En Yeniler
hükümet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hükümet etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

1/31/2012

seyyah1906

intibak yasası mecliste 869 lira olan emekli maaşı bin 159 liraya çıkacak

Hükümetin, 2000 yılı öncesinde emekli olan 2.7 milyon vatandaşın maaşlarını düzeltmeye yönelik hazırladığı Sosyal Sigortalar ve Genel Sağlık Sigortası Kanunu'nda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Tasarısı, TBMM Başkanlığı'na sunuldu. 
Buna göre intibak düzenlemesinden 1 milyon 438 bin emeklinin yanı sıra malullük aylığı alan 9 bin 933 ve ölüm aylığı alan 465 bin 96 vatandaş da yararlanacak.
Bugün sunulan kanun tasarısının genel gerekçe bölümünde, aylık bağlama sistemleri açısından 2000 yılı öncesi ve sonrası emekliler olmak üzere iki ana grupta ele alındığını ifade edilerek şöyle denildi:

"Aylıkların farklılaşmasının ve farklı emekli gruplarının ortaya çıkmasının temelinde, aylık bağlama sisteminin parametreleri üzerinde yapılan değişiklikler yatmaktadır. Bu kanunla, 2000 yılı öncesinde 506 sayılı kanuna göre gösterge sistemine göre bağlanan malullük, yaşlılık ve ölüm aylıklarının, alt sınır aylığı uygulanmaksızın sigortalıların gerçek prim ödeme gün sayıları üzerinden ve refah payı da dikkate alınmak suretiyle yeniden hesaplanması amaçlanmaktadır."

2013 Ocak ayı ile başlayacak olan düzenlemenin Kanun Tasarısında, 5510 sayılı Kanuna biri yürürlülük maddesi toplam iki geçici madde ekleniyor. Eklenen bu 39 ve 40. sayılı geçici maddelerin gerekçelerinde ise, "2000 yılı öncesinde 506 sayılı kanunun mülga hükümleri uyarınca gösterge sistemine göre bağlanmış malullük, yaşlılık ve ölüm aylıkları ile bu tarihten önce malullük ve yaşlılık aylığı almakta iken bu tarihten sonra ölen sigortalıların ölüm aylıklarının asgari aylık kontrolü yapılmaksızın gayrisafi yurt içi hasıla sabit fiyatlarla gelişme hızı kullanılarak yeniden hesaplanması amaçlanmaktadır" denildi.

1/10/2012

seyyah1906

darbeciler diktacılar andıçcılar eski türkiye manzarasıdır



akparti grup toplantısında erdoğan'ın başbuğla ilgili verdiği mesajlar kişisel değil ilkesel oldu bu kez sırada hükümetin ve başbakanın meşruiyetini tanımıyoruz diyen bdp vardı

10/21/2011

seyyah1906

başbakan erdoğan: gereken her şey bir hukuk devletinin taşıması gereken ciddiyet içinde yapılıyor

Başbakan Tayyip Erdoğan, Hak-İş Konfederasyonu 12. Olağan Genel Kurulu'nda bir konuşma yaptı. Erdoğan, yaptığı konuşmada terör sorunu ile ilgili değerlendirmeler yaptı. Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:
''Mesele zor bir meseledir, karmaşık bir meseledir ve hariçten gazel okumanın kabul edilemeyeceği bir meseledir. Çünkü bu mesele milli bir meseledir, o hükümetin, bu iktidarın değil, Türkiye'nin meselesidir.
Bugün muhalefette olanlar da geçmiş iktidarlarında bu mücadelenin içinde olmuşlar, bu güçlükleri yaşamışlardır. Bu meselenin yaşanan her acı hadiseden sonra hükümetin istifasını istemekle ya da olağanüstü hal talep etmekle çözülemeyeceğini de aslında gayet iyi bilirler. 4 ay önce bu ülkede seçim yapıldı. 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' diyorsanız, buna inanıyorsanız, millet yüzde 50 oy vermek suretiyle partimizi iktidara taşımıştır. Bu iktidara inandığı, güvendiği içindir. Hükümetin istifasını isteyenler ise yüzde 25 oy aldı. Demek ki milletin size güveni yok, size itimadı yok, size inancı yok. Önce milletin güvenini kazanın, ondan sonra böyle bir talepte bulunun.
Bu hadise nedir biliyor musunuz? Böyle bir talepte bulunmak, terör örgütünü nereye taşımaktır? Terör örgütünün gücünü kabullenmektir. Böyle safça, böyle düşünceden mahrum, aklıselimden uzak bir yaklaşım tarzı olabilir mi? Bu nasıl bir yaklaşım tarzıdır? Ondan sonra da 'Terörle mücadelede yanınızdayız'... Nasıl yanımızdasınız? Bir taraftan hükümetin istifasını isteyeceksin, bir taraftan 'yanınızdayız' diyeceksin... Hükümet istifa ettiğinde ne olacak? Bu bir koalisyon hükümeti değil ki. Bu ülkede iki kişiden bir kişinin oy verdiği iktidarın iktidarıdır. Şu anda Parlamentonun yüzde 63'ü AK Parti milletvekillerinden oluşuyor. Yapılan nedir Mecliste? Sadece görüldüğü gibi kavga, gürültü ve bunun içine AK Parti'yi çekmek. Terörü hedefine koy, AK Parti'yi değil. Şunu açık ve net ifade edeyim. Bugün Türkiye'nin ihtiyacı olan siyaset dili, dili siyaset anlayışı, siyasetçi modeli bu değildir. Milletimiz siyasetten ve siyasetçiden bu hassas meseleye yapıcı, olgun, çözüme dönük katkılar vermesini bekliyor. Şu bir gerçek ki; söylene söylene artık önceden tahmin edilebilen, çözümsüz, meseleden çok hükümeti yıpratmaya yoğunlaşmış açıklamaların ne siyasete ne bu ülkenin terörle mücadelesine bir faydası yoktur, olmayacaktır.''

''Geçmişte bu mücadelede kurunun yanında yaşın da yandığı, yakıldığı olmuştur''

Türkiye'nin, tarihi tecrübelerle dolu, güçlü bir ülke olduğunu vurgulayan Başbakan Erdoğan, Türk milletinin çok büyük badireler atlatmış ve bu badirelerin hepsinden alnının akıyla dimdik çıkmış bir ülke olduğunu dile getirdi.

Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
''Herkes emin olsun ki; terör belasını er ya da geç bu milletin yakasından söküp atacağız. Bunu insanlarımızın birbirine bağlılığından, dostluk ve kardeşliğinden, birlik beraberliğinden zerre miktarı taviz vermeden yapacağız. Yine bu mücadeleyi demokrasiden, hukuk ve hakkaniyetten, insaf ve insanlıktan asla geri adım atmadan kazanacağız.
Bunu her zaman söyledik, yine söylüyoruz; geçmişte bu mücadelede kurunun yanında yaşın da yandığı, yakıldığı olmuştur. Sadece stratejik hesaplar bakımından değil, hukukun zedelenmesi, dikkat isteyen, itina isteyen bir mücadelenin toptancı ve hoyratça yaklaşımlarla gölgelenmesi bakımından da yanlışlar yapılmıştır. Biz bütün bu yanlış hesapların da muhasebesini hakkıyla yapıyor, insani dikkatimizi korumak noktasında da büyük hassasiyet gösteriyoruz. Gereken her şey bir hukuk devletinin taşıması gereken ciddiyet içinde yapılıyor, bundan kimsenin şüphesi olmasın.
Hükümet olarak hem hukuku ve demokrasiyi, hem insanlarımızın birlik ve dirliğini korumakta, hem de terörle ödünsüz mücadeleyi sürdürmekte kararlıyız.''

10/18/2011

seyyah1906

bir başbakan onay verecek alın bu siteyi kullanın hükümetin aleyhine yayın yapın

Yılmaz, Meclis kulisinde gazetecilerin, ''İrtica ile Mücadele Eylem Planı'' davasıyla birleştirilen ''Kamuoyunu yönlendirme amaçlı internet siteleri'' dosyasına ilişkin ''MGK'dan istenen belgelerde Başbakan Erdoğan'ın imzasının olduğu'' yönündeki haberleri anımsatması üzerine, ''Öyle bir şey yok'' dedi.
Gazetecilerin, ''Başbakan'ın imzası yok mu?'' sorusuna Yılmaz, ''Benim bildiğim yoktur.
Şöyle düşünülebilir mi: Bir Başbakan onay verecek 'alın bu siteyi kullanın, Hükümetin aleyhine yayın yapın...' Böyle şey olur mu?
Hayatın olağan akışına aykırı diye hukukta bir delil var.
Olağan akışa aykırı böyle bir şey.
Başbakan, Hükümet aleyhine kullanılacak bir sitenin kurulmasına onay vermemiştir'' karşılığını verdi.

9/25/2011

seyyah1906

namık kemal zeybek: pejak denilen belayı iran bitirdi kandil'e de bayrağı dikti

Teröristlerin Siirt'in Pervari İlçesi Belenoluk Jandarma Karakolu'na düzenlediği saldırıya ilişkin bir açıklama yapan Zeybek, "Terörle baş etmek için her olayda sonra (şiddetle kınıyoruz, hiddetle kınıyoruz, kan yerde kalmayacak, gereği yapılacak, suçlular bulunacak) gibi beyanatlar yetmez" diyerek şunları söyledi:
"Terörü kınamayın, yok edin. Ne kınayıp duruyorsunuz? Terörü kınamakla olmuyor bu iş. Pejak denilen belayı İran bitirdi. Kandil'e de bayrağı dikti. Ben de diyorum ki şunların kandillerini yakın. Yakın girin oraya, dikin oraya bayrağı. Yani kim bize, (bunu yapmayın) diyebilir? Vatandaşlarımız ölüyor, Kızılay'da ölüyor. Son 2 ayda 70'e yaklaştı kayıplarımızın sayısı. Kanı akan bir ülkenin, devlet olarak yapması gereken görevini yapmak üzere harekete geçmesine kim karşı çıkabilir? Karşı çıkana biz nasıl dost diyebiliriz? Versinler bana yönetimi, bir yıl sonra geri vereyim onlara. Bakalım terör kalacak mı ? Kandil'e bayrak dikmek o kadar basit değilse, çok zor geliyorsa, bunu yapacak olanlara devretsinler."

