
hukuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
hukuk etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
9/14/2011

iddianızı ispat etmekle mükellefsiniz denilmişti mit-pkk görüşmelerinin kaydı ortaya çıktı
Muhalefetin “Hükümet PKK ile pazarlık yapıyor” iddiasını Başbakan Recep Tayyip Erdoğan “şerefsizlik” olarak nitelendirmiş, daha sonra “Hükümet değil ama devlet görüşür” demişti.
MİT Müsteşarı Hakan Fidan’ın PKK Başbakanlık Müsteşar Yardımcısı olduğu dönemde dönemin MİT Müsteşar Yardımcısı Afet Güneş ile birlikte PKK yöneticileri Mustafa Karasu ve Sabri Ok’la yaptığı ileri sürülen toplantının ses kayıtlarının internette yayınlanmasının ardından devletin PKK ile yaptığı görüşmeler tekrar gündeme geldi. Devlet ile PKK’nın görüştüğünü 12 Eylül 2010 referandumundan önce CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli gündeme getirmişti. Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’nin bu iddiaları üzerine 19 Ağustos 2010’da AKP’den yazılı bir açıklama yapılmış ve “AK Parti’nin ve AK Parti hükümetinin illegal bir örgütle masaya oturması, müzakere yapması söz konusu değildir ve olamaz. Bu konu ile ilgili tüm söylenenler ve yazılıp çizilenler, halk oylaması sürecini olumsuz etkilemeye ve vatandaşlarımızın kafasını karıştırmaya yönelik spekülasyonlardan ibarettir” denilmişti.
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bu açıklamanın ertesi günü 20 Ağustos 2010’da Afyon gezisi sırasında bir soru üzerine “Bir pazarlık olduğunu, bu konuyu inceleyen, bu konuda kafa yoran bütün kesimler ortak bir söylem olarak dile getiriyorlar. Pazarlığın sonuçlarından birisi de öyle anlaşılıyor ki terör örgütü, illegal örgüt söylemi konusundaki belirginleşmedir. Artık AKP, PKK’yı terör örgütü olarak görmemeye başlamıştır. Bu da pazarlığın çok açık bir örneğidir” demişti. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli de aynı akşam katıldığı bir iftarda Hükümet’e seslenerek “PKK ile anlaştığınızı niye saklıyorsunuz? Kandil’den ses geliyor, 4 defa görüşüldü, 4 günde de anlaşma yapıldı. Kiminle? Imralı ile anlaşma yapıldı. Bunu niye açıklamıyorsun Sayın Başbakan?” diye konuşmuştu.
-“MASAYA OTURDUĞUMUZU SÖYLEME ŞEREFSİZLİĞİNİ YAPANLAR...”-
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, muhalefetin “pazarlık” iddialarını sürdürmesi üzerine 21 Ağustos 2010’da Kayseri mitinginde sert yanıt vermiş ve şöyle konuşmuştu:
“Bizim dört kez bunlarla bir araya oturduğumuzu söyleme şerefsizliğini yapanlar bu alçakça iftirada bulunanlar, bunun hesabını her yerde vereceklerdir. Bugüne kadar AK Parti iktidarı olarak terör örgütüyle hiçbir zaman masaya oturmadık, oturmayacağız da. Bizim felsefemizde, anlayışımızda böyle bir şey olamaz. Bu iftirayı atanlara söylüyorum, ey Kılıçdaroğlu, ey Bahçeli bizim masaya oturduğumuzu söylüyorsanız, bu iddianızı ispatla siz mükellefsiniz siz. Hukukta bir kaide var, iddia sahibi iddiasını ispatla mükelleftir. Eğer bu iddianızı ispatlamazsanız müfterisiniz, daha ileri bir ifade kullanmıyorum, çünkü terbiyem buna müsaade etmez.”
-“HÜKÜMET DEĞİL, DEVLET GÖRÜŞÜR”-
Referandum sürecinde PKK ile pazarlık tartışmaları sürerken Başbakan Recep Tayyip Erdoğan 24 Ağustos 2010’da Show TV’de katıldığı Siyaset Meydanı programında terör örgütüyle görüşme iddialarına ilişkin “Burada bir şeyi birbirine karıştırmayalım. Biz siyasi iradeyiz, siyasi iktidarız. Biz siyasi iktidar olarak, siyasi hükümet olarak hiçbir zaman bir terör örgütüyle veya temsilcileriyle masaya oturup görüşme yapmayız. Böyle bir şeyimiz bizim asla olmamıştır, yoktur, olamaz da. Şu veya bu şekilde çeşitli kurumlarıyla bu tür bazı münasebetler gerekirse devlet onu kendisi yapar. Burada bunu birbirine karıştırmamak gerekir” demişti. “Devlet kurumları” ile neyi kastettiğinin sorulması üzerine Başbakan Erdoğan “Mesela, devletin istihbarat kurumu vardır. Bu bir istihbari görevdir. Bu istihbari görev de nedir, bazı kilitleri açmak içindir, çözmek içindir. Bunları yapar ama hiçbir zaman siyasi irade kalkıp da muhatap alıp masaya asla oturmaz, böyle bir şey olamaz. Dünyanın neresinde olursa olsun, istihbarat örgütlerinin görevi de nedir, ağırlıklı olarak zaten bu tür görevlerdir. Bunları yaparlar. Bunu yaparken de niçin yaparlar, bir çözüm kilidi açmak için yaparlar. Kalkıp da burada muhalefetin söylediği gibi benim arkadaşlarımın veyahut siyasi iradenin görüşmeler yaptığı, masaya oturduğu yani bu, ağır konuştum ama bu bir şerefsizliktir. Böyle bir şeyi kimse bize yıkamaz. Böyle bir şeyi ne ben, ne arkadaşlarım, ne benim bilgim dahilinde siyasi iradeden hiçbir kimse bugüne kadar yapmamıştır, yapamaz” diye konuşmuştu.
ANKA
9/07/2011

kılıçdaroğlu:ortadoğu'dan kafkaslar'a kadar türkiyenin sorun yaşamadığı bir ülke hemen hemen kalmadı
CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Aydın'ın düşman işgalinden kurtuluş törenlerine katıldıktan sonra Aydın Belediyesinde düzenlediği basın toplantısında, Birleşmiş Milletler'in Mavi Marmara raporunu değerlendirdi.
İsrail devletinin ''ortak insanlık değerlerini ve uluslararası hukuk kurallarını hiçe sayan menfur Mavi Marmara katliamı''nın üzerinden 15 ay geçtiğini belirten Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:
''9 masum sivilin uluslararası sularda katledildiği, bir çoğunun yaralandığı ve insanlık dışı muameleye maruz kaldığı bu saldırı, Türk ve dünya kamuoyunun haklı öfkesini çekmiştir. Bilindiği üzere, Güvenlik Konseyi'nin çağrısı doğrultusunda Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin konuyla ilgili oluşturduğu soruşturma panelinde güya Türkiye de yer almaktaydı. Hal böyleyken öncelikle 1 Eylül 2011'de basına sızdırılan, daha sonra Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin onayıyla resmileşen Mavi Marmara raporunun İsrail'in hak tanımaz ve hukuk dışı tutumlarını meşrulaştırmaktan başka bir amacı olmadığı apaçık görülmektedir.''
Hükümetin izlediği dış politikanın sonucu olarak, ''haksız ve insafsız Gazze ablukası için İsrail'in arayıp da bulamadığı hukuki ve meşru dayanağın Birleşmiş Milletler raporu yoluyla İsrail devletine adeta hediye edildiğini'' belirten Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
''Elimizdeki tek gerçek maalesef bundan ibarettir. İnsafsız ve haksız Gazze ablukasını insani nedenlerle reddeden ve bu insanlık dramını insanlığın ortak acısı olarak gören milletimizi geldiğimiz bu noktada bir kez daha düşünmeye davet ediyorum. Geçmişten beri Ortadoğu siyasetinin en önemli aktörü olan Türkiye Cumhuriyeti devletinin sergilediği bu diplomatik kifayetsizliğin nedenlerinin çok iyi tahlil edilmesi gerekmektedir. İsrail'in Gazze ablukasını güya gayrimeşru ve etkisiz kılmaya niyetlenip üstelik bir de Birleşmiş Milletler marifetiyle bu ablukanın meşruiyetini ve hukukiliğini tescil ettirmekten başka sonuç elde edemeyen bir dış politikaya başarılı denebilir mi? Bu olayın başından beri Türkiye devamlı kaybeden taraftır. Türkiye, can ve mal kaybetmiştir. Türkiye, hukuk mücadelesini kaybetmiştir. Türkiye, itibar kaybetmiştir. Türkiye'yle beraber Gazze de kaybetmiştir.''
''Abluka daha da keskinleşti"
Kılıçdaroğlu, ''İsrail'in Gazze'ye uyguladığı haksız ablukanın hükümetin başarısız dış politikası yüzünden zerre kadar zayıflamadığını aksine daha da keskinleştiğini'' belirtti.
''Dünya kamuoyunun büyük desteğine rağmen Türkiye'nin ve dolayısıyla Gazze'nin aleyhinde çıkan bu rapor, dış politika tarihimizin en ağır hezimetlerinden birisidir'' diyen Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:
''Sayın Dışişleri Bakanı'nın açıklamaları bu hezimeti halkın gözünden kaçırmaktan başka bir amaca hizmet etmemektedir. Bakanın açıkladığı sözde müeyyidelerin Türk kamuoyunu aldatma dışında hiçbir fonksiyonu yoktur. Sayın Bakan ve hükümet, bu açıklamaların İsrail üzerindeki etkisinden çok Türk kamuoyu üzerindeki etkisiyle meşguldürler.''
BM Raporu'nun Gazze'ye uygulanan ambargoyu hukukileştirdiğini ve meşrulaştırdığını söyleyen Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
''İsrail bundan sonra Türkiye'den özür de dilese tazminat da ödese bu gerçek değişmeyecektir. İsrail alacağını almıştır. Sayın Cumhurbaşkanı 'bu rapor bizim için yok hükmündedir' diyorlar. Nasıl oluyor bu? Türkiye'nin temsilcisi sayın Sanberk o komisyonun bir üyesi değil miydi? Ancak Türkiye'nin imzasıyla hukuki nitelik kazanmış olan bu rapor nasıl yok hükmünde olabiliyor? Kaldı ki yapılan açıklamadan görüldüğü üzere bu rapor sayın Dışişleri Bakanı için yok hükmünde değildir. Çünkü sayın bakan raporun bir kısım tespitlerini kendi tezlerine referans olarak kullanmış ve raporu meşrulaştırmıştır. Bu bir diplomatik garabettir. Öte yandan, sayın bakanın açıkladığı müeyyideler sembolik bir değer taşımaktadır. Türkiye-İsrail ticari ilişkilerine ilişkin neden en küçük bir müeyyide düşünülmediğini hükümet açıklamalıdır. Sayın Başbakan dün İsrail ile ticari ilişkilerin de dondurulacağını açıkladı. Ancak daha sonra Başbakanlık, ticari ilişkilerin dondurulmayacağını söyledi. Yani Başbakan'ı Başbakanlık düzeltti.''
''Sokağın öncelikleriyle siyaset yapılmaz"
Kılıçdaroğlu, Dışişleri Bakanı ve hükümetin bir hususa daha açıklık getirmesi gerektiğini ifade ederek, şöyle konuştu:
''Bu raporun kamuoyuna sızdırılmasıyla aynı tarihe denk gelen Türkiye'ye füze kalkanı konuşlandırılmasının kabulü arasında ilişki var mıdır? Hükümet füze kalkanı projesine 'evet' derken BM Raporu'ndan haberdar mıydı değil miydi? Bir yandan İsrail'le askeri iş birliği anlaşmalarının askıya alınacağını ifade ediyorsunuz, diğer yandan İsrail'in güvenliğini sağlamaya dönük olduğu baştan deklare edilen füze kalkanı projesine 'evet' diyorsunuz, neden, 'cambaza bak' demekten bu millet bıkmadı mı? Aslında siz açıkça milleti kandırıyorsunuz, İsrail'in güvenliğini Türkiye olarak garantiye almış oluyorsunuz. Sayın Başbakan'ın gündeminde popülizm yapacağı Arap Sokağı diye yeni bir siyasi muhatap oluştu.Arap Sokağı, Başbakan'ın dış politikasının birinci önceliği haline geldi. Arap kardeşlerimizin hissiyatı bizim için önceliklidir. Ama sokağın öncelikleriyle siyaset yapılamaz. Üzülerek ifade edeyim ki sayın Dışişleri Bakanı da Başbakan'ın dümen suyunda gidiyor. Oysa dışişleri bakanları itfaiyeci gibidirler, yangın çıkarmazlar, yangını söndürürler, öyle olması gerekir.''
Kılıçdaroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Gazze'ye gideceğini söylediğini ifade ederek, şunları kaydetti:
''Gitsin elbette, gitmesin demiyorum. Ama neyi değiştirecek bu gezi, Sayın Başbakan bunu açıklasın. Recep Tayyip Erdoğan hala temel hatasında ısrar ediyor ve sokağa oynuyor. Birleşmiş Milletler raporuyla Türkiye'ye ve Gazze'ye yaşattığı hezimeti Gazze sokaklarının coşkusuyla örtmeye çalışacağını umuyor. Şimdi Başbakan'a soruyorum, bu raporu hazırlayan soruşturma panelinin kurulmasını sen istedin mi, istedin, oraya devletin en kıdemli memurlarından birini temsilci olarak atadın mı, atadın, 5 Aralık 2010'dan beri İsrail'le gizli müzakereler yürütmüyor musun, yürütüyorsun, bu müzakerelerin sonucu sana aktarılmadı mı, aktarıldı, böyle bir rapor çıkabileceği konusunda dışişleri müsteşarınız sizi uyarmadı mı, uyardı. O zaman ne diye bu raporu kendi elinle, kendi temsilcinle tamamlattırıyorsun? Çekersin temsilcini ve hiç değilse İsrail lehinde bir belgenin oluşumunu engellersin.''
