En Yeniler
deniz feneri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
deniz feneri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1/31/2012

seyyah1906

kılıçdaroğlu ey hırsızlar ey yolsuzluk yapanlar hırsızlık ve yolsuzluk yapmadan önce sayın başbakanla temasa geçin

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Deniz Feneri eski savcıları hakkında verilen karara sert tepki göstererek, "Bu dava aynı zamanda Sayın Başbakan'ın yakın arkadaşlarının hırsızlık, yolsuzluk yapma haklarını tescil eden bir davadır.
Ey hırsızlar, ey yolsuzluk yapanlar eğer başınıza bir şey gelmesini istemiyorsanız hırsızlık ve yolsuzluk yapmadan önce Sayın Başbakan ile temasa geçin, irtibat kurun, kimse size dokunamaz" dedi.

Partisinin grup toplantısında konuşan CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Deniz Feneri eski savcıları hakkındaki kararı değerlendirdi.

Yargıçlara seslenen CHP Genel Başkanı, "Korkmayacaksınız. Tavla pulu gibi bizi dağıtırlar dedikleri zaman korkmayacaksınız. Adalet mülkün temelidir. Oradaki mülk birilerinin zannettiği gibi mülk değildir" dedi.

10/21/2011

seyyah1906

kılıçdaroğlu: tahliyeleri adaletin gücü değil gücün adaleti belirlemiştir

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, yaptığı yazılı açıklamada, Deniz Feneri e.V soruşturması kapsamında eski RTÜK Başkanı Zahid Akman dahil 6 kişinin tahliyesini değerlendirdi. Açıklamasında "Perşembenin geleceği Çarşambadan belliydi" diyen Kılıçdaroğlu şunları kaydetti:
"Önce ucu 'Köstebek' aracılığıyla doğrudan Hükümete uzanan soruşturmaya müdahale edildi. Savcılar görevden alındı. Bu arada yapılacak aramalar konusunda sanıklar, şüpheliler uyarıldı, arama kararı sızdırıldı. Mal varlıklarıyla ilgili serbest bırakma kararını da tahliyeler izledi. Yani tuz koktu. Bu yargının siyasallaştığının ve kararların siyaseten verilmeye başlandığının en somut göstergesidir. Sonucu, tahliyeleri adaletin gücü değil, gücün adaleti belirlemiştir."



CHP Konya Milletvekili Atilla Kart

CHP Konya Milletvekili Atilla Kart, Deniz Feneri'nde 3 aydır tutuklu bulunan Zahid Akman dahil 6 kişinin serbest bırakılmasını değerlendirdi. Tüm hukuk dışı müdahalelerin hedefinin adli soruşturmaya kaynağından müdahale etmenin çabası içinde olduğuna işaret eden Kart, şöyle dedi: "İdari yoldan yapılan müdahale sonuç alamayacağını gören iktidar doğrudan yeni savcılar eliyle soruşturmaya müdahale etmiş, delillere müdahale etmiş, suçun vasfının değişebileceği gerekçesiyle sonuç alma yolunu tercih etmiştir. Hükümet şüpheliler ile işbirliği içine girmiştir. Son karar bu işbirliğinin ve suçüstünün belgesidir. Bu olayı bırakmayacağız, bu olayın peşini bırakmayacağız."



MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, ''Deniz Feneri e.V.'' soruşturması kapsamında bugün gerçekleşen tahliyelere ilişkin olarak ''Çetelerle mücadele ediyoruz'' diyen sayın Başbakan'ın bu konuda söz etmediğini belirtti ve şöyle sözlerini sürdürdü: ''Bu süreç siyasi parmaklarla yönlendirilmeye çalışıyor. Böyle bir şeyin olup olmadığı konusunda kanaat belirtmem mümkün değil ama böyle bir konuda anlamsız bir şekilde bir takım karartma ve baskı uygulamak istenmesi, savcılar üzerinde bir takım baskılar, bu mesele hakkında gerçeğin ortaya çıkmasını istemiyormuş gibi pozisyon oluşturuyor. Yoksa böyle bir konuda ben de yargı sahibi olamam. Elimizi vicdanımıza koyalım. Ya böyle bir şey çıkmasa ne cevap vereceğim ben? Ama hükümetin tavırlarını gördüğümüz zaman, siyasi irade bu Deniz Feneri ile ilgili hususların açığa çıkması konusunda biraz endişeli görünüyor. Parmak girmesin yargıya, müdahale olmasın. Hak ve hakikat tecelli etsin. Maalesef bu yargı süreci siyasal iktidarın baskısı ve karartması altında.''