"Başbakan, hükümet-devlet kavramlarını bilmiyor"

Başbakan Erdoğan'ın "Hükümet-Devlet kavramları konusunda biraz eğitilmesi lazım" diyen DP Lideri Zeybek, şöyle devam etti:
"Teröristlerle böyle ilişkiler olursa, bu işler böyle gitmez. Başbakan, terör örgütünü kastederek (Hükümet görüşmüyor, devlet görüşüyor) diyor. Başbakanın, hükümetle devlet kavramlarının ne olduğu konusunda biraz eğitilmesi lazım. Bilmiyor, bilmiyor, bilmiyor. Söylüyorum, söylüyorum, anlatamıyorum. Devlet dediğimiz şey bir yanıyla hükümettir, bir yanıyla yasamadır, diğer yanıyla da yargıdır. Üçünün birleşiminden devlet meydana gelir. (Devlet görüşüyor) derseniz, sokaktaki, kahvedeki ağızla konuşmuş olursunuz. O da bir Başbakana yakışmaz. Demek ki, O da devlet derken, MİT'i anlıyormuş. Anlatamıyorum ama anlatmaya devam edeceğim.

Terör örgütüyle devlet adına görüşen bir yetkili, devletin temsilcilerini hedef göstererek, terör örgütü temsilcilerine, (bölgenizdeki çok kıymetli valiler ve emniyet müdürleri içinde, bunlar bize düşman diyebileceğiniz kimse var mı?) diye soruyor. Demek ki çok kıymetli insanların, terör örgütüne düşman olmaması lazım. Yani bu vali, terör örgütüne düşman olmayacak ta, devleti temsil eden vali kime düşman olacak? Ve terör örgütünü düşman olarak görmeyen bir valinin orada ne işi var? Şeytanla görüşenler şeytandan akıl alırlar. Şeytan da hiçbir zaman akan kanın durması için akıl vermez. Bıraksınlar şu şeytanla görüşmeyi de iş yapsınlar. Rahmanla görüşmenin yolunu arasınlar. Ne işleri var şeytanla? Şeytanla görüşmeyi, mecazi olarak bile görüşmeyi, inancımıza aykırı buluyoruz. Teslim olmasınlar. Obama'dan icazet almak zorunda hissetmesinler kendilerini, gereğini yapsınlar."
Terörü övmenin düşünce özgürlüğü olmadığının altını çizen Zeybek, "Sonuna kadar düşünce ve inanç özgürlüğünü savunuyorum. Terörü övmek, düşünce değildir. Dolayısıyla buradan savcıları göreve davet ediyorum" diyerek "teröre destek veren herkes hakkında mutlaka cezai kovuşturma yapılmalıdır ki, psikolojik üstünlük devlete geçsin" dedi.

9/07/2011

seyyah1906

muharrem ince:kanları yerde kalmayacak diyen başbakan raporun açıklanmasının ardından nereye gitti

CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında, ''Yahudi sermayesiyle kanka olan bir iktidar vardı, ne oldu da Gazze ablukasını meşrulaştıran bir iktidar oldu?'' dedi.
İsrail'in hatalı olduğunu, kınadıklarını, uluslararası sularda silahsız insanlara, silahla müdahale ettiğini ve 9 Türk vatandaşının hayatını kaybettiğini anlatan İnce, İsrail'i kınamanın başka, Hükümet'in yanlışlarını söyleminin başka bir şey olduğunu ve ikisini birbirinden ayırt etmek gerektiğini ifade etti.

''AKP'li milletvekilleri de Mavi Marmara ile gidecekti, bunlara 'gitmeyin' uyarısı yapıldı. Bunlara 'gitmeyin' uyarısını kim yaptı? Milletvekillerinin canı can da yaşamını yitiren 9 vatandaşın canı can değil mi?'' diyen İnce, bazı sorular soracağını belirterek, şöyle konuştu:

''BM Güvenlik Konseyi'nin kınama kararı aldığını söyleyen ve Meclis'e yalan söyleyen Dışişleri Bakanı kim? Mavi Marmara olayından sonra 'kanları yerde kalmayacak' diyen Başbakan, raporun açıklanmasının ardından nereye gitti? Seçimden önce, meydanlarda 'yeni gemi de gidecek' dedi, gemi niye gitmedi, seçim malzemesi miydi? Tazminat ödenecekti ödenmedi. One minute şovu yapanlar, Mavi Marmara baskınını iç siyasete malzeme yapan ve geldiğimiz noktada diplomatik başarı kazandığını söyleyen Başbakan ne yapıyor?

İsrail'e karşı alınan önlemler arasında diplomatik ilişkilerin ikinci katip düzeyine düşürülmesi var. Ancak, ticari ilişkilerin devam edeceği söyleniyor. Bu tüccar siyasetin yeni bir tezahürü mü? Dün Başbakan açıklama yapıyor, ardından Başbakanlık yetkilileri düzeltiyor. Demek ki yine camdan okumamış irticalen konuşmuş olmalı ki yetkililer düzeltme yapıyorlar. Ticari ilişkiler ifadesinden savunma sanayine yönelik ticari ilişkilerin kastedildiği söyleniyor. İsrail Savunma Bakanlığı yetkilileri iki ülke askeri ilişkilerin halen devam ettiğini söylüyor. Bu yetkililer bunu neye dayanarak söylüyor? Acaba AKP Hükümeti döneminde İsrail ile imzalanan gizli anlaşmalara dayanarak mı söylüyor? AKP; İsrail ile gizli anlaşmalar yapan ve İsrail'in güvenliğini sağlayan bir partidir. AKP'nin İsrail ile gizli anlaşma yaptığını biliyorum. 2009 yılında verdiğim soru önergesine verilen yanıtta, açık açık söylüyorlar. Kabul ediyorlar gizli anlaşma yaptıklarını.''

İnce, Başbakan'a bir çağrıda bulunmak istediğini belirterek, ''Hükümetiniz döneminde İsrail ile yaptığınız gizli anlaşmaları alt alta yazın, onları da Sayın Bülent Arınç'a verin. Hem ağlasın, hem anlasın. 'Şu kadar gizli anlaşma yaptık' deyin, bir liste yapın. Sayın Bülent Arınç'a verin, ağlaya ağlaya okusun'' dedi.

''AKP'nin birbirine düşman iki ülkeyi Türkiye'ye düşman yapabilme başarısına sahip olduğunu'' iddia eden İnce, Suriye ile İsrail'in birbirine düşman iken Türkiye'ye düşman olduklarını, bunun da AKP hükümetlerinin başarısı olduğunu söyledi. Meclise bilgi verilmediğini belirten İnce, ''Coni'ler biliyor, milletvekilleri bilmiyor. Mecliste kapalı oturum yapın açıklayın bunları. Ben bilmiyorum da AKP milletvekilleri de bilmiyor. Bunu açıklama yetkisi Bülent Arınç'a verilmeli. Sayın Arınç, ağlayarak çok güzel yapacaktır bunu'' diye konuştu.

İnce, AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik'in ''Bu bir füze kalkanı değil, radar üssüdür'' dediğini belirterek, ''Başbakan 'düğme bizde olacak' demişti, sonra 'düğme NATO'da olacak' denildi. 'Hedef İran değil' dendi, hedefin İran olduğu çok net ortada. Hedef İran değil de Papua Yeni Gine mi? AKP bir yandan İsrail'i tehdit eden, öbür yandan da İran'a karşı İsrail'i koruyan bir parti'' dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın hem Yahudi Cesaret Ödülü hem de İslam'a hizmet ödülü aldığını, hangisini iade edeceğini merakla beklediğini ifade eden İnce, birinden birini iade etmesi gerektiğini söyledi. Bir Arap Dergisinin, 'Fransa'nın Libya petrollerinin yüzde 30'unu aldığını' yazdığını hatırlatan İnce, Başbakan'ın Kaddafi'den insan hakları ödülü aldığını, yakında da Fransa'nın kendisine bir devlet nişanı takacağını düşündüğünü ifade etti.


Deniz Feneri Davası

Deniz Feneri davası savcılarının görevden alınmasını savunan bir Hükümet ve Adalet Bakanı'nın olduğunu belirten İnce, şöyle konuştu:

''Görevden alınan savcıların yerine getirilen Harun Kodalak, daha önce Alman adli makamlarının Deniz Feneri davasında adli yardım talebini reddetmiş midir, hangi gerekçeyle reddetmiştir? Kodalak geçmişte AKP'lilerle ilgili hangi davalara bakmıştır? Örneğin Melih Gökçek'in davasını bakmış mıdır, sonuç nedir? Ömer Dinçer'in Çalışma Bakanı olduğu dönemde kendisi ve SGK yöneticilerine açılan davaya bakmış mıdır, sonucu ne olmuştur? Yasadışı dinlemelerle ilgili takipsizlik kararı vermiş midir? Deniz Feneri savcılarının görevden alınmadan önce Başbakan'ın Adalet Bakanı'na 'Deniz Feneri savcıları hala yerinde duruyor mu? Hatta çiftçiye söylediği bir söz vardı, Adalet Bakanı'na da o sözcüğü kullandığı doğru mudur? Deniz Feneri soruşturması esnasında arama yapılacağını ve önlem alınmasın söyleyen köstebek kimdir? Bu köstebeği ortaya çıkarmak görevi hükümetin görevidir. Ama bu köstebek Hükümetin içinde midir ki ortaya çıkarılmıyor? Bu köstebek, dönemin İçişleri Bakanı değilse, medyada adı geçen belediye başkanı değilse, kimdir? Bu sorumluluk Hükümetin değil midir? 2009 yılında bakanların istifasını sundukları bilgisinin 6 bakana doğrulatıldığı haberi çıkmıştı. Sayın Başbakan, 'alır o 6 bakanı kapıyla koyarım, köstebeği barındırmam' demişti. Şimdi o köstebek neden barındırılıyor?''


Deniz Feneri Davasının ''kuşa dönüştürüldüğünü'' iddia eden İnce, ''MASAK'ın hazırladığı raporu, kamuoyuna açıklamaya Başbakan'ın yüreği yeter mi, bu sorularıma cevap verecek bir babayiğit arıyorum'' dedi.

Bu dönemde ''bizden olan sütten çıkmış ak kaşıktır'' mantığının dayatıldığını söyleyen İnce, savcılar üzerinde baskı kurularak ''aklama paklama operasyonu'' yapıldığını belirtti.

İnce, ''bu davada çamaşır makinesi işlevi görenlerin, köstebeklik yapanların Müslümanlıkla ilgileri olmadığını, onların Müslümanlığı sadece siyaset ve ticaret için kullandıklarını, bunların maskelerini düşürmenin CHP'nin en öncelikli görevi olduğunu'' söyledi.


