En Yeniler
grup başkanvekili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
grup başkanvekili etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

2/24/2012

seyyah1906

emine ülker tarhan kadının üretmesi istedikleri şeyin sadece 3 çocuk olduğunu biliyoruz

CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan, beraberindeki CHP'li kadın milletvekilleri ve kadın örgütleri ile beraber düzenlediği basın toplantısında "Nur Serter'e iktidar odaklı yapılan saldırıyı şiddetle kınıyoruz" dedi.
Tarhan, CHP İstanbul Milletvekili Nur Serter'in isminin bir dizideki hayat kadınına verilmesinin "düşünen, üreten, çağdaşlıktan yana olan kadına yönelik bir saldırı" olduğunu düşündüklerini söyledi. Tarhan, "Kadının üretmesi istedikleri tek şeyin sadece 3 çocuk olduğunu biliyoruz. Bu bağlamda bu 4+4+4 eğitim sisteminin de kadını ve kız çocuklarını eve kapatmak amacıyla yapılan bir sistemdir" dedi. Tarhan'ın konuşmasının ardından Cumhuriyet Kadınları Derneği Genel Başkanı Şenal Sarıhan, Ankara Çağdaş Yaşamı Destekleme Derneği ve Türkiye Kadın Dernekleri Federasyonu ile ortak hazırladıkları metni okudu. Sarıhan, Serter'e yönelik tutumu kınadı.

'Günaydın'

Öte yandan CHP Uşak Milletvekili Dilek Akagün Yılmaz ise 4+4+4 teklifine karşı bazı illerde protestolarını dile getirmek amacıyla TBMM Milli Eğitim Komisyonu Başkanı Nabi Avcı'ya gönderilmek istenen telgrafların kabul edilmediğini, metinlere el konulduğunu açıkladı. "Korku dağları sarmış. Oradaki memurlar korkuyor, (böyle bir telgrafı gönderirsek bizim başımıza da iş gelir mi?) diye düşünüyorlar. Haberleşme özgürlüğünün engellendiği bir ülkeyi varın gerisini siz düşünün" dedi.

Tarhan, toplantı sonrası gazetecilerin sorularını yanıtladı. Tarhan, TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in özel yetkili mahkemelere yönelik değerlendirmelerine yönelik bir soruyu şöyle yanıtladı: "Bunu yeni mi fark etmişler. Geç kalınmış bir değerlendirme. Özellikle Cihaner olayında binlerce kilometre kaçırılan o dosyanın peşine insanlar düştüğünde, hiç bu sesleri duymuyorlardı. Şimdi kendi iyi çocuklarına dokunulduğunda mı akıllarına geldi özel yetkili mahkemelerin çizgiyi aştığı. Günaydın ve bir gün adalet herkese ama herkese lazım olur." 

10/18/2011

seyyah1906

ben silivriye giden chp milletvekillerinin sizde deniz fenerine giden milletvekillerini açıklayın

CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, Ergenekon sanıklarını Silivri'de ziyaret eden CHP milletvekillerinin listesini kendisinin imzaladığını belirterek, "Sayın Bahçekapılı'ya sesleniyorum: Yarın basın toplantısı düzenleyelim, ben Silivri'ye giden CHP'li milletvekillerinin, siz de Deniz Fenerine giden milletvekillerinizi açıklayın.
Silivri'de yatanlar düşünce suçlusudur ama Deniz Feneri sanıkları öyle değil. Sizin adınız ak, bizim alnımız ak" dedi.

AKP Grup Başkanvekili Ayşenur Bahçekapılı ise zaman zaman İnce'nin bu konuşmalar yaptığını belirterek şunları söyledi:
"Sayın İnce o her zamanki klasiklerini oynamaya devam ediyor. Sincan cezaevinde yatan arkadaşlarımı ziyaret ettim. Onlar benim arkadaşlarım, dostlarım, onları tabii ki ziyaret edeceğim. Siz dostluk, arkadaşlık nedir bilir misiniz? Önce dostluk ve arkadaşlığın ne olduğunu öğrenin. Dün gittim gene giderim Sincan'a."

10/17/2011

seyyah1906

neredeyse fazla şişmanlamayın diye zam yaptık diyecekler işin aslı robin hüp ekonomisi

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında gazeteciler için ''Vatandaşı Aldatmak, Kandırmak İçin Mazeret Üretme Sınavı'' hazırladıklarını söyledi.
''Büyük Usta Dersanesi tarafından Oku-Düşün-Uygula-Neticelendir (ODUN) Teorisi''ne göre hazırlandığını belirttiği sınavın sorularını okuyan Vural, ''Son yapılan zamlar için uydurulan sebepler ve bu sebepleri ifade edenlerin önermelerinin hangisi doğrudur?'' sorusu üzerinden gelişen sınavda, ''Bu yıl da zor geçecek'' şeklinde bir yargıya ulaşıldığını ifade etti.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, son zamların ardından sarf ettiği, ''Eşeği sağlam kazığa bağladık'' sözlerini anımsatan Vural ''Buradaki kazık zam oluyor herhalde. Vatandaş, ekonomik krizin bedelini ödemeye, Hükümetin kazığını yemeye devam ediyor'' diye konuştu.

