabilir, ama Kürt kasabası Yüksekova'da Türk askerleri zırhlı jiplerle gezmek zorunda.

Fişekliklerini herkesin görebileceği şekilde, göğüslerine çapraz kuşanmış olarak.

9/24/2012

seyyah1906

BDP'li ahmet tan kürdistan'ı kim kuracak biliyormusunuz? idris naim şahin ile tayyip erdoğan kuracak

BDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan, saldırıya uğrayan BDP Bingöl il binasını ziyaret etti. Tan yaptığı konuşmada, "Kürdistan'ı kim kuracak biliyor musunuz? Naim Şahin ile Tayyip Erdoğan kuracak. Bizim genel başkanımız Selahattin Demirtaş bunu söyledi" dedi.

Dün akşam saatlerinde karayoluyla Bingöl'e gelen BDP Diyarbakır Milletvekili Altan Tan, BDP il binasında Bingöl Milletvekili İdris Baluken ve partililerle bir araya geldi. Çeşitli tarihlerde güvenlik güçleri ile girdikleri çatışmalarda öldürülen PKK'lıların fotoğraflarının asıldığı afişin önünde partililere konuşan Tan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin ve Bingöl Valisi Mustafa Hakan Güvençer'i sert bir dille eleştirdi.

Son günlerde yaşanan olaylardan duyduğu rahatsızlığı dile getiren BDP'li Tan şunları söyledi: "Aklınızı başınıza alın. Bu gidişat, gidişat değil. Bu yol, yol değil. Bütün ölümler bizim ölümlerimiz. Asker de, polis de, gerilla da bizim evlatlarımız, kardeşlerimiz. Biz bir barış çıkarmak istiyoruz, bir sulh çıkarmak istiyoruz, sürekli halkların kardeşliğinden bahsediyoruz, sürekli birlikte yaşamaktan bahsediyoruz, sürekli diyalogdan bahsediyoruz, sürekli müzakereden bahsediyoruz. Ama birlikte yaşamaktan ve barıştan kastettiğimiz, sizin anladığınız bizi teslim almaksa bizi Kemalistler alamadı, İsmet Paşa alamadı, Süleyman Demirel alamadı, kıçı kırık 3 tane adam mı alacak.

Seçim döneminde ben Başbakan'a da söyledim. Sen bunu korucu başlarıyla, etrafındaki devşirme Kürtlerle çözemezsin. 50 bin insan öldü, daha az mı, bir 50 bin insan daha mı öldürüp mezara koyalım? Kardeşim gel, tekrar tekrar söyledim. Dünyanın kabul ettiği demokratik kriterler var. Avrupa Birliği kriterleri var. Liberal demokrasi var, insan hakları evrensel beyannamesi var, Afrika Birliği'nin kabul ettiği kurallar var. Öbürlerinden vazgeçtik. İkide bir Müslümanlıktan bahsediyorsun.

Bingöl Müftüsüne soruyorum, sen bunları söyleyeceğine, insanları sokağa dökeceğine, aç Kuran da bu haklarla ilgili ne diyor. Hadiste ne diyor, İslam hukuku var. Gel bu halkın hakkını hukukunu tanı, gel yeni bir ortadoğuyu, ortadoğu konfederasyonunu, eyaletler birliğini gel birlikte kuralım."

'AZDAN AZ, ÇOKTAN ÇOK ÖLÜR'

İsim vermeden, Bingöl Valisi Mustafa Hakan Güvençer'i sert bir dil ile eleştiren BDP'li Tan, "Bingöl'ün bütün sokaklarını kestin, gaz verdin herkese, silah kullandı, benim de içinde bulunduğu milletvekillerini, halkı çevre yolunda tuttun. Ne kazandın? Öfke, nefret ve kini artırdın. İkide bir diyorlar bunlar bölünecek bir Kürdistan kuracaklar. Kürdistan'ı kim kuracak biliyor musunuz? İdris Naim Şahin ile Tayyip Erdoğan kuracak. Bizim genel başkanımız Selahattin Demirtaş bunu söyledi. Dedi ki, 'siz bu ülkeyi bölmek üzere emir mi aldınız bir yerden. Biz birlikte yaşamaktan bahsediyoruz. Biz demokratik özerlikten bahsediyoruz, siz de çekin gidin diyorsunuz.

Aklınızı başınıza alın, bu yol yol değil. Ha ne olur? Biz illa da 'kavga edeceğiz, biz sürekli ateşe benzin dökeceğiz, siz barış ve kardeşlik dedikçe, hak dedikçe biz sizi döveceğiz' diyorsanız. Azdan az ölür, çoktan çok ölür. Sizden korkan, sizden çekinen, sizden beter olsun inşallah." e-kolay

9/23/2012

seyyah1906

selahattin demirtaş: oslo'da ve imralı'da yaptığınız gibi muhatapları dinleyeceksiniz

Onbinlerce ana babanın yüreğinin evladının yanında olduğunu belirten Demirtaş, "Yıllardır 'diyalog, konuşma' diye diye dilimizde tüy bitti. Muhatapları ile konuşarak bu konuyu çözeceksiniz.

