En Yeniler
israil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
israil etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9/13/2011

seyyah1906

guardian:birkaç yıl önce israil'e karşı sert tavır alınması düşünülmezdi bile

İngiliz Guardian gazetesinde Türkiye'nin dış politikasını ele alan bir yorumda "Türkiye'nin çağı geliyor" denildi.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Kuzey Afrika gezisi dolayısıyla Guardian'a yazan Michigan State University'den uluslararası ilişkiler profesörü Muhammed Eyub, Türkiye'nin bölgesel bir güç olarak ortaya çıkmasıyla Orta Doğu'nun artık eskisi gibi olmayacağını belirtti.

Yazar özetle şöyle dedi:

"Türkiye'nin İsrail Büyükelçisi'ni sınır dışı etmesi, diplomatik ilişkilerini asgari seviyeye indirmesi ve Erdoğan'ın tavrını giderek sertleştirmesi, Türkiye-İsrail ilişkilerinde gelip-geçici bir sorun değil. Bunlar, Türkiye'nin İsrail'in özür ve tazminat konusunda ayak sürümesinden artık usandığının işareti."

"Obama yönetimi, Türkiye ile İsrail arasındaki sürtüşmenin Amerika'nın stratejik çıkarlarına zarar verebileceğinden endişe etmesine karşın, iç siyasi nedenlerle İsrail üzerinde baskı kuramadı. Washington, bu tavrıyla NATO'nun çok önemli bir üyesi olan Türkiye'yi yabancılaştırabilir."
'İsrail artık rakipsiz değil'

"Bölgede şu anda yaşananların, Orta Doğu'nun geleceğinde önemli etkileri olacak. Bu, İsrail'in Doğu Akdeniz'deki hakimiyetinin rakipsiz olmadığını gösteriyor. Erdoğan, Türk donanmasının bölgede artık daha aktif bir rol oynayacağını söylüyor. İsrail'in uluslararası hukuka meydan okuması ve özellikle işgal topraklarına yönelik politikaları uluslararası forumlarda bundan böyle ciddi sınavlarla karşılaşacak."

"Bölgedeki demokratik ayaklanmalar sonrasında, Türkiye'nin pozisyonu, Filistin ve İsrail işgali konusundaki ana akım Arap görüşüne daha da yakınlaşacak. Bu durum, Türkiye'nin Arap dünyasındaki konumunu güçlendirecek ve Filistin konusunda daha aktif bir rol üstlenmeleri için Arap hükümetleri üzerindeki baskıyı artıracak. Demokratik geçiş sürecindeki ülkelerde İsrail'e karşı daha sert bir tutum izlenmesi isteniyor. Türkiye örneği ardından Mısır ve Ürdün'ün elçilerini çekebileceğinden söz ediliyor."
'Asker korkusu olmadan'

Yazar şöyle devam etti:

"Türk demokrasisi güçlenmeseydi, Türkiye şimdiki pozisyonuna gelemezdi. Şimdi hükümet askerin müdahale korkusu olmadan politika yürütebiliyor. Birkaç yıl önce İsrail'e karşı sert tavır alınması düşünülemezdi bile."

"Şu anda bölgede tanık olduklarımız, Orta Doğu'yu Avrupa'ya bağlayan stratejik bir güç olarak Türkiye'nin çağının gelişine işaret ediyor. Bu Ankara'nın dış politikada bağımsızlık ilanıdır. Orta Doğu bundan böyle asla aynı olmayacak."

Prof. Muhammed Eyub, ABD’nin Orta Doğu politikasında önemli bir değişikliğe gitmesi gerektiğini belirterek yazısını şöyle noktaladı:

"Eğer Amerika, Orta Doğu'daki stratejik çıkarlarını muhafaza etmek istiyorsa, İsrail-Filistin meselesine hızlı ve adil bir çözüm bulunmalıdır. Washington, İsrail'e koşulsuz destek politikasını yeniden değerlendirmeli ve tarafsız bir siyaset izlemeli. Buna Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'ndaki Filistin tasarısı da dahildir. Her şeyden önemlisi Amerika bölgede yükselen üstün bir güç ve Batı'yla Müslümanlar arasındaki köprü olarak Türkiye'nin stratejik önemini hafife almamalı."