''Bu hükümetle mazeret üretmede yarışmak mümkün değil'' diyen Vural, şöyle devam etti:

''Aslında ekonomik sarsıntılar 2004'te başladı. Türbülans yaşandı. Uçak şimdi yere çakıldı. Önce simit hesabına sarıldı iflas etti. Ekonomik sıkıntıları dile getirenlere, 'felaket tellalı' dedi. Sonra 'Polyannacılık' oynadı, olmadı.

Sonra, 'kriz psikolojiktir' dedi, olmadı. Yetmedi, 'geometri teorisi' çıktı ortaya. Ne dedi? 'Kriz teğet geçecek'. Açılım balonu çıktı ortaya. Ekonomi ona endekslendi. Açılım iflas etti, ekonomi iflas etti. En son da 'eşeği sağlam kazığa bağlama' teorisi. Sıcak parayla ithalatı saldın çayıra sonra böyle oldu. Ekonomi bu durumda sanki 9 yıldır ülkeyi yönetenler bunlar değil. Bunlar da mazeret üretme yeteneği var ama bir türlü sebepleri anlatmıyorlar halka. İstihdam yaratmayan büyüme modeli, kaynaklar da aşındı. Enflasyonla mücadelenin tüm yükü yoksul insanların sırtında. Bu ekonomik politikalar millete değil, yabancılara hizmet ediyor.''



"Sanırsın ülkede herkes Porsche'ye biniyor"

Vural, Başbakan Erdoğan'ın, ''Porsche kullanacağınıza Fiat kullanın'' sözlerine de değinerek, ''Fiat'ı Türk malı sanıyor herhalde. Ayrıca, sanırsın ülkede herkes Porsche'ye biniyor. Topu topu baktık 390 Porsche var memlekette. Doğalgaza yüzde 14 zam, asgari ücrete yüzde 5 zam. Ezdirmeyecektik ya yoksulu enflasyona. Başbakan'ın hesabına göre o zaman 14 küçüktür 5... 'Zam yaptık sigara içmeyin' diye. Böyle bir şey olur mu? Ete, buğdaya zam yapıyor. Neredeyse, 'fazla şişmanlamayın diye zam yaptık' diyecekler. Başbakan, yoğun bir şekilde obeziteyle mücadele ediyor. Teşekkür ederiz kendisine'' diye konuştu.


"Bu işin asıl adı 'Robin Hüp' ekonomisi"

''Ekonomi politikalarının bedelini halkın ödediğini'' söyleyen Vural, Başbakan Erdoğan'ın, zamların, ''zenginden alıp, fakire vermek için yapıldığını'' söylediğini hatırlattı. Vural, ''Sanki Robin Hood yahu. Bu işin asıl adı 'Robin Hüp' ekonomisi. Nerede zenginden alıp fakire veriyorsun? Asıl fakirden alıp, zengine veriyorsun. Asgari ücrette yüzde 15 vergi var. Ekonomi dışa bağımlı, spekülatif ataklara açık'' dedi.

Türkiye'de ücretlilerin ödediği verginin, şirketlerin ödediği verginin üzerine çıktığını söyleyen Vural, ''Zenginden alıp, fakire vermek böyle bir şey işte'' dedi.

İstanbul 2010 Avrupa Kültür Başkenti Ajansı'na kaynak sağlamak amacıyla İstanbul'da akaryakıta ek zamlar yapıldığını hatırlatan Vural, ajans mülga olmasına rağmen zamların devam ettiğini söyledi. Vural, ''Robin Hüp ekonomisi böyle bir şey işte. Geçici zamların hepsi kalıcı hale geldi'' diye konuştu.