"Hükümet Gazze ablukasını meşrulaştırdı"
Genel Başkan Kılıçdaroğlu, Aydın Belediyesinde düzenlediği basın toplantısında, Mavi Marmara saldırısıyla ilgili kurulan BM Soruşturma Komisyonu Paneli'nde yer alan Türkiye temsilcisi Özdem Sanberk'i suçlayan açıklamalar yapıldığını, ''bunun siyasi yüzsüzlük olduğunu'' belirtti.
Kılıçdaroğlu, ''Sayın Sanberk'i seçen hükümet, resmen tayin eden hükümet, talimatlandıran ve dışişleri müsteşarıyla birlikte müzakereye yetkilendiren hükümet ve bizatihi müzakereleri takip eden Dışişleri Bakanı. Peki kimden şikayet ediyor? Sanberk kendisine ne talimat verildiyse onu yerine getirdi, şimdi günah keçisi yapılıyor'' diye konuştu.
''Hükümetin Gazze ablukasını kendi eliyle meşrulaştırdığını'' ileri süren Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
''O ablukayı delmek için canlarını veren vatandaşlarımızın ruhu incitilmiştir. Peki ne yapılmalıydı? Şayet İsrail'e müeyyide uygulanacaksa hiç bu yola başvurmadan evvel uygulanmalıydı. Dünya kamuoyunun yeterli desteği vardı. Türkiye, İsrail üzerinde fiili bir baskı kurabilir etkili de olurdu. O zaman İsrail'in eli zayıftı. Şimdi ise İsrail'in eli güçlendirilmiştir, hem de bizim hükümetimiz tarafından güçlendirilmiştir. Sayın Başbakan'ın macera arayışları Türkiye'yi bu noktaya getirmiştir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde demokrasi bilincinden ve terbiyesinden bu kadar uzak, dış politikayı bu kadar karanlık dehlizlerde yürüten, hiçbir şeffaflığı olmayan bir başka hükümet yoktur.''
Kılıçdaroğlu, ''Dışişleri Bakanı'nın muhalefet partilerini talimatlandırmayı ihmal etmediğini'' kaydederek, şöyle devam etti:
''Siz Türkiye'nin itibarını, saygınlığını, bölgedeki etkinliğini saçma sapan politikalarınızla Akdeniz'in sularına gömün, biz size alkış tutalım, bu olacak şey mi? Ne zaman bizi bilgilendirdiniz? Gizli, açık bir toplantıyla ne zaman parlamentoyu bilgilendirdiniz ki şimdi arkanızda durmamızı istiyorsunuz. Siz ulusal çıkarlarımızla böylesine acemice oynarken görmeyeceğiz, duymayacağız, sesimizi çıkarmayacağız öyle mi? Tam aksine yanlışa 'yanlış' diyeceğiz, halkımızı doğru bilgilendireceğiz. Bir hafta önce Suriye ile savaş noktasına gelen Türkiye, bir hafta sonra İsrail'le aynı noktaya geldi. Bu absürt bir durumdur, bir garabettir. Bütün bu işler, parlamentoya bilgi verme ihtiyacı duyulmadan yapılmaktadır. Oysa parlamentoya bilgi vermek demokratik bir mecburiyettir. Nasıl oluyor da her hafta bir başka ülke ile savaş durumuna geliyoruz? Bunun hesabı verilmeli, açıklaması yapılmalıdır. Bize göre Gazze ablukası, İsrail-Filistin büyük sorununun alt kümelerinden birisidir. Ana sorun çözülmeden ne abluka sorunu çözülebilir ne de İsrail'in Batı Şeria ve Golan'daki haksız işgali sona erdirilebilir. Türkiye'nin asıl yapması gereken, Ortadoğu'daki sorunların anası olan İsrail-Filistin sorununun çözümüne katkıda bulunmak hatta aktif ara bulucu olmaktır. Gelinen noktada Türkiye bu imkanı kaybetmiştir.''
''Türkiye'nin dış politikası Gazze'ye endekslenemez"
Türkiye'nin dış politikasının salt Gazze'ye endekslenemeyeceğini, böyle bir durumun Türkiye'yi bloke edip yapıcı rol oynamaktan uzaklaştıracağını'' ifade eden Kılıçdaroğlu, konuşmasını şöyle tamamladı:
''Oysa Türkiye'nin menfaati Filistin meselesinin adil bir çözüme ulaştırılmasıdır. Taraf haline gelen Türkiye'ye ne Gazze'nin ne de bölgenin ihtiyacı vardır. AKP hükümetinin popülizm hevesine kurban ettiği Türk dış politikasının geldiği durum hakkında herkesi bir kez daha düşünmeye davet ediyorum. Komşularla sıfır sorun sloganıyla yola çıkan AKP hükümetinin sayesinde Ortadoğu'dan Kafkaslar'a kadar Türkiye'nin sorun yaşamadığı bir ülke hemen hemen kalmadı. Türkiye, tıpkı Suriye örneğinde olduğu gibi, neredeyse ebedi kardeş ve dost ilan ettiği, başbakanın devlet başkanıyla kol kola gezdiği bir ülkeye karşı bir ay içinde savaş imasında bulunabilecek kadar tutarsız bir görüntü vermektedir. AKP'nin Türkiye'yi sözüne güvenilmez, sözü dinlenmez ve ne dediği belli olmayan bir ülke konumuna düşürmeye hiç mi hiç hakkı yoktur. AKP'nin komşularla sıfır sorun politikası, çok kısa sürede elde var sıfır politikasına dönüşmüştür. AKP hükümeti bu kafayla giderse Türkiye kaybetmeye devam edecektir.''
'Halkına hizmet eden herkesi halk başının üstünde taşır'
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Aydın'ın Germencik ilçesinde Cumhuriyet Meydanı, Sevgi Yolu, Park Restoran, Belediye Parkı, Şehit Cafer Efe, Köylü Kadın ve Atatürk Heykeli ile kanalizasyon şebekesinin toplu açılış törenine katıldı. Heykelin açılış kurdelesini kesen Kılıçdaroğlu, daha sonra ilçenin düşman işgalinden kurtuluşunun 89. yıldönümü dolayısıyla meydandaki anıta çelenk koydu.
Germencik Belediye Başkanı Ahmet Yavaşoğlu'nu çalışmalarından dolayı tebrik eden Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu: ''Ben inanıyorum halkına hizmet eden herkesi halk başının üstü nde taşır. Yeter ki halkına hizmet et. Bizim partimizin adı Cumhuriyet Halk Partisi. Halkı unutmayacağız, halkı kucaklayacağız. Halkın derdine derman olacağız. Son yıllarda şöyle bir anlayış var, 'Efendim yiyor ama iş de yapıyor.' Yemeyeceğiz, iş yapacağız. Yedirmeyeceğiz, iş yapacağız. Halka hizmet edeceğiz, halk için çalışacağız. Dürüst belediyeciliğin örneğini birileri arayıp bulmak istiyorlarsa bundan sonra onlara Germencik Belediyesi'ni örnek göstereceğiz. Belediye başkanı 'Hükümet para vermiyor ben para bulur yaparım' diyor. 'Hükümet engel çıkarıyor. İstediğin kadar engel çıkar ben yapacağım' diyor ve yapıyor.''
Aydın'ın ''efelerin, yiğitlerin, düşmana kurşun atanların diyarı'' olduğunu vurgulayan Kılıçdaroğlu, ''Bu ülkenin kalkınmasına kim katkıda bulunmuşsa, bu ülkenin bağımsızlığına kim katkıda bulunmuşsa, onlara minnet ve şükran duymak hepimizin görevidir'' dedi. Kılıçdaroğlu, bir gazetecinin, ''Başbakan Recep Tayyip Erdoğan sizin için 'İsrail'in avukatlığını bıraksın' dedi. Değerlendirmenizi alabilir miyiz?'' sorusu üzerine, bu konu hakkında yarın açıklama yapacağını söyledi. Kılıçdaroğlu, daha sonra açılışını yaptığı tesisleri gezdi.
'Biz genlerimizi Kuvay-i Milliye'den aldık'
Kılıçdaroğlu, Kuşadası'nda, eski adalet bakanlarından Mahmut Esat Bozkurt adına yaptırılan heykel ve parkın açılışını gerçekleştirdi. Burada bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Kılıçdaroğlu, ''Çünkü biz genlerimizi Kuvay-i Milliye'den aldık. Dokumuzda Kuvay-i Milliye var. Geçmişimizde Mahmut Esat Bozkurt'lar var'' dedi. Mahmut Esat Bozkurt'un, Türkiye'de adaleti, hukukun üstünlüğünü getiren ilk Adalet Bakanı olduğunu, Bozkurt'un döneminde çıkan yasalarda bugün özlem duydukları genel evrensel hukukun görüldüğünü dile getiren Kılıçdaroğlu şöyle konuştu: ''Onun adalet anlayışına baktığınızda hapishanede milletvekili olmaz. Onun adalet anlayışında halkın egemenliği vardır, ulusun egemenliği vardır. 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' der. O anlayışı yaşatmak için mücadele ediyoruz. O dönemlerde hukukun üstünlüğü kavramı vardır. Üstünlerin hukuku kavramı yoktu. O dönemde adalet bakanları ihale dağıtan insanlardan seçilmezlerdi. Adalet bakanları ülkeye adalet getirenlerden seçilirlerdi. Şimdi ki adalet bakanlarının adı adalet bakanı. Kendisi adalet dağıtan değil, kendisi adaletin arkasında duran değil. 'Ben nasıl adaleti engellerim' diye yol yöntem arayanlardan oluşturulan adalet bakanları var. Biz hukukun üstünlüğünü, adaletin üstünlüğünü her yerde arıyoruz. Adalet bakanı sıfatı vermekle adalet bakanı olmaz. Adalet bakanı hukukun üstünlüğü yanında yargının bağımsızlığını, tarafsızlığını savunur. Mahmut Esat Bozkurt, Mustafa Kemal'in Adalet Bakanıdır. Mustafa Kemal'in adalet bakanı olmak kolay değildir. O, Adalet Bakanlığı yaptığı dönemde Avrupa Birliği yoktu. Ama çağdaş uygarlık hedefini Mustafa Kemal Atatürk göstermişti.''
Kılıçdaroğlu, adaleti sağlayan, tesis eden, onun arkasında duran bir toplumdan adaleti arayan bir topluma dönüşüldüğünü iddia ederek, ''Elimizde meşale adaleti arıyoruz. Adaleti bulacağız. Güçle, inançla bulacağız. Tek kişi kalsak bile adaleti yakalamak için mücadele vereceğiz. Çünkü adalet sadece bizim için değil, herkes için geçerli bir kavramdır'' dedi.
'Herkes için adalet olması lazım'
Basılmamış kitabın imhasının olduğu bir ülkede adaletin her zamankinden daha fazla sorgulanması gerektiğini, bunun adalet olamayacağını dile getiren Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: ''Herkes için adalet olması lazım. Bizimle aynı düşüncede olmayan insanlara bile adaleti götürmek zorundayız. Basılmamış kitabın imhasının olduğu ülkede adaleti her zamankinden fazla sorgulamamız lazım. O adalet, adalet değildir. Gazeteci alacaksınız içeriye. Hapse atacaksınız. Davasına, mahkemesine gizli kararı koyacaksınız. Onun avukatı bile niye tutuklandığını bilmeyecek ve siz bunun adına adalet diyeceksiniz. Buna, ileri demokrasi diyeceksiniz. O demokrasi ileri değil, toplumu geriye götüren demokrasidir. O demokrasinin adı Recep Tayyip Erdoğan demokrasisidir ve çağ dışıdır. O demokrasi anlayışı parlamentoyu saf dışı bırakan anlayıştır. Parlamento tatildeyken gece gündüz kanun hükmünde kararname çıkaracaksınız. Bir hafta çıkardığınız kararnameyi tekrar değiştireceksiniz. Birileri size sormayacak mı? 'Dün çıkardığınızı bugün niye değiştirdiniz?'. Bunların hesabını parlamento açılınca soracağız. Bir kişi bile kalsak soracağız. Hiç endişe etmeyin siz.''
Kemal Kılıçdaroğlu, halkı aydınlatacaklarını, halka doğruları söyleyeceklerini ifade ederek, ''Bakın Allah aşkına Suriye'yle dost olduk. Ortak bakanlar kurulu oluştu. Vizeleri kaldırdık. Ne oldu birden bire Suriye'yle savaş eden ülke konumuna geldik. Ne oldu? Hükümetse aynı hükümet. İki ülkede de aynı hükümet var. Birileri talimat verdi. Birilerinin taşeronu olarak biz kalktık Suriye'ye savaş ilan ediyoruz, o noktaya geldik. Bu ne demektir? Hukuk olmadığı gibi bağımsız dış politikası olmayan bir hükümet var şu anda Türkiye'de'' diye konuştu.