Oslo'da ve İmralı'da yaptığınız gibi. Muhatapları dinleyeceksiniz
Oslo'da ve İmralı'da yaptığınız gibi. Muhatapları dinleyeceksiniz. Süresi 10 yıl mı, 20 yıl mı sürer bilinmez? Ancak ne kadar sürerse sürsün ölümden, savaştan daha iyidir" dedi.

Partisinin Bitlis İl Kongresi ile Tatvan ve Güroymak ilçe Belediyeleri tarafından yapılan hizmetlerin açılışına katılmak üzere kente gelen BDP Genel Başkanı Demirtaş, dün geceyi Tatvan'da geçirdi. Tatvan Belediyesi tarafından yaptırılan Halk Sağlığı Merkezinin açılışını yaptıktan sonra Bitlis'e geçen Demirtaş, Nur Caddesi üzerindeki bir düğün salonunda yapılan BDP 2'nci il kongresine katıldı. Demirtaş, burada yaklaşık 500 kişi tarafından karşılandı. Kongrede konuşan Demirtaş, son günlerde kiritk günler yaşandığını kaydederek şunları söyledi: "Son 30 yıldır her gün kritik gün olarak yaşanıyor. Geçmiş yüzyılda kendi anavatanında köle muamelesi görmüş bir halkız. Bu süreçte bizim bunu değiştirme fırsatımız var. kendi anavatanımızda özgürce yaşama fırsatımız var. çocuklarımız torunlarımız önümüzdeki yüzyıllarda nasıl yaşayacak onun karar verildiği günlerden geçiyoruz. Mesele bizimle ilgili değil, geleceğimizle ilgili olduğu için kritiktir. Bizim çocuklarımız özgürlüğe muhtaçken biz kendimizi düşünemeyiz."

Demirtaş, 90 yıldan beridir Kürt halkının kendini ispatlamaya, 'ben varım' demeye çalıştığını, ancak bunun görmezden gelindiğini anlattı. Demirtaş, bugün gelinen noktada kimsenin 'Kürt halkı yoktur, Kürdistan yoktur' diyemediğini belirterek şöyle konuştu: "Bu, bedeli ağır sonuçlar vermiş ve gerçekleşmiş bir durumdur. Biz zaferle taçlandırmak istiyoruz. Bu dönemin bütün neferlerine en ağır görev düşüyor. Bizim omuzlarımızdaki yük en ağır yüktür. Bütün o şehitlerin yükü bizim sırtımızdadır. Biz bunu başaramazsak Kürt halkı on yıllar bu duruma devam etmek zorunda kalacak. Şimdi geçen yüzyılda Kürt halkının yarattığı 'var olma' değerleri, diğer halklar gibi 'biz de varız' deme mücadelesinde bir kez daha bizi yok sayan bir hükümet var. 'Biz inkarı bitirdik' diyen bir hükümet var. Kusura bakmayın biz bitirdik, siz kabul etmek zorunda kaldınız."

BAŞBAKAN KÜRT'LERİ OYALADI

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Kürt'ler konusunda hişbirşey yapmadığını savunan Demirtaş sözlerini şöyle sürdürdü: "Kendini öyle bir havaya kaptırmış ki olağan üstü hali kaldırdığını, asit kuyularına insanların nasıl atıldığını anlatıyor. Sen bir şey yapmadın. Sen olmasaydın kürt halkı 10 yılda özgür olacaktı. Dinimizi kitabımızı kullanarak bizleri oyaladın. Ayakların sağlam yere basıncaya kadar oyaladın. 5 yıl PKK gerillaları sınırın dışındaydı. Çözmek için fırsatın vardı. Bu fırsatların iktidarın kuvvetlensin diye kullandın. Senin siyasetin şimdi dışlarda ve içeride bitti. Bize bu kadar saldırmasının tek nedeni korku ve paniktir. Güçlü olan haklı olan kendine güvenir. Kimseye hakaret etmez. 'Gelin görüşelim der' sorunu çözmeye yönelir. Paçaları tutuşmuş bu yüzden BDP'ye ve BDP'lilere saldırıyor. Dönem öyle bir dönemdir ki, bir tek saniye kendimizi düşünürsek halkımıza haksızlık yapmış oluruz. Birbirimizi düşünmeliyiz. Biz varız. Bizim vatanımız, bizim toprağımız diyeceğiz. Bu bizleri çoğaltmak zorundayız. Bu parti rant üzerine, ihale üzerine kurulmuş bir parti değil. Sokakta mücadele ile kurumuş partidir."

