En Yeniler
emine ülker tarhan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
emine ülker tarhan etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

7/15/2013

seyyah1906

Palalı, camiye ayakkabı ile girmemiş ve herhangi bir “fışkiye” kırmamış olsun yeter.

palalı saldırganın eylemini "hukuk çerçevesinde" diyerek
Palalı, camiye ayakkabı ile girmemiş ve herhangi bir “fışkiye” kırmamış olsun yeter.

CHP Milletvekili Emine Ülker Tarhan'ın 15 Temmuz 2013 Tarihli Basın Açıklaması

Muhterem bir vekil ortaçağ hukukuna rahmet okutan ve tahrik kokan bir anlayışla, palalı saldırganın eylemini "hukuk çerçevesinde" diyerek meşrulaştırmaya çalışıyor olabilir. 


Bu vahşi eylemin hukuk içinde, buna karşı duracaklarınsa hukuk dışında kalacağını belirterek direnişçilere gözdağı vermiş olabilir. Aynı anlayış, kafasına mermi sıkarak insan öldürenleri cezadan muaf tutmayı, “isyan edenleri tedavi etmek zorunda mıyım” demeyi, revirlere sıkılan gazları, 65’i ağır binlerce yaralı, 13 göz kaybı, 5 ölümü de “hukuk çerçevesinde” görebilir. Baş sorumlunun “veciz” ifadesindeki gibi “şiddet gösteren şiddet görür” de diyebilir. Bu, ilkel ve tehlikeli bir anlayışın, “doğal” orman hukuku anlayışının tezahürüdür. Kendi meşrebince de normaldir ama bu “doğal hukuk” allamelerine sormak da gerekir: Polis şiddetinden kaçanları bir sokakta tek başına yakalayıp, o sokak sadece kendilerine aitmişçesine aralarına alıp linç etmeye kalkanlar, palayla kadınlara saldıranlar doğalsa eğer, dayak yiyen, gözünü yitirenlerin kendisine şiddet uygulayanların camını çerçevesini indirmesi de o kadar doğal mıdır sizce?

Nazi hukukunun ve darbe hukukunun çerçevesine nasıl gaz odaları, işkence, cinayet, ırza geçme, hatta “copa ne gerek…”, “asmasaydık da beslese miydik?..” söylemleri sığdırılabilmişse, ahir dönem AKP hukukunun çerçevesine masumların üzerine palayla saldırmak gibi eylemleri de sığdırmak mümkün olabilir pek tabii. Bu, kafa kesmenin dahi hukuk çerçevesinde görülmesini yadırgamayan bir anlayış için doğaldır. Palalı saldırı da “hukukidir” onlara göre. Meğerki, bu palalı, camiye ayakkabı ile girmemiş ve herhangi bir “fışkiye” kırmamış olsun yeter.

Ancak ben, hukukun egemen gücün meşruiyet silahı olması fikrini reddettiğimden, palayla halka saldırmak evrensel hukukun çerçevesine uymadığından ve iktidarın saldırganları koruduğuna inandığımdan, özgürlükleri tehdit eden bu eylemlere karşı bir yasal düzenlemeyi zorunlu görüyor, aşağıdaki yasa teklifini TBMM’ye verdiğimi kamuoyunun bilgisine sunuyorum.

6/06/2013

seyyah1906

Emine Ülker Tarhan "Yalnız değiller, hiç az değiller…"

Kalplerimizde bir siyah kurdele gibi duran Sivas’ı çağrıştıran Rize’deki iğrenç linç girişimi, yüreklerimizi ağzımıza getirdi.



Yine güvenlik güçleri tarafından korumalı ve tam donanımlıydı saldırganlar.

Yine sahnede bir belediye başkanı. Yine kuşatılmıştı yiğit gençler, mağdurlar. Yine gerilim dolu saatler, kaygılı anlar,

Yine içeridekiler cama atılan taşlardan korunmaya çalışan, zorda ama inancını yitirmeyen insanlar…

Yine dışarıdakiler düşünme, söyleme özürlü, ağzı bozuk ve ambulanstaki yaralı bir genç kıza yirmi kişi saldıracak kadar korkaktılar.

Ve masumca haklarını isteyen çocuklarımızı gaza ve tekmeye boğan polisler bu güruhla ruh ikizi gibiydi. Yeni bir Madımak özlemiyle elde çakmak bekleyenlere, bir damla tazyikli su, bir kapsül biber gazı harcamadılar. Kaç kere sayamadım aranan yetkililer, korku dolu saatler, gerilen sinirlerden sonra, sabahı görmesi için içimizden tuttuğumuz temiz temiz dilekler, kıllarına zarar gelmesin diye aldığımız derin derin nefesler sayesinde belki, o tertemiz gençler bu kez kaybetmediler. Çok uzun ve mutlu yaşasınlar, hep böyle dirençli olsunlar… Yalnız değiller, hiç az değiller…

4/23/2013

seyyah1906

Başbakan ister asarsınız ister kesersiniz diyor 23 Nisanlarda size ama

İlk derslerimizi doğadan aldık çocuklar…
“Köstebeklerden tünel kazmayı, kunduzlardan güvenli limanlar, kuşlardan ev yapmayı öğrendik...Örümceklerden dokuma, aşağı yuvarlanan kütüklerden tekerlek, yüzeyde salınan kütüklerden gemi yapmayı öğrendik. Rüzgardan ise yelken yapmayı…Peki kötülükleri kim öğretmiş olabilir bize? Hemcinsimize acı vermeyi ve hor görmeyi kimden öğrendik dersiniz.” diye sorar bir düşünür. Bugün bizi yönetenler, hergün savaş çığırtkanlığı yapanlar, cezaevlerini gençler, gazeteciler, aydınlarla dolduranlar bu zorbalığı kimden öğrendiler bilmiyorum çocuklar…

Başbakan ister asarsınız ister kesersiniz diyor 23 Nisanlarda size ama bence asmayın da kesmeyin de…

Asmaktan kesmekten çok acılar yaşadı bu ülke…

En iyisi siz araştırın, bulun, sorun, öğrenin, ülkenizi ve insanlarınızı tanıyın. bizi, halkı, sanki bizim efendimizmiş gibi aşağılamaya çalışanlara, öfkeyle bağırarak, kibirle yönetmeye çalışanlara karşı itiraz edin.