İsrail'e yaptırımlar
Mavi Marmara gemisi baskınına da değinen Kılıçdaroğlu, bu gemiye İsrail askerlerinin yaptığı saldırı sonucunda hayatını kaybedenleri anımsatarak, şunları kaydetti: ''Bizim insanlarımız öldü. Hepsinin kanı yerde kaldı. Usulen bağırıyorlar. 'İsrail'e şunu yapacağız, bunu yapacağız'. Hiçbir şey yapamazsın sen. Senin yapabilmen için önce sende yürek lazım. Efendim neymiş 'Askeri anlaşmaları askıya aldık'. Zaten onlar askıdaydı. Peki sormak lazım; bu füze kalkanını kim için getirdin Türkiye'ye? İsrail'in güvenliğini sağlamak için. Milleti de yanıltmak için 'İsrail'e kafa tutuyorum' diyorsun. Şimdi kalkmışsın efelik satıyorsun. O efeliği sana bırakmayacağız hiç meraklanma. Biz senin ne mal olduğunu bu ülkeye anlatacağız.''
Kuşadası Belediye Başkanı Mehmet Esat Altungün ise Kuşadalı olan Mahmut Esat Bozkurt'un heykeli ve adına yapılan parkı açmaktan büyük mutluluk duyduklarını söyledi. Altungün, Kuşadası halkı adına Kılıçdaroğlu'na çiçek takdim etti. Kılıçdaroğlu ve beraberindekiler daha sonra parkın ve heykelin açılış kurdelesini kesti.
7/17/2011

bdp diyarbakırdaki çatışmayı birleşmiş milletler ve natoya taşıyacak
Barış ve Demokrasi Partisi (BDP), Diyarbakır'ın Silvan ilçesine bağlı Dolapdere köyü yakınlarında meydana gelen 13 askerin şehit olduğu, 7 askerin yaralandığı, 7 PKK'lının ölü ele geçirildiği çatışmayı uluslararası platforma taşıdı.
Olayın bir bütün olarak araştırılmasını isteyen BDP, Türkiye'nin üyesi olduğu NATO ve Birleşmiş Milletler'e (BM) başvurdu.
BDP Genel Başkanı Hamit Geylani, "Diyarbakır'da PKK'lılar tarafından askerlere pusu kuruldu iddialarının oluş biçimi ve sonrasında yaşanan tüm sürecin ayrıntılı olarak uydu görüntüleri ile dünya kamuoyu ile paylaşılması için hukukçularımız NATO ve Birleşmiş Milletler'e başvurmuştur" dedi.
7/12/2011

bülent arınç sahip çıkmam kötü insanlar demem diyemem inşallah aklanırlar
Türkiye’de suçlanan isimleri yıllardır tanıdığını belirten Arınç, “Sahip çıkmam. Kötü insanlar demem, diyemem. İnşallah aklanırlar. Bu olmayacaksa herkes yaptığı işin karşılığını görmelidir” dedi. Arınç, Srebrenica katliamının anma törenlerine katılmak için Bosna Hersek’e giderken uçakta şu açıklamalarda bulundu:
“Almanya’daki dava sonuçlandı. Onların mevzuatı gereği sanıklar bir şekilde olayı kabullendiler. Bunun Türkiye ile bağlantısı hukuki açıdan nedir bilmiyorum. Soruşturmanın ya da yargılamanın bir an önce bitmesi, Türkiye’nin tanıdığı bu isimlerin irtibatının yargı kararıyla ortaya çıkmasını istiyorum. Kim yapmışsa, ne şekilde yapmışsa cezalandırılmalı. Ben Türkiye’deki Deniz Feneri Derneği’ne eşimle birlikte katkıda bulunmuş bir insanım. Eşim arkadaşlarıyla Deniz Feneri’ne gider, ucuz kumaşlardan elbiseler diker, ihtiyaç sahiplerine dağıtırlardı. Meclis’teki ihtiyaç fazlası mutfak malzemeleri ve lojmandan çıkan bazı eşyaların dağıtılmasını istemiştim. Dağıttığımız mutfak malzemesi içinde Deniz Feneri’ne verdiğimiz de oldu. Bildiğim kadarıyla Türkiye Deniz Feneri bir şekilde tüm soruşturmalardan aklanmış oldu. Almanya ayağında bir yargı kararı var. O kişiler de bu işleri kabul etmişler, ikrarları var. Türkiye’de bu tip işler bir kadının itirafıyla ya da yeterli payı almayan ya da menfaat edilemeyen birilerinin itirafıyla çıkar. O karar ne kadar hukukidir değildir, hukuk tartışması yaparız. Bir netice var ve o neticeye rıza gösteren taraflar var. Bir pisliğin olduğu kesin. Almanya Deniz Feneri’nde bir şeylerin olduğu anlaşılıyor. Onun Türkiye’de kuryelerle vs. birilerine çıkar sağlayıp sağlamadığı incelenip araştırılacak. Bu isimleri yıllardır tanıyorum. Sahip çıkmam. RTÜK döneminde ‘artık bu işi bitir’ dedim. Mecburen başkanlıktan ayrıldı. Kötü insanlar demem, diyemem, ama soruşturma ve tutuklama var. En kısa sürede yargı görevini yapsın. İnşallah aklanırlar. Bu olmayacaksa tabii herkes yaptığı işin karşılığını görmelidir. Tutukluluğun yıllar sonra gelmesi işin kendi süreciyle ilgilidir. Normaldir. Neden şimdi diyecek halimiz yok.
Sporda olmamalı
Yargılama uzun sürecek ama Futbol Federasyonu’nun bir karar vermesi lazım. Şampiyonluk alınsa sonra beraat etseler ayrı bir sorun, şampiyonlar ligine gidip sonra mahkum olsalar ayrı bir sıkıntı. UEFA istediğine göre bir karar verilecek. Zor bir iş ama yapılmalı. Çok merak etmediğim için uzağında duruyorum. Türkiye de en çok taraftarı olan kulübün başkanı. FB ile özdeş haline gelmiş insan. Ama iddia edilen konular da sporda olmaması gereken konular. İşin içine futbolcular, menajerler kulüp başkanlarının girmesi komplike bir olay. Orda da yargı sürecinin süratli bir şekilde sonuçlanmasını isteriz. Türkiye’de kimsenin suç işleme imtiyazı yok. Bazı kişilerin tutuklanması ve bu işlere konu edilmesi dikkat çekiyor, ama gerçek hukuk devletinde olması gereken şeylerden diye düşünüyorum. Dünya bunu yaptı.”
YAŞ’ta sıkıntı olmaz
(Balyoz yargılamalarının YAŞ’a etkisi) YAŞ’ta mevcut kanunlar, gelenekler bir sıkıntıya yol açmadan terfi ve atamaları gerçekleştirir. TSK güçlü ve gelenekleri olan bir kurum. Biz burada bir eksikliğin ya da zaafa uğratacak bir gelişmenin yaşanmayacağını biliriz. Başbakan, Milli Savunma Bakanı bu konuda gerekli çalışmaları yapıyorlardır. Şûra’ya katılan 25’e yakın general, amiral var. Birlikte silahlı kuvvetlerin onuruna geçmişine yakışan kararlar alacaklardır. Krizle sonuçlanacağını düşünmüyorum. Tutuklanan açığa alınan isimler var. Yargı süreci devam ediyor. TSK mevzuatında o kişilerle neler yapılacağı öngörülmüş. Bu konunun ilgili ilgisiz kişilerce tartışılması da kuruma zarar verir. Demokrasiye inanmış komuta kademesi bu durum karşısında mutlaka gereğini yapacaklardır.
BDP, Meclis’e gelmek istiyor
BÜLENT Arınç’ın, yemin krizi konusundaki görüşleri de şöyle: And içmeme konusundaki tavırları ne siyasete ne hukuka ne anayasaya ne de parlamentonun geleneklerine uyuyor. CHP yaptığı hatanın farkına vardı. BDP belki bu tavrını en azından ekime kadar sürdürmeyi düşünebilirler. Ama ‘bizi denklem dışı bıraktınız’ sözleri bir an önce Meclise gelmeyi arzu ettiklerini gösteriyor. Ankara’dan uzak kalınca siyasetten uzak kaldılar. Siyasetten uzak kalınca şiddete daha çok bulaştılar. BDP, şiddetle, terörle varlığını duyurma ihtiyacı hissediyor. Bir partinin ‘grup toplantısını Diyarbakır’da yapacağım’ demesi anayasal suçtur. Anayasa’nın 83’üncü maddesindeki dokunulmazlık, Meclis çalışmalarındaki sözlerinden ve oylarından sorumlu olmamalarıdır. Grup toplantısı Meclis çalışmasından sayılır. Grup toplantılarındaki her konuşma suç teşkil etmez ama böyle bir grup toplantısı yerine başka bir yerde milletvekilleri toplayarak yapacakları toplantı sadece bir sohbet, konferans olur. Çay içme toplantısı olur, kendilerini aldatmasınlar. Bugün her istediklerini söylüyorlar her tehdidi savuruyorlar, kişilere yönelik alçaltıcı konuşmalar yapıyor ama bunlar BDP’ye itibar kaybettirir.
Bu şehir hâlâ mahzun ve gözü yaşlı bir anne gibi
BOSNA-Hersek’te 11 Temmuz 1995 tarihinde 8 bin erkeğin katledildiği Srebrenica’da, soykırımın 16’ncı anma yıldönümü törenlerine katılan Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç, sosyal paylaşım ağı Twitter’a, “Katliamın üzerinden 16 yıl geçmesine rağmen Srebrenitsa hâlâ mahzun ve gözü yaşlı bir anne gibi” yazdı. Anma törenlerine Türkiye adına katılan Arınç, Twitter’da şu duygularına yer verdi:
“Bugün Srebrenit-sa’dayım. On bine yakın Müslüman Boşnak’ın haince katledildiği, insanlık onurunun ayaklar altına alındığı şehirdeyim. Birazdan soykırıma uğrayan masumların anısına düzenlenecek törenlere ülkemi temsilen katılacağım. Katliamın üzerinden 16 yıl geçmesine rağmen Srebrenitsa hâlâ mahzun ve gözü yaşlı bir anne gibi. Sanki dünyanın her yerinden binlerce anne bugün koşup bu hüzünlü şehire gelmiş gibi. Kimileri mezar taşlarının başında dualar okuyor, kimileri bir mezar taşı bile olmayan yavruları eşleri ve kardeşleri için gözyaşı döküyor. 16 yıl önce büyük bir yara alan insanlık onurumuzu birazcık olsun onarmak için, buradaki şehitlerin aziz hatıraları için ve bir daha asla soykırımlar yaşanmaması için Srebrenitsa’dayız ve Srebrenitsa’yı asla ve asla unutmayacağız, unutturmayacağız.” A.A.
7/03/2011
başbakan recep tayyip erdoğan bak açık söylüyorum bu tükürdüklerini yalayacaklar
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, geçtiğimiz ay deprem felaketi yaşanan Kütahya'nın Simav ilçesinde depremzedelere hitap etti. TBMM'deki yemin ve boykot krizine göndermelerde bulunan Erdoğan, devleti, bayrağı, bu ülkeyi sevmeyenlere karşı dik duracaklarını söyledi. "Başka arayış içerisinde olanlar kendi kararlarını kendi versinler" diyen Erdoğan demokrasi, özgürlükler ve insana saygı için kimsenin demokrasinin yerinin meclis olduğu çizgisinden sapmaması gerektiğini kaydetti. Erdoğan şöyle konuştu:
"Millet size görev verdi. Git mecliste çalış dedi. Sokaklarda git de yaygara yap demedi. Şimdi geleceksin orada üç aylık parayı alacaksın maaşı. Bu maaşı ne karşılığında alıyorsun. Ya çalışmayana para var mı? Çalışma yeri neresi Meclis. Sana helal para gerekiyorsa geleceksin yerini alacaksın orada çalışacaksın. Neymiş başbakan bize yardımcı olsun. Başbakan sana niye yardımcı olsun. Bu ülke bir hukuk devleti. Siz bu işin olmayacağını bile bile bunu yaptınız. Yasaları delmek için bunu yaptınız. Zannettiniz geçmişte bir iki kişiye yapılan bize de yapılır. Yargı böyle bir karara evet demedi. O zaman yapmanız gereken şey gelip o yemini yapacaksınız. Hukuk nasıl çalışıyorsa değerli arkadaşlar öyle çalışacak. Gelmemeleri meclisin çalışmasını engellemez dedim. Ama bunların akıl hocaları da yanlış, kendileri de yanlış."
'Bunun yeri burası değil'
Erdoğan CHP'nin "biz olmazsak meclis çalışmaz" iddialarına yönelik verdiği "çalışır" yanıtını Kütahya'da da yineledi. Anayasa'nın ve yasaların iktidara bu konuda yetki verdiğini hatırlatan Erdoğan "Biz çalışmazsak o zaman bize millet 'ya size yüzde 50'yi boşa mı verdik' der. Siz daha kendi hakkınızı savunamıyorsunuz, bizim hakkımızı nasıl savunacaksın der. Onun için biz parlamentoya gelenlerle yolumuza devam ediyoruz. Yarın seçim yapacağız" dedi. Erdoğan, Kılıçdaroğlu'nun Sosyalist Enternasyonel'in Yunanistan'daki toplantısında yaptığı konuşmaya da işaret ederek "Gidip Yunanistan'da Sosyalist Enternasyonal'e bizi şikayet etmekle bir şey elde edemezsin. Burası bunun yeri Yunanistan değil. Şurası burası değil. Türk milletinden oy alacaksın gidip sosyalist Enternasyonel'e şikayet edeceksin. Bunların mantığı bu. 'Arkadaşlarımız yemin etmedikçe 4 yıl da olsa yemin etmeyeceğiz' dediler. Bu sözü unutmayın. Bak açık söylüyorum; bu tükürdüklerini yalayacaklar" diye konuştu.