''Burnu sürtülmemiş hiçbir kurum kalmadı"

İnce, bir gazetecinin ''Başbakan bir C planları olduğunu söyledi? nasıl değerlendiriyorsunuz?'' sorusuna, ''Alfabede 29 harf vardır. Bu gidişle Başbakan Z Raporunu alacaktır'' karşılığını verdi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun ''önceliklerinin tutuklu milletvekilleri olduğu'' şeklindeki sözlerinin hatırlatılması üzerine İnce, ''Tabii ki arkadaşlarımıza biz sahip çıkıyoruz. Ayın 19'unda duruşmaları var. Ben, bir grup milletvekili arkadaşımla duruşmaları izlemeye devam edeceğim. Ama Meclisin gündemini iktidar partisi belirliyor. Umarım geçmişte attıkları imzaya bağlı kalırlar'' diye konuştu.

İnce, TÜBİTAK ile ilgili KHK'leri nasıl değerlendirdiği sorusuna karşılık, ''Türkiye'de fethedilmemiş, burnu sürtülmemiş hiçbir kurumun kalmadığını'' söyleyerek, bunun artık bilim kurullarına kadar uzandığını belirtti. İnce, ''Parlamento, Çankaya, Danıştay, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi, Futbol Federasyonu, Fiskobirlik, TÜBA, TÜBİTAK... TÜBA'nın adı artık Tayyübul Ulemaya Bağlılık Akademisi oldu. Böyle bir şey olamaz. Bir insan haddini bilmelidir her şeyden önce. Boğaz Köprüsü'nün nereden geçeceğine sen karar veriyorsun, TÜBA'da hangi bilim adamının olacağına sen karar veriyorsun. Hangi yetkiyle, diplomayla, bilgiyle? Dünyanın hangi ülkesinde bilim adamları üzerinde böyle bir baskı kurulur? Bu bir kompleksin dışa vurumudur aslında. Siz kimsiniz ki TÜBA'ya bilim adamı seçeceksiniz? Herhalde bu YÖK ile TÜBA ile Tayyip Erdoğan'ı da Fahri Ordinaryüs Profesör Doktor yaparlar. Bilim ile siyaset bu kadar iç içe dünyanın hiçbir ülkesinde yok. Papua Yeni Gine'yi bilmiyorum.'' dedi.

İnce, 1 Ekim resepsiyonunun iptal edilmesini nasıl değerlendirdiği sorusuna ise ''Resepsiyonun iptal edilmesinden önce Meclis iptal edilmiş KHK'ler ile... Meclis Başkanı'nın göstermelik bir resepsiyonu iptal etmesi günü kurtarma sevdasıdır. Meclis Başkanını ortaya çıkıp 'Meclisi by-pass edemezsin, bu KHK'ler ile Türkiye'yi yönetemezsin' demesi lazım. Yasamanın başı olarak bunu ortaya koymalıdır. Yoksa resepsiyonu iptal etse ne olur etmese ne olur. Hükümet, Meclis olmadan ülkeyi yönetiyor, buna sesini çıkartsın'' yanıtını verdi.
seyyah1906

davutoğlu:israil'de bu rapor üzerine ne söylenmişse kılıçdaroğlu onu tekrar etmiştir

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun hükümetin İsrail konusunda attığı adımlara yönelik eleştirilerine ilişkin, “Eğer bu açıklamaları Sayın Kılıçdaroğlu’nun yaptığı ifadesini çıkarırsanız, herhalde İsrailli bir yetkili adına da yapılmış gibi okunabilirdi. İsrail’de bu rapor üzerine ne söylenmişse, Kılıçdaroğlu onu tekrar etmiştir, bu çok üzücü” dedi.
Davutoğlu ile Bulgaristan Dışişleri Bakanı Nikolay Mladenov arasında gerçekleştirilen görüşmenin ardından iki bakan ortak basın toplantısı düzenledi. CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun eleştirilerini nasıl değerlendirdiği sorulan Davutoğlu, açıklamaları dikkatlice okuduğunu ve hem yadırgadığını hem de kınadığını ifade ederken, “Eğer bu açıklamaları Sayın Kılıçdaroğlu’nun yaptığı ifadesini çıkarsanız, herhalde İsrailli bir yetkili adına da yapılmış gibi okunabilirdi. İsrail’de bu rapor üzerine ne söylenmişse, Kılıçdaroğlu onu tekrar etmiştir, bu çok üzücü” dedi.


-“İSRAİL’DEKİ ANAMUHALEFET PARTİSİNE BAKSIN”-

Eleştirinin ulusal pozisyon, ulusal çıkarlar gözetilerek yapılması gerektiğini ifade eden Davutoğlu, “İktidarı yıpratayım derken bir milletin, 9 vatandaşını kaybetmiş bir milletin yürütmekte olduğu haklı davaya zarar vermemek gerekir” şeklinde konuştu.

“Bunu Anamuhalefet partisi liderine yakıştırmak mümkün değildir” diyen Davutoğlu, “İsrail’deki Anamuhalefet partisinin tutumuna baksın ve nasıl bir dayanışma içinde olduklarını bir kez de orada görsün” dedi.

Davutoğlu, uluslararası platformlarda bu meselenin takipçisi olduklarını ve sonuna kadar da takipçisi olmaya devam edeceklerini vurgularken, “Kim ne derse desin, kim ne yorum yaparsa yapsın, içeride ya da dışarıda biz bu konudaki haklı tutumumuzu sürdüreceğiz ve gerekli yaptırımları uygulamaya kararlıyız. Gerekiyorsa daha fazla yaptırım uygularız” diye konuştu.

Raporu hazırlayanın BM komisyonu değil bağlayıcılığı olmayan bir komisyon olduğuna dikkat çeken Davutoğlu, bağlayıcı olmamasının nedeninin de Türkiye tarafından rapora imza konulmamış olması olduğunu dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “rapor yok hükmündedir” ifadesinin nedeninin de raporun imzalanmamış olması olduğunu söyleyen Davutoğlu, şöyle devam etti:

“Birleşmiş Milletler’de bir haksızlık oldu diye dönüp Türk hükümetini suçlamak yerine, öncelikle Birleşmiş Milletler’den bunun hesabını sormak gerekir. 74 milyon insan bunun hesabını hem İsrail’den, hem de gerektiğinde bu komisyonu yapanlardan soracaktır, bütün uluslararası platformlarda. Alınması gereken tavır bu.” (ANKA)

8/30/2011

seyyah1906

taşeron firmalar yeni düzenleme sayesinde işcilere kıdem tazminatı ödemekten kaçamayacak

Hükümet çalışma hayatında ‘taşeron sistemine’ neşter atmaya hazırlanıyor. Yapılacak düzenleme ile yaklaşık 500 bin taşeron işçinin sosyal ve özlük haklarıyla ilgili tüm konularda düzenleme gerçekleştirilecek. Bu düzenlemelerin başında ise kıdem tazminatı hakkı, iş garantisi, asgari ücretin üzerinde ücret alma hakkı yer alıyor. 61. Hükümet, ilk icraatlarını çalışma ve sosyal güvenlik alanındaki reformlara ayırdı.
Bu çerçevede, işsizlikle mücadele için istihdam paketi, kamu görevlilerinin ücretlerinin artırılması için toplu sözleşme hakkı ve kıdem tazminatı fonu oluşturulmasına yönelik çalışmalar başlatıldı. Bu çalışmalar sırasında, büyük kısmı kamu kurumlarında çalışan yaklaşık 450-500 bin taşeron işçinin sorunlarına yönelik de düzenleme yapılması gündeme geldi. Bu nedenle, 15 yıldır çözülmeyen taşeron işçilerin sorunlarıyla ilgili kapsamlı yasal düzenleme hazırlanması için çalışmalara başlandı.

Ortak çalışma yürütülecek
Taşeron işçilerle ilgili yapılacak düzenleme, işçi ve işveren temsilcilerinin ortak çalışması sonucu hazırlanacak. Bu kapsamda, taşeron şirketlerin ve işçilerin karşılaştığı sorunlar araştırılıyor. Araştırmanın ardından da, taraflarla birlikte ortak metin hazırlanacak. Yapılacak düzenlemelerin başında ise taşeron işçilere kıdem tazminatı ödenmesi geliyor. Mevcut sistemde, taşeron firmalarda çalışan işçiler kayıt üzerinde her yıl işten çıkarılmış gösteriliyor. Böylece, kıdem tazminatı almalarının önüne geçiliyor. Kıdem tazminatının oluşturulması ile birlikte, bu sorun büyük ölçüde çözülecek. Taşeron işçilerin kıdem tazminatlarını da fon ödeyecek.

Sektörlere göre taban ücret
Taşeron işçilerle ilgili hazırlanacak pakette, kıdem tazminatının dışında maaşlar, sosyal haklar konularında da düzenleme yapılacak. Mevcut sistemde taşeron işçilere ağırlıklı olarak, asgari ücret düzeyinde ödeme yapılıyor. Yeni dönemde, her sektör için taban ücret belirlenecek. Örneğin sağlık sektöründeki, ulaştırma sektöründeki ücretler farklı olacak. Yine işçilerin izinleri de yeniden düzenlenecek. Bunun yanında, taşeron işçilerin ücretlerinin geç ödenmesi veya hiç ödenmemesi gibi durumlara son vermek için de firmalara yönelik yaptırımlar uygulanacak. Örneğin, işçilerin ücretlerini geç ödeyen taşeron firmaların ihalelere girmeleri engellenecek.

YAPILACAK DÜZENLEMELER
Firmalara yönelik denetimler artacak

Taşeron işçilerle ilgili yapılması planlanan düzenlemeler şöyle:

- Taşeron işçiler de kıdem tazminatı alabilecekler. Bu sorun büyük ölçüde, kıdem tazminatı fonu ile çözülecek.

- Taşeron işçilerin alacağı ücretler sektörlere göre değişecek. Ücretler, kadrolu işçilerin seviyesine çıkabilecek.

- Taşeron firmalara yönelik denetimler artacak. Taşeron işçilerin ücretlerini ödemeyen veya geç ödeyen firmalara yaptırım uygulanacak. Bu tür firmaların kamu kurumlarının ihalelerine girmesi engellenecek.

