En Yeniler
cumhurbaşkanı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
cumhurbaşkanı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8/31/2012

seyyah1906

economist: erdoğan kamuoyunun havasını koklamakta ustadır, fakat popülaritesi azalıyor

“Erdoğan’ın ters tepen hırsı” başlığıyla yayımlanan analizde, Başbakan Erdoğan’ın ‘Türkiye’nin yeni cumhurbaşkanı olmaya fazla odakladığı’ ve ‘giderek daha çok otoriterleştiği’ yazıyor.

Dergi, Erdoğan için “Türkiye’nin Atatürk’ün ölümünden sonraki en etkileyici lideri” yorumun yaparken Erdoğan’ın liderliği döneminde Türkiye’nin ekonomik durgunluk ve siyasi tıkanıklıktan çıktığını, bölge için de ‘esin kaynağı’ olduğunu ifade ediyor.

Ekonomik büyüme yavaşlasa da Türkiye’nin diğer Akdeniz ülkeleri gibi krize sürüklenmediği vurgulanırken kadın hakları ile Kürt haklarında da gelişmeler kaydedildiğine dikkat çekiliyor.

Dergi, Erdoğan’ın 2011 seçimlerinde üçüncü defa seçilmesinin şaşırtıcı olmadığını belirtse de son döneminde, ‘kanser olduğu iddiaları, Gülen cemaati ile anlaşmazlıklar, tırmanan Kürt sorunu ve Suriye’deki savaş’ nedeniyle zorlandığını yazıyor.

Erdoğan için “Giderek daha çok otoriterleşti” ifadesini kullanan dergiye göre bu, Abdullah Gül’ün cumhurbaşkanlığı döneminin sona ereceği 2014 yılında cumhurbaşkanı seçilme hırsından kaynaklanıyor olabilir.
Yeni anayasa süreci başarısız mı oldu?

Yeni anayasa oluşturma sürecinin de tıkandığı ifade edilen analiz şöyle devam ediyor:

“Erdoğan’ın hırsının, yeni demokratik anayasa oluşturma sürecini baltaladığı söyleniyor. Meclis komitesinin anayasa taslağı hazırlaması gerekiyordu ancak bu başarısız oluyor gibi görünüyor.”

“Birçokları, Erdoğan’ın başbakanlıktan sonra cumhurbaşkanı olabilmek için AK Parti tarafından cumhurbaşkanlığı konumunun gücünü arttıracak bir proje hazırlanmasını istediğinden şüpheleniyor. Mecliste üçte iki çoğunluğa sahip olamadığı için yeni bir anayasanın referandumdan geçmesi gerekiyor.”

Erdoğan döneminde PKK ile gizli görüşmeler yapıldığının ortaya çıktığı hatırlatılırken, Erdoğan’ın daha sonra güç kullanmaya yöneldiği ve binlerce Kürt eylemcinin tutuklandığı yazıyor.

Yazıda, BDP Eşbaşkanı Selahattin Demirtaş’ın da “Türkler ve Kürtler arasındaki bağ giderek zayıflıyor” sözlerine yer veriliyor.
'Gazeteciler, öğrenciler cezaevinde'

Medya ve hükümet ilişkisine de değinen Economist dergisi, medya patronlarının hükümetle ilişkilerini kaybetmek korkusuyla muhalif gazetecilerin işine son verdiğini yazıyor.

Çoğu PKK üyesi olmakla suçlanan Kürtlerden oluşan en az 80 gazetecinin cezaevinde olduğu belirtiliyor. Dergi, yine aynı suçlamayla binlerce öğrencinin de demir parmaklıklar ardında olduğuna dikkat çekiyor.

Dergiye göre laik kesim de Erdoğan’ı ‘İslamcı köklerine dönmekle suçluyor. Bu suçlamaların kaynağında, kürtajı yasaklama önerisi, imam hatip ortaokullarının yeniden açılması, öğretim müfredatına Kurân ve Arapça derslerinin konulması yer alıyor.

Yazıda, Erdoğan’ın ‘din odaklı milliyetçiliğinin aşırı sağcı ve muhafazakâr seçmenleri’ çekme amacında olduğu yorumu yapılıyor.

Türkiye’nin Suriyeli muhaliflere desteğinin eleştirildiği belirtilen analizde birçok generalin cezaevinde olduğu hatırlatılırken ‘ordunun sessiz kaldığı, Erdoğan’ın destekçilerinin bile Suriye kumarını sorgulamaya başladığı’ yazıyor.
'Önceliği kendi evini düzene sokmak olmalı'

Dergi analizi şu sözlerle sonlandırıyor:

“Son anketlere göre Türklerin yalnızca yüzde 17’si Avrupa Birliği üyesi olabileceklerine inanıyor. Birçokları ülkelerinin bölgesel bir savaşa saplanmasından korkuyor. Erdoğan, kamuoyunun havasını koklamakta ustadır, fakat popülaritesi giderek azalıyor. Önceliğinin, cumhurbaşkanı olma hırsından çok, tüm Türk vatandaşlarını destekleyecek bir anayasa ile evini düzene sokmak olmalıdır.”bbc türkçe

6/09/2012

seyyah1906

Türkiye’nin ilk ve tek partisiz gerçek manada sivil cumhurbaşkanı hakkında yılmaz özdil'in yazısı

Yılmaz Özdil, Başbakan Erdoğan'ın "Cumhurbaşkanı dediğin, partili olmalı" sözünden yola çıktı, eski Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'i yazdı. İşte o yazı...

Partili daha iyi...

Başbakanımız “Cumhurbaşkanı dediğin, partili olmalı” dedi.

İsmet İnönü’nün arkasında partisi vardı.
Hatta, ordusu da vardı.

Celal Bayar’ın partisi vardı.

Cemal Gürsel’in ordusu vardı.

Cevdet Sunay, genelkurmay başkanı.

Fahri Korutürk, kuvvet komutanı.

Kenan Evren’in ordusu vardı.

Turgut Özal’ın partisi vardı.

Süleyman Demirel’in partisi vardı.

Abdullah Gül’ün partisi var.

Ahmet Necdet Sezer?

Türkiye’nin ilk ve tek “partisiz”, gerçek manada “sivil” cumhurbaşkanıydı.

Var mı çocuklarının ismini bilen mesela? “Kızı Hülya” diye başlayan bi cümle kursam, kaçınız itiraz edebilir, Hülya değil de, Gülay diye? “Oğlu Hakan” desem... Var mı nerede çalıştıklarını bilen? Babaları Çankaya’dayken VIP’e girdiklerini gören? Elalemin yatında, otelinde rastlayan?
First lady desen...