10/18/2011

seyyah1906

ben silivriye giden chp milletvekillerinin sizde deniz fenerine giden milletvekillerini açıklayın

CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, Ergenekon sanıklarını Silivri'de ziyaret eden CHP milletvekillerinin listesini kendisinin imzaladığını belirterek, "Sayın Bahçekapılı'ya sesleniyorum: Yarın basın toplantısı düzenleyelim, ben Silivri'ye giden CHP'li milletvekillerinin, siz de Deniz Fenerine giden milletvekillerinizi açıklayın.
Silivri'de yatanlar düşünce suçlusudur ama Deniz Feneri sanıkları öyle değil. Sizin adınız ak, bizim alnımız ak" dedi.

AKP Grup Başkanvekili Ayşenur Bahçekapılı ise zaman zaman İnce'nin bu konuşmalar yaptığını belirterek şunları söyledi:
"Sayın İnce o her zamanki klasiklerini oynamaya devam ediyor. Sincan cezaevinde yatan arkadaşlarımı ziyaret ettim. Onlar benim arkadaşlarım, dostlarım, onları tabii ki ziyaret edeceğim. Siz dostluk, arkadaşlık nedir bilir misiniz? Önce dostluk ve arkadaşlığın ne olduğunu öğrenin. Dün gittim gene giderim Sincan'a."

9/02/2011

seyyah1906

ilhan cihaner deniz feneri soruşturması akp'ye ulaştı yada ulaşmak üzereydi

CHP Denizli Milletvekili İlhan Cihaner, "Sözde yargıya müdahale olmayacaktı, sözde yargı bağımsız olacaktı. Ama ’Deniz Feneri’ gibi, belki de Türk hukuk sisteminin uluslararası saygınlık noktasında da sınav verdiği bir soruşturmada, yargıya doğrudan doğruya müfettişler eliyle, HSYK eliyle müdahale ediliyor. Deniz Feneri soruşturması AKP’ye ulaştı ya da ulaşmak üzereydi, onun için ’dur’ demek gerekiyordu" dedi.
Mersin’in CHP Yenişehir İlçe Teşkilatı’nın daveti üzerine kente gelen İlhan Cihaner, partilileriyle bayramlaştı. Burada yaptığı konuşmada AKP’yi eleştiren Cihaner, siyasi iktidarın sadece yurt içinde değil, yurt dışında da ülkeyi belirsizliğe sürüklediğini söyledi. Cihaner, ’Yurt da sulh cihan da sulh’ demiş geleneğin temsilcisi olan bir ülkenin, adeta emperyalist emellerin payandası konumuna geldiğini savundu. Hükümetin, Libya ve Suriye’deki olaylar konusunda sergilediği politikaların bunun bir göstergesi olduğunu ileri süren Cihaner, şöyle devam etti:

