En Yeniler
dışişleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
dışişleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8/09/2011

seyyah1906

türkiye cumhuriyeti tarihinde hiç bir hükümetin bakanı başka ülkelerin taşeronu olmamıştır olmayacaktır

Davutoğlu, bugün Şam'da Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile bir araya geldi. Üç saati başbaşa geçen altı saatlik görüşmede, Türkiye, Suriye rejimine şiddete son vermesi ve siyasi reformları hayata geçirmesi yönündeki çağrısını bir kez daha yineledi. Davutoğlu'nun bu kritik görüşmenin ardından Türkiye'ye dönüşünde Ankara Esenboğa Havalimanı'nda basın toplantısı yaptı.
İşte "Suriye halkı ebediyen Türkiye'nin dostu olarak kalacaktır" diye sözlerine başlayan Davutoğlu'nun konuşmasından satır başları: -- Biz olayların gelişmesinden itibaren olayları yakından takip ettik. Bilindiği gibi Sayın Başbakan'ımızın Halep’te çok kapsamlı görüşmeleri olmuştu. Mısır’da olaylar gelişirken ancak Suriye’de daha bu noktaya gelinmemişken de biz görüşlerimizi belirtmiştik -- Daha sonra Nisan ayında da Esad’la baş başa bir görüşmemiz olmuştu. O zaman da reformların Suriye’Yine kadar güçlü klacağını açıklamıştık. Görüşlerimiz o zaman da netti. O günden bu yana da tavrımız açık ve sıcak olmuştur. -- Görüşlerimizi her zaman açık bir şekide paylaştık. -- Ramazan’ın bir gün öncesinde Hama’daki olaylarla ilgili de görüşümüzü belirttik. Suriye’de iç barışın sağlanması için her türlü temasımızı sürdürdük. ÇOK DOSTANE BİR GÖRÜŞMEYDİ -- Bu görüşmede Türkiye tarafı olarak her zaman olarak Suriyeli kardeşlerimizle bütün hususları açık bir dille ve kararlılık içinde paylaştık. Sayın Esad da kendi kanaatlerini akardı. -- Öncelikli hedefimiz bir an önce akan kanın durması. Hangi etnik ve dini kökenden olursa olsun tüm Suriyeli kardeşlerimizin barış içinde geleceğe yürümeleri. -- Bu Türkiye'nin hiçbir zaman vazgeçmeyeceği bir ilkedir. Önemli olan gelişmelerin halkın taleplerine paralel şekilde seyretmesidir. -- Akan kanın durması, sivil kayıpların durması, siyasi reform süreci yaşanması için yapılması gerekenleri paylaştık. -- 6 buçuk saatte çok somut konular konuştuk. Çok dostane, açık görüşlü bir toplantı gerçekleştirdik. KADER BİRLİĞİMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ -- Kader birliğimizi her zaman sürdüreceğiz, her kesimden Suriyeliyle temaslarımıza devam edeceğiz -- Detaylarına girmemin doğru olmadığı somut konuları da ele aldık. -- Beklentilerin karşılanması bağlamında önümüzdeki günler etkili olacaktır. -- Önümüzdeki günlerde gelişmeleri izlemeye devam edeceğiz. -- Umuyoruz iç barış ve huzur sağlanır, reform adımları atılır. BAŞKA ÜLKELERİN MESAJLARINI GÖTÜRMÜYORUZ -- 6 buçuk saat süren görüşmelerle ilgili çok fazla spekülasyon yapılabilir. -- Orduyla halkın karşı karşıya gelmemesi ve Hama'da olduğu gibi gerilimlerin yaşanmaması için yapılması gerekenleri en açık ve şeffaf ve net şekilde Esad'la paylaşma imkanı bulduk. -- Önümüzdeki günlerde atılacak adımlar önemli. Uluslararası toplum kaygılı, biz onlarla yakın temastayız. Birçok ülkeden temsilciyle bu konuyu ele aldık. -- İstişarelerimizde temas ettiğimiz hususlar olur, bu istişareler sürecektir. Ama bu temas ettiğimiz ülkelerin mesajlarını götürüyoruz anlamına gelmez. -- Ben sadece hükümetimizin görüşlerini taşırım. Bunun bilinmesinde fayda görüyorum KILIÇDAROĞLU'NA YAKIŞMAMIŞTIR -- Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları bana da iletildi. Üzülerek söylüyorum yakışmamıştır. Neden? Çünkü Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiçbir hükümetin bakanı başka ülkelerin taşeronu olmamıştır olmayacaktır. Bu devlet geleneğimize hakaret eden bir açıklama biçimidir. Hükümeti eleştiremezler ama devletin onurunun bu şekilde rencide edilmemesini bekleriz. Hiçbir zaman başka bir ülkenin takipçisi ya da sözcüsü olmadık. İran konusunda BM’de kullandığımız oy gerekçesiyle batıdan kopuyoruz diyenlerin bugün bunu demesi dikkat çekicidir. Anlamakta güçlük çekiyorum. Kurumsal olarak da Sayın Kılıçdar oğlunun ifadelerini anlamıyorum. Ayrıca İsrail’in taşeronluğu şeklindeki hususları gündeme getirmek istemem.