Başbakan Erdoğan'ın, ''Türk siyasetinin karanlık yüzüyle yüzleşmek bize nasip oldu'' sözlerini hatırlatan Vural, siyasetin alacakaranlık yüzüyle de hesaplaşılmasını istedi. Vural, ''Sayın Başbakan, partisinin kuruluş aşamasında ABD konsolosuyla 17 defa ne konuştu, Dolmabahçe'de Yaşar Büyükanıt ile ne görüştü? Bunlar da siyasetin alacakaranlık yüzü. Bunları da açıklasın. Alacakaranlıkta kalanları açıklamak Sayın Başbakan'ın namus borcudur'' ifadelerini kullandı.
seyyah1906

yalnız yaşayan kadını koruma mesajı vermek şiddete örtülü çağrı değildir'de nedir

CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan, Aile ve Sosyal Politikalar Bakanı Fatma Şahin'e, kadına uygulanan şiddet konusunda bir mektup gönderdi.
"Kadın ve Aile bakanlığındaki 'kadın' sözcüğünü tabeladan indirip, korunmaya değer olanın o değil sadece aile olduğu vurgusunu yapan ve kolluğa 'yalnız yaşayan kadını koruma' mesajı vermek şiddete örtülü çağrı değildir de nedir" diye soran Tarhan, mektubunda şu ifadeleri kullandı: "Öncelikle sizi 2002 yılında ülkemizde 66 kadın cinayete kurban gitmişken 2010 yılında bu sayının 1550 olmasının, yani iktidarınız döneminde kadın cinayetlerinin yüzde binlerce artmasının nedenleri ve iktidarınızın özel sorumluluğunu sorgulamaya davet ediyorum."

Sorular sordu

CHP'li Tarhan, mektubunda şu soruları da yöneltti: "Bu noktaya gelmemizde; kadını sadece bir nesneye indirgeyen anlayışın derinleşmesi, örneğin yaşlı adamların küçük kızları taciz etmesini yandaşı yapmışsa meşru kılmaya çalışan ve iktidarınızın destek verdiği, verdiğinden fazlasını da aldığı medya kuruluşlarının sorumluluğu olabilir mi? İnsanın ancak hayvansal içgüdülerinden uzaklaştığı, bunları kontrol edebildiği ölçüde 'insan' olabileceğinin farkında olmayan, pantolon giymiş kadınlardan tahrik olduğunu söyleyerek bu yoldaki gelişmesini tamamlamadığını ortaya koyan ve iktidarınıza 'bizimkiler' diyebilecek kadar yakınlık hisseden 'sizinkiler'in bu süreç ve sonuçtaki payını sorgulamayacak mısınız? Kendisi gibi olmadığını düşündüğü kişilere ancak tahammül ettiğini söyleyen, açık giyinen kadınların taciz ve tecavüzü meşru kıldığı yolundaki cümleleri kurabilen üniversite hocalarının sürecin artık bir facia haline dönüşmesinde hiç mi payları yoktur? Kendisini protesto eden okullu kızları terörist ilan eden, kadın bedenini en az üç çocuğa yükümlü kılan, bitaraf işkadınını bertaraf etmeyi marifet sayan, bütün olan bitene rağmen rol modeli olduğu kitlelere uyarıcı bir mesaj vermeyi aklından bile geçirmeyen, dışarıya öfkeli karşı çıkışlar yapıp içerdeki yangına ses çıkarmayan bir zihniyeti nasıl değiştirmeyi düşünüyorsunuz?"


AKP'yi eleştirdi

Mektubunda, "Bütün bunlar seçilmiş münferit örnekler değil, kadrolarınızın ses çıkarmayıp onayladıkları egemen zihniyetin incileridir değerli bakan" diyen Tarhan, "Bakın ölü kadın bedenleri var artık manşetlerde. Bunda inanın devr-i iktidarınızın sorumluluğu yadsınamaz" ifadelerine yer verdi.

'Aksi halde karanlıkta iğne aramaktasınız'

"Umarım sadece adli ve inzibati önlemlerle kadının aşağılanmasının ve maruz kaldığı şiddetin önünün alınabileceğinizi zannetmiyorsunuz. Umarım bir emniyet görevlisi gibi 'her kadına bir polis zimmetlemeyi' düşünmüyorsunuz" sorusunu dile getiren Tarhan, "Aksi halde karanlıktasınız ve karanlıkta iğne aramaktasınız" dedi.