Cebinden giyiniyordu, hâlâ cebinden giyiniyor. İnsan bi Atıl Kutoğlu, Sevan Bıçakçı filan ayarlamaz mı? Yani, affedersiniz ama, ne biçim öğretmensiniz hanımefendi... Bu şekilde mi örnek olmalıydınız öğrencilere?

Hayali ihracatçı yeğenini duydunuz mu hiç? Devlet kredisiyle ihale kapan kuzen, alışveriş merkezinde mısır tezgahı açan kayınço? Sen benim kim olduğumu biliyor musun diye rüzgar yapan müteahhit kanka, oraya buraya müdür olarak sokuşturduğu komşu? Hamili kart yakinimdir diyen damat? Nerde kardeşim, parmağında kuru soğan büyüklüğünde pırlantalarla şatafatlı pozlar veren gelin?

Mücevher, saat, tablo, heykel... Kendisine hediye edilen 1243 parça’nın 1243’ünü de bıraktı köşkte! İnsanın içi gidiyor, al götür evine di mi... Götürmedi.

Avantaları bıraktığı gibi, papelleri de bıraktı. Kafana göre savur denilen ödeneği harcamadı. 46 trilyon liracık. Yetim hakkı dedi, babalar gibi satan Maliye’ye iade etti.

Ye, yemedi, gez, gezmedi...

Bırak biz yiyelim, ona da izin vermedi.
Zaten, kırmızı’da durmasından belliydi. Kaymakam bile durmuyor, İsveç mi burası, koskoca devletin başı... Niye duruyorsun? Normalde, vatandaşı çiğneyip geçmeliydi.

14 makam aracını geri verdi. Halbuki, oturma odasına Mercedes’le, mutfağa jip’le gitmeli; uçağına bavul olarak bile almadığı gazetecileri bahçede limuzinle gezdirmeliydi. Yazları, Okluk’a geçmedi.

Oğlu evlendi, elektrik faturasına kadar kendi kesesinden ödedi. Eşi bileğini kırdı, röntgen kuyruğuna girdi. Annesi vefat etti, sivil plakayla gitti, camide flap flap fors yapmadı, taziye ilanı vermeyenlerin defterini dürmek için, kenara not etmedi.

Aşçıyı, garsonu azalttı. Yerli ürün kullandırttı. Partisiz olduğu için... Resmi davetler hariç, eşe dosta parti vermedi.

Yalaka basınımız yazmadı ama, aslında “neyi korumaya çalıştığını” tarih yazacak elbette... Vizyon denilen kavramın, Beyaz Saray’a koşup, akıl danışmaktan ibaret olmadığını kanıtladı.
Yeminine sadık kaldı.
Hukuku üstün kıldı.

E sevilmedi haliyle...

Uymadı bize.

Partili olsun.

İSİM ŞEHİR BİTKİ...

Bugün Ankara’da, saat 14’te, Tunalı D&R’deyiz... Salonumuz klimalıdır. Hamileler, bebişler ve sezaryen’le doğum yapanlara, kuyruğun en önüne geçmeleri için torpilimiz mevcuttur. Uyanık erkek okurların “Ben kürtaj yaptırdım, niye en arkadayım” dememeleri rica olunur.

Yılmaz Özdil - Hürriyet

1/20/2012

seyyah1906

anayasayı korumakla görevli cumhurbaşkanı'nın bir şey yapması gerekir

CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan, Gül'ün, "Anayasaya aykırılığı iddia ediliyorsa ana muhalefet partisi Anayasa Mahkemesi'ne gidebilir" sözlerini değerlendirdi.
Bu konuda ilk tepki göstermesi gerekenin Cumhurbaşkanı olduğuna işaret eden Tarhan şunları kaydetti: "Anayasa'nın 104. maddesine göre Cumhurbaşkanı Anayasanın uygulanmasını korumakla görevli. Anayasa'nın çoğunluk despotizmiyle gece yarısı değiştirildiğini gördük, Anayasa bir yasa önergesiyle değiştirildi. Anayasayı korumakla görevli Cumhurbaşkanı'nın bir şey yapması gerekir. Milletvekillerinin bu yanlışlığını Anayasaya sadakat yemini etmiş Cumhurbaşkanının düzelteceğini öngörüyorum. Anayasa ihlal edilmiştir."



"Cumhurbaşkanı pek çok yönüyle son derece sıkıntılı"

Atilla Kart, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, TBMM Genel Kurulunda kabul edilen Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu'na ilişkin, "Anayasaya aykırılığı iddia ediliyorsa anamuhalefet partisi Anayasa Mahkemesine herhalde gidecektir" sözlerini değerlendirdi. "Cumhurbaşkanı pek çok yönüyle son derece sıkıntılı" diyen Kart, "Niye sıkıntılı? Çünkü yaratılmış olan bu hukuk kaosunun sorumlularından biriydi. Anayasal anlamda yaratılmış olan bu 'ucube' yapılanmanın sorumluların birisi de Sayın Cumhurbaşkanıdır" dedi. Gelinen noktada Gül'ün, bir taraftan bu sorumluluğunun ve AKP ile yol arkadaşlığının yarattığı ilişkilerle, diğer taraftan hukukun ve Anayasanın gereği bakımından yol ayrımında olduğunu ifade eden Kart, şöyle devam etti:

"Bu gibi durumlarda Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanlarına düşen, temel görev ve tercih elbette hukuka ve Anayasaya sahip çıkmaktır. Kişisel konumu ve kaygılarının üstüne çıkarak, Cumhurbaşkanı bu kararı vermelidir. Cumhurbaşkanının yine kendi sorumluluğunun gereğini yapmayarak, bir öz güven ve sorumluluk anlayışını içine girmeyerek, kendince CHP üzerinden bu süreci aşmaya çalıştığını görüyoruz. Ancak CHP, Anayasasal görevinin gereğini, hiçbir kişisel hesaba girmeden, sorumluluk anlayışı içinde yapacaktır.

Diğer taraftan Cumhurbaşkanı da görevini, Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı olduğunu idrak ederek yerine getirmelidir, daha fazla kaçak güreşmemelidir. Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanlarına kişisel ve siyasi hesabı olamaz, olmamalıdır. Kişisel olarak ifade ediyorum; CHP Anayasa Mahkemesine gidecektir, gitmelidir."