"Onun için her yerde tekrarlıyorum, CHP’ye, CHP’lilere her zamankinden çok daha fazla görev düşmektedir. Sadece bahsettiğim emperyalist politikaların taşıyıcısı, payandası olması değil, yurt içinde de aydınlıktan yana, iyiden yana ne varsa süratle tahrip etmekte bu siyasi iktidar. Düşünün, yeni oluşmuş bir parlamento var, üstelik yıllardır milli irade söylemleriyle bu oyu almış bir siyasi iktidar var ama adeta demokrasinin başına bir torba kanunu geçirmiş durumda ve yeni oluşmuş bir parlamento olmasına rağmen ’kanun hükmünde kararnamelerle’ ülkeyi yönetmeye çalışıyor. Onun dışında her alanda özgürlüklerin daraltıldığı bir iklime son sürat gitmekteyiz. En son yalnızca muhalif oldukları için baskına uğrayan siyasi partiler, gazeteler, televizyon kanalları var. Yalnızca ’kahrolsun faşizm’ sloganı attığı için terör örgütü sıfatı ile tutuklanan gençler var. Parasız eğitim istediği için hala tutuklu olan gençler var. En çok milli irade dediği halde birçok parlamenterin Meclis’e gitmesinin önünü açmayan, bu yolda direnen bir siyasi iktidar var. Onun için CHP’nin sorumluluğu her zamankinden çok daha fazladır."

DENİZ FENERİ SORUŞTURMASI

Gazetecilerin Deniz Feneri soruşturmasındaki savcıların görevden alınmasıyla ilgili sorusunu da yanıtlayan Cihaner, bunun ilk olmadığını, siyasi iktidarın, topluma mutlak olarak egemen olduktan sonra izin vermediği hiçbir şeyin gerçekleşmesini istemediğini dile getirdi. ’Bağımsız yargı, yargının bağımsızlaştırılması’ konusunun, 12 Eylül referandumunda yapılan değişliklerde en çok kullanılan argüman olduğunu da hatırlatan Cihaner, şunları söyledi:

"Sözde yargıya müdahale olmayacaktı, sözde yargı bağımsız olacaktı. Ama gördük ki yeni HSYK oluştuktan sonra Kars’ta, ’İnsanlık Anıtı’ndaki hakimlerin değiştirilmesinden tutun, İstanbul’daki Ergenekon davasında vicdani kanaatlerini tahliyeden yana kullanan hakimlerin uydurma gerekçelerle sürülmesine kadar bir çok noktada yargıya müdahale ettiler. Benim yaptığım soruşturmada da benzer bir müdahale vardı ve ben defalarca iddia ediyorum, oradaki mali yolsuzluğun boyutu belki de ’Deniz Feneri’ni katlayacak boyutta idi, onu da ört bas ettiler."

"Deniz Feneri soruşturması ile ilgili yapılan muamele, kabul edilebilir bir şey değil" diyen Koşaner, şöyle devam etti:

"İktidar işine geldiği zaman falanca savcının adı geçtiği zaman, ’Onun kılına bile dokundurtmayız’ diyor, benzer şekilde daha evvel görevden alınmış, haklı haksız kişilerin mesleğe iadesi çok dramatik bir şekilde gerçekleştiriliyor ve bu anayasa değişikliğinin yapılmasında en önemli argümanlardan biri oluyor. Ama şu anda benzer şekilde aynı sıkıntıyı yaşayan yüzlerce yargıç, savcı olduğu halde bunu maalesef toplumun gözünden de kaçırıyor ve en son gördüğünüz noktada da ’Deniz Feneri’ gibi, belki de Türk hukuk sisteminin uluslararası saygınlık noktasında da sınav verdiği bir soruşturmada, doğrudan doğruya müfettişler eliyle, HSYK eliyle müdahale ediliyor. Kabul edilebilir bir şey değil, anlaşılıyor ki soruşturma AKP’ye ulaştı ya da ulaşmak üzereydi, onun için ’dur’ demek gerekiyordu.