'Ben Kılıçdaroğlu değilim'
Erdoğan, Simav'da depremzedelere hitap ettiği konuşmasında ayrıca yeni konut müjdesi de verdi. Erdoğan, Simav'ın deprem bölgesi olarak kabul edildiğini bu sebeple 8.5 şiddetindeki depreme dahi dayanıklı yeni konutlar yapılacağını söyledi. Erdoğan ayrıca il olmak istediklerini söyleyen Simavlılar'a "Ben Kılıçdaroğlu değilim. Ben dürüst olmak zorundayım. Bütün mesele bir ilde yapılması gereken neyse onun yapılmasıdır" yanıtını verdi.
7/01/2011

chp genel başkanı kemal kılıçdaroğlundan dünyaya neden yemin etmedik mektubu
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, BM, AB, AGİT, OECD, Avrupa Konseyi, İslam Konseyi, AP, Uluslararası Af Örgütü, Sınır Tanımayan Gazeteciler Örgütü başkan ve yöneticileriyle, Türkiye'deki büyükelçiler ve yabancı gazetecilere "Neden Yemin Etmedik" diye bir mektup gönderdiği bildirildi.
Kılıçdaroğlu'nun CHP'nin TBMM'de yemin etmeme gerekçelerini açıklamak ve "seçilmiş milletvekillerine yönelik hukuk dışı hak gasbını" anlatmak için, BM İnsan Hakları Yüksek Komiseri Navanethem Pillay, AGİT Genel Sekreteri Marc Perin de Brichambaut, AGİT-PA Başkanı Petros Efthymiou, OECD Genel Sekreteri Jose Angel Gurria, İslam Konferansı Örgütü Genel Sekreteri Ekmeleddin İhsanoğlu, Avrupa Konseyi Genel Sekreteri Thorbjorn Jagland, Sosyalist Enternasyonal Başkanı George Papandreou, Avrupa Sosyalistler Partisi Başkanı Poul Nyrup Rasmussen, Avrupa Parlamentosu Başkanı Jerzy Buzek, Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso, Avrupa Komisyonu Başkan Yardımcısı Viviane Reding, Avrupa Komisyonu Genişlemeden Sorumlu Komiseri Stefan Füle, Parlamentolar Arası Birlik Başkanı Theo-Ben Gurirab, Uluslararası Af Örgütü Genel Sekreteri Salil Shetty, Human Rights Watch Direktörü Keneth Roth, D8 Genel Sekreteri Widi Pratikto, Sınır Tanımayan Gazeteciler, Türkiye'deki Yerleşik Büyükelçilikler ile Türkiye'deki Yerleşik Yabancı Basın Temsilcilerine "Neden Yemin Etmedik" diye mektup gönderdiği ifade edildi.
Kılıçdaroğlu'nun gönderdiği mektup şöyle:
"Sayın İlgili, CHP Milletvekilleri 28 Haziran 2011'deki TBMM'nin açılış oturumunda yemin etmemişlerdir. Milletvekillerimiz uzun süredir tutuklu bulunan ve mahkemenin serbest bırakmaması nedeniyle TBMM'deki açılış oturumuna katılamayan iki Milletvekillerimizle dayanışmak için bu kararı almışlardır. Bu iki Milletvekilimiz şu an iki yıldan uzun bir süredir tutuklu bulunmaktalar ve halen herhangi bir suçtan mahkum olmuş değildirler. Bir yargı organı olan Yüksek Seçim Kurulu, herhangi bir suçtan dolayı mahkum edilmemiş bulunan, gazeteci Mustafa Balbay ile tıp doktoru Prof. Mehmet Haberal'ın, aday olabileceklerini hükme bağlamıştır. Halk onlara oy vermiş ve vekilleri olarak seçmiştir. Şimdi ise, iki hakim, verdikleri bir kararla, Balbay ve Haberal'ın, halkın seçilmiş vekilleri olarak görevlerini yerine getirmelerini engellemektedir. Diğer bir siyasi partiye mensup 6 vekilde aynı durumdadır.
Bu husustaki kesin kanım, söz konusu durumun büyük bir adaletsizlik olduğu ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ile Birleşmiş Milletler İnsan Hakları organlarının kararları tarafından vazgeçilmez bir hak olarak tanınan seçme ve seçilme hakkının açık bir ihlalini oluşturduğudur.
CHP, demokrasiyi ve halkın hür iradesini korumaya devam edecek, soruna süratli bir şekilde demokrasiye ve hukuka uygun bir çözüm bulmak için gerekli tüm gayreti gösterecektir. CHP'nin, adaletin ve bir temel demokratik hak olan seçme ve seçilme hakkının ihlali sonucu halen tutuklu bulunan 8 sekiz dayanışma nedenlerini açıklayan bir notu ilişikte bilginize sunuyorum."
Mektupla birlikte "CHP Tutum Kağıdı" adı altında, yaşanan süreci anlatan bir bilgi ekinin de gönderildiği bildirildi
6/30/2011

kılıçdaroğlu kimseden yargıyı arayın talimat verin gibi bir talebimiz olmadı
Başbakan bugün grup toplantısında ''Ana muhalefet diyor ki; 'Başbakan bu işi çözsün'. Başbakan ne yapacak? Hakimleri arayıp talimat mı verecek?'' dedi.
'Başbakan'ın sözlerini yadırgadım'
Gazeteciler, Başbakan'ın bu açıklamasını CHP lideri Kılıçdaroğlu'na sordular. Kılıçdaroğlu, ''Kimseden yargıyı arayın talimat verin gibi bir talebimiz olmadı. Başbakan'ın sözlerini yadırgadım. Sadece şunu istedik. Anayasa’nın 90. maddesi var. AİHM var. BM var. Hukukun üstünlüğü evrensel hukuktur. Bu yerine getirilsin dedik. Biz de bunu istedik'' cevabını verdi.
6/25/2011

demokrasiden bahseden bir kişinin ana muhalefet liderini dinlemesi gerekirmi gerekmezmi
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, TİM'in 18. Olağan Genel Kurulu'nda konuşmasını yapıp salondan ayrılmasından sonra kürsüye çıkan Kılıçdaroğlu, demokrasiden, özgürlükten, hukukun üstünlüğünden söz edildiğini belirterek, şunları söyledi:
''Demokrasiden söz eden bir kişinin ana muhalefet partisi başkanını dinlemesi gerekir mi, gerekmez mi? Demokrasi bu mu? Eğer demokrasiden söz ediyorsak karşıt düşünceleri dinleme tahammülümüzün olması gerekir. Karşıt düşünceleri dinlemeyip kendi kendinize propaganda yapıp sonra meydanı bırakıp gidiyorsak bu olmaz. Önce bir doğrunun altını çizmemiz lazım. Muhalefet önemli. Ben de biliyorum önemli. Her ülkede iktidar olur ama sadece demokrasilerde muhalefet olur. O nedenle demokrasi söylemimizin inandırıcı olması için eylemlerimizle söylemlerimizin tutarlı olması lazım. Konuşacağım ama konuştuğumun gereğini yapmayacağım. Kusura bakmasınlar birbirimizi kandırmayalım.''
Kılıçdaroğlu, 2023'de 500 milyar dolarlık ihracat hedefini desteklediklerini, Mecliste ihracatçıların önündeki engellerin tümünün karşısında olacaklarını, her türlü desteği vereceklerini kaydetti.
Kılıçdaroğlu, seçim sürecinde ekonomiyle ilgili zamanında alınması gereken kararların alınmadığını, seçimden sonraya bırakıldığını savunarak, ''Bağımsız özel kuruluşla seçim sürecinde karar almadılar. Ne zaman karar aldılar? Ekonomiyi ne zaman soğutmaya başladılar, seçim bitti ondan sonra. Demek ki bu kurumlar bizim anladığımız anlamda kurumlar değil. Siyasal iktidarın güdümüne giren kurumlar sağlıklı çalışamazlar. O zaman en büyük zararı iş adamları görür'' diye konuştu.
"Demokrasi açığı büyüyor"
Başbakan Erdoğan'ın konuşmasında 1946 ve 1950'lerden bahsetmesine atıfta bulunarak, "Demokrasiden söz ettik, yine 1946'lardan başladık. Nereden başlarsak başlayalım, bugünü görmemiz lazım. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez sorunlu bir meclis açılıyor. Sorunları olan bir meclis açılıyor. Dönüp bakmamız lazım. Bu sorunları yaratan kim? Ana muhalefet partisi mi? Yoksa iktidar mı? Peki bu sorunlar bilinmiyor muydu? Niye sorunları çözmek için çaba harcamadınız?" diye sordu. Demokrasi açığının büyüdüğünü belirten Kılıçdaroğlu, "Yasama, yargı, yürütme denen üç kurum var demokrasilerde. Çağdaş demokrasilerde dördüncü kurum medya. Bana kim Türkiye'de medyanın üzerinde baskı olmadığını söyleyebilir? Kimse söyleyemez. Medyanın üzerinde ciddi bir baskı var. Medyada baskı varsa, halkın sağlıklı bilgi edinme hakkı yoktur. Yargının bağımsız olduğunu kim söyleyebilir. Bana bir Allah'ın kulu çıkıp desin ki, 'Türkiye'de yargı bağımsızdır.' Efendim Türkiye kanun devleti. Hukuk farklı bir şeydir. Kanun fakülteleri yoktur, hukuk fakülteleri vardır. Kanunların üstünlüğü yoktur, hukukun üstünlüğü vardır" dedi.
Haberal ve Balbay'ın tahliye talebine reddine tepki
Kılıçdaroğlu, 12 Haziran seçimleri ile milletvekili seçilen Mehmet Haberal ve Mustafa Balbay'ın tahliye taleplerinin, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmesine tepki gösterdi. Milletin iradesine darbe vurulduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
"Her yurttaşın seçme, seçilme hakkı vardır. Gittiniz cumhuriyet başsavcılığına başvurdunuz, 'milletvekili adayı olmak istiyorum' dediniz. 'Engel yok' dediler. Gidiyorsunuz istediğiniz parti hangisiyle başvuruyorsunuz belgelerle beraber. Seçiyorlar sizi, YSK'ya ilgili parti bildiriyor. YSK bakıyor belgelere, soruşturuyor, 'tamam senin aday olmanda engel yok' diyor. Bunun üzerine halk seni milletvekili seçiyor. Geliyor yine YSK'ya gidiyor. YSK onaylıyor, Resmi Gazete'ye gönderiyor. Bununla birlikte YSK TBMM'ye de bildiriyor. Hakkınızda verilmiş bir hüküm yok. Sadece tutuklusunuz. Niçin tutuklusunuz? O da meçhul, ama tutuklusunuz. Bu kişinin parlamentoda yemin etmesi lazım. Seçilmiş. Yüksek Seçim Kurulu onaylamış. TBMM'ye bildirilmiş, mazbatasını almış. Hiçbir sorun yok. 'Sen kusura bakma TBMM'ye gidip yemin edemezsin.' Niçin? Deliller toplanmadı. Üç yıldır deliller toplanmadı. Kim delilleri toplamadı. İktidar ne güne duruyor. Deliller toplanmadı ama ben seni yargılıyorum. Yarın onun lehine bir karar çıkarsa ne olacak? Hayır kanunlar böyle değil. Hukuk devletinde özel yetkili mahkeme olmaz. Demokrasinin kalitesi bu mu? Siz, Cumhuriyet tarihinde olmayan şeyleri yapıyorsunuz."
"Yargıçlar davalara kan davası gibi bakmasın"
Ergenekon kapsamında tutuklu bulunan gazeteci Ahmet Şık'ın kitap taslağının toplatılmasını da eleştiren Kılıçdaroğlu, "Bana söyleyin. Bütün cumhuriyet tarihi boyunca, yazılmamış taslak kitap dolayısı ile tutuklama ve hapse atılma hangi iktidar döneminde oldu? Bunun adına ileri demokrasi diyorlar. Niye birbirimizi kandırıyoruz?" diye sordu. Başbakan'ın Anayasa çağrısına da değinen Kılıçdaroğlu, "Referandumdan hemen sonra söyledim. Buyurun çağrı yapın. Parlamentoda bir ekip oluşsun, anayasa değişikliği için yol alalım. Sayın Erdoğan 'bizim gündemimizde anayasa değişikliği yok' dedi. Şimdi anayasa yapalım diyor, eyvallah. Anayasa değişikliği konusunda en net görüşlerini kamuoyuyla paylaşan tek parti CHP'dir. Bizim görüşlerimiz belli. Evrensel hukuk neyi gerektiriyorsa onu yapacağız" diye konuştu. Kılıçdaroğlu, "Yargıçların bir davaya bakarken, kan davası gibi bakmamalılar" yorumunu yaptı.
"Milletin iradesine darbe vuruyorsunuz"
Başbakan'ın konuşmasında "halkın iradesi" konusuna vurgu yapmasına atıfta bulunan Kılıçdaroğlu, CHP'den milletvekili seçilen Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal'a işaret ederek, "Bunları kim seçti? Yurt dışından gelenler mi seçti. Bu ülkenin insanları seçti. Bu ülkenin insanlarının seçtiği insanların iradelerine darbe vuruyorsunuz. Birbirimizi kandırmayalım. Demokrasi ve hukukun üstünlüğü sadece Türkiye'ye özgü değil. İnsanın olduğu her yerde olması gereken temel kuraldır. Benim seçme seçilme hakkıma sınır getiren bir düzenleme varsa, bu düzenleme insan haklarına aykırıdır. Demokrasi kalitesi herkes için geçerlidir" diye konuştu.