1/12/2012

seyyah1906

cumhurbaşkanı yüce divan akparti özel mahkeme diyor

Cumhurbaşkanı Gül, Kırgızistan Cumhurbaşkanı Almazbek Atambayev ile görüşmesi sonrası ortak basın toplantısında soruları yanıtladı.
Gül, eski Genelkurmay Başkanı Başbuğ'un tutuksuz yargılanması konusunda Başbakan Erdoğan'ın görüşlerinin hatırlatılması üzerine "Sayın Başbakan'ın söylediği şeyleri ben de destekliyorum. Bu konuda görüşlerimi daha önce de ifade etmiştkim. Gerek Meclis'te gerek başka ortamlarda" dedi. Gül Başbuğ'un Yüce Divan'da mı yoksa özel mahkemede mi yargılanması gerektiği yönündeki bir soruya ise "Konu hukuk tekniği ile ilgili. Benim şahsi kanaatim Anayasa'daki özel maddenin daha geçerli olduğu yönünde; Yüce Divan olarak. Konu hukuk tekniği ile ilgili bir konu. ilgili makamların sorumlu kurumların kararına bakmak lazım" yanıtını verdi.


Görev süresi

Gül görev süresinin belirlenmesi konusundaki bir soruya ise daha önce bu konuyla ilgili söyleyeceklerini söylediği yanıtını verirken "Konuyla ilgili soruları başkalarına sorun" dedi.

12/05/2011

seyyah1906

cumhurbaşkanı görev süresi tartışması bitti geçiş döneminde başbakan bülent arınç olacak iddiaları



cumhurbaşkanı görev süresi tartışması bitti geçiş döneminde başbakan bülent arınç olacak iddiaları 2014 yılının yönetim senaryoları konuşulmaya başlandı iddiaya göre iki yıl sonra başbakan erdoğan çankaya köşküne çıkacak o'nun koltuğunada 2015 yılında cumhurbaşkanı abdullah gül oturacak ortada bir yıllık boşluk var bu boşluğu kim dolduracak

8/28/2011

seyyah1906

ak partide abdullah gülün ikinci defa seçilmesini engelleme formülleri aranıyor

AKP'de Gül'ün 7 yıl görevde kalıp 2014'te inmesi görüşü ağırlık kazandı.

AKP, yarın Köşk’te 4. yılını tamamlayacak olan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresini büyük ölçüde netleştirirken ikinci kez aday olmasının önünü kesecek formüller üzerinde duruyor. AKP’de Gül’ün 7 yıl görevde kalıp 2014’te inmesi görüşü ağırlık kazandı. Böylece Gül’ün önceki cumhurbaşkanları gibi 7 yıllığına bir kerelik cumhurbaşkanlığı yapması, 5+5’ten yararlanmaması amaçlanıyor.
Cumhuriyet'in haberine göre, Gül, cumhurbaşkanı olarak 4. yılını doldururken görev süresine ilişkin belirsizlik hâlâ giderilemedi. Gül’ün görev süresine ilişkin belirsizlik Başbakan Tayyip Erdoğan’ın bu konuda bir takvim yapmayışından kaynaklandı. 2007’de referandumla yapılan anayasa değişikliğiyle süre 5 yıla indirildiğinden 5. yıla girilmesi nedeniyle Gül için “topal ördek” yorumları da yapılmaya başlandı. Gül de daha önce görev süresinin belirlenmeyişinden duyduğu kaygıları birkaç kez dile getirdi. Ancak 12 Haziran seçimlerinde alınan yüzde 50’lik oyla birlikte ekim ayında TBMM’nin açılması öncesinde görev süresine ilişkin partinin görüşü netleşmeye başladı. Daha önce parti ve hükümet içinde Gül’ün görev süresinin 5 yıl ve 7 yıl olduğu şeklinde iki görüş bulunuyordu. Ancak artık ağırlıklı görüş Gül’ün görev süresinin 7 olduğu noktasında oluştu. Hesaplar, Gül’ün 2014’e kadar görevde kalması üzerine yapılmaya başlandı.

AKP’de Gül’ün görev süresi 7 yıl olarak belirlenirken anayasadaki 5+5 düzenlemesi nedeniyle ikinci kez adaylık talebinde bulunmasının önüne geçilmesi amacından da hareket edildi. Buna göre Gül’ün 7 yıl görevde kalması ve bir daha aday olamaması formülü şöyle gerekçelendiriliyor:

“Gül, Meclis tarafından 7 yıllığına bir kereliğine cumhurbaşkanı seçildi. 7 yıllığına ve bir kereliğine seçilen son cumhurbaşkanı oldu. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine ve 5+5 düzenlemesiyle ikinci kez seçilebilmesine imkân veren anayasa değişikliği ise Gül, Köşk’e çıktıktan sonra gerçekleşti. Bu değişiklik Gül’ün durumunu kapsamıyor. Dolayısıyla Gül, 7 yıl süreyle cumhurbaşkanlığı yapacak ve yeniden aday olamayacak. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi ve ikinci kez 5 yıllığına aday olabilmesi süreci Gül’den sonra gelecek isim için geçerli olacak. Görev süresine ilişkin anayasa değişikliği ilk kez Gül’ün ardından gelecek cumhurbaşkanıyla başlayacak.”

Partide bu görüşün, 7 yıl kararıyla birlikte Başbakan Tayyip Erdoğan’ın da başkanlık sistemi konusunda ısrarlı olmaması durumunda 2014’te Köşk’e çıkmayı hesaplamasından kaynaklandığı belirtiliyor.

6/30/2011

seyyah1906

devlet bahçeli sayın gül kamuoyunu oyalamak için pozisyon alıyor

MHP lideri Devlet Bahçeli, yemin kriziyle ilgili Çankaya Köşkü'nden gelen davetini reddetmesinin gerekçesini, "Milliyetçi Hareket Partisi, bu kapsamda Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül'ün kamuoyunu oyalamak için pozisyon aldığına inandığından ve Meclis'te cereyan eden krizin tarafı olmadığından dolayı Çankaya Köşkünden gelen görüşme talebini geri çevirmiştir" sözleriyle açıkladı.
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün davetini geri çevirmesiyle ilgili yazılı açıklama yaptı. TBMM'deki boykot girişimi ve yemin krizinin milletin gözü önünde yaşandığını dile getiren Bahçeli, CHP milletvekillerinin Meclis'e gelmesine rağmen yemin etmediğini, bağımsız olarak seçilen bir grup milletvekilinin ise anlamlı bir şekilde Diyarbakır'da toplandığını ve yemin krizinin bir parçası olduğunu söyledi. Boykotu "talihsiz eylem" olarak nitelendiren Bahçeli şunları söyledi:

"Sözde, bu talihsiz eylemlere tutuklu bulunan milletvekillerinin serbest bırakılmaması gerekçe gösterilmiştir. Milliyetçi Hareket Partisi ise, halen tutuklu bulunan bir milletvekili dışında tam kadro TBMM'de yerini almış ve milletvekili yeminini gerçekleştirmiştir. Bunu yaparken de, Türkiye Büyük Millet Meclisi'nin çözüm ve çare yeri olduğu inancından hareket etmiş ve milli iradeyi sulandıracak niyetlere prim vermeyeceğini ortaya koymuştur. Partimiz hiçbir zaman TBMM'nin saygınlığına gölge düşürecek ve millet egemenliğini tartıştıracak bir zihniyetin içinde olmamıştır, bundan sonra da asla olmayacaktır. Bu gelişmeler üzerine Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül inisiyatif alarak muhalefet partileri ve bağımsız milletvekilleriyle görüşmek için harekete geçmiştir. Öncelikle Sayın Cumhurbaşkanı'nın, Başbakan Erdoğan'la gerçekleştirdiği iki saati aşkın görüşmeden sonra, siyasi partileri Çankaya Köşkü'ne davet etmesi kuşku verici ve baştan sorunlu bir tavır olmuştur. Bu görüşme içeriğinin tarafımızca bilinmesi mümkün değilse de, Sayın Gül'ün Başbakan Erdoğan'la istişare yaptıktan sonra böyle bir davette bulunduğu güçlü bir ihtimaldir. Bununla birlikte, Milliyetçi Hareket Partisi'nin, yemin ve boykot krizinin taraflarıyla aynı kategoride değerlendirilmesi ve süren siyasi krizin sanki bir parçasıymış gibi sunulması çok çirkin ve yakışıksız olmuştur. Partimizin Meclis'teki sorunu aşması için gösterdiği çabayı, katkıyı ve desteği göstermezden gelmek Sayın Gül'ün düşebileceği en büyük hata olarak karşımızdadır. Milliyetçi Hareket Partisi'nin meşruiyet alanından hiç taviz vermeyen siyasi tutumunu, sinsice değersizleştirmeye çalışmak da kimsenin haddi değildir."


"Gül, Erdoğan'ın çekim alanından çıkmalı"

Yemin krizinin çözülmesi için öncelikle bugünkü kaosa sebebiyet verenlerle irtibat kurulmasının yerinde, faydalı ve doğru olacağını söyleyen Bahçeli, MHP'nin düşüncelerinin millet tarafından açıkça bilindiğini ve tutuklu milletvekillerinin tahliye edilmemelerinin hukuk skandalı olarak görüldüğünü kaydetti. Bahçeli, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'e Başbakan Erdoğan'la 'rol paylaşımı'na girmekle suçlarken şunları kaydetti:
"Sayın Cumhurbaşkanı'nın; Başbakan Erdoğan'la girdiği rol paylaşımından ve AKP'yi önceliğine alarak yaptığı görevinden dolayı; inandırıcılığı, birleştirici özelliği ve objektif sorun çözme niteliği iflas etmiştir. Eğer Sayın Gül, her geçen gün güçlenen demokrasi krizinin bitirilmesine samimi olarak destek vermek istiyorsa, öncelikle şahsına göre daha açık ve berrak olan Başbakan Erdoğan'ın çekim alanından çıkmalı, tarafsız, adaletli ve eşitliği gözeten yönetim anlayışına bir an önce sahip olmalıdır. Milliyetçi Hareket Partisi, bu kapsamda Cumhurbaşkanı Sayın Abdullah Gül'ün kamuoyunu oyalamak için pozisyon aldığına inandığından ve Meclis'te cereyan eden krizin tarafı olmadığından dolayı Çankaya Köşkünden gelen görüşme talebini geri çevirmiştir." 

6/25/2011

seyyah1906

sorunları demokratik yöntemlerle çözmek yerine görmezden gelmek

Çankaya Köşkü'nün internet sitesinden tutuklu vekilllerle ilgil açıklama yapıldı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül açıklamada "Yeni bir anayasa hazırlanması kaçınılmaz hale gelmiştir" dedi.
İşte o açıklama;

Sayın Cumhurbaşkanımız, genel seçimler sonrası yaşanan gelişmeler üzerine aşağıdaki açıklamanın yapılmasını istemişlerdir:

Bilindiği gibi, sağlanan güven ve huzur ortamında, vatandaşlarımızın yüksek oranda katılımıyla çok başarılı bir genel seçim gerçekleştirildi. Yine vatandaşlarımızın yüksek oranda temsil edileceği bir parlamento tablosu ortaya çıktı.

Ülkemizin demokratik gelişmişlik ve olgunluk seviyesini ortaya koyduğu için, bütün dünyada da takdirle karşılanan bu başarıya gölge düşürülmemesi çok büyük bir önem taşımaktadır.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kompozisyonu ve seçmenlerin yüzde doksanbeşini aşan temsil oranı, çözüm bekleyen sıkıntılarımızın elbirliğiyle aşılması için büyük bir şans olarak görülmelidir.

Son günlerde yargı mercileri tarafından verilen kararlar ve bunlara dayalı tartışmalar, anayasal ve yasal düzenlemeler başta olmak üzere, hukuk sistemimizin ve demokrasimizin evrensel standartlara ulaştırılması için daha köklü reformlara ihtiyaç bulunduğunu göstermektedir.
Bugün karşı karşıya kaldığımız hukuk temelli bu sorunların, ülkemiz için fırsata dönüştürülebileceği kanaatindeyim. Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi ülkemizde de, hukuk kurallarının zamanla ihtiyaçlara cevap veremez hâle geldiği ve kamu vicdanıyla bağdaşmayan sonuçlar doğurabildiği bir gerçektir.

Bu sebeple, söz konusu sorunların çözüm için bir fırsat olarak görülmesi ve demokratik standartlarımızı yükseltecek yeni bir anayasa hazırlanarak kısa sürede hayata geçirilmesi kaçınılmaz hâle gelmiştir.

Sorunları demokratik yöntemlerle çözmek yerine görmezden gelmek veya çözümü ertelemek, sorunların daha da büyümesine ve enerjimizin heba edilmesine yol açmaktadır. Siyasî tarihimiz bunun çarpıcı örnekleriyle doludur.

Tüm bu sorunların çözüm yeri, millet iradesinin daha yeni tecessüm ettiği Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Bu itibarla, mecliste temsil edilme imkânını elde eden siyasî partilerimizi, meclisin dışında değil, tam aksine bu meşru ve demokratik zeminde, toplumun bütün kesimlerini de dahil ederek birlikte çalışmaya çağırıyorum
mynet

6/20/2011

seyyah1906

düşmanım bile olsa kötülüğünü istemem ama evren ceza alırsa üzülmem

Cumhurbaşkanı Kenan Evren’in 12 Eylül darbesi nedeniyle verdiği ifadesine ilk tepki dönemin ana muhalefet partisi CHP’nin lideri Bülent Ecevit’in eşi Rahşan Ecevit’ten geldi. 