Kızlı erkekli oturmayı bile yoldan çıkmak olarak görenlere bırakmayın bu ülkeyi…

Cumhuriyetimizi bir sessizlik cumhuriyetine dönüştürmeye çalışanları izleyin ve sessiz kalmayın. ve sakın sakın ha, onlar gibi olmayın. son olarak, bu toprakları sevin ve bir an önce büyüyüp bizi daha iyi yönetin. bayramınız kutlu olsun çocuklar…

Emine Ülker Tarhan

4/18/2013

seyyah1906

Yoksul Anadolu’nun yoksul kızları, kaç kere zenciydik hiç düşündünüz mü?

“Bir teröristin mektuplarını hevesle oradan oraya taşıyıp duran mektup taşıyıcıların “yaz oğlum Süreyya” düzeyi ile düştükleri hal acınası olduğu kadar, kimin “bittiğinin” de fotoğrafıdır.

Siyasi temsilden dem vuran bir yapının kendi varlık nedenini inkar ederek AKP’nin dümen suyunda, Kürtlerin tek temsilcisi olarak terör örgütünü göstermesi öncelikle Kürtlere en büyük haksızlıktır. Talimatla yürütülen “the süreç”e CHP’yi bulaştırmak istemeleri ise en büyük acizlik ve hadsizliktir. Kendilerine, akıl dağıtmadan önce akıl almalarını tavsiye ediyor, tavsiyeler listemi aşağıya ekliyorum.

Savunulması mümkün olmayan yöntemlere ve liderlere bel bağlamaktan vazgeçin. Devlet teröründen şikayet edip, bir terör örgütüne teslim olmaktan, Balıkesir'de, Diyarbakır'da, Muğla’da yaşayan Kürtlerin tek temsilcisinin bir terör örgütü olduğunu söyleme komikliğinden vazgeçin.

Bu topraklardaki sayısız ırka ait binlerce genin birbirine karıştığını inkar etmekten, birlikte yaşama yoluna kayalar döşemekten vazgeçin. Hem siz ne zaman yoksulluğun bir ırkı olmadığını anlayacaksınız?. Doğuştan kendine biçilen rolü reddedip, ne din, ne de bir dilim sucuk ticareti yapmadan, kendinden başka güveneceği bir dal olmadan varolmaya çalışan biz, yoksul Anadolu’nun yoksul kızları, kaç kere zenciydik hiç düşündünüz mü, BDP’nin kadınları?

Siz, bu topraklara dışarıdan gelenlere had bildirmekten de ırksal asabiyetten de vazgeçip, hiç salt insan odaklı siyaset yapmayı düşündünüz mü? Kendinizden olmayanların da, sizinle aynı zorlukları yaşadıklarını bir kez olsun düşündünüz mü? Elleri çalışmaktan şişenleri, düşündünüz mü? Çocuk gelinlerden veya sağlık sistemindeki çarpıklıklardan ne zaman sözedeceksiniz? Kızıltepe’de, haddi hesabı olmayan tarlalarında çalıştırdığı yoksulların sırtından trilyonlar kazananları, büyük şehirlerde merdivenaltı atölyelerde gün yüzü görmeyenleri görmezden gelip, sadece ırk siyaseti yaparak gerçeklerden daha ne kadar kaçacaksınız?

Kanla beslenmiş, gerektiğinde ise Türk kimliğinden, üç peygambere kadar her tür takiyeyi yapabilen bir örgüt ile emir komuta zincirini ne zaman kıracaksınız? Öcalan-Erdoğan ahenginin ezilenlere değil sadece kişisel ikbalini düşleyenlere yarayacağının farkında değil misiniz?

Artık, şapkayı önünüze koyup bunları düşünmelisiniz. İnanın temsil ettiğiniz insanlar daha nitelikli bir siyasi temsili hakediyor. Bu nedenle sizleri, topraklarımıza çöreklenmek isteyen çokuluslu şirketlerin kiralık iktidarlarının maşası olmaktan vazgeçerek, size umut bağlamış yurttaşlarımızın haklarını savunan tutarlı ve omurgalı bir siyasete davet ediyorum.

Emine Ülker Tarhan

Ankara Milletvekili

CHP Grup Başkanvekili”

2/24/2012

seyyah1906

emine ülker tarhan kadının üretmesi istedikleri şeyin sadece 3 çocuk olduğunu biliyoruz

CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan, beraberindeki CHP'li kadın milletvekilleri ve kadın örgütleri ile beraber düzenlediği basın toplantısında "Nur Serter'e iktidar odaklı yapılan saldırıyı şiddetle kınıyoruz" dedi.
Tarhan, CHP İstanbul Milletvekili Nur Serter'in isminin bir dizideki hayat kadınına verilmesinin "düşünen, üreten, çağdaşlıktan yana olan kadına yönelik bir saldırı" olduğunu düşündüklerini söyledi. Tarhan, "Kadının üretmesi istedikleri tek şeyin sadece 3 çocuk olduğunu biliyoruz. Bu bağlamda bu 4+4+4 eğitim sisteminin de kadını ve kız çocuklarını eve kapatmak amacıyla yapılan bir sistemdir" dedi. Tarhan'ın konuşmasının ardından Cumhuriyet Kadınları Derneği Genel Başkanı Şenal Sarıhan, Ankara Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu ile ortak hazırladıkları metni okudu. Sarıhan, Serter'e yönelik tutumu kınadı.