Bunu hemen benzer iddialar olan diğer soruşturmalardaki hakim, savcılarla ilgili yapılan muamelelerle karşılaştırın. Yüzlerce şikayet olduğu halde, kötüye kullanma iddiaları olduğu halde, delil uydurma iddiaları olduğu halde, gizli kalması gereken bilgilerin servis edilmesi bir vaka olduğu halde onlara hiç dokunulmadı ama ne hikmetse Deniz Feneri soruşturmasında süratle soruşturma izni verildi ve oradaki savcıların yetkileri kaldırıldı ve HSYK yedek üyesi olan bir savcının sorumluluğuna verildi. Kabul edilebilir bir şey değil, bu artık Türkiye’de referandumdan bu yana rejim değiştirme, sistem değiştirme operasyonunun ne noktaya geldiğinin, siyasi iktidarın gözünün ne kadar karardığının son göstergesi olsa gerek."

8/29/2011

seyyah1906

tansel çölaşan şehit olan çocukların annesi yarın gitsin aynı siyasete oy versin

Atatürkçü Düşünce Derneği Genel Başkanı (ADD) Tansel Çölaşan, Kuzey Ege Gazeteciler Cemiyeti (KEGC)'’ni ziyaret etti. Derneği ziyaretinde konuşan Çölaşan, AK Partiye oy veren şehit annelerinin de suçlu olduğunu öne sürerek, “Şehit olan çocukların anneleri yarın gitsin aynı siyasete oy versin, onun siyasetiyle böyle yıprandı böyle şehit oldu.” iddiasında bulundu. İstanbul Barosu'nun sivri dilli olduğu için yalnız kaldığını söyleyen Çölaşan, Işık Koşaner’in basınla ilgili “para için anasını bile satar" sözüne ise adeta hak verdi: “Gerçekten basın saygıdeğer mi sizce?”
ADD Genel Başkanı Çölaşan Edremit’te kurulan ve Balıkesir, İzmir, Çanakkale, Manisa ve Kütahya olmak üzere 5 ili kapsayan Kuzey Ege Gazeteciler Cemiyeti’ni ziyaretinde KEGC Yönetim Kurulu 2. Başkanı Hakan Firik tarafından karşılandı. Gazetecileri bir çatı altına toplayan bir oluşumun hayata geçirilmesinin birliktelik açısından çok önemli bulduğunu belirten Çölaşan, Kuzey Ege Gazeteciler Cemiyeti 2. Başkanı Hakan Firik, Disiplin Kurulu Başkanı Kayahan Öcalan ve diğer yöneticilere hayırlı olsun dileklerini sundu.

Tansel Çölaşan Kuzey Ege Gazeteciler Cemiyeti ziyareti sırasında gazetecilerin sorularını da cevapladı. Çölaşan, “Şehit olan çocukların anneleri yarın gitsin aynı siyasete oy versin onun siyasetiyle böyle yıprandı böyle şehit oldu. Onların da suçu var. Tamamen sivil bilmem ne. Tamamen giderilmiş bir toplum. Hepimiz suçluyuz. Öte yandan yargı. İstanbul, Ankara barosu bir saniyede kendi aralarında ayrıldılar. Ankara Barosu'nun başkanı halk partisinin başkanı olmak istiyor. Kılıçdaroğlu’nun yanına yaklaştı. İstanbul Barosu yalnız kaldı. Biraz daha sivri konuşuyordu, onu sevmedi Kılıçdaroğlu, Ankara barosu biraz daha yumuşak onu sevdi. Onu aldı yanına bir anda ikisi aynı görüşte olan iki baro bir anda birbirlerine başkanları kişisel olarak aynı menfaati çaktırmadan düştükleri çukuru ben algılıyorum. Onlar söylemezler bir de yalancı derler. Ama öyle oldu. Birbirleriyle aynı görüşteki iki baro ayrıldı.” diye konuştu.