Eylemler ve söylemlerin tutarlı olması gerektiğinin altını çizen Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Buyursun bir işadamı hükümeti eleştirsin bakalım. Başına ne gelecek görelim. Böyle demokrasi olur mu? Bir işadamı özel bir sohbette 'CHP Birinci parti olabilir' demiş. O kadar. Vay sen misin onu söyleyen. Bir partinin birinci olacağını düşünmek ne zamandan beri bu ülkede suç olmaya başladı. Tarafsız olan bertaraf olur, hangi demokraside vardır böyle bir söylem. Hem bunları söyleyeceksiniz. Sonra da 'demokrasi hukuk istedik olmuyor' diyeceksiniz. Kim yapmıyor? Siz getirdiniz de biz karşı mı çıktık? Yargıda ciddi sorunlarımız var. Biz CHP olarak demokrasi, hukuk, insan hakları, kadın-erkek eşitliği, AB'ye tam üyelik süreci için elimizden gelen her türlü çabayı gösteriyoruz. Bugün 60'a yakın gazetecinin hapiste olduğu bir ülkeyi, Batı'da gidip 'bizde demokrasi var' diye anlatamazsınız."
cumhuriyet portal
''Demokrasiden söz eden bir kişinin ana muhalefet partisi başkanını dinlemesi gerekir mi, gerekmez mi? Demokrasi bu mu? Eğer demokrasiden söz ediyorsak karşıt düşünceleri dinleme tahammülümüzün olması gerekir. Karşıt düşünceleri dinlemeyip kendi kendinize propaganda yapıp sonra meydanı bırakıp gidiyorsak bu olmaz. Önce bir doğrunun altını çizmemiz lazım. Muhalefet önemli. Ben de biliyorum önemli. Her ülkede iktidar olur ama sadece demokrasilerde muhalefet olur. O nedenle demokrasi söylemimizin inandırıcı olması için eylemlerimizle söylemlerimizin tutarlı olması lazım. Konuşacağım ama konuştuğumun gereğini yapmayacağım. Kusura bakmasınlar birbirimizi kandırmayalım.''
Kılıçdaroğlu, 2023'de 500 milyar dolarlık ihracat hedefini desteklediklerini, Mecliste ihracatçıların önündeki engellerin tümünün karşısında olacaklarını, her türlü desteği vereceklerini kaydetti.
Kılıçdaroğlu, seçim sürecinde ekonomiyle ilgili zamanında alınması gereken kararların alınmadığını, seçimden sonraya bırakıldığını savunarak, ''Bağımsız özel kuruluşla seçim sürecinde karar almadılar. Ne zaman karar aldılar? Ekonomiyi ne zaman soğutmaya başladılar, seçim bitti ondan sonra. Demek ki bu kurumlar bizim anladığımız anlamda kurumlar değil. Siyasal iktidarın güdümüne giren kurumlar sağlıklı çalışamazlar. O zaman en büyük zararı iş adamları görür'' diye konuştu.
"Demokrasi açığı büyüyor"
Başbakan Erdoğan'ın konuşmasında 1946 ve 1950'lerden bahsetmesine atıfta bulunarak, "Demokrasiden söz ettik, yine 1946'lardan başladık. Nereden başlarsak başlayalım, bugünü görmemiz lazım. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde ilk kez sorunlu bir meclis açılıyor. Sorunları olan bir meclis açılıyor. Dönüp bakmamız lazım. Bu sorunları yaratan kim? Ana muhalefet partisi mi? Yoksa iktidar mı? Peki bu sorunlar bilinmiyor muydu? Niye sorunları çözmek için çaba harcamadınız?" diye sordu. Demokrasi açığının büyüdüğünü belirten Kılıçdaroğlu, "Yasama, yargı, yürütme denen üç kurum var demokrasilerde. Çağdaş demokrasilerde dördüncü kurum medya. Bana kim Türkiye'de medyanın üzerinde baskı olmadığını söyleyebilir? Kimse söyleyemez. Medyanın üzerinde ciddi bir baskı var. Medyada baskı varsa, halkın sağlıklı bilgi edinme hakkı yoktur. Yargının bağımsız olduğunu kim söyleyebilir. Bana bir Allah'ın kulu çıkıp desin ki, 'Türkiye'de yargı bağımsızdır.' Efendim Türkiye kanun devleti. Hukuk farklı bir şeydir. Kanun fakülteleri yoktur, hukuk fakülteleri vardır. Kanunların üstünlüğü yoktur, hukukun üstünlüğü vardır" dedi.
Haberal ve Balbay'ın tahliye talebine reddine tepki
Kılıçdaroğlu, 12 Haziran seçimleri ile milletvekili seçilen Mehmet Haberal ve Mustafa Balbay'ın tahliye taleplerinin, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmesine tepki gösterdi. Milletin iradesine darbe vurulduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:
"Her yurttaşın seçme, seçilme hakkı vardır. Gittiniz cumhuriyet başsavcılığına başvurdunuz, 'milletvekili adayı olmak istiyorum' dediniz. 'Engel yok' dediler. Gidiyorsunuz istediğiniz parti hangisiyle başvuruyorsunuz belgelerle beraber. Seçiyorlar sizi, YSK'ya ilgili parti bildiriyor. YSK bakıyor belgelere, soruşturuyor, 'tamam senin aday olmanda engel yok' diyor. Bunun üzerine halk seni milletvekili seçiyor. Geliyor yine YSK'ya gidiyor. YSK onaylıyor, Resmi Gazete'ye gönderiyor. Bununla birlikte YSK TBMM'ye de bildiriyor. Hakkınızda verilmiş bir hüküm yok. Sadece tutuklusunuz. Niçin tutuklusunuz? O da meçhul, ama tutuklusunuz. Bu kişinin parlamentoda yemin etmesi lazım. Seçilmiş. Yüksek Seçim Kurulu onaylamış. TBMM'ye bildirilmiş, mazbatasını almış. Hiçbir sorun yok. 'Sen kusura bakma TBMM'ye gidip yemin edemezsin.' Niçin? Deliller toplanmadı. Üç yıldır deliller toplanmadı. Kim delilleri toplamadı. İktidar ne güne duruyor. Deliller toplanmadı ama ben seni yargılıyorum. Yarın onun lehine bir karar çıkarsa ne olacak? Hayır kanunlar böyle değil. Hukuk devletinde özel yetkili mahkeme olmaz. Demokrasinin kalitesi bu mu? Siz, Cumhuriyet tarihinde olmayan şeyleri yapıyorsunuz."
"Yargıçlar davalara kan davası gibi bakmasın"
Ergenekon kapsamında tutuklu bulunan gazeteci Ahmet Şık'ın kitap taslağının toplatılmasını da eleştiren Kılıçdaroğlu, "Bana söyleyin. Bütün cumhuriyet tarihi boyunca, yazılmamış taslak kitap dolayısı ile tutuklama ve hapse atılma hangi iktidar döneminde oldu? Bunun adına ileri demokrasi diyorlar. Niye birbirimizi kandırıyoruz?" diye sordu. Başbakan'ın Anayasa çağrısına da değinen Kılıçdaroğlu, "Referandumdan hemen sonra söyledim. Buyurun çağrı yapın. Parlamentoda bir ekip oluşsun, anayasa değişikliği için yol alalım. Sayın Erdoğan 'bizim gündemimizde anayasa değişikliği yok' dedi. Şimdi anayasa yapalım diyor, eyvallah. Anayasa değişikliği konusunda en net görüşlerini kamuoyuyla paylaşan tek parti CHP'dir. Bizim görüşlerimiz belli. Evrensel hukuk neyi gerektiriyorsa onu yapacağız" diye konuştu. Kılıçdaroğlu, "Yargıçların bir davaya bakarken, kan davası gibi bakmamalılar" yorumunu yaptı.
"Milletin iradesine darbe vuruyorsunuz"
Başbakan'ın konuşmasında "halkın iradesi" konusuna vurgu yapmasına atıfta bulunan Kılıçdaroğlu, CHP'den milletvekili seçilen Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal'a işaret ederek, "Bunları kim seçti? Yurt dışından gelenler mi seçti. Bu ülkenin insanları seçti. Bu ülkenin insanlarının seçtiği insanların iradelerine darbe vuruyorsunuz. Birbirimizi kandırmayalım. Demokrasi ve hukukun üstünlüğü sadece Türkiye'ye özgü değil. İnsanın olduğu her yerde olması gereken temel kuraldır. Benim seçme seçilme hakkıma sınır getiren bir düzenleme varsa, bu düzenleme insan haklarına aykırıdır. Demokrasi kalitesi herkes için geçerlidir" diye konuştu.
Eylemler ve söylemlerin tutarlı olması gerektiğinin altını çizen Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
"Buyursun bir işadamı hükümeti eleştirsin bakalım. Başına ne gelecek görelim. Böyle demokrasi olur mu? Bir işadamı özel bir sohbette 'CHP Birinci parti olabilir' demiş. O kadar. Vay sen misin onu söyleyen. Bir partinin birinci olacağını düşünmek ne zamandan beri bu ülkede suç olmaya başladı. Tarafsız olan bertaraf olur, hangi demokraside vardır böyle bir söylem. Hem bunları söyleyeceksiniz. Sonra da 'demokrasi hukuk istedik olmuyor' diyeceksiniz. Kim yapmıyor? Siz getirdiniz de biz karşı mı çıktık? Yargıda ciddi sorunlarımız var. Biz CHP olarak demokrasi, hukuk, insan hakları, kadın-erkek eşitliği, AB'ye tam üyelik süreci için elimizden gelen her türlü çabayı gösteriyoruz. Bugün 60'a yakın gazetecinin hapiste olduğu bir ülkeyi, Batı'da gidip 'bizde demokrasi var' diye anlatamazsınız."
cumhuriyet portal

sorunları demokratik yöntemlerle çözmek yerine görmezden gelmek
Çankaya Köşkü'nün internet sitesinden tutuklu vekilllerle ilgil açıklama yapıldı. Cumhurbaşkanı Abdullah Gül açıklamada "Yeni bir anayasa hazırlanması kaçınılmaz hale gelmiştir" dedi.
İşte o açıklama;
Sayın Cumhurbaşkanımız, genel seçimler sonrası yaşanan gelişmeler üzerine aşağıdaki açıklamanın yapılmasını istemişlerdir:
Bilindiği gibi, sağlanan güven ve huzur ortamında, vatandaşlarımızın yüksek oranda katılımıyla çok başarılı bir genel seçim gerçekleştirildi. Yine vatandaşlarımızın yüksek oranda temsil edileceği bir parlamento tablosu ortaya çıktı.
Ülkemizin demokratik gelişmişlik ve olgunluk seviyesini ortaya koyduğu için, bütün dünyada da takdirle karşılanan bu başarıya gölge düşürülmemesi çok büyük bir önem taşımaktadır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kompozisyonu ve seçmenlerin yüzde doksanbeşini aşan temsil oranı, çözüm bekleyen sıkıntılarımızın elbirliğiyle aşılması için büyük bir şans olarak görülmelidir.
Son günlerde yargı mercileri tarafından verilen kararlar ve bunlara dayalı tartışmalar, anayasal ve yasal düzenlemeler başta olmak üzere, hukuk sistemimizin ve demokrasimizin evrensel standartlara ulaştırılması için daha köklü reformlara ihtiyaç bulunduğunu göstermektedir.
Bugün karşı karşıya kaldığımız hukuk temelli bu sorunların, ülkemiz için fırsata dönüştürülebileceği kanaatindeyim. Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi ülkemizde de, hukuk kurallarının zamanla ihtiyaçlara cevap veremez hâle geldiği ve kamu vicdanıyla bağdaşmayan sonuçlar doğurabildiği bir gerçektir.
Bu sebeple, söz konusu sorunların çözüm için bir fırsat olarak görülmesi ve demokratik standartlarımızı yükseltecek yeni bir anayasa hazırlanarak kısa sürede hayata geçirilmesi kaçınılmaz hâle gelmiştir.
Sorunları demokratik yöntemlerle çözmek yerine görmezden gelmek veya çözümü ertelemek, sorunların daha da büyümesine ve enerjimizin heba edilmesine yol açmaktadır. Siyasî tarihimiz bunun çarpıcı örnekleriyle doludur.
Tüm bu sorunların çözüm yeri, millet iradesinin daha yeni tecessüm ettiği Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Bu itibarla, mecliste temsil edilme imkânını elde eden siyasî partilerimizi, meclisin dışında değil, tam aksine bu meşru ve demokratik zeminde, toplumun bütün kesimlerini de dahil ederek birlikte çalışmaya çağırıyorum
mynet
İşte o açıklama;
Sayın Cumhurbaşkanımız, genel seçimler sonrası yaşanan gelişmeler üzerine aşağıdaki açıklamanın yapılmasını istemişlerdir:
Bilindiği gibi, sağlanan güven ve huzur ortamında, vatandaşlarımızın yüksek oranda katılımıyla çok başarılı bir genel seçim gerçekleştirildi. Yine vatandaşlarımızın yüksek oranda temsil edileceği bir parlamento tablosu ortaya çıktı.