'Günaydın'

Öte yandan CHP Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz ise 4+4+4 teklifine karşı bazı illerde protestolarını dile getirmek amacıyla TBMM Milli Eğitim Komisyonu Başkanı Nabi Avcı'ya gönderilmek istenen telgrafların kabul edilmediğini, metinlere el konulduğunu açıkladı. "Korku dağları sarmış. Oradaki memurlar korkuyor, (böyle bir telgrafı gönderirsek bizim başımıza da iş gelir mi?) diye düşünüyorlar. Haberleşme özgürlüğünün engellendiği bir ülkeyi varın gerisini siz düşünün" dedi.

Tarhan, toplantı sonrası gazetecilerin sorularını yanıtladı. Tarhan, TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in özel yetkili mahkemelere yönelik değerlendirmelerine yönelik bir soruyu şöyle yanıtladı: "Bunu yeni mi fark etmişler. Geç kalınmış bir değerlendirme. Özellikle Cihaner olayında binlerce kilometre kaçırılan o dosyanın peşine insanlar düştüğünde, hiç bu sesleri duymuyorlardı. Şimdi kendi iyi çocuklarına dokunulduğunda mı akıllarına geldi özel yetkili mahkemelerin çizgiyi aştığı. Günaydın ve bir gün adalet herkese ama herkese lazım olur." 

1/20/2012

seyyah1906

anayasayı korumakla görevli cumhurbaşkanı'nın bir şey yapması gerekir

CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan, Gül'ün, "Anayasaya aykırılığı iddia ediliyorsa ana muhalefet partisi Anayasa Mahkemesi'ne gidebilir" sözlerini değerlendirdi.
Bu konuda ilk tepki göstermesi gerekenin Cumhurbaşkanı olduğuna işaret eden Tarhan şunları kaydetti: "Anayasa'nın 104. maddesine göre Cumhurbaşkanı Anayasanın uygulanmasını korumakla görevli. Anayasa'nın çoğunluk despotizmiyle gece yarısı değiştirildiğini gördük, Anayasa bir yasa önergesiyle değiştirildi. Anayasayı korumakla görevli Cumhurbaşkanı'nın bir şey yapması gerekir. Milletvekillerinin bu yanlışlığını Anayasaya sadakat yemini etmiş Cumhurbaşkanının düzelteceğini öngörüyorum. Anayasa ihlal edilmiştir."



"Cumhurbaşkanı pek çok yönüyle son derece sıkıntılı"

Atilla Kart, Cumhurbaşkanı Abdullah Gül'ün, TBMM Genel Kurulunda kabul edilen Cumhurbaşkanı Seçimi Kanunu'na ilişkin, "Anayasaya aykırılığı iddia ediliyorsa anamuhalefet partisi Anayasa Mahkemesine herhalde gidecektir" sözlerini değerlendirdi. "Cumhurbaşkanı pek çok yönüyle son derece sıkıntılı" diyen Kart, "Niye sıkıntılı? Çünkü yaratılmış olan bu hukuk kaosunun sorumlularından biriydi. Anayasal anlamda yaratılmış olan bu 'ucube' yapılanmanın sorumluların birisi de Sayın Cumhurbaşkanıdır" dedi. Gelinen noktada Gül'ün, bir taraftan bu sorumluluğunun ve AKP ile yol arkadaşlığının yarattığı ilişkilerle, diğer taraftan hukukun ve Anayasanın gereği bakımından yol ayrımında olduğunu ifade eden Kart, şöyle devam etti:

"Bu gibi durumlarda Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanlarına düşen, temel görev ve tercih elbette hukuka ve Anayasaya sahip çıkmaktır. Kişisel konumu ve kaygılarının üstüne çıkarak, Cumhurbaşkanı bu kararı vermelidir. Cumhurbaşkanının yine kendi sorumluluğunun gereğini yapmayarak, bir öz güven ve sorumluluk anlayışını içine girmeyerek, kendince CHP üzerinden bu süreci aşmaya çalıştığını görüyoruz. Ancak CHP, Anayasasal görevinin gereğini, hiçbir kişisel hesaba girmeden, sorumluluk anlayışı içinde yapacaktır.

Diğer taraftan Cumhurbaşkanı da görevini, Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanı olduğunu idrak ederek yerine getirmelidir, daha fazla kaçak güreşmemelidir. Türkiye Cumhuriyeti'nin Cumhurbaşkanlarına kişisel ve siyasi hesabı olamaz, olmamalıdır. Kişisel olarak ifade ediyorum; CHP Anayasa Mahkemesine gidecektir, gitmelidir."

1/15/2012

seyyah1906

melih gökçeğe göre chp'li baronlar emine ülker tarhanı lider görmek istiyor

Kanaltürk TV'de Sami Dadalıoğlu'nun konuğu olan Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, yaptığı CHP açıklamalarına bir yenisini daha ekledi.