Işık Koşaner’in 'para için anasını bile satar' sözünü ADD başkanı Tansel Çölaşan şu şekilde değerlendirdi: “Bir şeyi bütün görmemiz lazım. O konuşmada sadece bu yok. Onun dışında çok daha farklı şeylerde var. Söylediğiniz şeyler aslında hepimizin iki kişi olarak oturduğumuzda hatta üç kişi oturduğumuzda çok rahatlıkla konuşabildiğimiz dostça kalbimizi döktüğümüz, içimizi döktüğümüz konular, konuşmalar. Bunların içinde maksadını açmış konuşmalar da olabilir çünkü hepimiz yapabiliyoruz bunu. Orada söylediği 'anasını satar' sözünü dinlemiş değilim. Gazetede takip ettiklerimin içinde böyle bir şey yok. Cumhuriyetin içinde başlıkların içinde görmedim. Var olduğunu söylüyorsunuz onun için söyleyeyim. Belli basın gerçekten böyle. Para için yapabilir. Ona birisi bir şeyler verdiği zaman bavullar dolusu evrak. Götürülüp cumhuriyet savcılığına teslim ediliyor. Bu bavullar dolusu evrakları bu arkadaşlar nerden buluyor. Hala bunların kaynaklarını açıklamış değiller. Ama ne yazık ki pek çok dava sadece ortam dinlemesiyle yasal olmayan dinlemelerle ortaya çıkan doğruluğu var mı yok mu belli olmayan mesela bu son söylediğiniz söz. Işık Koşaner bunu söylemiş mi? Bizzat söylemiş mi? Hiç bilmiyoruz. Birileri belki ortam dinlemesinde belli konuşmaları alıyor. Ama onların içine çok rahat montajla halkı dinlediği zaman kızdıracak. Ya da orduya tepkilerini arttıracak başka söylemler ekleyebiliyor. Artık bunların var olduğu biliniyor. Hatta Ergenekon davasının, Balyoz davasının iddianamesinin hukuka aykırı olan yasal olmayan ortam dinlemeleri ya da yasaya aykırı dinlemelerle oluşturulduğu anlaşılıyor." diye konuştu.

ADD Genel Başkanı Tansel Çölaşan Deniz Feneri davası ile ilgili görüşlerini de dile getirdi. Çölaşan, Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nun yapılan referandumla tamamen yürütmenin emrine girdiğini iddia etti. Çölaşan, Deniz Feneri soruşturmasını yürüten savcıların soruşturma kapsamının iktidara kadar dayanmasıyla bir anoa savcıların apar topar değiştirildiğini öne sürdü.

8/06/2011

seyyah1906

emine ülker tarhan deniz feneri soruşturmasının üzerinin örtüleceği artık sır değil

CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan, Deniz Feneri soruşturmasını yürüten cumhuriyet savcıları hakkında Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) müfettiş görevlendirerek inceleme başlatması hakkında bir basın toplantısı düzenledi. Deniz Feneri soruşturmasını yürüten savcılar hakkında inceleme başlatılmasının, yargının nasıl tek koltuktan yönetildiğinin göstergesi olduğunu söyleyen Tarhan, "Baskıcı yönetimin tipik bir örneği daha zuhur etmiştir. Kendi iktidarlarını güçlendirmek için yapılandırılan bazı soruşturmalardaki hukuksuzlukların mimarı olan savcılara yönelik yüzlerce şikayeti dikkate aldırmamakla ve üzerini kapattırmakla maruf iktidarın, kendisini zora sokacak bir soruşturmada nasıl da aceleci davranarak olağanüstü yetkilerle donattığı HSYK ve müfettişleri eliyle yargı sürecine ağır bir müdahale hazırlığında bulunduğu kamuoyunca ibretle izlenmektedir. İktidar, adliyedeki odalarına gönderip konuşlandırdığı müfettişleri eliyle savcılara gözdağı verdiği yetmezmiş gibi soruşturmanın her sürecini bu doğal ortam dinlemesi görevlileri aracılığıyla izleyerek soruşturmanın gizliliğini de delik deşik edeceği ve yandaşlarını rahatlatacağı da aşikardır" diye konuştu.
"Deniz Feneri soruşturmasının üzerinin örtüleceği artık sır değil"