8/06/2011

seyyah1906

dışişlerinden kıbrıs rum tarafına çok sert uyarı oldu bittiler yaratmaya matuf tek yanlı girişimlerden önemle kaçınılmalıdır

Güney Kıbrıs Rum Kesiminin Doğu Akdeniz' de petrol arama faaliyetlerinde bulunması Türk hükümetini kızdırdı.

Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada "Rum yönetiminin hareket tarzı zamansız olduğu kadar bir sorumsuzluk örneğidir. Bu hareketler uzlaşı çabalarına darbe vurmaktadır" Bölgede gerilimi yükseltebilecek, oldu-bittiler yaratmaya matuf tek yanlı girişimlerden önemle kaçınılmalıdır" denildi.

Kıbrıs Rum tarafının tek yanlı olarak tüm Ada adına, Ada'nın bütününe ait olan doğal kaynaklar konusunda söz söyleme, girişim yapma veya anlaşma imzalama hak ve yetkisine sahip olmadığı hatırlatıldı. Bu tür yasal dayanaktan yoksun faaliyetler, halen devam etmekte bulunan görüşmeler sürecine zarar vermektedir denildi.

Uluslararası toplumun da Kıbrıs Rum tarafının, türk tarafının Ada'nın doğal kaynaklarından eşit olarak faydalanma hakkını gasp etmeye yönelik bu girişimlerine prim vermemek için sorumlulukla hareket etmesi gerektiğinin altı çizildi.
Dışişleri Bakanlığı'nın açıklaması şöyle;

Açıklamada,Rum kesiminin , uluslararası hukukun hilafına ve üçüncü tarafların haklarını ihlal ederek, 2003 yılından itibaren Doğu Akdeniz’deki ülkelerle deniz yetki alanlarını sınırlandıran ikili anlaşmalar yapma gayretlerini sürdürmüş, ayrıca petrol/doğal gaz arama faaliyetlerinde bulunmuştur.

GKRY’nin yaptığı bu anlaşmalar ve petrol/doğal gaz arama faaliyetleri Kıbrıs sorununun çözümünü olumsuz etkilemekte ve ayrıca bölge ülkeleri arasında yeni ihtilaflara neden olmaktadır. Bu duruma ilişkin olarak, gerek ülkemizin gerek KKTC’nin görüşleri ve ikazları bölge ülkeleri ve BM nezdinde zamanında kayda geçirilmiş, Kıbrıs Adası’nın güneyinde geçerliliği bulunmayan ruhsatlara dayanarak petrol/doğal gaz arama-çıkarma faaliyetlerine ilgi duyan şirket ve ülkelerin sorumluluk ile hareket etmelerini beklediğimiz belirtilmişti. Konuya yaklaşımımız ve görüşlerimiz geçerliliğini elan muhafaza etmektedir.

Kıbrıs Adasının güneyinde önümüzdeki Ekim ayı başında fiilen sondaj çalışmalarına başlanılacağına yönelik son dönemde çıkan haberler ve yapılan resmi açıklamalar ışığında, bazı hususlara tekrar dikkat çekilmesinde fayda bulunmaktadır.

Kıbrıs Rum tarafı tek yanlı olarak tüm Ada adına, Ada’nın bütününe ait olan doğal kaynaklar konusunda söz söyleme, girişim yapma ve/veya anlaşma imzalama hak ve yetkisine sahip değildir. Bu tür yasal dayanaktan yoksun faaliyetler, Ada’da ve bölgede gerginlik yaratmakta, kurucu halk olan Kıbrıs Türklerinin Ada’nın doğal kaynaklarından eşit şekilde yararlanma hakkına halel getirmekte, halen devam etmekte bulunan görüşmeler sürecine zarar vermektedir.

Yeni bir ortaklık kurulması amacıyla Ada’nın geleceğini belirlemeye yönelik görüşmelerin devam etmekte olduğu ve kritik bir aşamaya ulaştığı bu dönemde, bu tür tek yanlı faaliyetlerde bulunmanın taşıdığı risk ve sakıncalar ise aşikârdır. Rum Yönetimini hareket tarzı zamansız olduğu kadar bir sorumsuzluk örneğidir. Bu hareketler uzlaşı çabalarına darbe vurmaktadır.