Ülkemizin demokratik gelişmişlik ve olgunluk seviyesini ortaya koyduğu için, bütün dünyada da takdirle karşılanan bu başarıya gölge düşürülmemesi çok büyük bir önem taşımaktadır.
Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kompozisyonu ve seçmenlerin yüzde doksanbeşini aşan temsil oranı, çözüm bekleyen sıkıntılarımızın elbirliğiyle aşılması için büyük bir şans olarak görülmelidir.
Son günlerde yargı mercileri tarafından verilen kararlar ve bunlara dayalı tartışmalar, anayasal ve yasal düzenlemeler başta olmak üzere, hukuk sistemimizin ve demokrasimizin evrensel standartlara ulaştırılması için daha köklü reformlara ihtiyaç bulunduğunu göstermektedir.
Bugün karşı karşıya kaldığımız hukuk temelli bu sorunların, ülkemiz için fırsata dönüştürülebileceği kanaatindeyim. Dünyanın birçok yerinde olduğu gibi ülkemizde de, hukuk kurallarının zamanla ihtiyaçlara cevap veremez hâle geldiği ve kamu vicdanıyla bağdaşmayan sonuçlar doğurabildiği bir gerçektir.
Bu sebeple, söz konusu sorunların çözüm için bir fırsat olarak görülmesi ve demokratik standartlarımızı yükseltecek yeni bir anayasa hazırlanarak kısa sürede hayata geçirilmesi kaçınılmaz hâle gelmiştir.
Sorunları demokratik yöntemlerle çözmek yerine görmezden gelmek veya çözümü ertelemek, sorunların daha da büyümesine ve enerjimizin heba edilmesine yol açmaktadır. Siyasî tarihimiz bunun çarpıcı örnekleriyle doludur.
Tüm bu sorunların çözüm yeri, millet iradesinin daha yeni tecessüm ettiği Türkiye Büyük Millet Meclisi’dir. Bu itibarla, mecliste temsil edilme imkânını elde eden siyasî partilerimizi, meclisin dışında değil, tam aksine bu meşru ve demokratik zeminde, toplumun bütün kesimlerini de dahil ederek birlikte çalışmaya çağırıyorum
mynet
6/24/2011

istanbul'dan milletvekili seçilen engin alan'ın tahliye talebi reddedildi bahçeliden sert tepki
Balyoz Planı davası kapsamında tutuklu olarak yargılanırken MHP'den İstanbul Milletvekili seçilen emekli Korgeneral Engin Alan'ın tahliye talebi reddedildi.
İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, taleplerin ardından verilen arada Alan'ın avukatı Ayhan Nacak tarafından yapılan tahliye talebine ilişkin dilekçeyi de inceledi.
Mahkeme heyeti, Alan'ın tahliye talebini kabul etmedi.
Erdoğan "gideceği yeri o da buldu" demişti!
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Alan hakkında, geçtiğimiz mayıs ayında ATO'da yaptığı konuşmada, "Bir ülkenin başbakanı anma törenine gider de bir Korgeneral ayağa kalkmaz mı. Kalkması gerekir. Kalkmadığı takdirde bedelini öder. Bedelini de ödedi. Çanakkale’de anma törenlere gidiyoruz bu beyefendi ayağa kalkmadı. Ondan sonra gereği yapıldı o ayrı mesele. Ama şimdi bakın gideceği yeri o da buldu" demişti.
Bahçeli'den ağır tepki
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, tahliye taleplerini reddeden mahkeme kararlarının milli iradeye saygı, Türk demokrasisi, hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı açısından "esef verici bir garabet" olduğunu belirterek, "Mahkemelerin keyfi yorum ve tasarruflarının önüne geçmek için gerekli yasal düzenlemelerin TBMM'nin öncelikli konusu olarak biran önce hayata geçirilmelidir" dedi.
Bahçeli, seçilmiş milletvekillerinin tahliye edilmemesiyle ilgili yargı kararları hakkında yazılı bir açıklama yaptı. 12 Haziran 2011 seçimlerinde milletvekili seçilen Mehmet Haberal, Mustafa Balbay ve Engin Alan'ın tahliye taleplerini reddeden mahkeme kararlarının, milli iradeye saygı, Türk demokrasisi, hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı açısından "esef verici bir garabet" olduğunu savunan Bahçeli, "AKP iktidarının vesayeti altında siyasallaşan güdümlü yargının hazin bir örneği olan bu kararlarla, egemenliğin yegane kaynağı olan milli iradeye, demokrasiye ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne meydan okunmuştur" dedi. Bahçeli şöyle devam etti:
"Türkiye, milli iradeyi hiçe sayan, tanımadığını ilan eden hukuk dışı bir yargı müdahalesiyle karşı karşıyadır. Adalete olan güven duygusu çok ağır yara almıştır. Milli irade gaspı olan bu kararlarla yargı krizi, demokrasi krizine ve siyasi krize dönüşmüştür. Bu vahim durum karşısında Sayın Cumhurbaşkanının, Başbakan ve AKP yöneticilerinin sessiz, suskun ve tepkisiz kalmaları, ileri demokrasi anlayışlarının ne olduğunun hazin bir göstergesidir. Bugün yaşanan krizin hukuki süreçler içinde aşılamaması halinde siyaset kurumu bu duruma müdahale etmek zorundadır. Bunun için yapılması gereken, mahkemelerin keyfi yorum ve tasarruflarının önüne geçmek için gerekli yasal düzenlemelerin TBMM'nin öncelikli konusu olarak biran önce hayata geçirilmesidir. Burada en büyük görev ve sorumluluk Meclis çoğunluğu nedeniyle Başbakan'a ve AKP'ye düşmektedir. Başbakan'ı bu konuda sorumlu davranmaya ve gerekli girişimleri başlatmaya davet ediyorum."
cumhuriyet portal
İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, taleplerin ardından verilen arada Alan'ın avukatı Ayhan Nacak tarafından yapılan tahliye talebine ilişkin dilekçeyi de inceledi.
Mahkeme heyeti, Alan'ın tahliye talebini kabul etmedi.
Erdoğan "gideceği yeri o da buldu" demişti!
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Alan hakkında, geçtiğimiz mayıs ayında ATO'da yaptığı konuşmada, "Bir ülkenin başbakanı anma törenine gider de bir Korgeneral ayağa kalkmaz mı. Kalkması gerekir. Kalkmadığı takdirde bedelini öder. Bedelini de ödedi. Çanakkale’de anma törenlere gidiyoruz bu beyefendi ayağa kalkmadı. Ondan sonra gereği yapıldı o ayrı mesele. Ama şimdi bakın gideceği yeri o da buldu" demişti.
Bahçeli'den ağır tepki
MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, tahliye taleplerini reddeden mahkeme kararlarının milli iradeye saygı, Türk demokrasisi, hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı açısından "esef verici bir garabet" olduğunu belirterek, "Mahkemelerin keyfi yorum ve tasarruflarının önüne geçmek için gerekli yasal düzenlemelerin TBMM'nin öncelikli konusu olarak biran önce hayata geçirilmelidir" dedi.
Bahçeli, seçilmiş milletvekillerinin tahliye edilmemesiyle ilgili yargı kararları hakkında yazılı bir açıklama yaptı. 12 Haziran 2011 seçimlerinde milletvekili seçilen Mehmet Haberal, Mustafa Balbay ve Engin Alan'ın tahliye taleplerini reddeden mahkeme kararlarının, milli iradeye saygı, Türk demokrasisi, hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı açısından "esef verici bir garabet" olduğunu savunan Bahçeli, "AKP iktidarının vesayeti altında siyasallaşan güdümlü yargının hazin bir örneği olan bu kararlarla, egemenliğin yegane kaynağı olan milli iradeye, demokrasiye ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne meydan okunmuştur" dedi. Bahçeli şöyle devam etti:
"Türkiye, milli iradeyi hiçe sayan, tanımadığını ilan eden hukuk dışı bir yargı müdahalesiyle karşı karşıyadır. Adalete olan güven duygusu çok ağır yara almıştır. Milli irade gaspı olan bu kararlarla yargı krizi, demokrasi krizine ve siyasi krize dönüşmüştür. Bu vahim durum karşısında Sayın Cumhurbaşkanının, Başbakan ve AKP yöneticilerinin sessiz, suskun ve tepkisiz kalmaları, ileri demokrasi anlayışlarının ne olduğunun hazin bir göstergesidir. Bugün yaşanan krizin hukuki süreçler içinde aşılamaması halinde siyaset kurumu bu duruma müdahale etmek zorundadır. Bunun için yapılması gereken, mahkemelerin keyfi yorum ve tasarruflarının önüne geçmek için gerekli yasal düzenlemelerin TBMM'nin öncelikli konusu olarak biran önce hayata geçirilmesidir. Burada en büyük görev ve sorumluluk Meclis çoğunluğu nedeniyle Başbakan'a ve AKP'ye düşmektedir. Başbakan'ı bu konuda sorumlu davranmaya ve gerekli girişimleri başlatmaya davet ediyorum."
cumhuriyet portal

hani halk en büyük güçtü bunları başka bir ülkenin halkımı seçti?
CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP’den milletvekili seçilen ve Ergenekon davası kapsamında tutuklu bulunan Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal’ın tahliye taleplerinin reddedilmesine tepki göstererek “Demokrasiye, özgürlüğe ve halkın iradesine indirilen bu darbenin karşısında asla sessiz kalmayacağız. Parlamento zemininde sonuç alıncaya kadar mücadelemizi kararlılıkla ve azimle sürdüreceğiz” dedi.
Balbay ve Haberal’ın tahliye taleplerinin İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmesi üzerine CHP Merkez Yönetim Kurulu, (MYK) parti genel merkezinde olağanüstü toplandı. Toplantıya Ankara dışında olan CHP’nin hukukçu Genel Başkan Yardımcıları Süheyl Batum ve Sezgin Tanrıkulu ile Sena Kaleli katılamazken CHP’nin yeni seçilen hukukçu milletvekilleri İlhan Cihaner, Rıza Türmen ve Emine Ülker Tarhan ile Atilla Kart toplantıya katılarak MYK üyelerine bilgi verdi. Yaklaşık 3 saat süren toplantının ardından CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bir basın toplantısı düzenledi. Kılıçdaroğlu’nun açıklaması sırasında toplantıya katılan MYK üyeleri de kürsüde hazır bulundu.
“3 YILDIR DELİLLERİ TOPLAMAK İÇİN CHP Mİ GÖREVLİYDİ?”
Demokrasilerde halkın iradesinin çok önemli olduğunu, halkın iradesini de Meclis’in temsil ettiğini belirten Kılıçdaroğlu, milletvekillerinin hangi koşullarda Meclis’e seçileceklerinin açık olduğunu, adayların milletvekili olmalarında sakınca bulunmadığına dair belgenin Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) teslim edildiğini ve YSK’nın da “Milletvekili seçilmelerinde sakınca yoktur” şeklinde görüş bildirdiğini anlattı. Milletvekillerinin seçilmelerinin ardından milletvekili seçilenlerin Resmi Gazete’de yayımlandığını ve bunun ardından milletvekillerinin Meclis’te yemin ettiklerini kaydeden Kılıçdaroğlu, “İki arkadaşımızın kesinlikle hiçbir mahkumiyetleri yok. Milletvekili seçilmelerinde hiçbir engel yok. Resmi Gazete’de yayımlanmış, TBMM’ye bildirilmiş, bildiren organ YSK, o da bir üst yargı organı, onun üstünde itiraz edecek başka makam da yok” dedi.
Mahkemenin Balbay ve Haberal’ı “Deliller toplanamadı, o nedenle serbest kalamazlar” kararı verdiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, “3 yıldır delilleri toplamak için CHP mi görevliydi? Hangi ülkede, hangi demokrasinin, evrensel hukuk kurallarının geçerli olduğu ülkede 3 yıldır insanları içeri atacaksınız, ‘Efendim deliller toplanamadı.' 20 yıl olsa 20 yıl da mı içeride kalacaklar?” diye sordu.
“KARAR HALKIN İRADESİNE DARBEDİR, SÜKUNETLE İTİRAZI BEKLEYECEĞİZ”
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün TBMM’nin açılış konuşmasında tutukluluk sürelerinin uzamasının kendisini de rahatsız ettiğini söylediğini anımsatan Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu arkadaşlarımız hiçbir zaman dokunulmazlık istemiyorlar, bizi yargılayın demiyorlar. Hiç kimse dokunulmazlıkların arkasına saklanmıyor. Eğer siz bunların gelip yemin etmelerine, milletvekili olarak parlamentoya gelmelerine engel koyarsanız siz, halkın iradesini yok sayarsınız. Hani halk en büyük güçtü? Bunları başka bir ülkenin halkı mı seçti? Bizim ülkemizin halkı seçti. Halkın iradesine saygı gösterecekseniz, bu yargı kararı, halkın iradesine vurulan bir darbedir, bunun bilinmesi lazım. Biz sükunetle itiraz sonucunu bekleyeceğiz. Ve umuyoruz ki evrensel hukuk galip gelir. Bu ülkede yargıçlar da vardır diyebileceğimiz bir ortam tesis eder. Halkın iradesine saygı duymayan, yargı aracılığıyla ben politikayı nasıl dizayn ederim diye yola çıkanların ayıplandığı bir karar ortaya çıkmış olur. Arzumuz bu. Hukuk, demokrasi egemen olsun bu ülkede. Yasama organının ne demek olduğu bilinsin bu ülkede.”