9/12/2011

seyyah1906

guardian:israil başbakanı binyamin netanyahu şimdi seçim yapmak zorunda

İngiltere'de yayımlanan Guardian gazetesi, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bugün Mısır'a yapacağı ziyareti değerlendirdiği başyazısında, İsrail'in bölgede iyice yalnızlaşabileceğini yazdı:
Yazıda özetle şöyle deniyor:

"Erdoğan'ın ziyareti, binlerce Mısırlının İsrail elçiliğine gerçekleştirdiği saldırının üç gün sonrasına rastlıyor."

"Mısırlılar, üç hafta önce İsrail sınırında beş askerlerinin öldürülmesi nedeniyle öfkeliydi. Altıncı asker de hafta sonunda öldü. Erdoğan, geçen sene Gazze filosunda dokuz vatandaşı İsrail askerlerince öldürülmüş bölgesel bir güç ve NATO üyesi olarak Mısır'a desteklerini götürecek."

"Erdoğan, bundan sonra yardım gemilerine Türk savaş gemilerinin eşlik edeceği tehdidinde bulunuyor. Eğer devrim sonrası Mısır ve ekonomisi atağa kalkan Türkiye, eski müttefiklerine karşı birleşirse - ki böyle yapacaklarına dair birçok işaret var - İsrail bölgede derin bir yalnızlığa düşer."
‘Yakınlaşmanın bedeli arttı’
Guardian'ın yazısı söyle devam ediyor:

"İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu şimdi seçim yapmak zorunda. Mavi Marmara'daki ölümler için özür dilemeyi reddederek Türkiye'yi aşağılamanın büyük bir hata olduğunu anlamalı. Düşmanca bir Türkiye-Mısır ittifakının etkisi yıllarca sürebilecek stratejik sonuçları olabilir. Bunun sonuçları, Birleşmiş Milletler'deki Mavi Marmara soruşturmasında kazanılan ve etkisi sadece birkaç gün süren taktik zaferi gölgede bırakır."

"İsrail'in Türkiye'yle ilişkilerini düzeltmesi ve bunu derhal yapması gerekiyor. Böyle bir yakınlaşmanın bedeli son bir hafta içinde çok artmış olabilir ama bunu ödemeye değer. İsrail Başbakanı'nın Cumartesi günü Kahire'deki olaylara tepkisi ılımlı ve ölçülüydü. Belki bunun şimdiden farkında."

Netanyahu'nun seçeneklerinin açık olduğunu vurgulayan Guardian, başyazısını şöyle noktalıyor:

"Ya yeni bir savaşa hazırlanır ya da İsrail'in zayıf ve düşman komşularına artık iradesini dayatamayacağını kabul eder. Ama İsrail'in komşuları güçleniyor. Ha'aretz gazetesi İsrailli yolcuların havaalanında, Türklerin gördüğü benzer muameleye misilleme olarak taciz edilmesine atıfla İsrail'in başkalarına saygı göstermesi için küçük düşürülmesi gerektiğini söylüyor. Artık kimsenin daha fazla aşağılanması gerekmiyor ama komşularının saygısı azaldı."

9/10/2011

seyyah1906

kılıçdaroğlu:avukatlığını üstlenen o gruplardan o cemaatlerden madalya alanlardır

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, CHP'nin eski genel merkez binasındaki Parti Okulu'nun açılış töreninin ardından gazetecilerin sorularını yanıtladı.
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın İsrail'e yaptırımlarla ilgili yaptığı "Gazze'ye gidecek yardım gemilerine Türk donanması eşlik edebilir" açıklamasını değerlendiren Kılıçdaroğlu, "Gazze'ye yardımı Kızılay götürüyor, zaten bir sorun yok. Çünkü Kızılay bizim milli kuruluşumuz, ayrıca Gazze'de yeri var, depoları var. Herhangi bir güvenlik sorunu olduğunu da sanmıyorum. Ama yabancı bandıralı gemilere bizim savaş gemilerimiz eşlik edecekse bunun herhalde bir gerekçesi olması gerekir. O gerekçeyi de sanıyorum Başbakan parlamentoda bize açıklar" dedi.



"Çelik ciddiye alınacak birisi değil"

AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik'in "Acaba Sayın Kılıçdaroğlu mezhep yakınlığı dayanışmasıyla mı Suriye'ye bu manada sahip çıkıyor" sözlerini nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine Kılıçdaroğlu "Ciddiye alınacak birisi değil" dedi.