- İzin ve diğer sosyal haklarla ilgili de düzenleme yapılacak. Bu haklar devlet garantisi altına alınacak. Star

8/10/2011

seyyah1906

kılıçdaroğlu bu cehaletten kaynaklanmıyorsa bunun diğer adı da ihanettir

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ''Dış politika stratejiniz eğer ülkenizin yüksek çıkarları, bekası ve sokaktaki insanın refahı bakımından artı değer üretmiyorsa doğru tespit edilmemiş demektir. Cehaletin büyüğü budur. Bu cehaletten kaynaklanmıyorsa bunun diğer adı da ihanettir'' dedi.
CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK) Genel Başkan Kılıçdaroğlu, başkanlığında toplanarak başta Suriye'deki gelişmeler olmak üzere gündemdeki konuları ele aldı. Kılıçdaroğlu, toplantının ardından yaptığı açıklamada, Suriye'deki gelişmeler ve Türkiye'nin yaklaşımı ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bu konudaki sözlerini değerlendirdi. ''Sayın Başbakan hükümetin Suriye politikasını eleştirirken bizim kullandığımız 'taşeron' sözcüğünden bir hayli içerlemiş görünüyor'' diyen Kılıçdaroğlu, devletler arası taşeronluk sözleşmesi olamayacağını, devletlerin kendi kendilerini bu duruma düşürmesinin söz konusu olduğunu söyledi. Kılıçdaroğlu, ''Sayın Başbakan bize cevap yetiştireceğine önce kendi bakanı ile arasındaki üslup ve tutum farkını ortadan kaldırmalı. Sayın Başbakan 'Sabrımızın sonuna geldik' diyor, 'Suriye bizim iç meselemizdir' diyor, Başbakanın bu sözlerinden bütün dünyanın çıkardığı tek sonuç var, 'Türkiye Suriye'ye müdahale etmeyi düşünüyor, hatta müdahale edecek'. Çıkan sonuç bu. Bunlar Batı basınında yazılıyor, çiziliyor'' diye konuştu. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun ise ''Suriye'ye müdahaleyi düşünmüyoruz'' dediğini ifade eden Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Ya aralarında fikir uyuşmazlığı var, ya kafaları karışık ya da Sayın Başbakan'ın sözlerini ciddiye almamamız gerekiyor. Sayın Başbakan sokakta ve sokak ağzıyla politika yapmaktan vazgeçmelidir. Dış politika ciddi bir iştir. Dış politika hem sokakta yapılmaz hem de sokağın duygularıyla yapılmaz. Dışişleri Bakanı son uyarı için Şam'a gidiyor, iktidar partisinin bir sözcüsü aynen şöyle diyor, 'Davutoğlu Şam'dan dönünce bir yol haritası çizeceğiz'. Başbakanı da, bakanı da, açıklama yapan iktidar partisinin sözcüsünü de ciddiyete davet ediyoruz. Sizin bir yol haritanız bile yokken neye dayanarak komşunuzu uyarıyor, tehdit ediyorsunuz. Bizim söylediğimiz gayet basit, sorumuz ise açık ve nettir. Siz Suriye sorununda böylesine taraf konumuna girerken, bu sorunu yönetiyor gibi ortaya çıkarken bütün dünyaya 'Türkiye savaşa giriyor, Suriye'ye müdahale gündemde' imajını verirken hedefiniz neydi? Ne yapmak istiyorsunuz, kimin adına yapıyorsunuz? Bunu neden TBMM ile TBMM'de grubu bulunan partilerle anamuhalefet partisiyle paylaşmıyorsunuz?'' -''ABD BÜYÜKELÇİSİ'NİN BİLDİĞİNİ BİZ BİLMİYORUZ'' Konuşmasında Başbakanlıkta yapılan güvenlik toplantısına da değinen Kılıçdaroğlu, ''Ankara'da bir güvenlik zirvesi yapıyorsunuz daha bakanlarınız ayrılmadan ABD Büyükelçisi oraya adeta bir baskın yapıyor. Yani bir başka zirveyi de büyükelçiyle yapıyorsunuz'' ifadesini kullandı. Kılıçdaroğlu, ''Zirve öncesi, zirve sonrası ABD Büyükelçisinin bildiğini biz bilmiyoruz. TBMM Başkanı da bilmiyor. Parlamento da bilmiyor, parlamentoda grubu olan partiler de bilmiyor. İşte sorun bu. Siyasete, nezakete sığmayan sözlerle bize saldırmanızın nedeni de bu'' dedi. Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle tamamladı: ''Siz de çok iyi biliyorsunuz ki böylesine angaje olduğunuz bir konuda yol haritanızı daha sonra çizeceksiniz. Yani siyasi bir hedefiniz yoksa siz başkalarının siyasi hedeflerine taşeronluk yapıyorsunuz demektir. Libya'da da böyle olmadı mı? 'NATO'nun Libya'da ne işi var?' diyen siz değil miydiniz? Daha sonra NATO'nun müdahalesine destek olarak tıpkı Irak da olduğu gibi yüzlerce Müslüman'ın öldürülmesine, okyanusta boğulmasına katkıda bulunmadınız mı? Dış politika stratejiniz eğer ülkenizin yüksek çıkarları, bekası ve sokaktaki insanın refahı bakımından artı değer üretmiyorsa doğru tespit edilmemiş demektir. Cehaletin büyüğü budur. Bu cehaletten kaynaklanmıyorsa bunun diğer adı da ihanettir. Meclis'ine, anamuhalefetine, halkına değil de Batının egemen güçlerine bilgi vermeyi düstur edinenler egemen güçlerin taşeronluğunu yapanlardır. Sizinki toplum vicdanının isyanı sonucu suçluların ve suçlunun telaşıdır. Bu aynı zamanda taşeronluğun tescilidir.''

8/04/2011

seyyah1906

muharrem ince'nin anayasa mahkemesi önündeki açıklaması diktatörlerin sonu kafes oluyor

Grup Başkanvekili Muharrem İnce, hükümete Kanun Hükmünde Kararnameleri (KHK) çıkarma yetkisi veren yasa kapsamında yürürlüğe giren bazı KHK’nin iptali istemiyle Anayasa Mahkemesine başvurdu.
İnce, Anayasa Mahkemesi’ne gelerek dava dilekçesini verdi.

Başvuruda, hükümete KHK çıkarma yetkisi veren yasa kapsamında yürürlüğe giren bazı KHK’ların iptali ve yürürlüğünün durdurulması isteniyor.
chp'li muharrem incenin anayasa mahkemesi önünde gazetecilere yaptığı açıklamanın video görüntüleri








7/18/2011

seyyah1906

suriyeli muhalifler beşar esada karşı istanbulda gölge hükümet kurma kararı aldı

İstanbul'da cumartesi günü düzenlenen Suriye Ulusal Kurtuluş Konferansı'nda 300'den fazla Suriyeli muhalif bir araya geldi. Konferansta, Devlet Başkanı Beşar Esad yönetimiyle mücadeleye nasıl devam edeceklerini masaya yatıran muhalifler, hararetli bir tartışmanın ardından birlikte hareket etme kararı aldı.

Konferansta bu amaçla Esad yönetiminin devrilmesi halinde geniş tabanlı bir hükümetin oluşturulması hedefiyle çalışmalarda bulunacak bir konsey kuruldu.
Katılımcılar, buluşmada zaman zaman görüş ayrılıklarının çıktığını ve hararetli tartışmalar yaşandığını belirterek uzlaşma sağlamanın zor olduğuna dikkat çekti.

Diğer muhalif gruplara da ulaşmak üzere çalışma yürüteceklerini belirten katılımcılar, bundan sonra daha örgütlü bir şekilde hareket etmeyi planlıyor.

Çalışmalar hemen başlıyor

Kurulması kararlaştırılan 25 üyeli konsey ve 11 üyeli komite ise çalışmalarına hemen başlayacak. Söz konusu komite, “gölge hükümetin” kurulması hedefiyle toplanacak yeni bir konferansın organize edilmesi için çalışmalar yürütecek.

Hedeflenen “gölge hükümetin”, Suriye'deki Esad rejiminin devrilmesi halinde geçiş döneminin yönetimini üstlenmesi öngörülüyor.

Şam'daki konferans iptal edildi

Suriyeli muhalifler, İstanbul'daki konferansla eşzamanlı olarak başkent Şam'da da bir araya gelmeyi planlıyordu, ancak bir gün önce kentte meydana gelen şiddet olayları nedeniyle buluşma iptal edildi.

Konferansın düzenleneceği yerde cuma akşamı polisle protesto göstericileri arasında yaşanan çatışmada 9 kişinin hayatını kaybettiği, 100'den fazla kişinin de yaralandığı bildirilmişti.

Clinton'dan Suriye açıklaması

Libya Temas Grubu'nun toplantısına katılmak üzere cuma günü İstanbul'a giden ve toplantının ardından hafta sonu Türk yetkililerle bir araya gelen ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Suriye konusunda da açıklamalarda bulundu.

Clinton, “Suriye'nin geleceği, Suriye halkına bağlıdır. Ancak muhalefetin bir araya gelme çabası ve bir gündem oluşturma çabası, siyasi reformun çok önemli bir parçasıdır. Bunun daha sorumlu, daha hesap verilebilir hükümetlere yol açtığını düşünüyoruz” şeklinde konuştu.

Şiddet olayları sürüyor

Suriye'de ordu birliklerinin muhalifleri durdurmaya yönelik operasyonları sürüyor. Suriyeli aktivistler, Suriye birliklerinin, Lübnan sınırı yakınındaki Zabadani kasabasına girdiğini ve iki gün içinde yüzlerce kişinin gözaltına alındığını bildirdi.

Muhaliflerin açıklamalarına göre, yaklaşık 2 bin kişiden oluşan asker ve diğer güvenlik güçleri mensupları, kasabanın telefon, internet ve elektriğini kesti.

Mülteciler geri dönüyor

Bu arada Türkiye'ye sığınan Suriyelilerin geri döndükleri bildiriliyor. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), olaylar nedeniyle ülkelerine dönen Suriye vatandaşı sayısının 7 bin 209 olduğunu açıkladı. Bugüne kadar Türkiye'ye 15 bin 666 Suriyeli'nin geldiği ifade edilen açıklamada, 8 binden fazla Suriyeli'nin ise hâlâ mülteci kamplarında bulunduğu belirtildi.

© Deutsche Welle Türkçe

DW/AFP/dapd/Reuters,HK/BE

7/15/2011

seyyah1906

bdp'li hasip kaplan türkiye bu gerilimi gerginliği ve bu provokasyonu yaşarken meclis tatile giremez

Diyarbakır Silvan'da yaşanan çatışma ve sonrasındaki iddialarla iligli BDP'den açıklama geldi.