Bir başka bölge ülkesinin de GKRY’nin imzaladığı bir ikili sınırlandırma anlaşmasını BM nezdinde girişim konusu yapması, bu tür tek yanlı teşebbüslerin bölgenin barış ve istikrarına menfi etkide bulunduğunun ve mevcut sorunlara yenilerinin eklenmesine yol açtığının en açık kanıtıdır. Uluslararası toplumun, Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıs Türk tarafının Ada’nın doğal kaynaklarından eşit olarak faydalanma hakkını gasp etmeye yönelik bu girişimlerine prim vermemek için sorumlulukla hareket etmesi gerekmektedir.

Ülkemiz ve KKTC bölgedeki meşru hak ve çıkarlarını korumak amacıyla uluslararası hukuka uygun şekilde bundan böyle de diplomatik ve siyasi kanallardan girişimlerini sürdüreceklerdir. Türkiye’nin ve KKTC’nin bu maksatla gereğine tevessül edeceğinden kimsenin şüphesi olmamalıdır. Beklentimiz kapsamlı çözüm görüşmelerinin sürdüğü bir ortamda görüşmeleri raydan çıkarabilecek, bölgede gerilimi yükseltebilecek, oldu-bittiler yaratmaya matuf tek yanlı girişimlerden önemle kaçınılmasıdır"

7/29/2011

seyyah1906

ermenistan dışişleri cumhurbaşkanızın sözlerine türkiye yersiz bir yaygara koparmıştır

Ermenistan Dışişleri Bakanlığı pişkin tavır takınarak, “Cumhurbaşkanımız sözlerine Türkiye, yersiz bir yaygara koparmıştır.
Türkler Serj Sarkisyan’ın dengeli açıklama metninden istedikleri bölümleri cımbızla çekerek, durduk yerde sorun yaratmıştır” dendi.
Cımbızla çıkarmışlar
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Azerbaycan’da yaptığı “Sarkisyan’dan özür bekliyoruz”
açıklaması üzerine Erivan’daki yerel basına konuşan Dışişleri Bakan Yardımcısı Şevarş Koçaryan, şunları söyledi: “Bana öyle geliyor ki, sanki Türkler Serj Sarkisyan’ın söylediklerinin tamamını okumamış.
Veya okumuş da, işlerine gelen bölümler metinden cımbızla çıkarılmış. Aslında cumhurbaşkanımızın konuşmasında saldırgan bir tavır yoktur. Kullandığı ifadeler son derece ölçülü ve dengeliydi. Türkiye bu sözleri gereken şekilde algılamak istemiyorsa buna ihtiyaçları yok demektir. Durup dururken çıkarılan yaygaranın bizim de sonuçlar çıkarmamızı gerektiriyor.”
Sarkisyan’ın sözleri
Sarkisyan, Ermenistan’da 23 Temmuz’da düzenlenen Ermeni dili ve edebiyatı yarışmasında öğrencilerden birinin “Batı topraklarımızı Ağrı Dağı’yla birlikte geri alabilecek miyiz?” sorusunu yanıtlamıştı. Koçaryan’ın basına verdiği metne göre Sarkisyan, gence şu yanıtı verdi: “Bu sana ve senin nesline bağlı. Benim nesil bence üzerine düşen görevi başarıyla yerine getirdi.
90’lı yıllarda vatanımızın parçası Artsah’ı (Karabağ bölgesini) düşmanın elinden kurtardık. Bunu birilerini azarlamak için söylemiyorum. Her neslin bir görevi vardır ve bu görevi başarıyla yerine getirmesi gerek. Sen ve yaşıtların gücünü sonuna kadar kullanırsa, biz dünyanın en başarılı ülkesinden biri haline geliriz. Biz Ermeni ulusu sistematik ve sabırlı adımlar atarak her zaman Anka kuşu gibi küllerden dirilmeyi başarmışızdır. Ama şunu da söylemem gerek. Günümüz dünyasında ülkelerin gücü ve itibarı yüzölçümüyle ölçülmüyor. Ermenistan modern, güvenli ve başarılı ülke olursa itibarı da o denli yüksek olacaktır.”

7/13/2011

seyyah1906

dışişleri bakanından rest bu sadece adada bir çözümsüzlük anlamına gelmez

Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu Ada'da çözüm olmadan Kıbrıs'ın AB dönem başkanlığını üstlenmesi durumunda, Türkiye-AB ilişkilerinin donma noktasına geleceğini söyledi.

Davutoğlu, bu durumda, Türkiye'nin Kıbrıs'ın dönem başkanlığını muhatap almayacağını belirtti.

Kıbrıs, Temmuz 2012'de Avrupa dönem başkanlığını üstlenecek.
Türk tarafı, bu tarihten önce Ada'da çözüm olmasını ve birleşik Kıbrıs'ın dönem başkanlığını üstlenmesini istiyor.