BARONLAR ARTIK KILIÇDAROĞLUNU İSTEMİYOR

Dadalıoğlu'nun moderatörlüğünü yaptığı Pazar Politika programına katılan Gökçek, CHP'de yaşananları anlattı. Gökçek, CHP'de artık Kılıçdaroğlu'nun dinlenmediğini, baronların onu istemediğini dile getirdi. Kılıçdaroğlu ile politbüro arasındaki derin kavgayı açıklayan Gökçek, yeni kehanetini de açıkladı.

GÖKÇEK'İN YENİ KEHANETİ

CHP'deki değişimin yakın olduğunu belirten Gökçek, Kılıçdaroğlu'nun getirdiği baronların CHP liderliği için yeni gözdelerinin Emine Ülker Tarhan olduğunu öne sürdü.

10/17/2011

seyyah1906

yalnız yaşayan kadını koruma mesajı vermek şiddete örtülü çağrı değildir'de nedir

CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin'e, kadına uygulanan şiddet konusunda bir mektup gönderdi.
"Kadın ve Aile bakanlığındaki 'kadın' sözcüğünü tabeladan indirip, korunmaya değer olanın o değil sadece aile olduğu vurgusunu yapan ve kolluğa 'yalnız yaşayan kadını koruma' mesajı vermek şiddete örtülü çağrı değildir de nedir" diye soran Tarhan, mektubunda şu ifadeleri kullandı: "Öncelikle sizi 2002 yılında ülkemizde 66 kadın cinayete kurban gitmişken 2010 yılında bu sayının 1550 olmasının, yani iktidarınız döneminde kadın cinayetlerinin yüzde binlerce artmasının nedenleri ve iktidarınızın özel sorumluluğunu sorgulamaya davet ediyorum."

Sorular sordu

CHP'li Tarhan, mektubunda şu soruları da yöneltti: "Bu noktaya gelmemizde; kadını sadece bir nesneye indirgeyen anlayışın derinleşmesi, örneğin yaşlı adamların küçük kızları taciz etmesini yandaşı yapmışsa meşru kılmaya çalışan ve iktidarınızın destek verdiği, verdiğinden fazlasını da aldığı medya kuruluşlarının sorumluluğu olabilir mi? İnsanın ancak hayvansal içgüdülerinden uzaklaştığı, bunları kontrol edebildiği ölçüde 'insan' olabileceğinin farkında olmayan, pantolon giymiş kadınlardan tahrik olduğunu söyleyerek bu yoldaki gelişmesini tamamlamadığını ortaya koyan ve iktidarınıza 'bizimkiler' diyebilecek kadar yakınlık hisseden 'sizinkiler'in bu süreç ve sonuçtaki payını sorgulamayacak mısınız? Kendisi gibi olmadığını düşündüğü kişilere ancak tahammül ettiğini söyleyen, açık giyinen kadınların taciz ve tecavüzü meşru kıldığı yolundaki cümleleri kurabilen üniversite hocalarının sürecin artık bir facia haline dönüşmesinde hiç mi payları yoktur? Kendisini protesto eden okullu kızları terörist ilan eden, kadın bedenini en az üç çocuğa yükümlü kılan, bitaraf işkadınını bertaraf etmeyi marifet sayan, bütün olan bitene rağmen rol modeli olduğu kitlelere uyarıcı bir mesaj vermeyi aklından bile geçirmeyen, dışarıya öfkeli karşı çıkışlar yapıp içerdeki yangına ses çıkarmayan bir zihniyeti nasıl değiştirmeyi düşünüyorsunuz?"


AKP'yi eleştirdi

Mektubunda, "Bütün bunlar seçilmiş münferit örnekler değil, kadrolarınızın ses çıkarmayıp onayladıkları egemen zihniyetin incileridir değerli bakan" diyen Tarhan, "Bakın ölü kadın bedenleri var artık manşetlerde. Bunda inanın devr-i iktidarınızın sorumluluğu yadsınamaz" ifadelerine yer verdi.

'Aksi halde karanlıkta iğne aramaktasınız'

"Umarım sadece adli ve inzibati önlemlerle kadının aşağılanmasının ve maruz kaldığı şiddetin önünün alınabileceğinizi zannetmiyorsunuz. Umarım bir emniyet görevlisi gibi 'her kadına bir polis zimmetlemeyi' düşünmüyorsunuz" sorusunu dile getiren Tarhan, "Aksi halde karanlıktasınız ve karanlıkta iğne aramaktasınız" dedi.


Önerilerde bulundu

Bakan Şahin'e önerilerde bulunan Tarhan, şu satırlara yer verdi: "Öncelikle zihniyet değişikliği için çaba göstermeli. Bu konunun emekçilerini sosyal çalışmacıları sahaya sokmalı, sonuca etkili önlemler almalı, uygulamada keyfiliğe kesinlikle izin vermeyen, süreci ve sonucu takip edilebilir bir sistem kurmalısınız. Saldırı tehlikesi olmasına karşın tedbir kararı almayan savcı, yargıç ile; alınmış bir tedbir kararının infazını savsayan kollukla ilgili eğer bu süreçte, kadının yaşam hakkı ya da vücut bütünlüğü ihlal edildiyse - her ne kadar iktidarınız bundan hoşlanmasa da- etkili ve caydırıcı bir tazminat yükümlülüğünü göz ardı etmemelisiniz. Saldıran ya da tehlike yaratan hakkındaki tedbir kararı veya özgürlüğü bağlayıcı ceza nedeniyle artı bir mağduriyete uğrayan kadına öncelikli istihdam olanağı sağlamalısınız. Ama en önemlisi eğitim ki, Mustafa Kemal'in kadına tanıdığı haklardan daha ilköğretimden itibaren uzaklaştırılmaya çalışılan kız çocuklara; ve kadını sadece erkeğin yanında dolaştırılan, üretmeyen bir nesneye dönüştüren görüntülerle zihni bulanmış erkek çocuklara; kadınla erkeğin eşit olduğu, omuz omuza bu dünyayı paylaşan, birbirini tamamlayan cinsler olduğunu belki yeniden öğretmeliyiz Sayın Bakan. Yani sadece vergileri değil, insanların ve cinslerin eşitliği fikrini de güncellemeliyiz diyorum."