BDP Grup Başkanı Selahattin Demirtaş yaptığı yazılı açıklamada, Diyarbakır'ın Silvan ilçesinde 13 askerin şehit olduğu, 7 askerin yaralanmasıyla sonuçlanan çatışmadan dolayı derin üzüntü duyduklarını söyledi. Olayda yaşamını yitirenlere Allah'tan rahmet yakınlarına başsağlığı ve yaralılara da acil şifalar dileyen Demirtaş, şunları söyledi:
"Savaşın, çatışmanın, ölmenin ve öldürmenin bir sorun çözme yöntemi olmaktan çıkmamış olması, bizlere bu acıları yaşatan en temel nedendir. Ülkenin en önemli sorununun bu gençlerin omuzlarına yüklenmesi haksızlığı da, hükümet başta olmak üzere siyasetin ve bütün siyasetçilerin sorumluluğundadır. Bu acıları unutmadan, ancak acılarımızı 'düşmanlık' dili oluşturmak için de kullanmadan barışı sağlamak her birimizin bütün ülkeye karşı boynunun borcudur. Ancak maalesef ki olayın duyulmasından bu yana yapılan açıklamalar ve gösterilen tepkiler Partimizi doğrudan hedef almakta, yaşanan olayın yarattığı acı ve hüzün ortamından yararlanılarak asıl sebeplerin üstü örtülmekte, neredeyse çatışmaya BDP girmiş gibi bir hava estirilmektedir.Bu haksız hedef gösterme furyasına TBMM Başkanından, hükümet temsilcilerine kadar sorumluluk mevkiinde olup da hesap vermesi gereken herkes dahil olmuştur. Bu süre içerisinde Ankara, Mersin, Bursa ve Elazığ il-İlçe binalarımızın da aralarında bulunduğu bazı parti teşkilatlarımız saldırıya uğramış, yakılmıştır."
"Çatışma bütün yönleriyle soruşturulup açığa çıkarılmalı"

Olayın en büyük ve onarılmaz kaybının yaşamını yitiren gençler olduğunu, siyasi polemikler, nutuklar ve karşılıklı suçlamaların yüreği yangın yerine dönmüş ana babaların acılarına derman olmayacağını söyleyen Demirtaş, "Ancak yüreği evlat acısıyla yanan anaların bile 'akan kan dursun' şeklindeki kutsal sözlerine karşılık aynı sağduyunun binde birini siyasetçilerde göremiyoruz. Bu vesileyle öncelikle herkesin ve herkesimin, bu süreçte kullandığı, kullanacağı dilin çatışmayı, gerilimi tırmandırmaya değil, riske giren barış arayışlarına cesaret verici olmasını diliyoruz. Bütün barış süreçleri tehlike ve tehditlerle örülü olmuştur. Ancak barış, sadece ve sadece o'na yürekten inanan ve bütün engellere rağmen o'na doğru yürümekte ısrar eden toplumlara daha erken gelmiştir. Biz de er veya geç kendi barışımızı inşa edeceğiz, ama bunun geç olmaması için biz dahil herkese sorumluluklar düşmektedir. Yaşanan bu olayın insani yönünü ve bizlerde yarattığı acı etkisini değiştirmese bile, en azından bundan sonraki muhtemel riskleri önleme açısından söz konusu çatışmanın bütün yönleriyle soruşturulup açığa çıkarılması önemlidir" dedi.



Yaşanan olayın bir pusu olmadığı iddialarını da gündeme getiren Demirtaş şunları kaydetti:
"Yaşanan olayın bir pusu olmadığı, operasyona çıkan askeri birliğin bir noktada PKK ile çatışırken başka bir noktada askerlerin bulunduğu bir mevkiye savaş uçaklarından -veya helikopterlerden- atılan bombaların yarattığı büyük yangınla askerlerin yaşamını yitirdiği, bu iddialara dair konuşmaların askeri telsizlerde komutanlar arasında geçtiği ve bu konuşmaları korucuların da duyduğu şeklinde vahim iddialar kamuoyuna yansımıştır. Bu vesileyle sayın Başbakan'a çağrımızdır; Bu olayın başka siyasi gerilimlere ve çatışmalara yol açmaması, bütün boyutlarıyla açığa çıkarılması için soruşturma başlatılmalıdır. Otopsi raporları, telsiz konuşma kayıtları kamuoyu ile paylaşmalıdır, gerçekler ortaya çıkarılmalıdır. Eğer iddialar doğruysa; sorumluluğu, ya da ihmali olan varsa hesap sorulması sağlanmalıdır. Adil bir soruşturma neticesinde ortaya çıkacak gerçek her neyse, her birimiz bunun sonuçlarından dersler çıkararak önümüzdeki süreçte daha etkili bir barış siyaseti üretebiliriz. Ancak gerçeklerin üstü örtülürse bu durum herkeste güvensizliğe ve karamsarlığa yol açacaktır. Kamuoyundaki bu kaygıların giderilmesi için hükümet üzerine düşen sorumluluğun gereğini yerine getirmelidir."

BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan, Muş Milletvekili Sırrı Sakık, BDP il yöneticilerinden Şengül Çelik ve Çağdaş Hukukçular Derneği Başkanı Selçuk Kozağaçlı ile dün gece saldırı düzenlenen partisinin Ankara İl Başkanlığı binasında, basın açıklaması yaptı.

Diyarbakır'daki saldırı dolayısıyla büyük bir üzüntü yaşadıklarını ifade eden Kaplan, ''Gerçekten 20 insanımızı yitirmenin hem üzüntüsünü hem acısını yaşarken, Allah'tan kendilerine rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum'' diye konuştu.

Kaplan, dün Mecliste, BDP ve AKP temsilcileri arasında yapılan görüşmelerde, ''çözüm yakın olduğu zaman, barış yakın olduğu zaman, demokratik çözüm ve yeni anayasa olgusu yakın olduğu zaman daima provokatörler hareket geçmiştir'' dediklerini ifade ederek, o görüşmenin yapıldığı saatlerde, Diyarbakır'da yaşanan acı olayın haberi geldiğini ifade etti.

Diyarbakır'daki olayın ''sıradan bir olay olmadığını'' anlatan Kaplan, şöyle konuştu:
''Türkiye bu gerilimi, gerginliği ve bu provokasyonu yaşarken Meclisin tatil yapma hakkı yoktur. Meclis bu koşullarda tatile giremez. Onca sorun yaşanırken çözümün adresi Meclisin tatil yapma keyfi yoktur. Bu sorunun mutlak surette çözüm yeri Meclis olduğuna göre, Meclisin tatile girmeden bu sorunu konuşması gerektiğini düşünüyoruz. Bu olayın derhal açıklığa kavuşması lazım. 13 askerin yanarak ölmesi soru işaretleri bırakıyor ve bu konuda çok ciddi iddialar var. Eğer bizim helikopterlerimizin ve uçaklarımızın bombardımanı sonucu askerler ölmüşse bu çok vahimdir ve bir hükümeti istifa ettirecek noktaya kadar ciddi vahim bir olaydır. Bunu çok ciddi olarak meclisin derhal komisyon kurarak takip etmesi gerekiyor.''

Parti ile binasına yapılan saldırıyı da kınayan Kaplan, ''Başkentin göbeğinde, güvenlik noktalarının çok yakınında bir il binamızın saldırıya uğraması çok ciddi provokasyonlar zincirinin devamıdır'' dedi.

''Türk Kürt halkı arasında bir çatışma yaratmak isteyenlerin hevesini kursaklarında bırakma konusunda kararlı olduklarını'' anlatan Kaplan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Hiçbir güç, hiçbir provokasyon Türk ve Kürt halkının birbirini boğazlaması sonucunu doğurmayacaktır. Bizim bin yıllık kardeşiliğimizi ve sorunlarımızı kendi içimizde çözmek inancındayız ve zorundayız. Siyasetin biraz cesur olması lazım. AK Parti'nin, Başbakanın biraz cesur olması lazım. Anamuhalefet liderinin artık biraz cesur olması lazım. Bu ülkenin her köşesinde provokasyonlar kol gezerken, hiçbirimizin 'Meclis tatil yapsın, vekiller tatil yapsın' deme hakkı yoktur. Hükümeti bu saldırı ve benzeri saldırılara karşı uyarıyoruz. Bütün siyasi sorumluğuyla hükümet bunun cevabını vermek zorundadır.''

Kaplan, bir gazetecinin ''Meclis tatile girmesin diyorsunuz. BDP milletvekilleri yemin edecek mi'' sorusu üzerine, AKP ve BDP arasındaki görüşmelerin ardından dün itibariyle iki mutabakat metni sunulduğu anımsatarak, ''Bir mutabakat metnin cümlesine takılan bir iktidar, 'milletin iradesi özgürce meclise yansısın' diyen cümleyi çıkarın dediği için mutabakat sağlayamadık. En kısa zamanda bunun da değerlendirmesi yapılacaktır. Bu tarihi günlerdeki gelişmeler de dikkate alınacaktır'' diye konuştu.



"İnadına 'barış' diyeceğiz"

Muş Milletvekili Sırrı Sakık da Diyarbakır'daki olay duyulduğunda herkesin yüreğinin ağzına geldiğini belirterek, ''Bu ülkenin dokularıyla oynamak isteyenler var'' dedi. Bu olup bitenlerin bütün sorumlusunun ''siyaset dünyası olduğunu'' vurgulayan Sakık, şöyle konuştu:
''Burada AKP'sinden, CHP'sinden, MHP'sinden herkes sorumludur ama biz BDP olarak da sorumluluğumuz var. Biz de iyi örgütlenemedik. Bu savaşa karşı büyük bir birlik oluşturamadık. Büyük bir blok oluşturabilseydik sesimiz daha gür çıkardı. Siyaset dünyası meclisi tatile değil göreve çağırmalıdır. Bu Meclis 1920 ruhuyla hareket etmelidir.''

''Tam umutların yeşerdiği, İmralı'da görüşmelerin başladığı dönemde böyle bir hareketin 14'ünde gerçekleştirilmesi düşündürücüdür'' diyen Sakık, vicdan sahibi olan herkesin bu süreci mercek altına alması gerektiğini ifade etti. Ülkede barışı sağlamanın herkesin görevi olduğunu anlatan Sakık, ''İnadına 'barış' diyeceğiz. İnadına 'kardeşlik' diyeceğiz. Her kim asker ve gerilla acısı arasına ayrım koyuyorsa namerttir. Kim ki askerin acısını yüreğinde taşımıyorsa namerttir. Kim ki, gerillanın acısını yüreğinde taşımıyorsa o da namerttir'' ifadelerini kullandı.

Sakık, TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in ''Herkes safını belirlesin'' sözünü hatırlatması üzerine, ''Bizim safımız silahın ve şiddetin olmadığı demokrasi ve özgürlükler safıdır'' dedi. Hasip Kaplan ise ''Bizim safımız Türkiye halkının yanıdır, demokrasidir, özgürlüktür. Kimse faşist, ırkçı, katliamcı, darbeci bir saf seçeceğimizi sanmasın. Safımız çok nettir. Özgürlüklerinin Türkiye halkının safındayız'' diye konuştu.