SEÇİM İÇİN KURULMUŞ PARTİ DEĞİLİZ

Akan kanın durması için müzakerelerin yapılması çağrısında bulunan Demirtaş şöyle dedi: "Biz seçim için kurulmuş bir parti değiliz. Böyle düşünenler şehitlerin yarattığı değerlere hakaret ederler. Hiç kimse, ben milletvekili olayım diye can vermez. Eğer bu halk bu kadar mücadele ediyorsa kendi özgürlüğü için ediyordur. Bir yandan seçime hazırlanacağız. Ancak önemli olan özgürlüğümüzdür. Koltuk meselesi olsa en çok koltuk AKP'de var. Özgürlük ve eşitlik bizim vazgeçilmezimidir. Halen biz burada konuşurken, hangi ana babanın yüreği yanacak bilmiyoruz. Onbinlerce ana babanın yüreği evladının yanındadır. Bu savaş bitsin akan kan dursun. Yılardır 'diyalog konuşma' diye diye dilimizde tüy bitti. Kendi savaş politikalarını üstünü örtmek için BDP'yi hedef gösterdiler. Muhatapları ile konuşarak bu konuyu çözeceksiniz. Oslo'da ve İmralı'da yaptığınız gibi. Muhatapları dinleyeceksiniz. Süresi 10 yıl mı, 20 yıl mı sürer bilinmez? Ancak ne kadar sürerse sürsün ölümden savaştan daha iyidir. Bir halk demokratik özerklik istiyor. Kendi topraklarında özgürce yaşamak istiyor."

CHP'YE DE ELEŞTİRİ

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun 'Örgüt silah bıraksın müzakere yapalım' açıklamasını da eleştiren Demirtaş, "Müzakere nedir bilmiyor. Çözüm konuşmaktan geçer. CHP müzakereyi aslında desteklemiyor. Teslim olacakları varsa senin çağırmana gerek yok. 30 yıldır 50 defa teslim olurlardı" diye konuştu.

Konuşmanın ardından kongreye geçildi. Tek liste halinde gidilen seçimde Şahin Çoban İl Başkanlığı'na seçildi.  mynet

8/23/2012

seyyah1906

selahattin demirtaş o binaları yakanlar sonuçlarına da katlanırlar olacaklardan sorumlu olmayız

BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, BDP’nin hedef gösterme ve kışkırtmalar nedeniyle Gaziantep’teki cenaze törenleri ve taziyelere katılamadığını söyledi.

gaziantep cenaze töreni

KUCAKLAŞMA AĞIRLARINA MI GİDİYOR


Demirtaş, BDP milletvekillerinin Şemdinli’de PKK’lılar ile kucaklaşması konusunda ise, "Orada insani bir refleks olarak insanlar birbirine sarılıyor. Niye insani bir kucaklaşmaya bu kadar tepki gösteriyorlar anlamakta zorlanıyorum. İnsanların canlı canlı kucaklaşması ağırlarına mı gidiyor?" diye sordu.

BİNALARI YAKANLAR, SONUÇLARINA KATLANIRLAR

BDP binalarına yapılan saldırıları da değerlendiren Demirtaş, "Polis binalarımızı koruyamayacaksa biz ve halkımız koruruz. O binaları yakanlar sonuçlarına da katlanırlar. Olacaklardan biz sorumlu olmayız" diye konuştu.

Diyarbakır’da BDP’nin Siyaset Akademisi’nin sonbahar eğitimleri için düzenlenen törende konuşan BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, açtıkları siyaset akademilerinin, üzerinde baskılar olmasına rağmen çalışmalara devam ettiğini belirtti. Basın mensuplarının sorularını yanıtlayan Demirtaş, Gaziantep’te meydana gelen bombalı saldırı ve PKK’nın eylemi üstlenmemesi ile ilgili, "Bir örgüt yaptığı bir eylem konusunda açıklama yapacak tek mercidir. Üstlenir ya da üstlenmez. Yaptığı açıklama herkes açısından bağlayıcı olmalıdır. Aksini söyleyenler ispatlamak zorundadır" dedi.

'CENAZELERE KATILACAK TEK PARTİ BDP İDİ’

Parti olarak tavırlarını ilk saatlerde ortaya koyduklarını belirten BDP lideri Demirtaş, şöyle konuştu:

"Dün aslında Antep’te hem cenazelerde, hem taziyelerde bulunabilecek tek parti BDP idi. O saflarda bulunan hangisi bugüne kadar BDP kadar barışı savundu. Tezkereyi savunan ve savaş politikasını savununlar değil miydi onlar. Ama, hedef gösterme ve kışkırtmalar üzerine BDP orada taziye ve cenazelerde bulunamamıştır. Katledilen bizim halkımızdır. Fakat savaş politikasını savunanlar, kendi politikalarını gözden kaçırtmak için ısrarla bizi hedefe koydular. Dün orada biraraya gelenlerin hiç biri BDP’nin ortaya koyduğu barışçıl siyaseti savunmadılar, desteklemediler. Biz ’PKK ve Öcalan ile konuşun’ dedik, bizi tehdit ettiler, bize saldırdılar. ’Siyasetle sorunu çözelim’ dedik, bize ’devlet ve örgütü aynı kefeye koyuyorsunuz’ dediler. Dün cenazede saf tutanlar, savaş politikalarını savunanlar ve tezkere çıkaranlar değil mi? Dün Antep’e gidenler Roboski’de (Uludere’nin Ortasu Köyü) başsağlığına bile gidemedi. Roboskili’ler bu ülkenin vatandaşları değil miydi? BDP her ölüm ile ilgili tavrını ortaya koymuştur. Kimse meseleyi sağa sola çekmesin. Türkiye’de iki anlayış var. Biri BDP diğeri de Antep’te savaşı savunan zihniyet vardır. Antep’teki durum hükümetin savaş politikalarının bir sonucudur. Suriye midir, İran mıdır iç midir, dış mıdır bunları bilemeyiz ama, hükümetin savaş yanlısı tutumu ülkeyi içeri de ve dışarıDa savaşa sürüklüyor."