'Onlar ile mücadele edebilecek misiniz sayın Bakan?'

Aydınlık fikirli eğiticilere gereksinim olduğuna dikkat çeken Tarhan, "Ama ne yazık ki, aydınlığın önderi Atatürk'ün adını milli eğitim temel hedeflerinden silmeyi marifet sayan birisi hemen yanıbaşınızda duruyor. Onun hemen bir metre gerisinde ise 'öğretmenin öğrencilere, kız ve erkek öğrencilerin birbirlerine 1 metreden fazla yaklaşmasını yasaklayan' ilçe milli eğitim müdürleri, okul müdürleri duruyor. Onlar ile de mücadele edebilecek misiniz Sayın Bakan" diye sordu.


'Cesur olduğunuz sürece yanınızda olmayı taahhüt ediyorum'

"Çabaladığınızı görüyorum, ama önce cesaret Sayın Bakan" diyen Tarhan mektubunu, "Bizi bugünlere getiren, ölü kadın bedenlerinin manşetlere taşınmasında tek başına değilse de çok önemli payı olan bu zihniyetle ve onun sahipleriyle mücadele etmelisiniz. Cesur olduğunuz sürece bunun kısa soluklu olmaması için olanca gücümle yanınızda olmayı taahhüt ediyorum Sayın Bakan. Başarı dileklerimle" şeklinde sonlandırdı.

8/06/2011

seyyah1906

emine ülker tarhan deniz feneri soruşturmasının üzerinin örtüleceği artık sır değil

CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan, Deniz Feneri soruşturmasını yürüten cumhuriyet savcıları hakkında Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu'nun (HSYK) müfettiş görevlendirerek inceleme başlatması hakkında bir basın toplantısı düzenledi. Deniz Feneri soruşturmasını yürüten savcılar hakkında inceleme başlatılmasının, yargının nasıl tek koltuktan yönetildiğinin göstergesi olduğunu söyleyen Tarhan, "Baskıcı yönetimin tipik bir örneği daha zuhur etmiştir. Kendi iktidarlarını güçlendirmek için yapılandırılan bazı soruşturmalardaki hukuksuzlukların mimarı olan savcılara yönelik yüzlerce şikayeti dikkate aldırmamakla ve üzerini kapattırmakla maruf iktidarın, kendisini zora sokacak bir soruşturmada nasıl da aceleci davranarak olağanüstü yetkilerle donattığı HSYK ve müfettişleri eliyle yargı sürecine ağır bir müdahale hazırlığında bulunduğu kamuoyunca ibretle izlenmektedir. İktidar, adliyedeki odalarına gönderip konuşlandırdığı müfettişleri eliyle savcılara gözdağı verdiği yetmezmiş gibi soruşturmanın her sürecini bu doğal ortam dinlemesi görevlileri aracılığıyla izleyerek soruşturmanın gizliliğini de delik deşik edeceği ve yandaşlarını rahatlatacağı da aşikardır" diye konuştu.
"Deniz Feneri soruşturmasının üzerinin örtüleceği artık sır değil"

Tarhan, soruşturma savcılarının şikayet nedenlerinden birinin de "şüphelilerin uzun tutukluluk süreleri" olmasını "trajikomik" olarak nitelendirirken şöyle konuştu:
"Mütedeyyin yurttaşlarımızı istismar ettiği ve milyonlarca euro'luk yolsuzluk iddialarını içeren ve içinde pahalı gayrimenkuller, gemiler, şirketler ve alışveriş merkezlerinin uçuştuğu ve ucunun payitahta kadar uzandığı söylenen böylesine hassas bir soruşturmada önce yayın yasağıyla halktan bilgi kaçırılmıştır. Ancak iktidarın bununla yetinmediği, soruşturmanın tam ortasında dayanamayıp müdahale ettiği de artık kuşkusuzdur. Üstelik, yurtdışı ile tüm yazışmaların Adalet Bakanlığı aracılığıyla ve denetiminde yapıldığı bir sistemde bu yazışmaların usulsüz olduğu şeklindeki şaka gibi bir neden gösterilerek Adalet Bakanlığı kontrolündeki HSYK eliyle soruşturmanın üzerinin şaibeli bir müfettiş raporu ile örtüleceği ve daha önce de örnekleri görüldüğü üzere savcıların elinden bu bahaneyle dosyanın alınacağı artık bir sır değildir."


"Görevini yapan savcılar sahte soruşturmalarla mağdur edildi"

İktidarın pek çok kez kendisini rahatsız eden soruşturmaları, soruşturmayı yürüten cumhuriyet savcılarının elinden aldığını dile getiren Tarhan, "Örneğin Abbas Özden ve Vahdet Polatkan hakkında da müfettiş aracılığıyla ellerindeki dosyaların alınması süreçlerinde bütün bunlar yaşanmıştır. Sadece görevlerini yapan savcı ve yargıçlar, bu ve benzeri pek çok uygulamada diğer meslektaşlarına örnek teşkil etmesi için sahte soruşturmalarla ağır mağduriyetlere uğratılmışlardır. Böylece adaletin haksızlıklara ve yolsuzluklara suskun kalması, güçlünün yanında olması telkininde açıkça bulunulmuştur" dedi.