Tarhan, soruşturma savcılarının şikayet nedenlerinden birinin de "şüphelilerin uzun tutukluluk süreleri" olmasını "trajikomik" olarak nitelendirirken şöyle konuştu:
"Mütedeyyin yurttaşlarımızı istismar ettiği ve milyonlarca euro'luk yolsuzluk iddialarını içeren ve içinde pahalı gayrimenkuller, gemiler, şirketler ve alışveriş merkezlerinin uçuştuğu ve ucunun payitahta kadar uzandığı söylenen böylesine hassas bir soruşturmada önce yayın yasağıyla halktan bilgi kaçırılmıştır. Ancak iktidarın bununla yetinmediği, soruşturmanın tam ortasında dayanamayıp müdahale ettiği de artık kuşkusuzdur. Üstelik, yurtdışı ile tüm yazışmaların Adalet Bakanlığı aracılığıyla ve denetiminde yapıldığı bir sistemde bu yazışmaların usulsüz olduğu şeklindeki şaka gibi bir neden gösterilerek Adalet Bakanlığı kontrolündeki HSYK eliyle soruşturmanın üzerinin şaibeli bir müfettiş raporu ile örtüleceği ve daha önce de örnekleri görüldüğü üzere savcıların elinden bu bahaneyle dosyanın alınacağı artık bir sır değildir."


"Görevini yapan savcılar sahte soruşturmalarla mağdur edildi"

İktidarın pek çok kez kendisini rahatsız eden soruşturmaları, soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcılarının elinden aldığını dile getiren Tarhan, "Örneğin Abbas Özden ve Vahdet Polatkan hakkında da müfettiş aracılığıyla ellerindeki dosyaların alınması süreçlerinde bütün bunlar yaşanmıştır. Sadece görevlerini yapan savcı ve yargıçlar, bu ve benzeri pek çok uygulamada diğer meslektaşlarına örnek teşkil etmesi için sahte soruşturmalarla ağır mağduriyetlere uğratılmışlardır. Böylece adaletin haksızlıklara ve yolsuzluklara suskun kalması, güçlünün yanında olması telkininde açıkça bulunulmuştur" dedi.


"Yargı, sınıf arkadaşlarının kear süsü olana kadar baskı sürecektir"

Tarhan, Türkiye'de bu soruşturmaları kimin yönlendirdiği ve yönettiğinin artık bir "sır" olmadığını ifade ederek "Namuslu cumhuriyet savcıları ve yargıçlar iktidarın göz hapsindedir. Dürüstlük, bitaraflık iktidar tarafından asla ve asla cezasız bırakılmamakta, derhal bertaraf edilmektedir. Aynı bitaraf işadamları ve medya için maliyenin silah olarak kullanıldığı gibi bitaraf savcı ve yargıçlar için HSYK bir silah olarak kullanılmaktadır. Ne de olsa birilerinin sınıf arkadaşı olan, istedikçe veren savcı ve yargıçlar değildir bunlar. Ve bu bile başlı başına bir bertaraf olma nedenidir. Yargı, sınıf arkadaşlarının kenar süsü oluncaya kadar anlaşılan bu baskı sürecektir ki üstünlerin hukuku da tam da bu olsa gerektir" diye konuştu.

Sözlerini "Deniz Feneri, iktidarın kara kutusudur ve kapatılmak istenmektedir" diyerek tamamlayan Tarhan gazetecilerin sorularını yanıtlamadı.

(Fotoğraf: AA)