Önerilerde bulundu

Bakan Şahin'e önerilerde bulunan Tarhan, şu satırlara yer verdi: "Öncelikle zihniyet değişikliği için çaba göstermeli. Bu konunun emekçilerini sosyal çalışmacıları sahaya sokmalı, sonuca etkili önlemler almalı, uygulamada keyfiliğe kesinlikle izin vermeyen, süreci ve sonucu takip edilebilir bir sistem kurmalısınız. Saldırı tehlikesi olmasına karşın tedbir kararı almayan savcı, yargıç ile; alınmış bir tedbir kararının infazını savsayan kollukla ilgili eğer bu süreçte, kadının yaşam hakkı ya da vücut bütünlüğü ihlal edildiyse - her ne kadar iktidarınız bundan hoşlanmasa da- etkili ve caydırıcı bir tazminat yükümlülüğünü göz ardı etmemelisiniz. Saldıran ya da tehlike yaratan hakkındaki tedbir kararı veya özgürlüğü bağlayıcı ceza nedeniyle artı bir mağduriyete uğrayan kadına öncelikli istihdam olanağı sağlamalısınız. Ama en önemlisi eğitim ki, Mustafa Kemal'in kadına tanıdığı haklardan daha ilköğretimden itibaren uzaklaştırılmaya çalışılan kız çocuklara; ve kadını sadece erkeğin yanında dolaştırılan, üretmeyen bir nesneye dönüştüren görüntülerle zihni bulanmış erkek çocuklara; kadınla erkeğin eşit olduğu, omuz omuza bu dünyayı paylaşan, birbirini tamamlayan cinsler olduğunu belki yeniden öğretmeliyiz Sayın Bakan. Yani sadece vergileri değil, insanların ve cinslerin eşitliği fikrini de güncellemeliyiz diyorum."

'Onlar ile mücadele edebilecek misiniz sayın Bakan?'

Aydınlık fikirli eğiticilere gereksinim olduğuna dikkat çeken Tarhan, "Ama ne yazık ki, aydınlığın önderi Atatürk'ün adını milli eğitim temel hedeflerinden silmeyi marifet sayan birisi hemen yanıbaşınızda duruyor. Onun hemen bir metre gerisinde ise 'öğretmenin öğrencilere, kız ve erkek öğrencilerin birbirlerine 1 metreden fazla yaklaşmasını yasaklayan' ilçe milli eğitim müdürleri, okul müdürleri duruyor. Onlar ile de mücadele edebilecek misiniz Sayın Bakan" diye sordu.


'Cesur olduğunuz sürece yanınızda olmayı taahhüt ediyorum'

"Çabaladığınızı görüyorum, ama önce cesaret Sayın Bakan" diyen Tarhan mektubunu, "Bizi bugünlere getiren, ölü kadın bedenlerinin manşetlere taşınmasında tek başına değilse de çok önemli payı olan bu zihniyetle ve onun sahipleriyle mücadele etmelisiniz. Cesur olduğunuz sürece bunun kısa soluklu olmaması için olanca gücümle yanınızda olmayı taahhüt ediyorum Sayın Bakan. Başarı dileklerimle" şeklinde sonlandırdı.

8/04/2011

seyyah1906

muharrem ince'nin anayasa mahkemesi önündeki açıklaması diktatörlerin sonu kafes oluyor

Grup Başkanvekili Muharrem İnce, hükümete Kanun Hükmünde Kararnameleri (KHK) çıkarma yetkisi veren yasa kapsamında yürürlüğe giren bazı KHK’nin iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurdu.
İnce, Anayasa Mahkemesi’ne gelerek dava dilekçesini verdi.

Başvuruda, hükümete KHK çıkarma yetkisi veren yasa kapsamında yürürlüğe giren bazı KHK’ların iptali ve yürürlüğünün durdurulması isteniyor.
chp'li muharrem incenin anayasa mahkemesi önünde gazetecilere yaptığı açıklamanın video görüntüleri








7/22/2011

seyyah1906

oktay vural devlet topyekun mücadele eder polisi askerimi olur bu işin

MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural, TBMM bahçesinde basın mensuplarının sorularını yanıtladı. Bir basın mensubunun Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, iç güvenlikte polisin kullanımının masada olduğuna yönelik sözünü hatırlatmasına Vural, "Terör örgütünün aldığı bu cesaret karşısında acze düşmüş hükümetin sorumluluğu terörle mücadele edenlere havale etme noktasındadır yani suçlu terörle mücadele edenler mi, bir dön aynaya bak, bir iğneyi kendine batır bakalım" dedi.
'Devlet topyekun mücadele eder, polisi askeri mi olur bu işin'

Terörle mücadelede devletin topyekûn mücadele edeceğini belirten Vural, "Polisi, askeri mi olur bu işin" dedi. Vural, şöyle dedi: "Terörle mücadele yerine terörle müzakere eden sen değil misin, İmralı ile müzakere eden sen değil misin, Kandil'de beslenmelerine müsaade eden sen değil misin, onların siyasi amaçlarını meşru gösteren sen değil misin, terör örgütünün lojistik destekleri mi kesildi, finansman destekleri mi kesildi, yani iğneyi kendilerine batırsınlar. Stratejik alanda yapılan yanlışlıkların bedelini terörle mücadele edenlere havale etme işgüzarlığından başka bir şey değildir. Devlet topyekûn mücadele eder, polisi, askeri mi olur bu işin. Stratejide yaptıkları yanlışlıkların bedelini bugün ödüyoruz, demokratik özerklik bu yanlışlıkların sonucudur. İmralı ile müzakere bu yanlışlıkların sonucudur. Kandil'de terör örgütünü besleyen Barzani'nin altına kırmızı halı serenler kimler, bunlar değil mi?"