"Yargı, sınıf arkadaşlarının kear süsü olana kadar baskı sürecektir"

Tarhan, Türkiye'de bu soruşturmaları kimin yönlendirdiği ve yönettiğinin artık bir "sır" olmadığını ifade ederek "Namuslu cumhuriyet savcıları ve yargıçlar iktidarın göz hapsindedir. Dürüstlük, bitaraflık iktidar tarafından asla ve asla cezasız bırakılmamakta, derhal bertaraf edilmektedir. Aynı bitaraf işadamları ve medya için maliyenin silah olarak kullanıldığı gibi bitaraf savcı ve yargıçlar için HSYK bir silah olarak kullanılmaktadır. Ne de olsa birilerinin sınıf arkadaşı olan, istedikçe veren savcı ve yargıçlar değildir bunlar. Ve bu bile başlı başına bir bertaraf olma nedenidir. Yargı, sınıf arkadaşlarının kenar süsü oluncaya kadar anlaşılan bu baskı sürecektir ki üstünlerin hukuku da tam da bu olsa gerektir" diye konuştu.

Sözlerini "Deniz Feneri, iktidarın kara kutusudur ve kapatılmak istenmektedir" diyerek tamamlayan Tarhan gazetecilerin sorularını yanıtlamadı.

(Fotoğraf: AA)

7/28/2011

seyyah1906

chp mustafa balbay ve mehmet haberal için avrupa insan hakları mahkemesine başvuruyor

CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında, ''CHP olarak, tutuklu milletvekillerimiz adına; AİHM Sözleşmesi'nin ihlal edildiği, masumiyet karinesi, adil yargılanma hakkının, seçme ve seçilme hakkının ihlal edildiği kanaatindeyiz. Buna ilişkin olarak AİHM'e başvuruda bulunuyoruz. Ayrıca tutukluluk halleriyle ilgili olarak da tedbir isteminde bulunuyoruz'' diye konuştu.
AİHM'e ne zaman başvurulacağına ilişkin soruya Tarhan, ''Bunun çalışmasını yapıyoruz, bunun çalışması yapılıyor. CHP, değerli arkadaşlarımıza destek veriyor. Şu anda Haberal'ın çalışması yapılıyor. Tedbir istenmesini önemsiyoruz. Sağlık durumu, ileride sakınca yaratabilir, bu nedenle Haberal ile ilgili tedbir kararı verilmesini umut ediyorum. Balbay'ın çalışması ise tamamlandı'' karşılığını verdi.



''Bir takım tarifeler hazırlanmış"

''Anayasa çalışmaları henüz başlamadan, bırakın içerik, yöntem konusu da dahil detaylı bir tarifeyle karşılaşıyoruz'' diyen Tarhan, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ'ın açıklamalarının bu yönde olduğunu söyledi.

Bir takım tarifeler hazırlandığını, bu tarifelerin uygulanmasını doğru bulmadıklarını kaydeden Tarhan, derslerini iyi çalıştıklarını, son dakikaya bırakmadıklarını, ödevlerini yaptıklarını ifade etti. Tarhan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Derslerini çalışmaları gerektiği fikrine katılıyoruz. Özellikle demokrasi, özgürlükler ve yargı bağımsızlığı alanında sınıfta kalmışlardı. Özellikle bu konularda derslerini iyi çalışmaları gerekiyor. Zaten bunu da kendileri itiraf ediyorlar. Temel hak ve özgürlükler bağlamında çok ağır bir tabloyla karşı karşıyayız. Başbakan'a topuk selamı verilmemesinin cezalandırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Protesto edenlerin, Hopa'da sürek avına tabi tutulduğunu izliyoruz. Örgütlenme hakkının, verilen bir kararla Yargı-Sen'in kapatılmasıyla çok ağır şekilde baltalandığını duyuyoruz. Lanetle kınıyorum; örgütlenme özgürlüğüne, yargı bağımsızlığına çok ağır bir darbe. Bağımsız yargının aslında bağımlı yargı haline getirildiğini izliyoruz. Protesto eden gençlere 4 yıla kadar hapis isteyen yargı mekanizmasının, Habur'da 34 teröristin savunmasını 4 saatte aldığını biliyoruz. Tutuklu milletvekillerimizin, tutukluluk hallerinin devamına karar verirken, bazı sanıkların yaklaşık 4 yıldır sorgusunun yapılmamasına dayanabildiğini de görüyoruz. 4 saatte 34 kişinin sorgusunu yapan bağımsız yargı, 4 yıla yakın savunması alınmadığı için bazı sanıkların tutukluluklarının devamına karar verebiliyor.
Ancak CHP olarak, tutuklu milletvekillerimiz adına; AİHM Sözleşmesi'nin ihlal edildiği, masumiyet karinesi, adil yargılanma hakkının, seçme ve seçilme hakkının ihlal edildiği kanaatindeyiz. Buna ilişkin olarak AİHM'e başvuruda bulunuyoruz. Ayrıca tutukluluk halleriyle ilgili olarak da tedbir isteminde bulunuyoruz.''



''Çalışmamız çok teknik, ayrıntılı"

AİHM'e ilişkin başvuruda iç hukuk sürecinin tükenip tükenmediği sorusunu Tarhan, ''İç hukuk süreci, tutuklamanın devamına ilişkin verilen bir kararda zaten tükenmiştir. Eğer CMK 309'u, kanun yararına bozmayı kast ediyorsanız, AİHM, 309'u etkili bir başvuru yolu olarak tanımamaktadır. Çünkü Adalet Bakanı'nın doğrudan inisiyatifine tabi kılınmıştır. Bu nedenle iç yargı yolları tüketilmiştir'' diye yanıtladı.