7/12/2011

seyyah1906

bülent arınç sahip çıkmam kötü insanlar demem diyemem inşallah aklanırlar

Türkiye’de suçlanan isimleri yıllardır tanıdığını belirten Arınç, “Sahip çıkmam. Kötü insanlar demem, diyemem. İnşallah aklanırlar. Bu olmayacaksa herkes yaptığı işin karşılığını görmelidir” dedi. Arınç, Srebrenica katliamının anma törenlerine katılmak için Bosna Hersek’e giderken uçakta şu açıklamalarda bulundu:
“Almanya’daki dava sonuçlandı. Onların mevzuatı gereği sanıklar bir şekilde olayı kabullendiler. Bunun Türkiye ile bağlantısı hukuki açıdan nedir bilmiyorum. Soruşturmanın ya da yargılamanın bir an önce bitmesi, Türkiye’nin tanıdığı bu isimlerin irtibatının yargı kararıyla ortaya çıkmasını istiyorum. Kim yapmışsa, ne şekilde yapmışsa cezalandırılmalı. Ben Türkiye’deki Deniz Feneri Derneği’ne eşimle birlikte katkıda bulunmuş bir insanım. Eşim arkadaşlarıyla Deniz Feneri’ne gider, ucuz kumaşlardan elbiseler diker, ihtiyaç sahiplerine dağıtırlardı. Meclis’teki ihtiyaç fazlası mutfak malzemeleri ve lojmandan çıkan bazı eşyaların dağıtılmasını istemiştim. Dağıttığımız mutfak malzemesi içinde Deniz Feneri’ne verdiğimiz de oldu. Bildiğim kadarıyla Türkiye Deniz Feneri bir şekilde tüm soruşturmalardan aklanmış oldu. Almanya ayağında bir yargı kararı var. O kişiler de bu işleri kabul etmişler, ikrarları var. Türkiye’de bu tip işler bir kadının itirafıyla ya da yeterli payı almayan ya da menfaat edilemeyen birilerinin itirafıyla çıkar. O karar ne kadar hukukidir değildir, hukuk tartışması yaparız. Bir netice var ve o neticeye rıza gösteren taraflar var. Bir pisliğin olduğu kesin. Almanya Deniz Feneri’nde bir şeylerin olduğu anlaşılıyor. Onun Türkiye’de kuryelerle vs. birilerine çıkar sağlayıp sağlamadığı incelenip araştırılacak. Bu isimleri yıllardır tanıyorum. Sahip çıkmam. RTÜK döneminde ‘artık bu işi bitir’ dedim. Mecburen başkanlıktan ayrıldı. Kötü insanlar demem, diyemem, ama soruşturma ve tutuklama var. En kısa sürede yargı görevini yapsın. İnşallah aklanırlar. Bu olmayacaksa tabii herkes yaptığı işin karşılığını görmelidir. Tutukluluğun yıllar sonra gelmesi işin kendi süreciyle ilgilidir. Normaldir. Neden şimdi diyecek halimiz yok.

Sporda olmamalı

Yargılama uzun sürecek ama Futbol Federasyonu’nun bir karar vermesi lazım. Şampiyonluk alınsa sonra beraat etseler ayrı bir sorun, şampiyonlar ligine gidip sonra mahkum olsalar ayrı bir sıkıntı. UEFA istediğine göre bir karar verilecek. Zor bir iş ama yapılmalı. Çok merak etmediğim için uzağında duruyorum. Türkiye de en çok taraftarı olan kulübün başkanı. FB ile özdeş haline gelmiş insan. Ama iddia edilen konular da sporda olmaması gereken konular. İşin içine futbolcular, menajerler kulüp başkanlarının girmesi komplike bir olay. Orda da yargı sürecinin süratli bir şekilde sonuçlanmasını isteriz. Türkiye’de kimsenin suç işleme imtiyazı yok. Bazı kişilerin tutuklanması ve bu işlere konu edilmesi dikkat çekiyor, ama gerçek hukuk devletinde olması gereken şeylerden diye düşünüyorum. Dünya bunu yaptı.”