“HALKIN İRADESİNE İNDİRİLEN DARBE KARŞISINDA SESSİZ KALMAYACAĞIZ”
Kılıçdaroğlu, Balbay ve Haberal’ın tahliye taleplerinin evrensel hukuk ve halkın iradesi hiçe sayılarak reddedildiğini dile getirerek “Bu ülkede demokrasi bu kadar ucuzlamadı, kimse kusura bakmasın” dedi.
Seçim sürecinde “demokrasi” söylemini ön planda tuttuklarını ve bir “Demokrasi Raporu” açıkladıklarını kaydeden Kılıçdaroğlu, “Hukukun üstünlüğünü bir tarafa bırakıp birilerinin üstünlüğünü sağlamak için yargı kararını alacaksınız, o yargı kararı karşısında sessiz duracaksınız, olmaz. Hukukun üstünlüğü herkes için geçerli olmak zorundadır. Evrensel bir kuraldır. Bu kurala herkesin uyması lazım. Özellikle de bunu en iyi bilmesi gereken yargıçların uyması lazım” diye konuştu.
“Bu kararla demokrasi yara almıştır” diyen Kılıçdaroğlu, görevlerinin demokrasiyi derinleştirmek ve halkın iradesine saygı duyulan bir düzeni getirmek olduğunu belirterek “Birilerinin iradesini, 3 kişinin, 2 kişinin iradesini kalkıp halkın iradesi üzerine tesis etmek demokrasi değildir. Demokrasiye, özgürlüğe ve halkın iradesine indirilen bu darbenin karşısında asla sessiz kalmayacağız. Parlamento zemininde sonuç alıncaya kadar mücadelemizi kararlılıkla ve azimle sürdüreceğiz. Herkes bunu çok iyi bilsin. Yargı, demokrasiyi güçlendirmek için vardır, demokrasiyi askıya almak için yargı yoktur” diye konuştu.
“HERKES BU KARARA TEPKİ GÖSTERMELİ”
Siyasi otoritenin beklentileri doğrultusunda verilen karar karşısında CHP olarak sessiz kalmayacaklarını vurgulayan Kılıçdaroğlu, “Kararlılıkla haklarımızı sonuna kadar savunacağız. 2 arkadaşımız parlamentoya gelecek, özgür iradeleriyle yeminlerini içecekler ve milletvekili olarak görevlerini yapacaklar. Onlar, Türkiye’nin milletvekilidir. Onların hapiste tutulmaları, hiçbir demokrasinin kabul etmeyeceği bir sistemi Türkiye’ye getirmek demektir” dedi.
Cumhurbaşkanı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) dahil herkesin bu karara tepki göstermek zorunda olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, “Demokrasi, hukuk hepimiz için vardır. Birileri için demokrasi, hukuk olmaz. Kararlılıkla sonuna kadar düşüncelerimizi savunacağız, arkadaşlarımız parlamentoya gelecek ve milletvekili olarak özgürce iradelerini yerine getirecekler” diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, açıklamasının ardından soru kabul etmedi.
mynet
Balbay ve Haberal’ın tahliye taleplerinin İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından reddedilmesi üzerine CHP Merkez Yönetim Kurulu, (MYK) parti genel merkezinde olağanüstü toplandı. Toplantıya Ankara dışında olan CHP’nin hukukçu Genel Başkan Yardımcıları Süheyl Batum ve Sezgin Tanrıkulu ile Sena Kaleli katılamazken CHP’nin yeni seçilen hukukçu milletvekilleri İlhan Cihaner, Rıza Türmen ve Emine Ülker Tarhan ile Atilla Kart toplantıya katılarak MYK üyelerine bilgi verdi. Yaklaşık 3 saat süren toplantının ardından CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, bir basın toplantısı düzenledi. Kılıçdaroğlu’nun açıklaması sırasında toplantıya katılan MYK üyeleri de kürsüde hazır bulundu.
“3 YILDIR DELİLLERİ TOPLAMAK İÇİN CHP Mİ GÖREVLİYDİ?”
Demokrasilerde halkın iradesinin çok önemli olduğunu, halkın iradesini de Meclis’in temsil ettiğini belirten Kılıçdaroğlu, milletvekillerinin hangi koşullarda Meclis’e seçileceklerinin açık olduğunu, adayların milletvekili olmalarında sakınca bulunmadığına dair belgenin Yüksek Seçim Kurulu’na (YSK) teslim edildiğini ve YSK’nın da “Milletvekili seçilmelerinde sakınca yoktur” şeklinde görüş bildirdiğini anlattı. Milletvekillerinin seçilmelerinin ardından milletvekili seçilenlerin Resmi Gazete’de yayımlandığını ve bunun ardından milletvekillerinin Meclis’te yemin ettiklerini kaydeden Kılıçdaroğlu, “İki arkadaşımızın kesinlikle hiçbir mahkumiyetleri yok. Milletvekili seçilmelerinde hiçbir engel yok. Resmi Gazete’de yayımlanmış, TBMM’ye bildirilmiş, bildiren organ YSK, o da bir üst yargı organı, onun üstünde itiraz edecek başka makam da yok” dedi.
Mahkemenin Balbay ve Haberal’ı “Deliller toplanamadı, o nedenle serbest kalamazlar” kararı verdiğini ifade eden Kılıçdaroğlu, “3 yıldır delilleri toplamak için CHP mi görevliydi? Hangi ülkede, hangi demokrasinin, evrensel hukuk kurallarının geçerli olduğu ülkede 3 yıldır insanları içeri atacaksınız, ‘Efendim deliller toplanamadı.' 20 yıl olsa 20 yıl da mı içeride kalacaklar?” diye sordu.
“KARAR HALKIN İRADESİNE DARBEDİR, SÜKUNETLE İTİRAZI BEKLEYECEĞİZ”
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün TBMM’nin açılış konuşmasında tutukluluk sürelerinin uzamasının kendisini de rahatsız ettiğini söylediğini anımsatan Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü:
“Bu arkadaşlarımız hiçbir zaman dokunulmazlık istemiyorlar, bizi yargılayın demiyorlar. Hiç kimse dokunulmazlıkların arkasına saklanmıyor. Eğer siz bunların gelip yemin etmelerine, milletvekili olarak parlamentoya gelmelerine engel koyarsanız siz, halkın iradesini yok sayarsınız. Hani halk en büyük güçtü? Bunları başka bir ülkenin halkı mı seçti? Bizim ülkemizin halkı seçti. Halkın iradesine saygı gösterecekseniz, bu yargı kararı, halkın iradesine vurulan bir darbedir, bunun bilinmesi lazım. Biz sükunetle itiraz sonucunu bekleyeceğiz. Ve umuyoruz ki evrensel hukuk galip gelir. Bu ülkede yargıçlar da vardır diyebileceğimiz bir ortam tesis eder. Halkın iradesine saygı duymayan, yargı aracılığıyla ben politikayı nasıl dizayn ederim diye yola çıkanların ayıplandığı bir karar ortaya çıkmış olur. Arzumuz bu. Hukuk, demokrasi egemen olsun bu ülkede. Yasama organının ne demek olduğu bilinsin bu ülkede.”
“HALKIN İRADESİNE İNDİRİLEN DARBE KARŞISINDA SESSİZ KALMAYACAĞIZ”
Kılıçdaroğlu, Balbay ve Haberal’ın tahliye taleplerinin evrensel hukuk ve halkın iradesi hiçe sayılarak reddedildiğini dile getirerek “Bu ülkede demokrasi bu kadar ucuzlamadı, kimse kusura bakmasın” dedi.
Seçim sürecinde “demokrasi” söylemini ön planda tuttuklarını ve bir “Demokrasi Raporu” açıkladıklarını kaydeden Kılıçdaroğlu, “Hukukun üstünlüğünü bir tarafa bırakıp birilerinin üstünlüğünü sağlamak için yargı kararını alacaksınız, o yargı kararı karşısında sessiz duracaksınız, olmaz. Hukukun üstünlüğü herkes için geçerli olmak zorundadır. Evrensel bir kuraldır. Bu kurala herkesin uyması lazım. Özellikle de bunu en iyi bilmesi gereken yargıçların uyması lazım” diye konuştu.
“Bu kararla demokrasi yara almıştır” diyen Kılıçdaroğlu, görevlerinin demokrasiyi derinleştirmek ve halkın iradesine saygı duyulan bir düzeni getirmek olduğunu belirterek “Birilerinin iradesini, 3 kişinin, 2 kişinin iradesini kalkıp halkın iradesi üzerine tesis etmek demokrasi değildir. Demokrasiye, özgürlüğe ve halkın iradesine indirilen bu darbenin karşısında asla sessiz kalmayacağız. Parlamento zemininde sonuç alıncaya kadar mücadelemizi kararlılıkla ve azimle sürdüreceğiz. Herkes bunu çok iyi bilsin. Yargı, demokrasiyi güçlendirmek için vardır, demokrasiyi askıya almak için yargı yoktur” diye konuştu.
“HERKES BU KARARA TEPKİ GÖSTERMELİ”
Siyasi otoritenin beklentileri doğrultusunda verilen karar karşısında CHP olarak sessiz kalmayacaklarını vurgulayan Kılıçdaroğlu, “Kararlılıkla haklarımızı sonuna kadar savunacağız. 2 arkadaşımız parlamentoya gelecek, özgür iradeleriyle yeminlerini içecekler ve milletvekili olarak görevlerini yapacaklar. Onlar, Türkiye’nin milletvekilidir. Onların hapiste tutulmaları, hiçbir demokrasinin kabul etmeyeceği bir sistemi Türkiye’ye getirmek demektir” dedi.
Cumhurbaşkanı ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) dahil herkesin bu karara tepki göstermek zorunda olduğunu söyleyen Kılıçdaroğlu, “Demokrasi, hukuk hepimiz için vardır. Birileri için demokrasi, hukuk olmaz. Kararlılıkla sonuna kadar düşüncelerimizi savunacağız, arkadaşlarımız parlamentoya gelecek ve milletvekili olarak özgürce iradelerini yerine getirecekler” diye konuştu.
Kılıçdaroğlu, açıklamasının ardından soru kabul etmedi.
mynet
6/23/2011

hatip dicle ile başbakan tayyip erdoğanın durumu aynı değil açıklaması
Ak Parti Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ düzenlediği basın toplansında, YSK'nın Hatip Dicle kararını değerlendirdi.
YSK kararının partileriyle bağdaştırılmasının çok insafsızca olduğunu söyleyen Bozdağ, Başbakan Erdoğan'ın 2002'deki durumuyla Hatip Dicle'nin durumunun da çok farklı olduğunu iddia etti.
"YSK YASAMAYA BAĞLI BİR KURUL DEĞİL"
Bekir Bozdağ'ın açıklamalarından satır başları şu şekilde: "Yaşanan gelişmeleri değerlendirmek için birlikteyiz. 79. maddeye göre seçimler konusunda tek yetkili YSK'dır. Son gelişmeler üzerine kimi medya mensupları ya da parti sözcüleri tarafından ortaya konan görüşler partimize haksız eleştiri olmuştur. YSK yasamaya bağlı bir kurul değildir. Üyelerini biz atamıyoruz. YSK kararlarını partimizle beraber değerlendirmek bize yapılmış büyük bir haksızlıktır.
"DİCLE'NİN DURUMU İLE BAŞBAKANIMIZIN DURUMU ARASINDA BAĞLANTI YOK"
Hatip Dicle ile Başbakanımzıın durumu arasında bağlantı yoktur. Başbakanımızın durumunda meli hukuk uygulanmıştır.
Yine bir iddia da YSK kararının AK Parti'nin başvurusuyla olduğu yönünde. Ama gerekçeli karar dikkatli okunursa kararın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının başvurusu olduğu üzerine görülür.
"AK PARTİ DEĞİL ANKARA BAŞSAVCILIĞI YAPTI İTİRAZI"
Ak Parti'nin tek itirazı, Diyarbakır İl Seçim Kurulunun Hatip Dicle'ye verdiği vekil mazbatasınaydı. ÇÜnkü savcılığın soruşturması devam ederken, itirazlar varken ve Dicle'den savunma istenmişken, Dicle daha savunmasını yapmamışken İl Seçim Kurulu'nun mazbatayı vermesine karşı çıktık. Biz buna itiraz ettik.
YSK'nın aldığı karar bizim bu kararımızla alakalı değildir. Tanmamen Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı talebi üzerine vermiştir.
"TEHDİT ŞİDDET ÇAĞRISI DEMOKRASİ İÇİN TEHLİKELİ"
Başka bir husus ise anayasa ve yasaları geliştirebiliriz. Beğenmediğimiz yasalar olabilir. Bunları eleştirebiliriz. Ama demokratik bir devlette anayasa ve demokrasi sınırları içinde olmalı bu eleştirilerde. Baskı ve tehditle bu işler olmaz.
Biz BDP ve bağımsız adaylara demokrasi içinde mücadelelerini yapmaya ve TBMM içinde çalışmaya davet ediyoruz. Biz demokrasinin geliştirilmesi için en iyi zeminin TBMM olduğuna inanıyoruz. Hukukun sınırları içinde kalarak, var olan mevzuatın sınırları içinde kalarak demokrasiyi değiştirdik. İlk geldiğimiz günden bu yana bizim politikamız budur.
Meclisin tanınmaması boykot gibi söylemler yeni döneme, yeni dönem ruhuna yakışmamaktadır. Tehdit ve şiddet çağrısı demokrasi için çok tehlikelidir.