"Türkiye'de artık kimse kan ve gözyaşı istemiyor"

Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) İl Başkanı Cihan Yılmaz, BDP İl Merkezi'nde yaptığı açıklamada, Diyarbakır Silvan'da yaşanan olayların hemen ardından birtakım kişilerin toplumsal kaos yaratmak adına tahrik edici açıklamalarda bulunduğunu söyleyerek, bu gibi durumlarda insanları yanlışa sürükleyebilecek sert açıklamalardan kaçınılması gerektiğini vurguladı.

Olayların demokratik yol ve barışçıl çözümler ile aşılabileceğini ifade eden Yılmaz, şunları kaydetti:


''Hepimize düşen ilk görev aklı başında yaklaşımlar ve sağduyulu açıklamalarla insanları terörize etmekten kaçınmaktır. Türkiye'de artık kimse kan ve gözyaşı istemiyor. Annelerin, babaların ağlamalarına bir son verilmeli. Bunun da tek yolu barış ve demokrasiden geçiyor. Türkiye genelinde demokratik bir anayasa isteğine yönelik mitingler düzenliyorduk. Mersin'de dün gerçekleştirdiğimiz mitingi de Diyarbakır Silvan'dan gelen haberlerin ardından yarıda kestik. Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku'nun Türkiye genelindeki tüm etkinlikleri iptal edildi.''

7/14/2011

seyyah1906

cemil çiçek'ten 13 şehit tepkisi artık herkesin safını iyi belirlemesi lazım ya demokrasiden yana olacağız ya da

Meclis Başkanı Cemil Çiçek, Diyarbakır’ın Silvan ilçesinde çıkan çatışmada 13 askerin şehit olmasını değerlendirdi.

TBMM Başkanı Cemil Çiçek, Diyarbakır'daki terör saldırısına ilişkin olarak, “Bir taraftan demokrasi, bir taraftan barış ve özgürlük ama öbür tarafta da kan, kin ve vahşet... Artık herkesin safını iyi belirlemesi lazım. Ya demokrasiden yana olacağız ya da bu türlü kan ve kin kusanlarla beraber olacağız” dedi.

“Böyle vahşi bir olayı, bugün bu vesileyle öğrenmiş olduk” diyen Çiçek, Türkiye'nin bir terör belası bulunduğunu söyledi. Cemil Çiçek, “Bir taraftan demokrasi, bir taraftan barış ve özgürlük ama öbür tarafta da kan, kin ve vahşet... Artık herkesin safını iyi belirlemesi lazım. Ya demokrasiden yana olacağız ya da bu türlü kan ve kin kusanlarla beraber olacağız” diye konuştu.
Şehitlere Allah'tan rahmet, yaralılara acil şifalar dileğinde bulunan Çiçek, şöyle devam etti:

“Milletimizin, hepimizin başı sağolsun. Temenni ederim ki bu son üzücü olay olsun ama maalesef Türkiye geliştikçe, büyüdükçe, bölgesinde söz sahibi oldukça bundan rahatsız olanlar var. Bu rahatsız olanların kullandığı en uygun enstrüman da terör örgütüdür. Hep ifade ettim ki bu terör örgütü, hiçbir zaman Kürt vatandaşlarımızı o bölgenin insanlarını temsil etmiyor. Bunlar uluslararası güçlerin menfaatine hizmet eden, onun için kan döken, kin kusan, bir vahşet örgütü. Bunu artık hepimizin, herkesin çok daha iyi anlaması lazım. Herkesin de safını bu manada çok daha iyi netleştirmesi gerekiyor. Zannediyorum bu konu ile ilgili çok yönlü değerlendirme yapılıyor, yapılacak.”

Çiçek, bir gazetecinin, “Bugün BDP'liler ile görüşme vardı. Bir uzlaşma sağlanamadı ama yemin edilebilir gibi mesajlar da veriliyordu” sözleri üzerine, “Herkesin olup bitenlerden ders çıkarması ve nasıl kullanıldığını herkesin çok iyi anlaması lazım. Bu gelişmelerden hiç kimse fayda umamaz. Bu gelişmelerden bu topraklarda yaşayan 74 milyon insanın menfaati olamaz” şeklinde konuştu.

Bu tip eylemlerin başkasının menfaatine hizmet ettiğini vurgulayan Çiçek, “İnşallah aklına başına almayanlar varsa o manada bu son üzücü olay herkesin aklına başına getirir ve safını tercih eder. Ya demokrasiden yana haktan hukuktan yana olacak ya da kan ve kin kusan tarafta olacak” dedi.

HÜKÜMET NE YAPMAK İSTEDİĞİNİ ORTAYA KOYMALI

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Diyarbakır’da şehit olan askerler için başsağlığı dilerken “Hükümet zaman geçirmeden terörle mücadele konusunda ne yaptığını, ne yapmak istediğini açıklıkla ortaya koymalı ve kamuoyunu bilgilendirmelidir” dedi. Kılıçdaroğlu, CHP Genel Merkezi’nde il başkanlarına vereceği yemeği de gelen şehit haberleri üzerine iptal etti.

Kılıçdaroğlu, Diyarbakır’da 13 askerin şehit, 2’si ağır olmak üzere 6 askerin de yaralandığını büyük bir üzüntüyle öğrendiğini belirterek şöyle dedi:

“Özellikle belirtmek istiyorum ki, terör bir insanlık suçudur. Terörle bir yere varılamayacağı, herhangi bir sonuç alınamayacağı çağdaş dünyanın kabul ettiği bir gerçektir. Bu süreçte önemli olan AKP Hükümeti’nin terörle mücadele konusunda ne yaptığı, hangi adımları attığıdır. Israrla belirttiğimiz gibi, başta Anamuhalefet olmak üzere milli iradenin tecelligahı TBMM ve kamuoyu AKP’nin kimlerle neleri konuştuğunu, neyin pazarlığının yapıldığını bilmemektedir.”

Hükümet’i zaman geçirmeden terörle mücadele konusunda ne yaptığını, ne yapmak istediğini açıklıkla ortaya koymaya ve kamuoyunu bilgilendirmeye çağıran Kılıçdaroğlu, “Terörü ve bugün hepimizi derinden üzen terörist saldırıyı şiddetle kınarken, şehitlerimize rahmet, ailelerine ve Genelkurmay Başkanı Orgeneral Işık Koşaner’in şahsında Türk Silahlı Kuvvetlerine başsağlığı, yaralı askerlerimize de acil şifalar dilerim” dedi.

Bu arada CHP il başkanları ile genel merkez bahçesinde yapılması planlanan yemek de gelen haber üzerine iptal edildi.

7/13/2011

seyyah1906

hükümet ustalık döneminde kıdem tazminatını kaldırmaya hazırlanıyor on yıldan önce tazminat olmayacak

İşveren yeni kurulacak bu fona her ay personel başına belli bir yüzde oranında prim ödeyecek. İşten çıkarılan çalışan, tazminatını patronu yerine bu fondan alacak. Fon, devlet güvencesinde olacak. Hükümet part time işçi, evden çalışma, çağrı üzerine çalışma gibi işçi kesiminin tepki gösterdiği çalışma modellerini de hayata geçirecek.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın açıkladığı yeni programa göre, hükümet yeni iktidar döneminde kıdem tazminatını kaldırmaya kararlı. 61. Hükümet Programı’nın işsizlikle mücadeleye ayrılan bölümünde kıdem tazminatınının kaldırılacağı ve yerine bir fon kurulacağı ilan edildi. Programda, “İşçilerin büyük çoğunluğunun alamadığı, işletmelerin üzerinde ödeme baskısı oluşturan, çalışma hayatının en önemli soru alanlarının başında gelen kıdem tazminatı sorunu, kazanılmış hakları koruyan ve bütün işçilerin kıdem tazminatı garanti altına alan bir fon oluşturularak çözülecek” denildi.
Vatan Gazetesi'nin haberine göre, programın Meclis görüşmelerinin başlamasının ardından dün Çalışma Bakanı Faruk Çelik, Türk-İş, DİSK, Hak-İş ve TİSK’ten oluşan Üçlü Danışma Kurulu’nu topladı. Üçlü Danışma Kurulu, hükümetin kıdem tazminatı fonunu kaldıracağına ilişkin taahhüdünün gölgesinde toplandı.


Esnek çalışma geliyor

61. Hükümet programında esnek çalışma modellerinin hayata geçirileceği açık şekilde ifade edildi. Bu kapsamda geçtiğimiz yıllarda sık sık gündeme gelen ve gördüğü tepki nedeniyle yasalaşmayan, en son da Torba Yasa’dan çıkarılan “esnek çalışma” düzenlemelerinin bu kez hayata geçirileceği anlaşılıyor. Bu kapsamda hükümet “part time işçi”, “evden çalışma”, “çağrı üzerine çalışma”gibi işçi kesiminin büyük tepki gösterdiği çalışma modellerinin yasalara konulmasında kararlı olduğunu da ifade etmiş oldu. Çalışma Bakanı Ömer Dinçer, geçtiğimiz hafta görevini Faruk Çelik’e devretmeden kısa süre önce aynı konuda bir açıklama yapmış ve ‘Esnek Çalışma Yasası’nın önemine değinmişti. Yasa Tasarısı’nın yarım zamanlı veya kısa süreli işlerde veya evden çalışanların, özellikle kadın ve gençlerin yararına olduğunu belirten Dinçer, tüm taraflardan destek istemişti.

Baskı oluşturuyor

Programda bu konuyla ilgili, “İstihdamın artırılması ve kayıtdışının azaltılması amacıyla “güvenceli esneklik” anlayışı ve işi değil insanı koruma ilkesi çerçevesinde işgücü piyasamızın katılıklarını gidererek başta genç, kadın ve vasıfsız işgücümüz olmak üzere işsizlerimize nitelik kazandırarak, işe girişi kolaylaştıracağız” denildi. Ardından ise kıdem tazminatının kaldırılacağı, “İşçilerimizin büyük çoğunluğunun alamadığı, işletmelerin üzerinde ödeme baskısı oluşturan, çalışma hayatının en önemli sorun alanlarının başında gelen kıdem tazminatı sorununu, kazanılmış hakları koruyan ve bütün işçilerin kıdem tazminatlarını garanti altına alan bir fon teşkil etmek suretiyle, sosyal taraflarla istişare içinde çözeceğiz” ifadeleriyle ilan edildi.