'PKK’LILARLA KUCAKLAŞMA İNSANİ REFLEKS'

Demirtaş, BDP milletvekillerinin Şemdinli’de PKK’lılar ile kucaklaşmaları ve savcılığın konu ile ilgili soruşturma açması ile ilgili soruyu da şöyle yanıtladı:

"Orada insani bir refleks olarak insanlar birbirine sarılıyor. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı, Van Cumhuriyet Başsavcılığı veya hükümet adına açıklama yapanlar, bugüne kadar PKK’lıların cesetleri üzerine ayak basanlar ile ilgili soruşturma açtılar mı? Niye insani bir kucaklaşmaya bu kadar tepki gösteriyorlar anlamakta zorlanıyorum. İnsanların canlı canlı kucaklaşması ağırlarına mı gidiyor. Orada vekil arkadaşlarımız şiddet propagandası yapmadılar, şiddeti övmediler. Barış mesajı verdiler. Bu kadar insani tutumdan dolayı BDP ve vekil arkadaşları linçe tabi tutması, çirkin politikalarını örtmeye yöneliktir."

'BDP BİNALARINI YAKANLAR SONUÇLARINA KATLANIR'

Kendilerinin de diğer partiler gibi milliyetçilik pompalaması halinde ülkede kan gövdeyi götüreceğini öne süren Demirtaş, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Etnik çatışma çıkmıyorsa BDP ve Kürt halkının sağduyulu tutumundan kaynaklanıyor. Parti binaların yakanlara sesleniyorum. O binalar olmazsa bu ülkede barışı savunan kimseyi bulamazsınız. Polis binalarımızı koruyamayacaksa biz ve halkımız koruruz. Eğer AKP koruyamayacaksa, her halkın meşru savunma hakkı vardır. O binaları yakanlar sonuçlarına da katlanır. BDP kurbanlık koyun değildir. Açıkça uyarıyorum, herkesin meşru savunma hakkı vardır. Partilerimiz kendisini savunur, olacaklardan biz sorumlu olmayız."

Konuşmadan sonra siyaset akademisinde ilk dersi BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş verdi.mynet

5/24/2012

seyyah1906

bdp'li hasip kaplan hayvancılık bakanına soralım uludere'de vur emrini hangi hayvan verdi

İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin ve AKP Sözcüsü Hüseyin Çelik'in "Uludere'de 'vur emrini' asker verdi" açıklamaları Meclis'te sert tartışmalar yaşanmasına neden oldu.

Genel Kurul'da Uludere konusundaki sorulara, Milli Savunma Bakanı İsmet Yılmaz Genel Kurul'u terk ettiği için Tarım ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker muhatap oldu.

BDP Grup Başkanvekili ve Şırnak Milletvekili Hasip Kaplan, "Burada sayın Savunma Bakanı olmadığı için hayvancılık bakanına soralım. O daha iyi cevap verecektir. Uludere'de vur emrini hangi hayvan verdi" dedi.

TBMM Başkanvekili Sadık Yakut ise "Soru sorabilirsiniz ancak hakaret edemezsiniz" diyerek Kaplan'ı uyardı.

Hasip Kaplan ise, "Hayvan olmasa o emri vermezdi" dedi. Kaplan'ın bu sözleri üzerine Genel Kurul'da tansiyon yükseldi.

BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık da ayağa kalkarak Kaplan'ı uyaran Sadık Yakut'a tepki gösterdi.cumhuriyet

5/21/2012

seyyah1906

yargıtay abdullah öcalana sayın diyen hatip dicle ve selim sadak'ın hapis cezasını bozdu

İfadelerin Anayasa, AİHS ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına İlişkin Sözleşme'nin ifade özgürlüğünü düzenleyen maddeleri kapsamına girdiğini bildirdi.

Yargıtay 9. Ceza Dairesi, bir süre önce çok sayıda siyasetçinin hapis cezası almasına neden olan "Sayın Abdullah Öcalan" sözlerine vize verdi. Yargıtay, bu sözlerin "ifade özgürlüğü" kapsamında değerlendirilmesi gerektiğini belirterek, bu ifadeye ceza uygulamasını kaldırdı. Bir döneme damgasını vuran "Sayın" tartışması da böylece sona erdi. Yargıtay söz konusu kararı halen KCK davasından cezaevinde bulunan Hatip Dicle ve BDP'li Selim Sadak'ın Roj Tv'ye verdikleri bir röportaj kapsamında aldı.