"Bizim vaat ettiklerimizi kendileri gerçekleştirmek istiyor"

Hükümet'in bedelli askerlikle ilgili yasayı yeni dönemde Meclis gündemine getireceği yönündeki haberlerin anımsatılması üzerine Kılıçdaroğlu, "Daha önce seçimlerde aile sigortası, intibak yasası, askerlik süresinin kısaltılmasıyla ilgili yurttaşlarımıza söz vermiştik. O dönem Sayın Başbakan askerlik süresiyle ilgili olarak 'Bu ülkeyi kim savunacak' diye bizi eleştirmişti. Yaptığımız çalışmaların ve halka verdiğimiz vaatlerin tümünün uygulanabilir olduğunu artık AKP de gördü, önümüzdeki süreç içinde parlamentoya gelecek ve biz de ayrıca kanun tekliflerimizi vereceğiz" dedi.

Söyledikleri her şeyi ince eleyip sık dokuyarak söylediklerini, AKP'nin kendilerini boş vaatlerde bulunmakla suçladığını anlatan Kılıçdaroğlu, "Ama bugün bizim yaptıklarımızı, söylediklerimizi, halka vaat ettiklerimizi kendileri gerçekleştirmek istiyorlar, bundan da memnuniyet duyuyoruz" şeklinde konuştu.



"Asıl avukat füze kalkanını Türkiye'ye getirendir"

Kılıçdaroğlu, bir gazetecinin sorusu üzerine Hükümet'ten kendisine yöneltilen "İsrail'in avukatlığını yapıyor" suçlamasına bir kez daha yanıt verirken şunları kaydetti:

"Ben sadece ve sadece Türkiye cumhuriyeti yurttaşlığının avukatlığını üstlenmekten onur duyarım, onun dışında hiç kimsenin avukatlığını üstlenmedim. Avukatlığını üstlenen, o gruplardan, o cemaatlerden madalya alanlardır. Amerika'da üstün hizmet madalyasını Yahudi gruplarından alan kim; Recep Tayyip Erdoğan. O madalyanın gereği olarak avukatlığını yapıyor zaten. İsrail'in güvenliği için füze kalkanını Türkiye'ye getiren kim; o avukatlığı üstlendiği için avukatlığın gereği olarak bunu yapıyor. Şimdi halkın önüne çıkıp 'İsrail'e savaş gemileri göndereceğiz, şunu yapacağız, bunu yapacağız...' Bunların tamamı boş, halkı kandırmaya yönelik söylemler. Eğer sen halkın önünde saygın bir Başbakan olmayı kabul ediyorsan, öyle bir niteliğin varsa önce aldığın o madalyayı iade edersin, gereğini yaparsın. Ben de o zaman derim ki evet, Başbakan gereğini yaptı."
seyyah1906

gürsel tekin'den erdoğana bülent yıldırımı MOSSAD'ın önüne attınmı atmadınmı

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, partisinin İstanbul İl Başkanlığında düzenlediği basın toplantısında, Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Davutoğlu'nun, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu ve CHP'yi susturmaya çalışacağına,
Türkiye Cumhuriyeti'ni ve Gazze'dekilere yaşattıkları hezimetin hesabını vermeleri gerektiğini söyleyerek, ''Bu hesap onlardan sorulacaktır. Bu hezimetin sorumluları işledikleri günahın bedelini ödeyinceye kadar yakalarını bırakmayacağız'' dedi.

''Başbakan Recep Tayyip Erdoğan ve Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun son açıklamalarının suçluluğu, ezikliği ve çaresizliği yansıttığını'' da belirten Tekin, ''Başbakan Erdoğan ve Dışişleri Bakanı sadece beceriksiz ve basiretsiz davranmamışlar aynı zamanda görevlerini ihmal ederek, suç işlemişlerdir'' diye konuştu.

Başbakan Erdoğan'ın ''Bu rapor ellerine ne zaman geçmiştir? Başbakan bu rapor hakkında ne biliyordu? Ne zamandan beri biliyordu ve ne yaptı? Müzakerelerde temsilcimiz Sanberk'in 29 Nisan 2011 tarihinde bu rapor hakkında kamuoyuna verdiği bilgilerden başbakanın haberi var mıydı, yok muydu? Bir başbakanın böylesine önemli bir konuda devleti temsil eden kişinin açıklamasını görmemesi mümkün olmayacağına göre neden müzakereleri o noktada kestirmedi? Neden bu rapor hukuki bir belgeye dönüşene kadar masada kaldı?'' sorularına yanıt vermesini isteyen Tekin, 15 aylık müzakere süreci hakkında kamuoyuna, muhalefete ve parlamentoya en ufak bir bilgi verilmediğini söyledi.