Çalışma Bakanlığını devralan Faruk Çelik, dün ilk Üçlü Danışma Kurulu toplantısını Türk İş, DİSK, Hak-iş ve TİSK temsilcilerinin katılımıyla bakanlıkta gerçekleştirdi. Kıdem Tazminatı’yla ilgili kararın yer aldığı hükümet programı Meclis gündemindeyken toplanan Üçlü Danışma Kurulu, dünkü toplantıda bu konuyu masaya getirmedi. Toplantının ardından bir açıklama yapan Bakan Çelik, “Kıdem tazminatı konusu bir takvime bağlandı mı?” sorusuna, “Bugün gündemimize gelmedi ama çalışma hayatının önündeki bütün konuları rahatlıkla tartışabileceğimiz ortamın olduğunu söyleyebilirim” karşılığını verdi.


Konfederasyonlar grev nedeni sayıyor

Kıdem tazminatının kaldırılmasını daha önce ‘genel grev’ nedeni sayacağını açıklayan Türk-İş ve DİSK’in bu gelişme karşısında alacağı tutum merakla beklenirken Hak-İş’in teklife karşı çıkmadığı biliniyor. Hükümet geçen yılki toplantılarda, “Yeni bir Fon kuralım, çalışanın tazminatı buradan ödensin” teklifi getirmişti. Bununla ilgili çalışma yapılmış, formül ortaya konulmuştu. Formül, şöyleydi: “İşverenin yeni kurulacak fona her ay personel başına belli bir yüzde oranında prim ödesin, işten çıkarılan çalışan, tazminatını patronu yerine bu fondan alsın. Fon, devlet güvencesinde olsun. Kendisi için 10 yıl prim ödenen kişiler ise işten çıkarılmasa bile istediği an fondaki parasını alabilsin. Emekli olanlar da kıdem tazminatını fondan alsın. Fonun kurulduğu tarihe kadar olan alacaklar kazanılmış hak olacağından patron tarafından ödensin.” Sendikalar ise hiçbir teklifi tartışmayacaklarını belirterek “Kıdem Tazminatı’na dokundurtmayız” açıklaması yapmıştı.

7/03/2011

seyyah1906

boston globe politikacıları taşlayan veya küçük düşüren vatandaşların başları derde girebilir

ABD'nin önde gelen gazetelerinden Boston Globe, "Amerika hala bir fenerdir" başlığını ile yayımladığı başyazısına soğuk savaş dönemine ait, ABD'yi ziyaret eden Sovyet vatandaşına ilişkin fıkra ile başladı.

Amerikan özgürlüğünü anlatmaya çalışan Amerikalı, "'Ronald Reagan savaş kışkırtıcısıdır' yazılı bir pankartla Beyaz Saray önünde durabilirim ve bana kötü bir şey olmaz" der. Bunun üzerine Moskova'dan gelen ziyaretçi, "Nolmuş yani? Ben de, Kremlin önünde 'Ronald Reagan savaş kışkırtıcısıdır' diyen bir pankartla durabilirim ve bana da kötü bir şey olmaz" karşılığını verir.
Fıkranın ardından, "Siyasi liderleri eleştirme özgürlüğü, hürriyetin temel bir unsuru" ifadesini kullanan gazete, siyasileri eleştirme özgürlüğünün ne Sovyetler Birliği'nde ne de Putin yönetimindeki Rusya'da var olduğunu belirterek, "Kremlin'deki gücü elinde tutan eski KGB ajanını açıkça eleştiren gazetecilerin başlarına kötü şeyler geldiği"ni yazdı.
Konuyla ilgili Türkiye'yi de ele alan gazete, "Avrupa Birliği'ne katılmaya ciddi bir aday olan Türkiye'de bile politikacıları taşlayan veya küçük düşüren vatandaşlar, başları derde girebilir" görüşünü öne sürdü.

Bu bağlamla "Recep Tayyip Erdoğan'ın başbakan olduğu 2003 yılından beri kendine hakaret ettikleri gerekçesiyle birçok kişi hakkında dava açtığı" vurgulanan başyazısında yargılananların 2 yıla kadar hapis cezalarıyla karşı karşıya bulunduklarına da dikkat çekildi.

Başyazısında Erdoğan'ın davacı olduğu insanların arasında bir "öğrenci tiyatro grubu", "işsiz erkek ile kız kardeşi" ve bir "karikatürist"in bulunduğu belirtildi. Boston Globe, "hükümet yetkililerini eleştirme veya taşlama özgürlüğü, hürriyetin vazgeçilmez bir parçasıdır ve Rusya ile Türkiye dahil olmak üzere, demokrasiyi hedefleyen tüm ülkelerde saygı gösterilmelidir" değerlendirmesini yaptı.

7/01/2011

seyyah1906

almanya dışişleri bakan yardımcısı meclisteki yemin krizinin çözülmesi çok önemli

Alman Meclisi Avrupa Birliği İşleri Komisyonu’nun kamuya açık olan oturumunda, Türkiye’de 12 Haziran’da yapılan seçimlerin sonuçları ve son gelişmeler değerlendirildi. Hükümet adına konuşan Almanya Dışişleri Bakan Yardımcısı Werner Hoyer, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaşanan yemin krizinin aşılmasının önemli olduğunu, aksi takdirde parlamentonun meşruiyetinin zarar görebileceğini belirtti. Türkiye’nin Kuzey Afrika ve Ortadoğu’da yaşanan sorunların çözümünde önemli bir rol oynayabileceğini kaydeden Hoyer, Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle’nin cuma günü Türkiye’ye yapacağı çalışma ziyaretinde bu konunun da görüşüleceğini söyledi.
Yemin krizi

Almanya Dışişleri Bakan Yardımcısı Werner Hoyer, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nde yaşanan yemin krizinin sonuçları konusunda bir değerlendirme yapmak için henüz erken olduğuna işaret etti. Hoyer, bu krizin aşılmasının önem taşıdığını vurguladı. Hür Demokrat Partili Hoyer, "şimdi bu beklenmedik krizin aşılması önem taşıyor. Çünkü aksi takdirde yeni meclisin daha baştan meşruiyetinin zarar görme olasılığı beni kaygılandırıyor" dedi.

En önemli iş yeni anayasa

Alman Meclisi Avrupa Birliği İşleri Komisyonu’nda Türkiye’deki seçim sonuçlarını değerlendiren Hoyer, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin seçimlerden zaferle çıkmasının süpriz olmadığını söyledi. Hoyer, Adalet ve Kalkınma Partisi’nin üçte ikilik çoğunluğu sağlayamaması nedeniyle anayasa değişikliği gibi önemli kararlarda muhalefet partilerinin işbirliğine ihtiyaç duyacağına da dikkat çekti. Hoyer, oylarını artıran Cumhuriyet Halk Partisi’nin orta vadede güçlü bir muhalefet partisi olacağına ve Adalet ve Kalkınma Partisi’ne rakip olacağına inandığını söyledi. Yeni kurulacak hükümetin en önemli projesinin yeni bir anayasa olacağını söyleyen Hoyer, sözlerini şöyle sürdürdü. ”Erdoğan seçim gecesi yaptığı balkon konuşmasında (anayasa değişikliği için) diğer partilerle işbirliği yapacağını ve sivil toplumu da bu tartışmalara dahil edeceğini ifade etti. Ancak burada diğer partilerin ne kadar uzlaşmaya hazır olduğu ve geniş katılımlı toplumsal bir tartışma yürütülmesi belirleyici olacak. Bu sürecin ne kadar başarıya ulaşacağını şimdiden değerlendirmek zor. Uzmanlarımız bu tartışmaların başarısızlığa uğrayabileceğini de göz önünde bulunduruyor.”

Hür Demokrat Partili Hoyer, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Türkiye’ye uzun vadede başkanlık sistemi getirme planlarının da bu seçim sonuçlarıyla birlikte şimdilik gerçekleşemeyeceğini savundu: ”Erdoğan’ın bu hedefine yaklaşıp yaklaşamayacağını izlemek gerekiyor. Ama şu anda elinde bulundurduğu çoğunluğa bakılırsa, bunu gerçekleştirmesi zor görünüyor. Fakat Erdoğan, olağanüstü deneyimli bir politikacı. Belki de muhalefet partilerinden bazı milletvekillerini kendi safına çekmeyi başarabilirse, durum farklı görünebilir.”

Westerwelle Türkiye'ye gidiyor

Almanya Dışişleri Bakan Yardımcısı Hoyer, Türkiye’nin Avrupa Birliği sürecine ilişkin değerlendirmelerde de bulundu. Türkiye’de Avrupa Birliği Bakanlığı’nın kurulacak olmasını memnuniyetle karşıladığını kaydeden Hoyer, müzakere sürecinin devam etmesini istediklerini ifade etti. Bu çerçevede de Polonya’nın Avrupa Birliği Dönem Başkanlığı sırasında rekabet başlığının açılmasını umduklarını söyledi. Hoyer, bunun yanı sıra bölgede güçlü bir aktör haline gelen Türkiye ile dış politikadaki diyaloğa ivme kazandırmanın kendi çıkarlarına olacağını kaydetti. Hoyer, Almanya Dışişleri Bakanı Guido Westerwelle’nin cuma günü Türkiye’de mevkîdaşı Ahmet Davutoğlu ile yapacağı görüşmede de bölgedeki sorunların ele alacağını söyledi. ”Arap dünyasındaki radikal değişim süreci Türkiye için olduğu kadar Avrupa Birliği için de büyük önem taşıyor. Burada ortaklaşa inisiyatif geliştirme, doğru yönde ilerleyen süreci birlikte güçlendirme konusunda Türk hükümeti ile işbirliği yapmak istiyoruz. Bu nedenle de, Libya'dan Suriye'ye kadar siyaset yapmayı, diplomasiyi gerektiren çeşitli sorunların çözümünde Türkiye temas kurabileceğimiz çok önemli bir ortak olabilir.”


© Deutsche Welle Türkçe

Haber: Jülide Danışman / Berlin

Editör: Hülya Köylü

6/27/2011

seyyah1906

israil türkiyeden hükümet dağılır gerekçesiyle üç defa özür dilemekten vazgeçti

HÜRRİYET, Mavi Marmara baskınının ardından bozulan ikili ilişkileri onarmak üzere çoğunlukla Cenevre’de yapılan gizli görüşmelerin perde arkasını araştırırken, çok önemli bir ayrıntıya ulaştı.
Geçen Aralık başında Hayfa’da çıkan orman yangınına müdahale için Türkiye’nin Başbakan Tayyip Erdoğan’ın talimatıyla 2 yangın uçağını İsrail’e göndermesi, İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu’nun da buna teşekkür edip Türk pilotlarla birlikte fotoğraf çektirmesi sonrasında başlayan görüşmelerde, önemli ilerlemeler kaydedildi. Türkiye’nin “özür talebi” ve Mavi Marmara baskınında ölenlerin ailelerine “tazminat ödenmesinde” görüş birliğine varıldı. Ancak, sorunun giderildiğine dair resmi duyurunun yapılmasına kısa süre kala Netanyahu, pamuk ipliğine bağlı koalisyon hükümetinin yıkılacağı endişesiyle özürden vazgeçip, “üzüntü bildirmeyi” tercih etti.