Birleşmiş Milletler de bu amaçla Ekim'e kadar bir anlaşma taslağı çıkarılması hedefiyle taraflara müzakareleri hızlandırma çağrısında bulunmuş, Cenevre'de geçen hafta yapılan zirvede liderler, buna olumlu yanıt vermişti.

Ancak gözlemciler, tarafların, mülkiyet, toprak ve kurulacak devletin yapısı gibi Kıbrıs sorununun özünü oluşturan hemen hiçbir konuda anlaşamadıklarına dikkat çekerek, bu hedefe ulaşmanın çok zor olacağına dikkat çekiyor.

Bazı yorumcular, Kıbrıslı Rumların AB dönem başkanlığı sırasında Türkiye'ye baskıyı yoğunlaştıracağını söylüyor.

Ahmet Davutoğlu Ukrayna Dışişleri Bakanı Konstantin Grişçenko ile görüşmesinin ardından düzenlenen ortak basın toplantısında Kıbrıs'taki amaçlarının bir an önce çözüme ulaşılması ve Temmuz 2012'deki Rum tarafının AB dönem başkanlığının ortaklaşa üstlenilmesi olduğu söyledi.

Davutoğlu şöyle dedi:

''Eğer bu olmazsa, Kıbrıs Rum tarafı bu müzakereleri geciktirerek gelecek sene 2012 Temmuzunda tek taraflı olarak dönem başkanlığını alırsa bu sadece Adada bir çözümsüzlük anlamına gelmez aynı zamanda Türkiye ile AB ilişkilerinin tıkanıklığın ötesinde donma noktası anlamına gelir. Biz Güney Kıbrıs Rum Kesimi'nin çözüm olmadan üstleneceği bir dönem başkanlığında Türkiye ile AB arasındaki ilişkilerin sürdürülebileceği kanaatinde değiliz.'' 

7/03/2011

seyyah1906

israil basınına göre türkiye beş yıl önce kaçırılan israilli asker için devreye girdi

Yedioth Ahronot gazetesi, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu'nun geçen günlerde yaptığı bir açıklamada "Şalit için son birkaç gündür uluslararası unsurların çalışmalar yaptığı" yolundaki sözlerini hatırlatarak, "Netanyahu'nun gerçekte Hamas üzerinde muhtemelen Mısır'dan da öte, en fazla etkiye sahip Türkiye'yi işaret ettiğini" savundu.
Musevi kökenli Türk işadamı Eliko Dönmez'in geçen yılki Mavi Marmara olayından sonra Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ile karşı karşıya geldiğini ve Erdoğan'a Şalit'in babası Noam Şalit'ten bir mektup ilettiğini kaydeden gazete, Noam Şalit'in Erdoğan'dan, "Hamas üzerindeki etkisini kullanarak, Şalit karşılığında 1000 Filistinli tutuklunun serbest bırakılması yönündeki Alman arabulucunun önerisini kabul etmesi için örgütü ikna etmesini istediği" kaydedildi.

Gazete, Türkiye'nin bu mektuptan sonra konuya müdahil olmaya başladığını, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun muhtemelen konuyu Hamas'ın siyasi lideri Halid Meşal ile birkaç kez görüştüğünü yazdı.

Türk Kızılayının da çabalara dahil olduğunu ve Gazze'deki temsilcileri aracılığıyla Hamas'ı ikna etmeye çalıştığını öne süren gazete, "Konuya yakın kaynaklar, Erdoğan'ın meseleyi bizzat üstlendiğini belirttiler. Aynı kaynaklara göre, Erdoğan'a sorunu başarıyla çözmenin gerek İsrailliler nezdinde, gerekse Arap ve İslam dünyasında konumunu yükselteceği söylendi" ifadelerine yer verdi.

İsrail'in Kanal 2 televizyonu da benzer bir haber yayımladı. Haberde, Alman arabulucunun, İsrail ile Hamas arasındaki dolaylı tutuklu takası görüşmelerinde başarısız olmasından sonra, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Şalit meselesinde bizzat her türlü çabayı gösterme taahhüdünde bulunduğu öne sürüldü.
seyyah1906

dışişleri bakanı ahmet davutoğlu libyalı muhaliflerin kalesi bingaziye gidiyor

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Ortadoğu turuna Kahire'nin ardından, Libyalı muhaliflerin kalesi Bingazi ile devam edecek.

Davutoğlu'nun ziyareti, Türkiyenin Libya politikasında önemli bir gösterge olarak değerlendiliyor.