İkili röportajda Abdullah Öcalan için "Sayın", PKK'lılar için "gerilla" ifadesini kullandı. Ankara özel Yetkili Savcıları bunun üzerine Sadak ve Dicle hakkında dava açtı. Dicle ve Sadak, Ankara 11. Ağır Ceza Mahkemesi'nde bu sözleri nedeniyle sanık sandalyesine oturdu. Mahkeme, "PKK terör örgütünün amacı doğrultusunda suç ve suçluyu övdükleri'' gerekçesiyle, ikiliyi altışar ay hapis cezasına mahkum etti.

Karar temyiz edilince dava Yargıtay'a taşındı. Kararı bozan Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin kararında; Dicle ve Sadak'ın verdiği röportajın bir bütün olarak ele alınması istendi ve bu kapsamda bu sözlerin ifade özgürlüğünü düzenleyen; Anayasa'nın 26, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi (AİHS) ve Temel Özgürlüklerin Korunmasına ilişkin Sözleşme'nin 10. maddesi kapsamında olduğu ifade edildi.

Habertürk'ün haberine göre, bozma kararının gerekçesinde de sözlerin "Yargıtay ve AİHM kararları ile desteklenen ifade hürriyetinin kullanılması kapsamında kaldığı" belirtildi. Yargıtay Dicle ve Sadak'ın bu sözleri nedeniyle yargılanamayacağına dikkat çekerek beraatlerine oybirliğiyle karar verdi.

150 KİŞİYE DAVA

Son olarak Öcalan'a "sayın" dedikleri için yargılananlara destek vermek amacıyla kampanya başlatılmıştı. Kampanyaya katılarak, "Eğer sayın olarak hitap etmek suç ise ben de Sayın Abdullah Öcalan diyorum ve bu suçu işleyip kendimi ihbar ediyorum" dilekçelerini veren 150 kişi hakkında dava açılmıştı. Abdullah Öcalan'ın 29 avukatı hakkında "sayın" ifadesini kullandıkları için 300'e yakın dava açılmıştı.

Eski Adalet Bakanı Mehmet Ali Şahin, 2008 yılında bir soru önergesine verdiği yanıtta, 7 bin 887 kişinin "sayın" dedikleri için yargılandığını açıklamıştı. 2006-2007 yıllarında ise bu suçtan 949 kişi ceza almıştı.mynet

FİDAN DA DEMİŞTİ

MİT Müsteşarı Hakan Fidan'ın katıldığı Oslo görüşmelerinin basına sızan bölümlerinde, Fidan'ın Öcalan'dan "sayın" diye bahsettiği iddia edilmişti.

3/19/2012

seyyah1906

selahattin demirtaş söz konusu newroz olunca akp'nin gayri meşru yasaklarına uymamız emrediliyor

BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, İçişleri Bakanlığı’nın nevruzun sadece; 21 Mart’ta kutlanmasına ilişkin genelgesine, 2010 yılında Kültür ve Turizm Bakanlığı’nca kutlanan ve 1 haftaya yayılan nevruz şenlikleri davetiyesi ile yanıt verdi.
Demirtaş, "AKP’nin Kültür Bakanlığı 2010 ’Nevruz’ kutlamalarını 18 Mart’ta başlatıp 1 haftaya yaymıştı. Ama söz konusu ’Newroz’ olunca AKP’nin gayri meşru yasaklarına uymamız emrediliyor. Bize düşen de bu emre itaat değil, itaatsizlikle direnmektir" dedi.

İçişleri Bakanlığı’nın bu yıl nevruzun sadece 21 Mart’ta kutlanmasına ilişkin genelgesine BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, sosyal paylaşım sitesi Twitter’den Kültür ve Turizm Bakanlığı’nın 2010 yılındaki nevruz şenlikleri davetiyesi ile karşılık verdi. Bakanlığının Uluslararası Türk Kültür Teşkilatı ile 2010 yılında ortaklaşa gerçekleştirdiği ve 18 Mart’ta başlayan, 31 Mart’ta kadar süren nevruz şenlikleri davetiyesini de yayımlayan Demirtaş, "AKP’nin Kültür Bakanlığı 2010 ’Nevruz’ kutlamalarını 18 Mart’ta başlatıp 1 haftaya yaymıştı. Ama söz konusu ’Newroz’ olunca, AKP’nin gayri meşru yasaklarına uymamız emrediliyor. Bize düşen de bu emre itaat değil, itaatsizlikle direnmektir. Zulme ve faşizme karşı direnen bütün ezilenler kazanacaktır. Newroz, 1 günün değil, 1 mücadele sürecinin adıdır" dedi.

Demirtaş, hükümetin yasaklayıp müdahale etmediği hiç bir nevruzda bugüne kadar tek bir olay olmadığını ;yazarken, ;"AKP ve devlet medyasının Newroz’a yönelik haksız ve çirkin tutumu beni şaşırtmadı. Herkes ’görevini’ yapıyor. Bizim tarihi gorevimiz de, faşizme karşı direnmektir. Medya bizi yazsın diye direnmiyoruz, tarihi biz yazalım diye direniyoruz, bütün direnenlere selam olsun" diye yazdı.