Lieberman korkusu

Netanyahu hükümeti buna gerekçe olarak, Dışişleri Bakanı Avigdor Lieberman’ın “özrü” bahane ederek hükümeti yıkabileceğini ve İsrail kamuoyuna daha etkili aşırı sağcı propaganda yapabileceğini gösterdi.

Netanyahu’nun temsilcisi Moşe Yaalon, Türk tarafına “Kamuoyu baskısını anlamanız lazım” mesajını verince, Ankara’nın da yanıtı benzer şekilde, “Bizim de kamuoyumuz var ve saldırıya uğrayanlar Türk. Geri adım atmamız söz konusu edilemez” oldu.
hürriyet

6/22/2011

seyyah1906

halkımız örgütlüdür demokratik muhalefetini güçlü bir şekilde gösterecektir

YSK'nın Hatip Dicle'nin milletvekilliğini düşürmesini değerlendiren Ahmet Türk, "Halkımız bu hukuksuz karara demokratik tepkisini gösterecek. Halkımızın eli kolu bağlı kalmayacak. Halkımız örgütlüdür, demokratik muhalefetini güçlü bir şekilde dile getirecektir" dedi.

Türk, şunları söyledi:

"Hatip Dicle ile ilgili karar ne hukuki, ne ahlaki ne de vicdanidir. Türkiye'yi kaosa sürüklemeye yönelik bir karardır.

Son dönemde demokratik siyasetin önünü açmak için büyük çaba gösterildi. Çalışmalar bugün devlet, hükümet ve yargı tarafından bir bütün olarak önü kesilmeye çalışıldı.

Bu anlayış halkın iradesine hesap verecektir. Halkımız bu hukuksuz karara demokratik tepkisini gösterecek. Halkımızın eli kolu bağlı kalmayacak. Halkımız örgütlüdür, demokratik muhalefetini güçlü bir şekilde dile getirecektir.


Bu hukuksuzluğa, Türkiye'yi çatışmacı bir sürece götüren bu karara karşı Türkiye aydınları da suskun kalmayacaktır.

Bu kaos ortamında hepimiz büyük acılar yaşayabiliriz. Bu nedenle bu karara karşı demokrasi için ortak bir tepkinin geliştirilmesini istiyoruz."

6/17/2011

seyyah1906

erdoğan yönetimindeki akp'nin yapmayacağı çirkeflik atmayacağı iftira olmayacağı nettir

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, dün bir genelge yayınlayarak, “Tuzaklara, aramıza sızmaya çalışan provokatörlere dikkat edilecek” sözleriyle teşkilatını uyardı. Bahçeli, özetle şu ifadeleri kullandı:



“Türk siyasi tarihi AKP zihniyeti kadar haramla helal arasındaki çizgiyi ihlal eden, yanlışa mazeret bulma densizliğini gösteren başka bir partiye şahit olmamıştır. Bu itibarla Erdoğan’ın yönetimindeki AKP’nin yapmayacağı çirkeflik, atmayacağı iftira olmayacağı nettir. Nitekim MHP’nin olmadığı bir Meclis ve etkisinin sıfıra yakın olduğu bir siyaset yapısı ihanet mahzenlerinde AKP eliyle mayalandırılmıştır. AKP’nin etnik kimliklere kucak açarak hazırlamayı planladığı yeni anayasaya milli direnci gösterecek tek siyasi parti MHP’dir. Baraj altında kalması, itibarını kaybetmesi ve yıkılması için iğrenç ve aşağılık her oyun gösterime sokulmuştur. MHP’yi köşeye sıkıştırmak için AKP’den aldıkları destekle sefere çıkan şer odakları, davamızın kimliğini şerefsizce kullanmaya cüret etmişlerdir.

MHP daima dimdik ayakta

AKP hükümeti, demokrasiye yapılan darbeyle mücadele edeceği yerde utanmadan siyasetine malzeme yapmış, fırsat düşkünü ve siyasi ganimet avcısı olduğunu bir kez daha ispatlamıştır. Elbette MHP seçim sonuçlarını enine boyuna inceleyecek ve lazım gelen tedbirleri gecikmeksizin alacaktır. MHP, kerameti kendinden menkul bazı zevatın zırvalarının aksine dimdik ayaktadır. MHP’yi baraj altında bırakamayan AKP merkezli derin ittifak, bundan sonra da boş durmayacaktır. Oyunların sonuca ulaşamaması için saflarımız sıkılaştırılacaktır. Türkiye’nin önünde çok önemli üç konu başlığı bulunmaktadır. Bunlar yeni anayasa, mahalli idareler seçimi ve Cumhurbaşkanlığı seçimidir. Bu konularla ilgili Genel Merkez’in belirlediği politikalar titizlikle takip edilecek, yerel düzeyde yapılacak beyanatlarda Genel Merkez’in çizdiği sınırlar içinde kalınacak ve yeknesaklık sağlanacaktır.

Pimi çekme ortamı var

Bu yeni dönemde etnik tahriklerin artabileceği ve bölücülerin AKP desteğiyle daha da şımarabileceği anlaşılmaktadır. MHP üzerinde operasyon yapmaktan vazgeçmeyen malum çevreler, bu defa da ısrarlı ajitasyon ve sinsi yönlendirmelerle Türkiye’de kardeş kavgasının pimini çekmek için uygun ortam gözleyeceklerdir. Bu itibarla tuzaklara dikkat edilecek, hatıralarımızı, inançlarımızı kullanarak fitne saçan çürümüş şahıslar tespit edilerek gecikmeksizin hukuki işlemler başlatılacaktır. Seçimlerin kapsamlı analizi yapılacak ve sonucunda hazırlanacak rapor, işbu genelgenin yayın tarihinden başlamak üzere bir ay içinde Genel Başkan Yardımcılığına sunulacaktır.”
hürriyet

6/13/2011

seyyah1906

türkiye ile gerilim yaşayan israil seçimlerden sonra yeni bir sayfa açmak istiyor

Son iki yıldır Türkiye ile büyük gerilim yaşayan İsrail, 12 Haziran seçimlerinin ardından ilişkilerde yeni bir sayfa açmak istiyor.


İsrail Dışişleri Bakan Yardımcısı Danny Ayalon, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın seçim zaferinden sonra yeni Türk hükümetinin, Gazze'ye yeni filo gönderilmesini engelleyeceğini umduklarını söyledi.

Ayalon, İsrail devlet radyosuna yaptığı açıklamada, ''Türk hükümetinin provokatör bir filoyu cesaretlendirmemesini istediğimiz açıktır. Sorumlu bir hükümetin uluslararası hukuka aykırı davranmayacağını ve vatandaşlarının tehlikeli bölgelere gitmesini engelleyeceğini umuyoruz'' ifadesini kullandı. Ayalon, şunları kaydetti:

''Bu seçim yeni bir sayfa açmak için bir fırsattır. Bu bize bağlı değil, Türklere bağlıdır. Onlardan daha sorumlu, dengeli ve ağırbaşlı bir siyaset umuyoruz. Çözümler bizde değil, Ankara'da. Türkiye'yi düşman bir ülke gibi görmüyoruz. Türklerin, İsrail ile ilişkilerde bir ya da iki yıl önce esasen kendileri tarafından oluşan kötüleşmeden sonra önemli bir adım atmayı kabul etmelerini umuyoruz.''

Mavi Marmara tekrarlanır mı?

İsrail’in Gazze’ye hava operasyonu düzenlediği 2008 yılı sonundan bu yana gerginlik yaşayan Ankara ile Tel Aviv arasında ilişkiler, geçtiğimiz yıl Gazze’ye yardım taşıyan Mavi Marmara gemisine İsrail ordusu tarafından düzenlenen operasyonla dibe vurmuştu. 31 Mayıs 2010 tarihinde yaşanan olayda, 9 Türk vatandaşı yaşamını yitirmişti. Türk hükümeti, İsrail’den özür ve tazminat talebine bugüne kadar olumlu karşılık bulamadı.

Gazze’ye ablukayı delmeyi amaçlayan ve aralarında İstanbul merkezli İnsani Yardım Vakfı’nın (İHH) da bulunduğu kuruluşlardan gönüllüler, “2.Özgürlük Filosu” gemileriyle, 20 Haziran tarihinde demir almaya hazırlanıyor.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, geçtiğimiz hafta yaptığı açıklamada, yeni bir kriz yaşanmaması için İsrail'in birkaç hafta içinde kurulacak yeni Filistin hükümetini tanıması ve ablukayı kaldıracağını açıklaması gerektiğini belirtmişti. Davutoğlu, bu koşullarda, sivil toplum örgütlerinin Gazze'ye yardımları Refah kapısından ulaştırabileceğine işaret etmişti Dışişleri Bakanı, Türkiye’nin sivil toplum kuruluşlarını engellemesinin söz konusu olmayacağını, ayrıca yardım konvoyunun bir hükümetin ya da bir ülkenin yönlendirmesi ile hareket etmediğini söyleyerek, "Ne 'yap' diye teşvik etmiştir Türkiye, ne de 'yapma' diye bir talimat verebilir" demişti.

İran’dan AKP hükümetine mesaj

İsrail ile Türkiye arasında soğuk rüzgârlar esmeye devam ederken, İsrail yönetiminin en büyük tehdit olarak gördüğü İran, Türk hükümetiyle ilişkilerini daha da geliştirmek istiyor.

İran Cumhurbaşkanı Mahmud Ahmedinejad, 12 Haziran seçiminin ardından AKP hükümeti ve Başbakan Erdoğan’ı ilk kutlayan liderlerden oldu. Ahmedinejad, mesajında sonuçların Türkiye için hayırlı olması temennisinde bulundu.

İran Dışişleri Bakanı Ali Ekber Salihi de Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nu telefonla arayarak AKP'yi seçim başarısından ötürü tebrik etti. Salihi, iki ülke arasındaki ilişkilerin daha da geliştirilmesi yönünde çok parlak bir gelecek gördüklerini kaydetti.

© Deutsche Welle Türkçe

DW/AFP/AA, AŞ/AG