Ne zaman başvuracaklarına ilişkin bir soru üzerine Tarhan, ''Bunun çalışmasını yapıyoruz. CHP, bu konuda değerli arkadaşlarımıza destek veriyor. Şu anda Sayın Haberal'ın çalışması yapılıyor. Tedbir istenmesini önemsiyoruz. Çünkü tutukluluk tedbiri de gerektiren bir durumdur. Gecikmesinde sakınca görülen bir haldir. Sağlık durumu ileride sakınca yaratabilir, vehamet taşımaktadır. O nedenle tebdir kararı verilmesini de umut ediyorum. Balbay'a ilişkin hazırlık tamamlandı, Haberal'ın çalışması sürüyor'' diye konuştu.

Tarhan, başvurunun, Ağustos'un ortasını bulup bulmayacağına ilişkin soruyu yanıtlarken, daha kısa da sürebileceğini bildirdi.

Tutuklu milletvekillerinin Ağustos başında yapılacak duruşmasından önce başvurunun olup olmayacağına ilişkin soruya Tarhan, ''Onu sağlayacağımızı umut ediyorum. Çalışmamız çok teknik, ayrıntılı. Elimizden geleni yapıyoruz'' karşılığını verdi.

Başvuruların kişisel olduğuna işaret eden Tarhan, CHP olarak arkadaşlarının bu çalışmalarına hukuksal olarak destek verdiklerini, süreci yakından takip edeceklerini bildirdi.

Tedbirle ilgili olarak geçmişte AİHM'in trajik bir uygulaması olduğuna dikkati çeken Tarhan, ''İranlı bir mültecinin tedbir talebi kabul edilmediği için İran'da asılması yönünde bir sonuçla karşılaşılmış. Bu olumsuz kararın, bizim açımızdan olumlu bir karara dönüşmesini umut ediyorum'' dedi.

Özel bir tedbir istemlerinin de olacağını belirten Tarhan, Haberal'ın tutukluluğun, sağlık nedenleri dolayısıyla sakıncalı gördükleri için bir tedbir kararı beklentisi içinde olduklarını kaydetti.

Tarhan, tutuklu milletvekillerinin duruşmasına CHP olarak katılıp katılmayacaklarının sorulması üzerine, bununla ilgili henüz bir görüşme yapmadıklarını, konuyu değerlendireceklerini belirtti.


''İktidar, bunun hesabını vermeli"

Son günlerde dönemsel bir kriz çığırtkanlığı yapıldığını belirten Tarhan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, ''Kriz teğet bile geçmeyecek'' açıklamasına işaret etti. Tarhan, bazı iktidar mensuplarının ''Kriz var, paranıza sahip çıkın'' mesajları verdiğini ifade ederek, ekonomideki sirkülasyonun bir dönem için durdurulduğunu, doların fırladığını söyledi.

Tarhan, ''Böyle dönemsel bir süreç neden yaşandı, arkasında hangi neden yatıyor, bu süreçte kimlerin malvarlığı arttı, borsa manipülasyonu ile bunun bir farkı var mı? Bu, Hükümetin gözetiminde bir kısa süreli hareketlenme mi?'' sorularını yöneltti.

Merkez Bankası Başkanı'nın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın söylemleri doğrultusunda bir açıklama yaptığını ancak bir hafta önceki açıklamasının tam tersi olduğunu ve doların fırlamasına zemin hazırladığını söyleyen Tarhan, ''Bu bir haftalık süreçte ne değişti, kimlerin cebine ne kadar para girdi; bunun hesabının iktidar tarafından verilmesi gerekiyor'' dedi.

7/14/2011

seyyah1906

emine ülker tarhan mahkemeler özgürlüklerin sindiricisi muhaliflerin ipini çekme aygıtı oldu

CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan, CHP Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ile düzenlediği basın toplantısında, özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin kaldırılmasına yönelik dün verdikleri kanun teklifine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Tarhan, yasa teklifini ''görevinin devleti korumak olduğu söylenen ancak iktidarı korumakla görevlendirildiği anlaşılan özel yetkili mahkemelerin kaldırılması'' için verdiklerini ifade etti. Bu mahkemelerin, iktidarın tüm muhalifleri, bitaraf olan çevreleri sindirmeye endeksli bir yapıya dönüştüğünü savunan Tarhan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın açıklamaları ile verdiği ipuçlarının, bu mahkemelerin sadece bu amaçla kurulduğunu düşündürdüğünü söyledi.
Tarhan, bu mahkemelerin antidemokratik uygulamaların en sistemli, yaygın haline gelen uzun ve gerekçesiz tutuklamalarla hep sahnede olduğunu, hep gözdağı, hep ''bir sabah ansızın gelebilirim'' mesajı verdiğini belirtti. Tarhan, ''Bu gerekçesiz uygulamalarla adil yargılanma ve masumiyet karinesini ihlal ettiği yetmezmiş gibi seçme ve seçilme hakkını da hiçe sayarak uzmanlaştığı hak ihlallerini son uygulaması ile taçlandırmıştır. AİHM'nin Türkiye hakkında verdiği rekor tazminat kararları var. 2010 yılı itibariyle 64 milyon rekor tazminata hükmedilmiş. 47 ülke arasında bunun 24 milyonu Türkiye'ye ait. Bu hak ihlallerine buna rağmen devam edilmekte çünkü amaç AİHM standartlarını yakalamak ve hukukun üstünlüğünü korumak değil, iktidarı sadece iktidarı korumaktır'' diye konuştu.