BAKANLIĞIN 21 MART GENELGESİ

İçişleri Bakanı İdris Naim Şahin tarafından nevruz için 81 il valiliğine gönderilen genelgede, 21 Mart Çarşamba günü dışında Nevruz kutlamalarına izin verilmemesi istendi. Genelgede şu ifadeler yeraldı:

"Gerek ülkemizde gerek bütün dünyada özel gün ve bayram kutlamaları belirlenen tarihlerde yapılmaktadır. Belirtilen tarihler dışında kutlama yapılması özel günle ilgili amacın dışına çıkıldığı izlenimi vermektedir. Nevruzun anlam ve önemine uygun olarak belirlenen günde kutlanmaması halinde farklı günlere yayılarak amacı dışına çıkan eylem ve etkinliklere dönüşeceği değerlendirildiğinden bütün illerimizde müracaat sahibi kişi ve ya kuruluşlara nevruz kutlamalarının 21 Mart çarşamba günü kutlanacağı bildirilecektir. Bunun haricinde belirtilen günlerde ve hava karardıktan sonra açık alanlarda 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na aykırı yapılmaya çalışılacak etkinlik ve eylemlere müsaade edilmeyecektir. Nevruz günü kutlamaların amacına ve anlamına uygun biçimde barış ve huzur içinde yapılabilmesi için istihbari çalışmalara ağırlık verilsin. Yasadışı eylemlere izin vermeyin tevessül edenler hakkında gerekli yasal işlemleri yapın."

DHA

1/17/2012

seyyah1906

mecliste tek kalan bdp'lilerden kürdistan'ın özgürlüğünü savunacağız sesleri



mecliste tek kalan bdp'lilerden kürdistan'ın özgürlüğünü savunacağız sesleri

ahmet türk'de iktidara habur göndermesi yaptı

1/03/2012

seyyah1906

bdp tahriki meclis çatısı altına taşıdı barış anneleri adlı grup başbakanın makam odasının önünde oturma eylemi yaptı



bdp tahriki meclis çatısı altına taşıdı barış anneleri adlı grup başbakanın makam odasının önünde oturma eylemi yaptı

kendilerine barış anneleri diyen kadınlar meclise terör örgütünün bez parçalarıyla geldi başbakanın makam odasının önünde oturma eylemine girişti

12/28/2011

seyyah1906

leyla zana özgürlük,özerklik,federalizm ve bağımsızlık da kürtlerin hakkı



leyla zana özgürlük,özerklik,federalizm ve bağımsızlık da kürtlerin hakkı

leyla zanayı kutladılar ama gerçekten kutlamak için kutlamadılar zana'nın ağzından çıkardığı baklaya kızgınlığın sözleriydi ifadeleri zana'nın bu sözlerinin peşine bdp'nin eşbaşkanı demirtaşta takıldı bu sözlerin peşine o da özerk kürdistan istiyoruz talebiyle çıkış yaptı zana'nın fitilini ateşlediği ayrı devlet çıkışı ne kadar sınırları zorladıysa yükselen tepkiler de o kadar sertti mhp'li oktay vural bülent arınç'ın bütçe konuşmasına bağlayıp yükseltti sesini leyla zana kanadadaki bir eyalet gibi dört yılda bir referandumda istedi istekleri bir anda siyasetin tansiyonunu yükseltti

12/19/2011

seyyah1906

sırrı sakık'ın ermeni ve yahudi soykırımı sözlerine güldal mumcu'dan müdahele

BDP Muş Milletvekili Sırrı Sakık, 2012 Merkezi Yönetim Bütçe Kanunu Tasarısının 24. Maddesi'ne ilişkin söz aldı. Ancak 19 Aralık tarihini hatırlatan Sakık, kürsüden yaptığı konuşmada geçmişle hesaplaşmak adına Kahramanmaraş katliamı, Yahudi ve Ermeni katliamı sözleri AKP'liler tarafından tepki gösterildi.
Konuşmaya müdahale eden TBMM Başkanvekili Mumcu, "Türkiye tarihinde böyle bir konu yok. Lütfen konuşmanızı düzeltin" dedi. Sakık, konuşmasının baştan başlayarak devam etti.

Sakık şunları söyledi: "DSP iktidarı döneminde bir gece MGK kararıyla 20 cezaevine baskın düzenlendi. Bir sürü insan öldü. İnsanlar cezaevlerinde çıkan yangınlara ilişkin (Kapıları açın) diye bağırıyordu. Ama görevliler bunu yapamıyordu. Açılmasın diye emir gelmişti. Çıkan yangınlara müdahale etmek için ıslak battaniye yerine kimyasallara bulaştırılmış battaniyeler atıldı. Bunun hesabını veren yok. Dönemin yöneticileri bununla ilgili yargılanması gerekmez mi? Yargılayamıyorsunuz bile. Ben burada kürsüde bunları konuştum diye, bu insanların mağduriyetini dile getirdim diye, dönemin cezaevleri genel müdürü olan Ali Fuat Ertosun, benim hakkımda Bursa'dan tazminat davası açıyor. Yargılanmalı diyorum. Benim hakkımda dava açıyor."