Anayasaya göre milli güvenliğin sağlanmasından TBMM karşısında Bakanlar Kurulu'nun sorumlu olduğunu ifade eden Vural, şöyle dedi: "Terör örgütüyle müzakere ederler, 13 şehidimiz olduktan sonra gider terör örgütü başıyla görüşürler. İmralı'yı beslerler, iletişim kaynakları devam eder; kılı kıpırdamaz sonra asker mi, polis mi, nerede gücün varsa onu kullan."

'AKP sorumluluktan kaçarak sorumluluğu asker ya da polise havale ediyor'

Hükümetin iğneyi önce kendisine batırması gerektiğine işaret eden Vural, "Bu yaklaşımlar açıkçası Bakanlar Kurulu'nun ve AKP'nin, hükümetin sorumluluktan kaçarak sorumluğu asker ya da polise havale etme anlayışından kaynaklanıyor, adama da sorarlar, özel harekât timlerini oradan uzaklaştıran sen değil miydin? Onları yok sayan sen değil miydin, bedelini milletimiz ödüyor, bence hükümet siyasal çözüm arayışlarından vazgeçmeli ve terörle mücadele etmelidir" dedi.

Başbakan'ı eleştirdi

Başbakan'ın terör örgütünde iki başlılık olduğunu ifade ettiğini belirten Vural, "Herhalde projelerinden biri de terör örgütünde bu başlılığı ortadan kaldırmak. Böyle bir düşünce olabilir mi, devlet terör örgütünün iki başlı olmasından rahatsızlık duyuyor. Ne yapacaksınız bunları uzlaştıracak mısınız, terör örgütünü tek başlı hale mi dönüştüreceksiniz. Bunların hepsi terörle mücadelede ortaya konulan bir siyasal zaafı ortaya koymaktadır. Ortada terörle mücadele konusunda bir irade yoktur" dedi.


AKP'ye çağrı

Meclis kapanmadan önce parlamentoda bir metnin imzalandığını hatırlatan Vural, "Bu metin terörle mücadele konusunda siyasi ve silahlı saldırıların neticesiz kalacağına ilişkin bir iradedir" dedi. Terörle mücadele edilmesine isteyen Vural, "Açılım adı altında terör örgütün siyasi amaçlarını meşrulaştıran girişimlerden vazgeçmelidir. Strateji yanlış, teknik açıdan yeterince terörle mücadele konusunda atılan adım yok. Önce Sayın Başbakan iğneyi bir kendine batır da ondan sonra diğerlerini konuşalım" dedi.


Aysel Tuğluk'un sözleri

Bir basın mensubunun, "Aysel Tuğluk, 'Biz o gün zamanlama hatası yaptık, keşke o gün açıklamasaydık' dedi, ne diyorsunuz?' sorusuna Vural, "Yani zırvayı ne zaman açıklarsan fark eder mi? Ne demek, o gün açıklamasıyla sonra açıklamasının bir anlamı var mı?" dedi. Vural, şöyle dedi: "PKK terör örgütünün etekleri altında siyaset yapanlar, PKK'nın istek ve arzularını yerine getirmek için bunları dile getirenlerin söylediklerinin hiçbir anlamı yoktur. Zırva tevil götürmez. Demokratik özerklik talebi bu milletin bölünmez bütünlüğüne yönelik girişiminin bir parçasıdır, yeni bir senaryodur, böyle bir hususun kabul edilmesi mümkün değildir." 

7/15/2011

seyyah1906

mhp'nin önerisiyle meclisten ortak tavır iktidar partisi ve muhalefet deklarasyon hazırlıyor

AK Parti, CHP ve MHP Grup Başkanvekillerinin ortak imzasını taşıyan açıklamada, milletin birliğine, ülkenin bütünlüğüne, devletin tekliğine karşı girişilen siyasi ve silahlı saldırıların sonuçsuz kalmaya mahkum olduğu belirtilerek, ''Milli güvenliğin sağlanmasından Meclisimize karşı sorumlu olan Hükümetin, hukuk devleti, demokrasi ilkeleri ve insan haklarına saygı çerçevesinde terörle ve bölücü girişimlerle mücadele için seferber edeceği her adımda yanında olacağız'' denildi.
TBMM Başkanvekili Sadık Yakut, siyasi parti gruplarının başkanlığa verdiği ortak imzalı önergeyi okudu. AK Parti Grup Başkanvekili Nurettin Canikli, CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi ve MHP Grup Başkanvekili Oktay Vural imzalı ''TBMM açıklaması'' başlığını taşıyan açıklamada, bölücü terör örgütünün, hain saldırıları sonucu, devletin ve milletin birlik, bütünlüğünü korumak için mücadele eden kahraman güvenlik güçlerinden 13 askerin şehit olduğu belirtildi.


Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

''TBMM'nin manevi varlığının ayrılmaz bir parçası olan bütün şehit askerlerimize Allah'tan rahmet, ailelerine ve büyük Türk milletine başsağlığı diliyoruz.


Hiçbir güç, Türkiye devletinin ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü sarsamayacaktır. Milletimizin birliğine, ülkemizin bütünlüğüne ve devletimizin tekliğine karşı girişilen siyasi ve silahlı saldırılar neticesiz kalmaya mahkumdur.


Milli güvenliğin sağlanmasından yüce Meclisimize karşı sorumlu olan Türkiye Cumhuriyeti Hükümeti'nin, hukuk devleti, demokrasi ilkeleri ve insan haklarına saygı çerçevesinde terörle ve bölücü girişimlerle mücadele için seferber edeceği her adımda yanında olacağız. Türkiye Cumhuriyeti Devleti'nin terörle mücadelesi, demokratik, meşru ve hukukidir. Milletimizden aldığımız güçle, TBMM'de grupları temsil eden milletvekilleri adına yüce Türk milletine saygıyla arz ederiz.''


Bu arada Başbakan Yardımcısı Beşir Atalay AK Parti'nin terörle mücadele için muhalefetle görüşeceğini söyledi.

7/14/2011

seyyah1906

emine ülker tarhan mahkemeler özgürlüklerin sindiricisi muhaliflerin ipini çekme aygıtı oldu

CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan, CHP Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ile düzenlediği basın toplantısında, özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin kaldırılmasına yönelik dün verdikleri kanun teklifine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Tarhan, yasa teklifini ''görevinin devleti korumak olduğu söylenen ancak iktidarı korumakla görevlendirildiği anlaşılan özel yetkili mahkemelerin kaldırılması'' için verdiklerini ifade etti. Bu mahkemelerin, iktidarın tüm muhalifleri, bitaraf olan çevreleri sindirmeye endeksli bir yapıya dönüştüğünü savunan Tarhan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın açıklamaları ile verdiği ipuçlarının, bu mahkemelerin sadece bu amaçla kurulduğunu düşündürdüğünü söyledi.
Tarhan, bu mahkemelerin antidemokratik uygulamaların en sistemli, yaygın haline gelen uzun ve gerekçesiz tutuklamalarla hep sahnede olduğunu, hep gözdağı, hep ''bir sabah ansızın gelebilirim'' mesajı verdiğini belirtti. Tarhan, ''Bu gerekçesiz uygulamalarla adil yargılanma ve masumiyet karinesini ihlal ettiği yetmezmiş gibi seçme ve seçilme hakkını da hiçe sayarak uzmanlaştığı hak ihlallerini son uygulaması ile taçlandırmıştır. AİHM'nin Türkiye hakkında verdiği rekor tazminat kararları var. 2010 yılı itibariyle 64 milyon rekor tazminata hükmedilmiş. 47 ülke arasında bunun 24 milyonu Türkiye'ye ait. Bu hak ihlallerine buna rağmen devam edilmekte çünkü amaç AİHM standartlarını yakalamak ve hukukun üstünlüğünü korumak değil, iktidarı sadece iktidarı korumaktır'' diye konuştu.

'Sistemli gözdağı'