Türkiye'nin Trablus Büyükelçisi Levent Şahinkaya merkeze alındı ve yerine yeni bir atama yapılmadı.
Resmi Gazete'de yayımlanan bu karar, Davutoğlu'nun Bingazi ziyareti öncesi, Libyalı muhaliflere yaptığı önemli bir jest olarak değerlendirildi.

Davutoğlu, Bingazi'de, Ulusal Geçiş Konseyi'nin önde gelen üyeleriyle görüşecek.

Ziyaretin ana gündemi, bu ay ortasında İstanbul'da yapılacak Libya Temas Grubu Toplantısı.

Dışişleri Bakanı, bir anlamda toplantı öncesinde muhaliflerin nabzını yoklayacak.

Bu ziyaret sırasında, Türkiye'nin, geçen ay Abu Dabi'de düzenlenen Libya Temas Grubu Toplantısı'nda muhaliflere vaad ettiği 100 milyon dolarlık yardımın ulaştırılması için gereken koordinasyon da gündeme gelecek.

Davutoğlu'nun ziyareti olağanüstü güvenlik önlemleri altında gerçekleşiyor.

Ziyaret için, Libya'ya uçuş yasağı uygulayan NATO'dan "özel" izin alındı.

7/01/2011

seyyah1906

almanya dışişleri bakan yardımcısı meclisteki yemin krizinin çözülmesi çok önemli

Alman Meclisi Avrupa Birliği İşleri Komisyonu’nun kamuya açık olan oturumunda, Türkiye’de 12 Haziran’da yapılan seçimlerin sonuçları ve son gelişmeler değerlendirildi. Hükümet adına konuşan Almanya Dışişleri Bakan Yardımcısı Werner Hoyer, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaşanan yemin krizinin aşılmasının önemli olduğunu, aksi takdirde parlamentonun meşruiyetinin zarar görebileceğini belirtti. Türkiye’nin Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da yaşanan sorunların çözümünde önemli bir rol oynayabileceğini kaydeden Hoyer, Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle’nin cuma günü Türkiye’ye yapacağı çalışma ziyaretinde bu konunun da görüşüleceğini söyledi.
Yemin krizi

Almanya Dışişleri Bakan Yardımcısı Werner Hoyer, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaşanan yemin krizinin sonuçları konusunda bir değerlendirme yapmak için henüz erken olduğuna işaret etti. Hoyer, bu krizin aşılmasının önem taşıdığını vurguladı. Hür Demokrat Partili Hoyer, "şimdi bu beklenmedik krizin aşılması önem taşıyor. Çünkü aksi takdirde yeni meclisin daha baştan meşruiyetinin zarar görme olasılığı beni kaygılandırıyor" dedi.

En önemli iş yeni anayasa

Alman Meclisi Avrupa Birliği İşleri Komisyonu’nda Türkiye’deki seçim sonuçlarını değerlendiren Hoyer, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin seçimlerden zaferle çıkmasının süpriz olmadığını söyledi. Hoyer, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin üçte ikilik çoğunluğu sağlayamaması nedeniyle anayasa değişikliği gibi önemli kararlarda muhalefet partilerinin işbirliğine ihtiyaç duyacağına da dikkat çekti. Hoyer, oylarını artıran Cumhuriyet Halk Partisi’nin orta vadede güçlü bir muhalefet partisi olacağına ve Adalet ve Kalkınma Partisi’ne rakip olacağına inandığını söyledi. Yeni kurulacak hükümetin en önemli projesinin yeni bir anayasa olacağını söyleyen Hoyer, sözlerini şöyle sürdürdü. ”Erdoğan seçim gecesi yaptığı balkon konuşmasında (anayasa değişikliği için) diğer partilerle işbirliği yapacağını ve sivil toplumu da bu tartışmalara dahil edeceğini ifade etti. Ancak burada diğer partilerin ne kadar uzlaşmaya hazır olduğu ve geniş katılımlı toplumsal bir tartışma yürütülmesi belirleyici olacak. Bu sürecin ne kadar başarıya ulaşacağını şimdiden değerlendirmek zor. Uzmanlarımız bu tartışmaların başarısızlığa uğrayabileceğini de göz önünde bulunduruyor.”

Hür Demokrat Partili Hoyer, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’ye uzun vadede başkanlık sistemi getirme planlarının da bu seçim sonuçlarıyla birlikte şimdilik gerçekleşemeyeceğini savundu: ”Erdoğan’ın bu hedefine yaklaşıp yaklaşamayacağını izlemek gerekiyor. Ama şu anda elinde bulundurduğu çoğunluğa bakılırsa, bunu gerçekleştirmesi zor görünüyor. Fakat Erdoğan, olağanüstü deneyimli bir politikacı. Belki de muhalefet partilerinden bazı milletvekillerini kendi safına çekmeyi başarabilirse, durum farklı görünebilir.”