Evren ve komutanların sorumluluğu siyasetçilere atmasına tepki gösteren Ecevit, “Temenni etmediğimiz antidemokratik bir şeyi nereden tahmin edecektik?” dedi. Evren’i “düşmanım” diye nitelendiren Rahşan Ecevit, “Düşmanımın bile kötülüğünü istemem ama Evren ceza alırsa üzülmem. Bize ve binlerce insana kötülük yaptılar” dedi.


Cumhuriyet Gazetesi'nden Utku Çakırözer'in haberine göre Rahşan Ecevit, darbe lideri Evren’in ifadesinde dönemin siyasetçilerini hedef alan sözleriyle ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:

Nereden tahmin edecektik: Kenan Evren diyor ki ‘siyasetçiler tahmin etmeliydi’. Temenni etmediğimiz antidemokratik bir şeyi nasıl tahmin edecektik? Temenni etmeyince düşünemez, tahmin edemezdik.

Ecevit nezaketinden karşıladı: “Bülent Ecevit’in kendisine şikâyette bulunmadığını ve kendisini kapıda karşıladığını” söylüyor. Herkes bilir ki Bülent (Ecevit) baş düşmanına bile nazik davranan, önünde saygıyla konuşan bir insandı. Ama hissiyatı bambaşkadır. Şikâyeti olmaz mı hiç? Hem bizi Hamzakoy’a götürdüler, hem de sonrasında üç kez üçer ay hapis cezası verdirdi. Bunların hiçbiri güzel anılar değil.

Bürokratlar emir kulu: Eğer o dönem sorgulanacaksa sadece komuta heyeti sorumlu tutulmalı. O dönemin bürokratlarına dokunulmaması gerekir, çünkü onlar emir kulu. Baştakiler ne dediyse onu yaptılar.

Mecburiyetten tokalaştım: Evren ile bir kez yüz yüze görüşme yaptım. O da DSP’yi kurarken mecburi olduğu için gitmek durumunda kaldım. Sadece söylenmesi gerekeni söyleyip ayrıldım oradan. Birkaç kez de resmi törenlerde el sıkışılmıştır. Ama mecburiyetten.

Ecevit yıllarca yasaklandı: 12 Eylül darbesinin ardından bir süre Hamzaköy’de gözetim altında tutulan Bülent Ecevit, siyasetten de yasaklandı. 15 Eylül 1981’de Milli Güvenlik Konseyi 9 maddelik bir yasayla siyasi partileri kapatırken, CHP ve diğer partilerin mallarına el konuldu. Ecevit’in siyasi yasaklı olması üzerine eşi Rahşan Ecevit, 1983 yılında Demokratik Sol Parti’yi kurdu. 6 Eylül 1987 yılına kadar DSP’nin genel başkanlığını Rahşan Ecevit yürüttü. Yasakların kaldırılmasıyla birlikte siyasete dönen Ecevit, 13 Eylül 1987 yılında toplanan 6. DSP Kurucular Kurulu toplantısında genel başkan seçildi.

CHP Kılıçdaroğlu ile devam etmeli

Deniz Baykal’ın yerine Kemal Kılıçdaroğlu’nun CHP liderlik koltuğuna oturmasına açık destek veren Rahşan Ecevit, seçim sonuçlarını şöyle değerlendirdi: “Kılıçdaroğlu’nun şu anda suçlanmasını haksız buluyorum. Ondan önce partide bir yanlışlık vardı. Geldikten sonra kısacık sürede canla başla çalışıp partisinin oylarını arttırdı. Ama örgütte bir sıkıntı olduğu ortada. Kılıçdaroğlu bir ümit yakaladı, eğer çekilirse her şey bozulur.”

CHP içindeki tartışmalar ve muhaliflerin “kurultay” talepleri konusunda ise Ecevit, “Şu sırada kavgayı bırakıp, sarılıp kucaklaşmaları ve derhal bundan sonraki seçim için çalışmaya başlamaları gerekir. İç kavga bitmeden, dış kavgaya dönülemez” dedi.
mynet
seyyah1906

devlet bahçeliden ilginç açıklama cumhurbaşkanının uzun süre sessiz kalması düşündürücü

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, seçim öncesi yaşanan kaset olayları ile ilgili olarak ''Her konuya anında refleks gösteren, bölücülerin seçilmesi için Yüksek Seçim Kurulunu baskı altına alan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün de uzun bir süre sessiz kalması ve kamuoyu algısının değişmesiyle birden bire açıklama yapma gereği hissetmesi son derece düşündürücüdür'' dedi.




NE DEMEK İSTEDİ?
MHP MYK’sında genel başkanlık görevinin yanı sıra teşkilattan sorumlu olmasına da karar verilen Semih Yalçın, Bahçeli’nin bu açıklamasını NTV’ye değerlendirdi:
"Bu kadar alayın olduğu süreçte devleti temsil eden en üstü düzeydeki şahsiyetin sessizliği, hunharca yapılan kaset siyasetinde gerekli uyarıları yapmaması bizleri rahatsız etti. Genel Başkan’ın ifadesi bundan ibarettir. Orada, adaletin terazisinin bozulmaması gerekir. Oradan bir ses verilmeliydi ama yapılması. Bu siyasi hareketin lideri olarak Devlet Bahçeli de bu tenkiti yapmalıydı ve yaptı."
mynet

6/17/2011

seyyah1906

chp lideri kılıçdaroğlu şimdi ben sizin vicdanınıza sesleniyorum kim şerefsiz

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtladı. Başbakan Tayyip Erdoğan'ın 'helalleşme'nin ilk adımı olarak davaları geri çekmesini yorumlayan Kılıçdaroğlu, "Başbakan'ın o davaları kazanamayacağı belliydi. Ben hiçkimsenin kalbini kırdığımı sanmıyorum. Bana hakaretler yapıldı sesimi çıkarmadım, sadece dava açtım" dedi.

Seçimde yüzde 26 oy alınması sonrasında yapılan tartışmaları değerlendiren Kılıçdaroğlu, "Beklediğimiz oyu aldık mı? Hayır. Bunu baştan beri söylüyoruz. Bu sonucu hezimet olarak değerlendirmek gerekir mi? Hayır. İnsaflı bir değerlendirme yapmak gerekiyor. Bütün medyayı izliyorum. Bütün köşe yazarları bizim çalıştığımız konusunda hem fikir. Ama beklediğimiz sonucu alamadık" diye konuştu..