''Özgürlükleri tehdit eden, DGM orijinli bu mahkemelerin kaldırılmasını'' isteyen Tarhan, bu mahkemelerin, yargı birliğine, doğal yargıç ilkesine, AİHM uygulamalarına aykırı olduğunu ifade etti. Özel yetkili mahkemelerin, gücünü kanıtlardan değil, işkenceye dönüşen uzun tutukluluklardan aldığını belirten Tarhan, bunun, özgürlüklerin koruyucusu olması gereken yargı için bir utanç olduğunu dile getirdi. Tarhan, özgürlükleri korumakla görevli yargının, artık bu mahkemelerle ''özgürlüklerin sindiricisi, muhaliflerin ipini çekme aygıtı'' olduğunu savunarak, bu örneklerin demokratik değil ancak zorba devletlere özgü olduğunu kaydetti. Tarhan, şöyle devam etti: ''Bu mahkemeler, kendilerini icraya veren sanıkları yargılamaya devam etmekte, adaletin hassas terazisini bir kaba güce dönüştürmektedirler. Bu mahkemeler, AİHM kararlarını, uluslararası sözleşmeleri, halkın kefaletini ve iradesini hiçe sayacak kadar cüret kazanmışlardır. İktidarı korumak hırsıyla artık öyle derin hukuksuzlukları içinde barındıran mahkemelerdir ki bunlar, gücünü iktidardan ve iktidar güdümündeki HSYK'dan almaktadırlar. Öyle ki; bu mahkemelerde açılan tartışmalı davalarda müşteki sıfatı bulunanlar, bugün yargıyı yönetmekte, özel yetkili mahkemelerde iktidarın değil, hukukun üstünlüğüne inanan ve bunu uygulamakta kararlı olan saygın yargıçları, kuşkulu soruşturmaları bahane ederek sürgün edebilmektedirler. İktidarı koruma özel görevi verilmiş bu mahkemelerde, özgürlükleri korumaya kalkışan her saygın yargıç ya sürgüne gönderilmekte ya da soruşturmalarla taciz edilerek susturulmaya çalışılmaktadır. Geçmişte her kararname döneminde yargıya müdahale yaygarası kopartanların, bugün sesleri duyulmamaktadır. Köksal Şengün ile ilgili HSYK kararıyla birlikte benzer uygulamalar göstermektedir ki bu yöntem, yargı üzerinde sistemli bir gözdağı olarak uygulanmaya devam edilecektir. İdeolojik yargı, bir parti devleti yaratmada araç olarak kullanılmaya devam edilecektir.''

'Tutuklu milletvekilleriyle uzaktan yakından ilgisi yok'

Tarhan, ''bugün Türkiye'de bir sürek avı yaşandığını'' ifade ederek, sözlerini şöyle tamamladı: ''İktidar destekli bu sürek avının iki uygulayıcısı tarafından yargıçlar, cumhuriyetin savcıları, haksızlıklara direnen ve itiraz edenler, aydınlar, gazeteciler için gereği düşünülmüştür. Bu sürek avı ile HSYK, bağımsız yargının temsilcisi yargıçları ve savcıları, özel yetkili ağır ceza mahkemeleri ise iktidardan farklı düşünenleri halletmektedir. Kendisinden olmayanların, kendisi gibi düşünmeyenlerin halledileceği mesajını büyüklerinden alanlar, kendisine verilen bu görevi, büyük bir bağlılık ve layıkıyla yerine getirmekte, iktidarı koruyan özel yetkili mahkemeleri iktidarın istediği şekilde donatmaktadırlar. Özel yetkili mahkemelerin, tüm toplum kesimlerini tehdidi ve baskısı sürdüğü müddetçe ülkemizde kimse özgürce anayasa tartışması yapamaz, sağlıklı bir anayasa yapma zemini oluşturulamaz. Anayasa konusunda fikrini söyleyen herkesin, ikinci gün sabah kapısının çalınması baskısı, özgür düşünceyi ve iradeyi sakatlayan bir haldir. Sağlıklı bir anayasa zemininin oluşturulması için iktidarın gücüne güç katmak ve onu korumak için özel görevlendirilmiş bu mahkemelerin derhal kaldırılması gerekmektedir.''

CHP Mersin Milletvekili Öztürk de ''özel yetkili mahkemelerin DGM'lerin devamı değil, ta kendisi olduğunu'' söyledi. Verdikleri kanun teklifiyle tutuklu milletvekilleri arasında bir bağ kurulmaya çalışıldığını belirten Öztürk, 23. Dönem'de de özel yetkili mahkemelerin kaldırılması ve tutukluluk sürelerinin kısaltılması için kanun teklifi verdiklerini, o dönem tutuklu milletvekili bulunmadığını anımsattı. Öztürk, ''CMK'da, TCK'da çağdaş hukuk normlarının ihtiyacı olan düzenlemelerin CHP'li milletvekillerince verilmesi, mevcut tutuklu milletvekillerinin durumuyla uzaktan yakından ilgisi yok, bununla bağlantı kurulması doğru değil'' diye konuştu. ''Özel yetkili mahkeme savcılarının, kahraman edasıyla davranarak, kişilerin özgür yaşamalarını keyfi olarak askıya alabilme hakkına sahip olduğunu'' ifade eden Öztürk, ''Bizim kahraman savcılara, yargıçlara ihtiyacımız yok'' dedi.

7/11/2011

seyyah1906

yemin konusunda akp chp anlaştı bdp rest çekti deklarasyonu tanımıyoruz

AKP ile CHP uzlaştı. CHP'liler Meclis'in ilk oturumunda yemin edecek.