'Sistemli gözdağı'

''Özgürlükleri tehdit eden, DGM orijinli bu mahkemelerin kaldırılmasını'' isteyen Tarhan, bu mahkemelerin, yargı birliğine, doğal yargıç ilkesine, AİHM uygulamalarına aykırı olduğunu ifade etti. Özel yetkili mahkemelerin, gücünü kanıtlardan değil, işkenceye dönüşen uzun tutukluluklardan aldığını belirten Tarhan, bunun, özgürlüklerin koruyucusu olması gereken yargı için bir utanç olduğunu dile getirdi. Tarhan, özgürlükleri korumakla görevli yargının, artık bu mahkemelerle ''özgürlüklerin sindiricisi, muhaliflerin ipini çekme aygıtı'' olduğunu savunarak, bu örneklerin demokratik değil ancak zorba devletlere özgü olduğunu kaydetti. Tarhan, şöyle devam etti: ''Bu mahkemeler, kendilerini icraya veren sanıkları yargılamaya devam etmekte, adaletin hassas terazisini bir kaba güce dönüştürmektedirler. Bu mahkemeler, AİHM kararlarını, uluslararası sözleşmeleri, halkın kefaletini ve iradesini hiçe sayacak kadar cüret kazanmışlardır. İktidarı korumak hırsıyla artık öyle derin hukuksuzlukları içinde barındıran mahkemelerdir ki bunlar, gücünü iktidardan ve iktidar güdümündeki HSYK'dan almaktadırlar. Öyle ki; bu mahkemelerde açılan tartışmalı davalarda müşteki sıfatı bulunanlar, bugün yargıyı yönetmekte, özel yetkili mahkemelerde iktidarın değil, hukukun üstünlüğüne inanan ve bunu uygulamakta kararlı olan saygın yargıçları, kuşkulu soruşturmaları bahane ederek sürgün edebilmektedirler. İktidarı koruma özel görevi verilmiş bu mahkemelerde, özgürlükleri korumaya kalkışan her saygın yargıç ya sürgüne gönderilmekte ya da soruşturmalarla taciz edilerek susturulmaya çalışılmaktadır. Geçmişte her kararname döneminde yargıya müdahale yaygarası kopartanların, bugün sesleri duyulmamaktadır. Köksal Şengün ile ilgili HSYK kararıyla birlikte benzer uygulamalar göstermektedir ki bu yöntem, yargı üzerinde sistemli bir gözdağı olarak uygulanmaya devam edilecektir. İdeolojik yargı, bir parti devleti yaratmada araç olarak kullanılmaya devam edilecektir.''

'Tutuklu milletvekilleriyle uzaktan yakından ilgisi yok'

Tarhan, ''bugün Türkiye'de bir sürek avı yaşandığını'' ifade ederek, sözlerini şöyle tamamladı: ''İktidar destekli bu sürek avının iki uygulayıcısı tarafından yargıçlar, cumhuriyetin savcıları, haksızlıklara direnen ve itiraz edenler, aydınlar, gazeteciler için gereği düşünülmüştür. Bu sürek avı ile HSYK, bağımsız yargının temsilcisi yargıçları ve savcıları, özel yetkili ağır ceza mahkemeleri ise iktidardan farklı düşünenleri halletmektedir. Kendisinden olmayanların, kendisi gibi düşünmeyenlerin halledileceği mesajını büyüklerinden alanlar, kendisine verilen bu görevi, büyük bir bağlılık ve layıkıyla yerine getirmekte, iktidarı koruyan özel yetkili mahkemeleri iktidarın istediği şekilde donatmaktadırlar. Özel yetkili mahkemelerin, tüm toplum kesimlerini tehdidi ve baskısı sürdüğü müddetçe ülkemizde kimse özgürce anayasa tartışması yapamaz, sağlıklı bir anayasa yapma zemini oluşturulamaz. Anayasa konusunda fikrini söyleyen herkesin, ikinci gün sabah kapısının çalınması baskısı, özgür düşünceyi ve iradeyi sakatlayan bir haldir. Sağlıklı bir anayasa zemininin oluşturulması için iktidarın gücüne güç katmak ve onu korumak için özel görevlendirilmiş bu mahkemelerin derhal kaldırılması gerekmektedir.''

CHP Mersin Milletvekili Öztürk de ''özel yetkili mahkemelerin DGM'lerin devamı değil, ta kendisi olduğunu'' söyledi. Verdikleri kanun teklifiyle tutuklu milletvekilleri arasında bir bağ kurulmaya çalışıldığını belirten Öztürk, 23. Dönem'de de özel yetkili mahkemelerin kaldırılması ve tutukluluk sürelerinin kısaltılması için kanun teklifi verdiklerini, o dönem tutuklu milletvekili bulunmadığını anımsattı. Öztürk, ''CMK'da, TCK'da çağdaş hukuk normlarının ihtiyacı olan düzenlemelerin CHP'li milletvekillerince verilmesi, mevcut tutuklu milletvekillerinin durumuyla uzaktan yakından ilgisi yok, bununla bağlantı kurulması doğru değil'' diye konuştu. ''Özel yetkili mahkeme savcılarının, kahraman edasıyla davranarak, kişilerin özgür yaşamalarını keyfi olarak askıya alabilme hakkına sahip olduğunu'' ifade eden Öztürk, ''Bizim kahraman savcılara, yargıçlara ihtiyacımız yok'' dedi.