11/16/2011

seyyah1906

bdp'li pervin buldanla akp'li ayşenur bahçekapılı'nın meclisteki kavga görüntüleri

bdp'li pervin buldanla akp'li ayşenur bahçekapılı'nın meclisteki kavga görüntüleri


11/15/2011

seyyah1906

başbakan erdoğan'dan bdp'ye çekilsen ne yazar çekilmesen ne yazar

başbakan erdoğan'dan bdp'ye çekilsen ne yazar çekilmesen ne yazar.kendi hür vicdanınızla siyaset yapamayacak kadar korkakmısınız.örgütün yalanını onlara nasıl izah ettiniz.

11/09/2011

seyyah1906

bdp milletvekili pervin buldan meclisin verdiği makam aracıyla pkk'lı mezarı ziyaret etti

BDP Grup Başkan Vekili Pervin Buldan, Iğdır'da partililerle bayramlaştı, "TBMM 029" plakalı meclis aracıyla güvenlik güçlerince öldürülen teröristlerin mezarlarını ziyaret etti.
BDP Grup Başkan Vekili Pervin Buldan, Iğdır'da partililerle bayramlaştı.
Parti binasındaki törenin ardından Buldan, Iğdır Belediye Başkan Vekili Hüseyin Malk ve partililer ile Aralık ilçesine bağlı köylere geçerek vatandaşlarla bayramlaştı.
Bu arada, Pervin Buldan, "TBMM 029" plakalı meclis aracıyla bir köy mezarlığına giderek, güvenlik güçlerince öldürülen teröristlerin mezarlarını ziyaret etti.

10/31/2011

seyyah1906

selahattin demirtaş'dan kürtler kürdistanda özgürce yaşar bunu ezberleyeceksiniz tehdidi

selahattin demirtaş'dan kürtler kürdistanda özgürce yaşar bunu ezberleyeceksiniz tehdidi ve konuşma videosu


10/25/2011

seyyah1906

selahattin demirtaş:deprem vurdu sen vurma istifa et ve van valisiyim diye gezme

BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Meclis'te partisinin grup toplantısında konuştu. "Aylardır yaptığımız en yoğun faaliyet, toplu cenaze törenleri. Toplu cenazelerde ülke olarak Türk'ü Kürt'ü ile maalesef acıları ortaklaştırmaya, dindirmeye ve acı vesileyle ortaya çıkan toplumsal kırılmayı önlemeye çalışıyoruz" diyen Demirtaş son toplu acının da Van depremi olduğunu belirterek şunları söyledi:
"Son birkaç aydır yaşadığımız travma, acılar hiç de küçümsenecek hafife alınacak acılar travmalar değil. Çünkü sıradan bir coğrafyada sıradan bir dönemden geçmiyoruz. Bu acılar üzerine böylesine bir felaketle karşılaşmış olmak bütün ülkeyi toplumu derinden sarsmıştır. Hepimizin başı sağolsun. Böylesi dönemler bir daha yaşanmasın."

Depremin doğanın gücü karşısında insanın çaresizliğinin en somut örneklerinden biri olduğunu söyleyen Demirtaş bundan kaçış olmadığını söyledi. "Belki de insanlığın çaresizliğinin alternatifi olabileceğini düşündüğümüz tek şey dayanışmadır" diyen Demirtaş, gösterilen dayanışmanın da yaralarının hafiflemesi, travmanın azalmasında etkili olduğunu söyledi. Demirtaş depremin yaşandığı andan itibaren başlatılan yardımlar nedeniyle herkese teşekkür etti.

'İnsan olanlar-olmayanlar' ayrımı

Böyle zamanlarda insanların 'insan olanlar' ve 'insan olmayanlar' şeklinde ikiye ayrıldığını ileri süren Demirtaş, "İnsan duygusu içinde o kardeşlik ruhuyla dayanışma gösteren herkese minnet duygusunu iletti. Barış, özgürlük, kardeşlik, demokrasi adına her ne inşa edilecekse o dayanışma duygusunun üzerine inşa etme dışında seçenek olmadığını söyleyen Demirtaş şöyle devam etti: "Türkiye toplumu her türlü kışkırtıcılığa, ayrımcılığa, faşizan tutuma rağmen bu duygusunu korumalıdır. Aslolan insani ilişkiler ve insani duygudur. Bu duyguyu unutan, siyasetin malzemesi, intikamın malzemesi yapmak isteyenler açısından ise utanç olarak tarihe not düşmüştür. Bir yanda Türkiye'nin önemli kesiminin dayanışma duygusu, bir yanda da depremin yarattığı etki kadar ağır travma yaratan ırkçı faşizan anlayış. Çok şükür ki toplumun geneline hakim değil. İnanıyorum ki bu sözler ve davranışlar herkes tarafından da mahkum edilmiş ve lanetlenmiş bir duygu olarak bu topraklarda yaşam şansı olmayacak. Anlı şanlı bazı televizyon programcılarının, ırkçılık mezunu, faşizmde doktora yapan naylon oyuncaklar, umarım ki bu televizyonlarda gazete köşelerinde yer bulamayacak, yaymaya çalıştıkları faşizan anlayışın da toplumda hakim olmayacağını göreceklerdir."