YAŞ’ta sıkıntı olmaz

(Balyoz yargılamalarının YAŞ’a etkisi) YAŞ’ta mevcut kanunlar, gelenekler bir sıkıntıya yol açmadan terfi ve atamaları gerçekleştirir. TSK güçlü ve gelenekleri olan bir kurum. Biz burada bir eksikliğin ya da zaafa uğratacak bir gelişmenin yaşanmayacağını biliriz. Başbakan, Milli Savunma Bakanı bu konuda gerekli çalışmaları yapıyorlardır. Şûra’ya katılan 25’e yakın general, amiral var. Birlikte silahlı kuvvetlerin onuruna geçmişine yakışan kararlar alacaklardır. Krizle sonuçlanacağını düşünmüyorum. Tutuklanan açığa alınan isimler var. Yargı süreci devam ediyor. TSK mevzuatında o kişilerle neler yapılacağı öngörülmüş. Bu konunun ilgili ilgisiz kişilerce tartışılması da kuruma zarar verir. Demokrasiye inanmış komuta kademesi bu durum karşısında mutlaka gereğini yapacaklardır.

BDP, Meclis’e gelmek istiyor

BÜLENT Arınç’ın, yemin krizi konusundaki görüşleri de şöyle: And içmeme konusundaki tavırları ne siyasete ne hukuka ne anayasaya ne de parlamentonun geleneklerine uyuyor. CHP yaptığı hatanın farkına vardı. BDP belki bu tavrını en azından ekime kadar sürdürmeyi düşünebilirler. Ama ‘bizi denklem dışı bıraktınız’ sözleri bir an önce Meclise gelmeyi arzu ettiklerini gösteriyor. Ankara’dan uzak kalınca siyasetten uzak kaldılar. Siyasetten uzak kalınca şiddete daha çok bulaştılar. BDP, şiddetle, terörle varlığını duyurma ihtiyacı hissediyor. Bir partinin ‘grup toplantısını Diyarbakır’da yapacağım’ demesi anayasal suçtur. Anayasa’nın 83’üncü maddesindeki dokunulmazlık, Meclis çalışmalarındaki sözlerinden ve oylarından sorumlu olmamalarıdır. Grup toplantısı Meclis çalışmasından sayılır. Grup toplantılarındaki her konuşma suç teşkil etmez ama böyle bir grup toplantısı yerine başka bir yerde milletvekilleri toplayarak yapacakları toplantı sadece bir sohbet, konferans olur. Çay içme toplantısı olur, kendilerini aldatmasınlar. Bugün her istediklerini söylüyorlar her tehdidi savuruyorlar, kişilere yönelik alçaltıcı konuşmalar yapıyor ama bunlar BDP’ye itibar kaybettirir.

Bu şehir hâlâ mahzun ve gözü yaşlı bir anne gibi

BOSNA-Hersek’te 11 Temmuz 1995 tarihinde 8 bin erkeğin katledildiği Srebrenica’da, soykırımın 16’ncı anma yıldönümü törenlerine katılan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, sosyal paylaşım ağı Twitter’a, “Katliamın üzerinden 16 yıl geçmesine rağmen Srebrenitsa hâlâ mahzun ve gözü yaşlı bir anne gibi” yazdı. Anma törenlerine Türkiye adına katılan Arınç, Twitter’da şu duygularına yer verdi:
“Bugün Srebrenit-sa’dayım. On bine yakın Müslüman Boşnak’ın haince katledildiği, insanlık onurunun ayaklar altına alındığı şehirdeyim. Birazdan soykırıma uğrayan masumların anısına düzenlenecek törenlere ülkemi temsilen katılacağım. Katliamın üzerinden 16 yıl geçmesine rağmen Srebrenitsa hâlâ mahzun ve gözü yaşlı bir anne gibi. Sanki dünyanın her yerinden binlerce anne bugün koşup bu hüzünlü şehire gelmiş gibi. Kimileri mezar taşlarının başında dualar okuyor, kimileri bir mezar taşı bile olmayan yavruları eşleri ve kardeşleri için gözyaşı döküyor. 16 yıl önce büyük bir yara alan insanlık onurumuzu birazcık olsun onarmak için, buradaki şehitlerin aziz hatıraları için ve bir daha asla soykırımlar yaşanmaması için Srebrenitsa’dayız ve Srebrenitsa’yı asla ve asla unutmayacağız, unutturmayacağız.” A.A.