Westerwelle Türkiye'ye gidiyor

Almanya Dışişleri Bakan Yardımcısı Hoyer, Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecine ilişkin değerlendirmelerde de bulundu. Türkiye’de Avrupa Birliği Bakanlığı’nın kurulacak olmasını memnuniyetle karşıladığını kaydeden Hoyer, müzakere sürecinin devam etmesini istediklerini ifade etti. Bu çerçevede de Polonya’nın Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı sırasında rekabet başlığının açılmasını umduklarını söyledi. Hoyer, bunun yanı sıra bölgede güçlü bir aktör haline gelen Türkiye ile dış politikadaki diyaloğa ivme kazandırmanın kendi çıkarlarına olacağını kaydetti. Hoyer, Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle’nin cuma günü Türkiye’de mevkîdaşı Ahmet Davutoğlu ile yapacağı görüşmede de bölgedeki sorunların ele alacağını söyledi. ”Arap dünyasındaki radikal değişim süreci Türkiye için olduğu kadar Avrupa Birliği için de büyük önem taşıyor. Burada ortaklaşa inisiyatif geliştirme, doğru yönde ilerleyen süreci birlikte güçlendirme konusunda Türk hükümeti ile işbirliği yapmak istiyoruz. Bu nedenle de, Libya'dan Suriye'ye kadar siyaset yapmayı, diplomasiyi gerektiren çeşitli sorunların çözümünde Türkiye temas kurabileceğimiz çok önemli bir ortak olabilir.”


© Deutsche Welle Türkçe

Haber: Jülide Danışman / Berlin

Editör: Hülya Köylü

6/27/2011

seyyah1906

avusturyalı bakan türkiyeyi veto etseydim halk kahramanı olurdum

Avusturya’nın Tages-Anzeiger Gazetesi’ne konuşan Plassnik, Türkiye ile müzakere kararının alındığı Lüksemburg zirvesinde Avusturya Dışişleri Bakanı olarak süreci “30 saat boyunca tıkadığını” itiraf etti. Plassnik şunları söyledi:
Veto etseydim kahraman olurdum

“O gün AB Dönem Başkanlığı yapan İngiltere’nin Dışişleri Bakanı Jack Straw bana karşı çıktı. ‘Bu konuyu artık konuşmamıza gerek yok’ dedi. Ben de ‘Peki, burada beni konuşturmazsan basında konuşurum’ dedim. Sonra da bakanlar toplantısını terk ettim. Gazetecilere konuşacaktım. Ama Straw bana yazılı bir mesaj gönderdi, ben de geri adım attım (Plassnik bu mesajın içeriğini açıklamadı). Türkiye’yi veto etseydim halk kahramanı olurdum. Ancak Türkiye’nin tam üye olup olmayacağını daha bugünden yanıtlamamızın zor olduğunu savundum. Türkiye’nin AGİT adaylığıma karşı çıkması, AB’ye yönelik hayal kırıklığından kaynaklanıyor olabilir. Belki de kendinden giderek daha emin hale gelen bir bölgesel gücün, güç gösterisidir.” 
seyyah1906

israil türkiyeden hükümet dağılır gerekçesiyle üç defa özür dilemekten vazgeçti

HÜRRİYET, Mavi Marmara baskınının ardından bozulan ikili ilişkileri onarmak üzere çoğunlukla Cenevre’de yapılan gizli görüşmelerin perde arkasını araştırırken, çok önemli bir ayrıntıya ulaştı.
Geçen Aralık başında Hayfa’da çıkan orman yangınına müdahale için Türkiye’nin Başbakan Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla 2 yangın uçağını İsrail’e göndermesi, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun da buna teşekkür edip Türk pilotlarla birlikte fotoğraf çektirmesi sonrasında başlayan görüşmelerde, önemli ilerlemeler kaydedildi. Türkiye’nin “özür talebi” ve Mavi Marmara baskınında ölenlerin ailelerine “tazminat ödenmesinde” görüş birliğine varıldı. Ancak, sorunun giderildiğine dair resmi duyurunun yapılmasına kısa süre kala Netanyahu, pamuk ipliğine bağlı koalisyon hükümetinin yıkılacağı endişesiyle özürden vazgeçip, “üzüntü bildirmeyi” tercih etti.

Lieberman korkusu

Netanyahu hükümeti buna gerekçe olarak, Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman’ın “özrü” bahane ederek hükümeti yıkabileceğini ve İsrail kamuoyuna daha etkili aşırı sağcı propaganda yapabileceğini gösterdi.