SORU - CEVAP
*Başbakanımızın durumu ile Hatip Dicle'nin durumu karşılaştırılamaz. Başbakanımız Milli Eğitim kitapları içinde var olan bir şiiri okuduğu için yargılanmış ve hapiste kalmış memnu haklarını almış ve YSK'ya başvurmuştur. yasanın aradığı bütün şartları arayarak aday olmuştur.
*Hatip Dicle'nin durumunda adaylık için ehliyeti olmadığı biliniyordu. Bu iki durum birbiriyle kıyaslanamaz.
*Hatip Dicle'ye yasa değiştirirek, bir ehliyet verme durumu olabilir mi? Anayasaya bakmak lazım; ama mevzuat çerçevesinde baktığımızda bunun düzeltilmesinin mümkün olmadığı çok açık. Mevcut durum içinde bu yapılabilirlik yoktur.
*Adaylık ehliyeti olmayan çok aday aday kişi vardı. Adaylık ehliyeti olmayan birine adaylık ehliyeti vermeyle yol açılrsa bir eşitsizlik durumu ortaya çıkar. ben şahsen böyle bir yol açılacağını düşünmüyorum.
*Sayın Haberal ve Balbay hakkındaki kararı tabii ki duyduk ancak detaylı inceleme imkanı bulamadık. Ancak kararı inceledikten sonra gerek görürsek yine bir açıklama yaparız."
mynet
YSK kararının partileriyle bağdaştırılmasının çok insafsızca olduğunu söyleyen Bozdağ, Başbakan Erdoğan'ın 2002'deki durumuyla Hatip Dicle'nin durumunun da çok farklı olduğunu iddia etti.
"YSK YASAMAYA BAĞLI BİR KURUL DEĞİL"
Bekir Bozdağ'ın açıklamalarından satır başları şu şekilde: "Yaşanan gelişmeleri değerlendirmek için birlikteyiz. 79. maddeye göre seçimler konusunda tek yetkili YSK'dır. Son gelişmeler üzerine kimi medya mensupları ya da parti sözcüleri tarafından ortaya konan görüşler partimize haksız eleştiri olmuştur. YSK yasamaya bağlı bir kurul değildir. Üyelerini biz atamıyoruz. YSK kararlarını partimizle beraber değerlendirmek bize yapılmış büyük bir haksızlıktır.
"DİCLE'NİN DURUMU İLE BAŞBAKANIMIZIN DURUMU ARASINDA BAĞLANTI YOK"
Hatip Dicle ile Başbakanımzıın durumu arasında bağlantı yoktur. Başbakanımızın durumunda meli hukuk uygulanmıştır.
Yine bir iddia da YSK kararının AK Parti'nin başvurusuyla olduğu yönünde. Ama gerekçeli karar dikkatli okunursa kararın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının başvurusu olduğu üzerine görülür.
"AK PARTİ DEĞİL ANKARA BAŞSAVCILIĞI YAPTI İTİRAZI"
Ak Parti'nin tek itirazı, Diyarbakır İl Seçim Kurulunun Hatip Dicle'ye verdiği vekil mazbatasınaydı. ÇÜnkü savcılığın soruşturması devam ederken, itirazlar varken ve Dicle'den savunma istenmişken, Dicle daha savunmasını yapmamışken İl Seçim Kurulu'nun mazbatayı vermesine karşı çıktık. Biz buna itiraz ettik.
YSK'nın aldığı karar bizim bu kararımızla alakalı değildir. Tanmamen Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı talebi üzerine vermiştir.
"TEHDİT ŞİDDET ÇAĞRISI DEMOKRASİ İÇİN TEHLİKELİ"
Başka bir husus ise anayasa ve yasaları geliştirebiliriz. Beğenmediğimiz yasalar olabilir. Bunları eleştirebiliriz. Ama demokratik bir devlette anayasa ve demokrasi sınırları içinde olmalı bu eleştirilerde. Baskı ve tehditle bu işler olmaz.
Biz BDP ve bağımsız adaylara demokrasi içinde mücadelelerini yapmaya ve TBMM içinde çalışmaya davet ediyoruz. Biz demokrasinin geliştirilmesi için en iyi zeminin TBMM olduğuna inanıyoruz. Hukukun sınırları içinde kalarak, var olan mevzuatın sınırları içinde kalarak demokrasiyi değiştirdik. İlk geldiğimiz günden bu yana bizim politikamız budur.
Meclisin tanınmaması boykot gibi söylemler yeni döneme, yeni dönem ruhuna yakışmamaktadır. Tehdit ve şiddet çağrısı demokrasi için çok tehlikelidir.
SORU - CEVAP
*Başbakanımızın durumu ile Hatip Dicle'nin durumu karşılaştırılamaz. Başbakanımız Milli Eğitim kitapları içinde var olan bir şiiri okuduğu için yargılanmış ve hapiste kalmış memnu haklarını almış ve YSK'ya başvurmuştur. yasanın aradığı bütün şartları arayarak aday olmuştur.
*Hatip Dicle'nin durumunda adaylık için ehliyeti olmadığı biliniyordu. Bu iki durum birbiriyle kıyaslanamaz.
*Hatip Dicle'ye yasa değiştirirek, bir ehliyet verme durumu olabilir mi? Anayasaya bakmak lazım; ama mevzuat çerçevesinde baktığımızda bunun düzeltilmesinin mümkün olmadığı çok açık. Mevcut durum içinde bu yapılabilirlik yoktur.
*Adaylık ehliyeti olmayan çok aday aday kişi vardı. Adaylık ehliyeti olmayan birine adaylık ehliyeti vermeyle yol açılrsa bir eşitsizlik durumu ortaya çıkar. ben şahsen böyle bir yol açılacağını düşünmüyorum.
*Sayın Haberal ve Balbay hakkındaki kararı tabii ki duyduk ancak detaylı inceleme imkanı bulamadık. Ancak kararı inceledikten sonra gerek görürsek yine bir açıklama yaparız."
mynet
6/22/2011

halkımız örgütlüdür demokratik muhalefetini güçlü bir şekilde gösterecektir
YSK'nın Hatip Dicle'nin milletvekilliğini düşürmesini değerlendiren Ahmet Türk, "Halkımız bu hukuksuz karara demokratik tepkisini gösterecek. Halkımızın eli kolu bağlı kalmayacak. Halkımız örgütlüdür, demokratik muhalefetini güçlü bir şekilde dile getirecektir" dedi.
Türk, şunları söyledi:
"Hatip Dicle ile ilgili karar ne hukuki, ne ahlaki ne de vicdanidir. Türkiye'yi kaosa sürüklemeye yönelik bir karardır.
Son dönemde demokratik siyasetin önünü açmak için büyük çaba gösterildi. Çalışmalar bugün devlet, hükümet ve yargı tarafından bir bütün olarak önü kesilmeye çalışıldı.
Bu anlayış halkın iradesine hesap verecektir. Halkımız bu hukuksuz karara demokratik tepkisini gösterecek. Halkımızın eli kolu bağlı kalmayacak. Halkımız örgütlüdür, demokratik muhalefetini güçlü bir şekilde dile getirecektir.
Bu hukuksuzluğa, Türkiye'yi çatışmacı bir sürece götüren bu karara karşı Türkiye aydınları da suskun kalmayacaktır.
Bu kaos ortamında hepimiz büyük acılar yaşayabiliriz. Bu nedenle bu karara karşı demokrasi için ortak bir tepkinin geliştirilmesini istiyoruz."
Türk, şunları söyledi:
"Hatip Dicle ile ilgili karar ne hukuki, ne ahlaki ne de vicdanidir. Türkiye'yi kaosa sürüklemeye yönelik bir karardır.
Son dönemde demokratik siyasetin önünü açmak için büyük çaba gösterildi. Çalışmalar bugün devlet, hükümet ve yargı tarafından bir bütün olarak önü kesilmeye çalışıldı.
Bu anlayış halkın iradesine hesap verecektir. Halkımız bu hukuksuz karara demokratik tepkisini gösterecek. Halkımızın eli kolu bağlı kalmayacak. Halkımız örgütlüdür, demokratik muhalefetini güçlü bir şekilde dile getirecektir.
Bu hukuksuzluğa, Türkiye'yi çatışmacı bir sürece götüren bu karara karşı Türkiye aydınları da suskun kalmayacaktır.
Bu kaos ortamında hepimiz büyük acılar yaşayabiliriz. Bu nedenle bu karara karşı demokrasi için ortak bir tepkinin geliştirilmesini istiyoruz."
6/17/2011
2009 sandık listesi ile 2011 sandık listesinde 1480 sandıkta fark tespit edildi
CHP Genel Başkan Yardımcısı Emrehan Halıcı, seçim sürecinde yaptığı denetimlerde elde edilen ilginç tespitlerini açıkladı.
Halıcı, 1480 sandıkta farklılık tespit edildiğini belirterek, hukuk birimlerinin itiraz işlemlerini yürüttüğünü bildirdi. Halıcı açıklamasında özetle şunları vurguladı: “Görevlendirdiğimiz sandık sorumlularımız, sandık sonuç tutanaklarını bilgisayar sistemimize girmiş ve bu sonuçlar Yüksek Seçim Kurulu’ndan gelen sandık ölçekli sonuçlarla karşılaştırılmıştır. Toplam 1480 sandıkta farklılık tespit edilmiştir. Büyük bir sayı olmasına rağmen bu sandıklardaki toplam oyların sayısı genel oranları binde 5’ten daha az etkileyecek boyuttadır.
Açıklık getirilsin
2009 sandık listesinden 2011 listesine geçerken 3 milyon 953 bin 546 seçmen eklenmiştir. Bunlardan 2 milyon 654 bin 88’i yaştan dolayı eklenen genç seçmenlerdir. Bir milyon 299 bin 458 seçmenin nasıl eklendiği konusunda; 2009 sandık listesinden 2011 listesine geçerken 9 milyon 794 bin 175 seçmenin adresi değişmiş gözükmektedir. İki yıllık bir sürede bu kadar büyük sayıda (yaklaşık yüzde 20) adresin değişmesi kuşkular yaratmaktadır. Bu değişikliklerin doğruluğu konusuna; 2011 Askı Listesinde olmayıp, Sandık Listesine eklenen 397,733 seçmen sayısına bir an önce açıklık getirilmelidir.”
Seçmen Sayıları
- 2011 Sandık Listesi Seçmen Sayısı 50.189.930
- 2011 Askı Listesi Seçmen Sayısı 49.864.986
- 2011 Askı Listesinde Olmayıp Sandık Listesine Eklenenler 397.733
- 2011 Askı Listesinde Olup Sandık Listesinden Çıkarılanlar 72.789
- 2011 Her ikisinde de olup adres değiştirenler 273.619
- 2010 Sandık Listesi Seçmen Sayısı 49.444.944
- 2010->2011 Eklenen Genç (18 Yaş) Seçmen 907.947
- 2010->2011 Eklenen (?) Seçmen 886.867
- 2010->2011 Eklenen Toplam Seçmen 1.794.814
- 2010->2011 Adres Değiştiren Seçmen 4.491.208
- 2009 Sandık Listesi Seçmen Sayısı 48.005.959
- 2009->2011 Eklenen Genç (18 Yaş) Seçmen 2.654.088
- 2009->2011 Eklenen (?) Seçmen 1.299.458
- 2009->2011 Eklenen Seçmen 3.953.546
- 2009->2011 Adres Değiştiren Seçmen 9.794.175
- 2007 Sandık Listesi Seçmen Sayısı 42.799.303
hürriyet
Açıklık getirilsin
2009 sandık listesinden 2011 listesine geçerken 3 milyon 953 bin 546 seçmen eklenmiştir. Bunlardan 2 milyon 654 bin 88’i yaştan dolayı eklenen genç seçmenlerdir. Bir milyon 299 bin 458 seçmenin nasıl eklendiği konusunda; 2009 sandık listesinden 2011 listesine geçerken 9 milyon 794 bin 175 seçmenin adresi değişmiş gözükmektedir. İki yıllık bir sürede bu kadar büyük sayıda (yaklaşık yüzde 20) adresin değişmesi kuşkular yaratmaktadır. Bu değişikliklerin doğruluğu konusuna; 2011 Askı Listesinde olmayıp, Sandık Listesine eklenen 397,733 seçmen sayısına bir an önce açıklık getirilmelidir.”
Seçmen Sayıları
- 2011 Sandık Listesi Seçmen Sayısı 50.189.930
- 2011 Askı Listesi Seçmen Sayısı 49.864.986
- 2011 Askı Listesinde Olmayıp Sandık Listesine Eklenenler 397.733
- 2011 Askı Listesinde Olup Sandık Listesinden Çıkarılanlar 72.789
- 2011 Her ikisinde de olup adres değiştirenler 273.619
- 2010 Sandık Listesi Seçmen Sayısı 49.444.944
- 2010->2011 Eklenen Genç (18 Yaş) Seçmen 907.947
- 2010->2011 Eklenen (?) Seçmen 886.867
- 2010->2011 Eklenen Toplam Seçmen 1.794.814
- 2010->2011 Adres Değiştiren Seçmen 4.491.208
- 2009 Sandık Listesi Seçmen Sayısı 48.005.959
- 2009->2011 Eklenen Genç (18 Yaş) Seçmen 2.654.088
- 2009->2011 Eklenen (?) Seçmen 1.299.458
- 2009->2011 Eklenen Seçmen 3.953.546
- 2009->2011 Adres Değiştiren Seçmen 9.794.175
- 2007 Sandık Listesi Seçmen Sayısı 42.799.303
hürriyet