AK Parti ve CHP arasında yapılan görüşmenin ardından yemin krizi çözüldü. CHP'lilerin bugün yemin etmesi bekleniyor. Ak Parti ve CHP heyetleri yemin krizinin çözümüne ilişkin görüşmenin ardından ortak açıklama yapması bekleniyor.
İŞTE YEMİN TRAFİĞİ
AK Parti ve CHP arasında yapılan görüşmede yemin krizinin aşılması için mutabakat metni hazırlandı. Taslak metin genel başkanlara sunuldu.

Ak Parti ve CHP kurmayları Meclis Başkanlık Divanı’nda yemin krizinin aşılması için bir araya geldi. TBMM Genel Kurulunda bugün yapılacak Hükümet programı üzerindeki görüşmeler öncesi iki parti yöneticilerinin kritik görüşmesi saat 10.05'de başladı.

Görüşmeye Ak Parti'den Grup Başkanvekilleri Nurettin Canikli ve Ahmet Aydın ile Genel Başkan Yardımcısı Haluk İpek, CHP'den Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek ve İstanbul Milletvekili Aydın Ayaydın katıldı.

MUTABAKAT METNİ HAZIR

İki parti arasındaki görüşmelere yaklaşık 3 saatin ardından ara verildi. Heyetler yarım saatlik aranın ardından tekrar buluştular.

Görüşmelerde karşılıklı görüşlerden oluşan mutabakat metni taslağı haline getirildi. Hazırlanan taslakların Genel Başkanlara sunuldu.

CHP’li Hamzaçebi “Taslak metin olması mutabakata vardığımız anlamına gelmiyor. Nihai kararı genel başkanlar verecek. Ama son bir kez daha bir araya geleceğiz” dedi.

Hamzaçebi daha sonra taslağı görüşmek için CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ile TBMM'de biraraya geldi.

AK PARTİ KURMAYLARI ERDOĞAN'IN YANINA GİTTİ

Ak Parti kurmayları da taslağı sunmak üzere Başbakanlık'a gitti. Başbakan AKP heyetiyle bir süre görüştü.

AK Parti Grup Başkanvekilleri Nurettin Canikli ve Ahmet Aydın ile Genel Başkan Yardımcısı Haluk İpek, Başbakanlık Merkez Bina'da Başbakan Erdoğan ile bir araya geldi.

AK Parti yöneticileri, yaklaşık 45 dakika süren görüşmenin ardından basın mensuplarının sorularını yanıtsız bırakarak Başbakanlık'tan ayrıldı.

Ak Parti ve CHP heyeti, TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in arabuluculuğunda geçen Cuma akşamı bir araya gelmiş, iki partinin karşılıklı önerileri genel başkanlara iletilmişti.

"CHP'LİLERE HAZIR OLUN MESAJI"

Meclis Başkanlık Divanı’nda Ak Parti ve CHP kurmayları arasında toplantının başlamasının ardından CHP Genel Merkezi’nden milletvekillerinin telefonlarına "Meclis’te hazır olun" mesajı gönderildi.

Bu mesaj, CHP’nin bugün yemin krizine son vererek Meclis Başkanı’nın yapacağı çağrıya katılacakları ihtimalini akıllara getirdi.

KRİZDE 2. TOPLANTI

''Yemin krizi'' ile ilgili AK Parti ve CHP yetkilileri yeniden bir araya geldi.

Meclis Başkanlık makamının bulunduğu bölümde gerçekleştirilen toplantıya CHP'den Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi, Kırklareli Milletvekili Turgut Dibek ve İstanbul Milletvekili Aydın Ayaydın, AK Parti'den Grup Başkanvekilleri Nurettin Canikli ve Ahmet Aydın ile Genel Başkan Yardımcısı Haluk İpek katıldı.

Sabah yapılan toplantıda, ortaya çıkan metnin taslak haliyle genel başkanlara sunulacağı ve yeniden bir araya gelineceği ifade edilmişti.

AKP ve CHP’li kurmaylar hazırlanan taslak metni genel başkanlarına sundu. Genel başkanlardan mesajları alan kurmaylar son kararı verdi.

Toplantıya girmeden önce basın mensuplarının sorularını yanıtlayan CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi “Olumlu olmasını arzu ediyoruz tabi ki” dedi. Toplantının ardından bir açıklamanın yapılması bekleniyor.

BDP'DEN REST

BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan, Hatip Dicle ve tutuklu milletvekilleri konusunda ilk tepkiyi koyan partinin BDP olduğunu belirterek, “CHP sonradan yemin etmeyerek sürece katıldı. Şimdi de ortak çözüm arayışı yerini iktidar CHP görüşmesine bıraktı. İçinde olmadığımız hiçbir görüşmeyi ve deklarasyonu tanımıyoruz” diye konuştu.