Netanyahu’nun temsilcisi Moşe Yaalon, Türk tarafına “Kamuoyu baskısını anlamanız lazım” mesajını verince, Ankara’nın da yanıtı benzer şekilde, “Bizim de kamuoyumuz var ve saldırıya uğrayanlar Türk. Geri adım atmamız söz konusu edilemez” oldu.
hürriyet

6/22/2011

seyyah1906

suriye dışişleri bakanı yıllardır harcadığımız çabaların heba olmasını istemiyoruz

Muallim, ülkesine yaptırımların kapsamını genişleten Avrupa Birliği'ni kınadı ve özellikle hedef aldığı Fransa'yı "işgalci politikalar" izlemekle suçladı.
Avrupa Birliği Beşar Esad yönetiminin protesto gösterilerini kuvvet kullanarak bastırması üzerine yaptırım kararı almıştı.
Esad'ın Pazartesi günü, bir dizi reform yapacağı yolundaki açıklaması muhalefeti dindirmedi.

Dışişleri Bakanı Velid Muallim, Suriye'deki ayaklanmanın bastırılmasına İran ya da Hizbullah'ın yardım ettiği yolundaki iddiaları reddetti.

Muallim, "haksız" olarak nitelediği yaptırımları eleştirirken, "Avrupa'dan hiçkimse Suriye'yi ziyaret etmedi. Kimse bizi dinlemedi. Dünya Avrupa'dan ibaret değil. Bize göre haritada artık Avrupa yok. Euromed üyeliğinden çekileceğiz" dedi.

Euromed, 2008'de, Avrupa Birliği ve Orta Doğu ve Kuzey Afrika'daki 16 komşusuyla işbirliğini geliştirmek amacıyla yeniden hayata geçirilmişti.

Avrupa Birliği, Suriye'ye yaptırımlarını askeri bağlantıları bulunan dört şirket ve dafa fazla Suriye vatandaşını kapsayacak şekilde genişletti.

Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki-moon da, Suriye'ye aylardır devam eden protestolarda yaşananları soruşturacak bir heyetle, yardım görevlilerine ülkeye giriş izni vermesi çağrısında bulundu.

Genel Sekreter BBC'ye açıklamasında, Suriye'deki insan hakları ihlallerinden kaygı duyduğunu söyledi.

Muhalefete göre, Mart ayından beri devam eden ayaklanma sırasında 1300 sivil ile 300 asker ve polis memuru öldü. Binlerce protestocu da gözaltına alındı.

Ülkenin kuzeydoğusunda başlatılan bir operasyon sonrasında da binlerce Suriyeli Türkiye'ye kaçtı.
Türkiye'deki mülteciler

Velid Muallim, açıklamasında yabancı basını Cizr el-Şuhur'da yaşananları çarpıtmakla suçladı, "Türkiye'deki mültecilere gelince. Bu insanlar kaçmaya zorlandı. Suriye ordusu Cizr el-Şuhur'a girmeden haftalar önce çadırlar kuruldu. Onları geri dönmeye çağırdık. Cumhurbaşkanı Esad güvenceler verdi. Türkiye'deki dostlarımıza, bu insanların geri dönüşü için bize yardım etmesini istiyoruz" dedi.

Muallim, "850 kilometrelik sınırımız bulunan Türkiye'yle iyi ilişkilerimizi sürdürmek istiyoruz. Bu imtiyazlı ilişkiler için yıllardır harcadığımız çabaların heba olmasını istemiyoruz. Umarım Türkiye pozisyonunu gözden geçirir." diye konuştu.
bbc türkçe

6/15/2011

seyyah1906

seçimden sonra avrupa birliği türkiye'yi hatırladı avrupa kendine güvenen türkiyeyi kucaklamalı

AK Parti’nin zaferle çıktığı seçimler, Avrupa Birliği ülkelerine Türkiye’yi hatırlattı. İngiltere eski Dışişleri Bakanı Straw, “Seçimlerden mağlup çıkan Avrupa Birliği olmuştur. Avrupa, kendine güvenen bu Türkiye’yi kucaklamalı” dedi.


12 Haziran genel seçim sonuçları, Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde yeni bir Türkiye tartışması başlattı. AB ile Türkiye arasında hızı giderek yavaşlayan müzakerelerin yeniden rayına oturmasını isteyenler, Ak Parti’nin elde ettiği sonucun ardından, genişleme politikalarında daha muhafazakâr olunması gerektiğini savunanları eleştirmeye başladı.