CHP içinden gelen eleştirilerle ilgili konuşan Kılıçdaroğlu şunları söyledi: "CHP'lilerin medya üzerinden eleştiri yapması doğru değil. Normal akış içinde kurultayı yapacağız. Ben hiçkimseye teleon açıp aman sakın imza atın ya da atmayın diye bir şey söylemedim. İl başkanları toplantısı yapacaktım. Yaparsam kurultay toplanmasın diye baskı ortaya çıkmasın diye erteledim. Herkes düşüncesini söylemlerini açıkça ortaya koyabilir. Kurultay istemek ya da istememek ayıp bir şey değil. Medya aracılığıyla karşılıklı tartışmak doğru değil. Kişiler zamanı gelince koltuklarını bırakmalı. Yeri ve zamanı gelince her değişiklik yapılır.

İlk üç madde kırmızı çizgimizAnayasa değşikliğiyle ilgili soruyu yanıtlayan Kılıçdaroğlu şöyle konuştu: "Anayasa değişiklikleriyle ilgili bizim tutumumuz belli. Ama bu değişiklikler konusunda AKP'nin tavrını bilmiyoruz. Erdoğan geldiğinde kapımız açık dedik. Neyi, nasıl değşitirmek istiyorlar, önce öğreneceğiz. Örneğin milletvekili dokunulmazlığı AB standardına çıkarılsın diyoruz, YÖK kaldırılsın diyoruz. İlk üç madde bizim için kırmızı çizgi. Atatürk'ün vasiyesine uygun olarak Türk Dil Kurumu eski haline getirilmeli. TBMM Başkanı anayasa değişikliği için bir çağrıda bulunmalı. Her siyasal partiden eşit sayıda vekiller görevlendirilmeli ve çalışma başlamalı. Orada uzlaşmayla sağlıklı sonuçlar alınabilir. Bu heyet pek çok kuruluşun görünü alır. Temel saydığımız konulardan biri de yargı bağımsızlığı. Bakanın ve müsteşarın HSYK'da yer almasını istemiyoruz. Bunlar öngördüğümüz temel noktalar."

"Kim şerefsiz?"

İmralı'yla görüşme konusunu da değerlendiren Kılıçdaroğlu, "Hükümet zaten görüşüyor. Ama orada sorulması gereken şu. Hükümet'in görüşme yaptığı ilk dillendirildiğinde Sayın Erdoğan çıktı, dedi ki 'Bunu söyleyenler şerefsizdir.' Şimdi ben sizin vicdanınıza sesleniyorum, kim şerefsiz?" diye konuştu.

"Erdoğan'a soracağız"

Kılıçdaroğlu, "İmralı'yla yapılan görüşmeler, yeni Anayasa paketini içerir mi?" sorusuna yanıt verirken, "Onu bilmiyoruz, Erdoğan gelecek, soracağız kendisine. O görüşmeler nedir, o görüşmelerde siz hangi pazarlıkları yaptınız, hangi sonuçlara ulaştınız? Niçin böyle ikide bir eylemsizlik kararları erteleniyor. Herhalde anlatacaklar bize, biz de soracağız. Biz şimdi söyledik, belki gelmekten vazgeçer bunları soracak diye. Ama ben açıkça söyleyeyim neleri soracağımı, Sayın Erdoğan da ön hazırlıklarını yapsın" diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, bir soru üzerine Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la görüşmelerinin tutanağının tutulması gibi bir taleplerinin sözkonusu olmadığını bildirdi.
"Kaygı duymadım"
Kılıçdaroğlu, 9. Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel'in "Haberal ismini ben önerdim" açıklamasını nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine "O konuda düşüncemi açıkladım, herhangi bir yorum yapmak istemem" dedi.
Başka bir soru üzerine, seçim sürecinde açtığı davaları geri çekmeyi düşünmediğini kaydeden Kılıçdaroğlu, "Bana hakaret edildi, yalancı dendi açıkça. Gelip ispat etmeleri lazım yargıda. Kimin yalancı olup olmadığını göreceğiz" diye konuştu.
AKP'nin aldığı yüzde 50'lik oy oranını seçim gecesi ilk öğrendiğinde ne hissettiğinin sorulması üzerine Kılıçdaroğlu, "Ülke açısından bir kaygı duymadım. Sonuçta yurttaşlarımızın tercihidir, bize oy veren, vermeyen bütün yurttaşlarımıza saygı duymak zorundayız. Geriye dönüp şu sorgulamayı yapmamız gerekiyor, niçin biz daha yüksek oy almadık? Bunun hesabını kendi aramızda yapıyoruz" dedi.

Kılıçdaroğlu, hangi ilin kendisini hayalkırıklığına uğrattığının sorulması üzerine de Elazığ, Kütahya, Batman ve Düzce'den milletvekili çıkarmayı beklediğini, buralarda oylarını arttırmalarına rağmen milletvekili çıkaramadıklarını kaydetti. Kılıçdaroğlu, partisinin 2 milletvekili çıkardığı Tunceli'ye teşekkür ederken "Onlar 12 Eylül Anayasası'nda da aynı tavrı sergilemişlerdi, daha sonraki referandumda da aynı tavrı sergilediler, seçimlerde de aynı tavrı sergilediler. Onlar demokrat, aydın insanlar, onlara güvenim tam" dedi.
cumhuriyet portal
seyyah1906

cumhurbaşkanı abdullah gül birleşmiş milletler oylamasında filistini tanıyacağız

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül, Filistin’in tanınması için yapılacak Birleşmiş Milletler oylamasında Türkiye’nin Filistin lehine oy kullanacağını söyledi.
Gül, Japonya’nın Nihon Keizai Shimbun (Nikkei) gazetesine verdiği demeçte, konuyla ilgili olarak “1967 sınırlarına dayalı Doğu Kudüs’ün başkent olduğu Filistin devletinin kurulmasını arzu ediyoruz ve İsrail ile barış içinde beraber yaşamasını diliyoruz” dedi ve Türkiye’nin “Filistin’in en güçlü destekçilerinden” olduğunu kaydetti.