'Halk sınavını verdi, devlet enkaz altında'

Van depremi sonrası en acil ihtiyacın çadır olduğunu söyleyen Demirtaş, "Halk her seferinde sınavını veriyor, ama depremin altında hep devlet kalıyor. Bir afet hatırlamıyorum ki o afet sonrasında halk devlete Kızılay'a teşekkür etsin. Her felaket sonrasında başta Kızılay olmak üzere devletin kurumlarının ne kadar yetersiz hazırlıksız olduğu ortaya çıkıyor. İşte bu kısmı kader değildir ve işte bu kısmı deprem gibi önlenemez değildir. En çok sarsan inciten bu kısmıdır" dedi. Kimsenin devletten, Kızılay'dan depremi durdurmayı talep etmediğini söyleyen Demirtaş, ancak Van'da yine bir deprem sonrası klasiği yaşandığını ileri sürdü.

Arama kurtarma çalışmalarında karmaşa, yardımların tek elden dağıtılmasında büyük beceriksizlik ve yeteneksizlik yaşandığını savunan Demirtaş, "Neden bu kadar olanağa rağmen, Türkiye'nin büyük kentlerinden birine devlet 48 saat geçmesine rağmen, mahalle ve köylerin önemli kısmına ulaşamadı. Hükümetin cevap vermesi gerek. Herkes aile çadır istiyormuş. Herkese vermek zorundasınız. Devlet bunun için vardır" dedi.

Milyonluk bir şehir olan Van'a şu ana kadar 8 bin 600 çadır gittiğini söyleyen Demirtaş, "Halk ne kadar teşekkürü hakkediyorsa oradaki yönetim anlayışı da o kadar eleştiriyi hak ediyor. Başbakan, bakanlar oraya gitmiştir ama orada bulundukları saatlerde bırakın organizasyonun güçlenmesini, tam anlamıyla organizasyon tıkanmıştır. Çünkü tüm kamu görevlileri Başbakan ve bakanların güvenliği rahatlığı ile ilgilenmiştir" dedi.

'Uzaya değil Van'a gideceksiniz'

Neden yeterli kadar çadır gitmediğini soran Demirtaş, "Hava-kara köprüsü kuracağız diyorlar. Uzaya mı gideceksiniz Van'a gideceksiniz. Van'a 20 km ilerideki köyde 20 saat geçtikten sonra hala çadır yoktu. 10 ölünün olduğu bir köye, 200 evin yıkıldığı köye telefon dahi açılmamıştı. Devlet saatte 1 km hızla gitse o köye yetişirdi. Bilgi aldım hala o köyde çadır yok, ısınma sorunu var" şeklinde konuştu.


'Deprem vurdu, sen vurma, istifa et'

Çok büyük yardım kampanyaları yapılmasına karşın ciddi bir koordinasyon eksikliği bulunduğunu savunan Demirtaş bu durumdan Van Valisi'ni sorumlu tutarak, "Van Valisi, şu saate kadar Van belediye başkanıyla telefonla görüşmedi. Kent enkaz halinde, kendisi halen ayrımcılık derdinde. Hala Van valisi sıfatıyla o sokaklarda dolaşabiliyor. Valilik ve belediyenin koordinasyon içinde olması lazım ama Van Valisi Hazretleri, AKP il başkanı gibi davranıyor" dedi.

Vali'nin ayrımcı zihniyetinin faturasını Van halkının ödediğini ileri süren Demirtaş, "Bu kadar ayrımcı zihniyeti bir Vali'de kabul edemeyiz. Van'ın yarısının Valisi isen istifa et, terk et. Bırak hükümet başkanı Van'ı seven Vali atasın, çocuklar bebekler gece soğukta kalmasın" çağrısında bulundu. Van Valisi'ne "Van halkına artık toplu işkenceyi bırak" çağrısında bulunan Demirtaş, "Deprem vurdu sen vurma, istifa et ve Van Valisi'yim diye gezme, terket. Görevini, temsilini layıkıyla yapamıyorsun. Yapman gereken Van halkının iradesine saygı duymaktır. Oradaki insanlar şu anda siyaset, ayrımcılık istemiyor, yardım istiyor" dedi.

Gazetecilere Van daveti

Kamuda ortaya çıkan ırkçılığın ayrımcılığın panzehirinin dayanışma olduğunu anlatan Demirtaş, devletin ise çadır battaniye gönderemediği kente, cop gaz gönderdiğini söyledi. Demirtaş, AKP'nin çalışmalarına methiyeler düzen gazetecileri çocukları ile birlikte bir günlüğüne Van'a gelip geceyi sokkata geçirmeye davet etti. Demirtaş, "İstanbul'dan atıp tutacağınıza çocuğunuzla gidin. Yine methiye düzerseniz saygı duracağız" dedi. Deprem sonrası farklı ülkelerden gelen yardımların geri çevrilmesini eleştiren Demirtaş, "Hükümetin burnu havada, kurtarma ekipleri havaalanından çevriliyor. Hükümetin amacı ne? Kasıtlı mı yapıyor anlayamıyoruz" dedi.