Erdoğan gazetecileri bıraksın
İngiltere eski Dışişleri Bakanı Jack Straw, The Times gazetesinde yayınlanan “Avrupa, kendine güvenen bu Türkiye’yi kucaklamalı” başlıklı makalesinde, “Seçimlerden mağlup çıkan Avrupa Birliği olmuştur. Çünkü Avrupalı liderler, tam da Arap Baharı’nın sonuçlarının istedikleri yönde şekillenmesini umdukları bir dönemde, geniş Ortadoğu’daki en güçlü, en zengin ve en demokratik ülkeye sırt çevirmiş durumdalar” dedi. Aynı konuda Başbakan Erdoğan’a yönelik eleştirilerde de bulunan İngiliz siyasetçi, “Erdoğan, Avrupa ile iyi ilişkileri olmasını istiyor. Ancak Avrupa’da, Türkiye’nin kendine güvenli dış ve ekonomik politikalarından endişe duyanlar varsa, bunun için suçlanacak olan kendileridir” ifadesini kullandı. “AK Parti’nin İngiltere siyasetindeki partilere parmak ısırtacak bir başarıyla üçüncü döneme başladığını” yazan Straw, Başbakan Erdoğan’a yönelik olarak “Şu anda tutuklu olan gazetecilerin hızla yargı önüne çıkarılmasını ya da serbest bırakılmasını sağlayarak kendisine güvenini gösterebilir” görüşünü savundu.
Türkiye, AB’yi güçlendirir
AB’nin eski Ortak Dış Politika ve Güvenlik Yüksek Temsilcisi Javier Solana, “Avrupa, müze olmak yerine aktif bir küresel oyuncu olacaksa, Türkiye halkının taze perspektifi ve enerjisine ihtiyacı var” diye yazdı. Halihazırda ABD’deki düşünce kuruluşu Brookings Enstitüsü’nde görev yapan Solana, CNN’in internet sitesinde yayımlanan makalesinde, “AB ve ona üye bir Türkiye’nin sahip olacağı güvenlik kazanımları ve stratejik avantajlar, Türkiye’nin uzun süredir üyesi olduğu NATO ile AB arasındaki ilişkilerden başlayarak çok fazla olacaktır” dedi.

Ne Türkiye ile ne Türkiye’siz

Almanya’daki iktidar partisi Hıristiyan Demokrat Birliği (CDU) de, yeniden başlayan Türkiye tartışmasına müdahil oldu. Rheinischen Post Gazetesi’ne konuşan CDU grup başkan vekili Andreas Schockenhoff, “Türkiye, Avrupa değerler birliğinin bir parçası. Böyle de kalmasını umuyoruz” dedi. Partinin dışişleri komisyonunu yöneten Ruprecht Polenz ise Türkiye’de İslamcılığın ve aşırı milliyetçiliğin artması endişesi bulunduğunu belirterek, “Türkiye’nin, Avrupa’dan uzaklaşma endişesi varsa, bunun olmaması için her şeyin yapılması gerekir. AB’nin de Türkiye’ye karşı bir sorumluluğu vardır. Türkiye’yi eleştiren açıklamalar işe yaramamaktadır” diye konuştu.
hürriyet

6/13/2011

seyyah1906

türkiye beşar esada kardeşini bazı yakınlarını feda et tavsiyesinde bulundu iddiası

Türkiye'nin, Suriye Cumhurbaşkanı Beşar Esad'a, krizden çıkış için kardeşi dahil yakın çevresindeki bazı kişileri "feda etmesi" tavsiyesinde bulunduğu öne sürüldü.


İngiltere'de Arapça yayımlanan Şark el Avsat gazetesinin haberine göre, adı açıklanmayan Türk kaynaklar, yeni hükümetin kurulmasından sonra Türkiye'nin Suriye'deki krize yaklaşımda önemli bir değişiklik olacağını söyledi.

Söz konusu kaynaklar, bu değişikliği, "Şam Hükümeti'nin protestolar karşısındaki tavrı ve diyalog yerine baskıyı tercih etmesinin mecbur kıldığını" belirtiyor.

Bir Türk kaynak, Türkiye'nin siyasi partiler kurulması ve sivil toplum inşası alanında Beşar Esad'a önemli tavsiyelerde bulunduğunu, Esad'ın olumlu yaklaşmasına rağmen bunları hayata geçirmediğini belirtti.

Söz konusu kaynaklara göre, tavsiyeler arasında Esad'ın kardeşi Mahir Esad ve işadamı Rami Mahluf'un da bulunduğu yakın çevresindeki bazı kişilerle arasına mesafe koyması da yer alıyor.
10 bin mülteci


Ankara'nın baskıcı olarak görülmeyen Cumhurbaşkanı yardımcısı Faruk el Şara ve bazı komutanların görevine devam edebileceği yolunda görüş bildirdiği belirtiliyor.

Haberde Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun, mülteci akını sınırlamak için Suriye toprakları içinde bir tampon bölge oluşturulacağı iddialarını reddettiği belirtiliyor.

Gazeteye göre Dışişleri Bakanlığı kaynakları, Türkiye'nin Suriye'de en fazla 10 bin mülteci kabul edebileceğini söyledi.
bbc türkçe