Cumhurbaşkanı Gül, demecinde Filistin’in BM’de devlet olarak tanınmasının hedefleneceği oylamada, “Evet oyu kullanacağımıza şüphe yok” açıklamasında bulundu.
Filistin’in BM’de çok sayıda evet oyu alarak İsrail ile barış görüşmelerinde avantajlı bir konuma gelmeyi planladığını belirten gazete, “Ortadoğu’nun bölgesel gücü Türkiye’nin erkenden evet oyu yönündeki kararının” İsrail ve ABD için darbe olacağı yorumunu yaptı.
hürriyet
seyyah1906

erdoğan yönetimindeki akp'nin yapmayacağı çirkeflik atmayacağı iftira olmayacağı nettir

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, dün bir genelge yayınlayarak, “Tuzaklara, aramıza sızmaya çalışan provokatörlere dikkat edilecek” sözleriyle teşkilatını uyardı. Bahçeli, özetle şu ifadeleri kullandı:



“Türk siyasi tarihi AKP zihniyeti kadar haramla helal arasındaki çizgiyi ihlal eden, yanlışa mazeret bulma densizliğini gösteren başka bir partiye şahit olmamıştır. Bu itibarla Erdoğan’ın yönetimindeki AKP’nin yapmayacağı çirkeflik, atmayacağı iftira olmayacağı nettir. Nitekim MHP’nin olmadığı bir Meclis ve etkisinin sıfıra yakın olduğu bir siyaset yapısı ihanet mahzenlerinde AKP eliyle mayalandırılmıştır. AKP’nin etnik kimliklere kucak açarak hazırlamayı planladığı yeni anayasaya milli direnci gösterecek tek siyasi parti MHP’dir. Baraj altında kalması, itibarını kaybetmesi ve yıkılması için iğrenç ve aşağılık her oyun gösterime sokulmuştur. MHP’yi köşeye sıkıştırmak için AKP’den aldıkları destekle sefere çıkan şer odakları, davamızın kimliğini şerefsizce kullanmaya cüret etmişlerdir.

MHP daima dimdik ayakta

AKP hükümeti, demokrasiye yapılan darbeyle mücadele edeceği yerde utanmadan siyasetine malzeme yapmış, fırsat düşkünü ve siyasi ganimet avcısı olduğunu bir kez daha ispatlamıştır. Elbette MHP seçim sonuçlarını enine boyuna inceleyecek ve lazım gelen tedbirleri gecikmeksizin alacaktır. MHP, kerameti kendinden menkul bazı zevatın zırvalarının aksine dimdik ayaktadır. MHP’yi baraj altında bırakamayan AKP merkezli derin ittifak, bundan sonra da boş durmayacaktır. Oyunların sonuca ulaşamaması için saflarımız sıkılaştırılacaktır. Türkiye’nin önünde çok önemli üç konu başlığı bulunmaktadır. Bunlar yeni anayasa, mahalli idareler seçimi ve Cumhurbaşkanlığı seçimidir. Bu konularla ilgili Genel Merkez’in belirlediği politikalar titizlikle takip edilecek, yerel düzeyde yapılacak beyanatlarda Genel Merkez’in çizdiği sınırlar içinde kalınacak ve yeknesaklık sağlanacaktır.

Pimi çekme ortamı var

Bu yeni dönemde etnik tahriklerin artabileceği ve bölücülerin AKP desteğiyle daha da şımarabileceği anlaşılmaktadır. MHP üzerinde operasyon yapmaktan vazgeçmeyen malum çevreler, bu defa da ısrarlı ajitasyon ve sinsi yönlendirmelerle Türkiye’de kardeş kavgasının pimini çekmek için uygun ortam gözleyeceklerdir. Bu itibarla tuzaklara dikkat edilecek, hatıralarımızı, inançlarımızı kullanarak fitne saçan çürümüş şahıslar tespit edilerek gecikmeksizin hukuki işlemler başlatılacaktır. Seçimlerin kapsamlı analizi yapılacak ve sonucunda hazırlanacak rapor, işbu genelgenin yayın tarihinden başlamak üzere bir ay içinde Genel Başkan Yardımcılığına sunulacaktır.”
hürriyet
seyyah1906

hesaplaşma olmadan helalleşme olmaz aman yarabbim allah aşkına

Ak Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısı için, parti genel merkezine gelen Arınç, Cumhurbaşkanının görev süresi ile ilgili tartışmalarla ilgili sorulan bir soru üzerine, “Bu konudaki fikrimi çok önceleri çok defalar söyledim. Şimdi tekrarlarsam ayıp olacak. İnternete girerseniz orada bu konudaki bilgilerin hepsi var” karşılığını verdi.

Arınç, yeni Anayasa ile ilgili sorulan soruyu, “Benim çok konuştuğum konuları söylüyorsunuz. Seçim süresince yeni Anayasanın nasıl yapılacağını, bunun için neyin gerekli olduğunu ifade etmiştim. Düne ait ne varsa, dünde kaldı cancağızım. Bugün için yeni sorular varsa ben hazırım” diye yanıtladı.


Bülent Arınç, “Sayın Bahçeli'nin, 'Helalleşmeden önce hesaplaşmak gerekir?' şeklinde açıklaması var. Bu konuda neler söyleyeceksiniz” sorusu üzerine, “Aman yarabbim. Allah aşkına söyledi mi bunu? Buna cevap için biraz düşünmeliyim. Bu yeni bir konu” dedi.

BEŞİR ATALAY'IN AÇIKLAMALARI

Eski İçişleri Bakanı Beşir Atalay da “Cumhurbaşkanının görev süresi konusunda bakanlar Cemil Çiçek 5 yıl, Egemen Bağış 7 yıl dedi. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?” sorusuna, “Hiçbir ortamımızda, hiçbir platformumuzda görüşülmemiş bir konu olduğu için bir şey söyleyemeyiz” yanıtını verdi.

Atalay, “Yeni anayasa konusunda da Ak Parti'den adım bekleniyor. Nasıl bir yöntem olacak? Bugün Sayın Bahçeli'nin açıklaması var. 'Önce taslağı görelim. Sayın Başbakan'ın ziyareti buna bağlı' diyor. Bu konuda neler diyeceksiniz?” sorusu üzerine, şunları söyledi:
“Seçim beyannamemizde biz anayasanın özellikle hazırlanış yöntemi ile ilgili çok ileri ifadeler kullandık. O metni hazırlayanlardan birisi olarak bunu söylüyorum. Bizim gönlümüz şunu istiyor; bu anayasa gerçek bir sivil Anayasa olsun ve mümkün olabilirse Parlamento dışında anayasa üzerinde çok çalışma yapılsın, hazırlık yapılsın. Bütün sivil toplum kuruluşları ve bütün toplum kesimleri bu anayasa hazırlanmasında ciddi rol alsın. O zaman esas herkese hitap eden ve herkesin, her kesimin kendini bulduğu bir anayasa olacaktır.
Anayasa ile ilgili çalışmalarda herhalde yeni Parlamento başkanının daha fazla inisiyatif alması da gerekebilecektir. Yani bunun partiler üstü bir çalışma olarak yürümesi daha uygun olabilir. Tabii her partinin çalışması var, bizim de var. Ama öyle bir metin çıkarıp da onun üzerinde görüş alma yerine mümkün olabildiğince azami mutabakatların arandığı bir anayasa çalışma süreci bekliyoruz. Seçim Beyannamesinde de bunu ifade etmiştik.
Biz Sayın Bahçeli gibi demiyoruz. Onların da hazırlığı olsun, bütün partiler, değişik sivil toplum kuruluşları, düşünce kuruluşları biliyorsunuz anayasa taslakları hazırladılar. Onlar çok faydalı şeyler. Sınırsızca üzerinde tartışılsın. Eminim bu süreç kendiliğinden çok verimli yürüyecek diye biz düşünüyoruz. Ama yeni Parlamento oluştuğunda Parlamento bu işin merkezi olsun. Hiçbir parti bu işin esas yürütücüsü, inisiyatifi olmasın diye de düşünüyoruz.”

“BÜTÜN KAPILAR AÇILSIN, BÜTÜN GÖNÜLLER AÇILSIN”

Beşir Atalay, “Sayın Bahçeli'nin bir özür beklentisi var. 'Helalleşmeden önce hesaplaşma gerekli' diyor. Bu konuda neler diyeceksiniz?” sorusunu şöyle yanıtladı:
“Vallahi kendileri bilir. Biz tabii şu sırada diğer partileri suçlayıcı hiçbir şey söylemiyoruz. Seçim ortamında bile bunu yapmadık. Çok ileri bir suçlama olmadıkça cevap vermedik. Başbakanımız, parti genel merkezinin balkonunda söyleyeceği her şeyi söyledi.

Bütün kapılar açılsın, bütün gönüller açılsın. Artık seçim ortamı bitti. Türkiye'nin meselelerine bakalım ve geleceğe de daha umutlu bakalım. Hesaplaşma falan kavramlarını şu ortamda, seçimden sonra doğrusu bu toplum herhalde arzu etmez ve o kavramları hiçbir liderin kullanmaması gerekir. Hiç iyi bir şey değil o.”
Beşir Atalay, seçim sürecinde siyasilerle birlikte basın mensupları ve güvenlik güçlerinin de çok yorulduğunu belirterek, bu nedenle basın mensupları ve güvenlik güçlerine teşekkür etti.
hürriyet

6/15/2011

seyyah1906

kemal kılıçdaroğlu sonunda patladı sabah akşam konuşmayın imza toplayıp gelin

 CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, olağanüstü kurultay isteyenlere seslendi, "Sabah akşam TV'lerde konuşup, bağırıp çağıracaklarına imzaları toplayıp getirsinler. Gereğini yapayım" dedi. Seçim sonuçlarını da değerlendiren Kılıçdaroğlu, "Ortada zafer de yok, hezimet de yok" diye konuştu.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, parti disiplini uyarısında bulundu ve "herkes düşüncesini partiyi yıpratmadan, kurumsal kimliğe zarar vermeden söylemelidir" dedi.


Hiç kimseye, "imza at veya imza atma" demeyeceğini belirten Kılıçdaroğlu, "herkesin hür iradesiyle karar vermesi gereken bir süreçten geçiyoruz" diye konuştu.


Bu konuda kimseye baskı yapmayacağını vurgulayan Kılıçdaroğlu, "baskı yapıldı denmesin diye, il başkanları toplantısını bile bir süre erteledim. Herkes eteğindeki taşı döksün" dedi.


Seçim sonuçlarıyla ilgili olarak mahalle, ilçe, il bazında ayrıntılı rapor istediğini kaydeden CHP lideri, raporlar geldikten sonra değerlendirme yapılacağını kaydetti; Parti Meclisi'nin de temmuz ayı başında toplanacağını söyledi. Kılıçdaroğlu, konunun ayrıntılarıyla o toplantıda ele alınacağını vurguladı.

Kılıçdaroğlu parti içi muhalefetin lider adaylarına ilişkin bir çok ismin konuşulduğunun hatırlatılması üzerine de, "CHP'de herkes lider olabilir. CHP'nin birikimi fazla" dedi.

Tüzük değişikliği ile ilgili çalışmaların başladığını, komisyonların kurulacağını kaydeden Kılıçdaroğlu, "özel bir tüzük kurultayı yapmayacağız. Muhtemelen 2012 Mayıs ayında yapacağımız olağan kurultayımızda tüzük değişikliklerini de yapacağız" diye konuştu.


Ortada zafer de hezimet de yok

Seçimde umdukları sonuçu alamadıklarını belirten CHP lideri, "ancak 2007 seçim sonuçlarını baz aldığımız da, ortada zafer de yok, hezimet de yok" diye konuştu.


Başbakan'ın yaklaşımı ikiyüzlü

Kılıçdaroğlu, Başbakan'ın, "helalleşelim" çağrısı yapmasını da, "iki yüzlü bir yaklaşım" olarak niteledi, "seçim sürecinde istediğini söyler, hakaret ederim. Seçim bitince helalleşelim samimi bir yaklaşım değildir. Helalleşmeyi düşünen, bir gün sonra pişman olur" diye konuştu.

Kemal Kılıçdaroğlu, Başbakan'ın, "anayasa için kapısını çalarım" yaklaşımını ise, "Randevu isterse tabi görüşürüz. Kapımız açık. Bizim anayasayla ilgili ne istediğimizi herkes biliyor. Ama AKP ne istiyor kimse bilmiyor. Başbakan'ın ne anlatacağını merak ediyoruz" dedi.

Başbakan'ın anayasa değişikliği konusunda uzlaşma arayacağına inanmadığını da söyleyen Kılıçdaroğlu, anayasanın uzlaşma komisyonundan geçmesi, her siyasi partinin, "evet" diyeceği bir anayasa olması gerektiğini vurguladı.


Cumhurbaşkanının görev süresi 5 yıl

CNN Türk'e açıklamalarda bulunan Kemal Kılıçdaroğlu, Köşk tartışmasına da değindi, AKP içindeki görüş ayrılığına dikkat çekti.

Cumhurbaşkanının görev süresinin tartışmasız 5 yıl olduğunu vurgulayan Kılıçdaroğlu, "seçim 2012'de yapılmalıdır" dedi.

Kılıçdaroğlu, eğer Cumhurbaşkanı Gül isterse, bir kez daha aday olabileceğini kaydetti; "Süre 7 yıldır diyenler varsa, anayasa değişikliği yapıp, geçiçi madde koymalıdırlar" diye konuştu.
cumhuriyet portal