''Dış politikayı PR konusu olarak görüyor"

Gürsel Tekin, ''Başbakan Erdoğan'ın her olayda olduğu gibi Türkiye'nin en önemli dış sorunlarını bir PR konusu olarak gördüğünü, mantalitesi ve kafasının çalışma şeklinin böyle olduğunu'' söyleyerek, şöyle konuştu:

''Başbakan Erdoğan, perdenin önünde başkadır, arkasında bambaşka bir adamdır. Sayın başbakana soruyorum; perdenin önünde Mavi Marmara'yı sahiplenirken, perdenin arkasında İsrail'e şirin görünmek için bu yardım faaliyetini organize eden İHH başkanını 'İran servisinin adamıdır, benim ona sözüm geçmiyor' diyerek, İsrail hükümetine jurnalledin mi, jurnallemedin mi? Sayın Bülent Yıldırım'ı MOSSAD'ın önüne yem olarak attın mı, atmadın mı? Sayın dışişleri bakanına soruyorum; bu raporun kaç sayfalık lahikası var? Bu lahikada neden bahsediyor? Bu lahika tamamlanıncaya kadar neden görüşme masasından kalkmadınız? İşlem tamamlansın, İsrail Gazze ablukasını meşrulaştıran hukuki bir belgeye sahip olsun diye mi? Hangi avukat ya da kaç avukat İsrail'e böyle bir hizmeti sunabilirdi? Bu şartlar altında İsrail'in avukatı kim oluyor, siz mi, biz mi? Başkalarına çamur atarken, zannediyorlar ki, milletin hafızası balık hafızasıdır ve her şeyi hemen unutur.''

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, Başbakan Erdoğan'ın, ''Yahudi Cesaret Ödülü'' olan ''Davut Boynuzu Ödülü''nü 2004 yılı Ocak ayında ABD'de aldığını, bu ödülün tarihinde ilk kez bir Türk'e verildiğini anımsatarak, ''Başbakan bu ödülü neyin karşılığında hak ettiğini eminim çok iyi biliyor. Şimdi başbakanın hak ettiği 2 yeni Davut Boynuzu ödülü daha var. Bunlardan birisi son açıklanan BM Mavi Marmara raporunda 'Gazze'ye abluka uygulamak İsrail hakkıdır' kararının çıkmasına neden olduğu içindir. Bir diğeri ise İsrail'in güvenliğini sağlamak için Türkiye topraklarında füze kalkanı kurulmasına izin verdiği içindir'' diye konuştu.

Türkiye'ye İsrail karşısında yaşattığı tarihi hezimet dolayısıyla Erdoğan kadar Davutoğlu'nun da bu ödülü almaya hak kazandığını kaydeden Tekin, şunları kaydetti:

''Sayın Dışişleri Bakanı yanlışa yanlış dediğimiz için bizi kınamış. Sayın bakan, şu andan itibaren o makamda fuzuli işgalci konumundadır. Bu kadar kısa zamanda nasıl bu noktaya geldiğini, Türk dış politikasını nasıl eline yüzüne bulaştırdığını, o meşhur politik öngörülerinin nasıl birer birer iflas ettiğini iyi tahlil etmelidir. Sayın Davutoğlu ile birlikte Türk dış politikasında gerçekliğin yerini megalomani almıştır. Dış politika bir Davutoğlu şova dönüştürülmüş, dış politika ve Türkiye'nin yüksek çıkarlarıyla ilgisi olmayan hesaplara kurban edilmiştir.

AKP sözcülerinden birisi 'Küresel iradenin bir parçası' olmaktan söz ediyor. Kimdir bu küresel irade? Küresel iradeye ram olmuş bir dış politikanın milli menfaatlere hizmet etmesi beklenebilir mi? Beklenmez ama 'Beni deliğe süpürmeyin, ben daha çok işinize yararım' diyen bir başbakanın sözcüsünden de başka bir açıklama beklenemez. Millet iradesinin değil, gayri milli bir iradenin parçası olursanız, 'sıfır sorun' politikanız, 'elde var sıfır' politikasına dönüşür. İtiraf etmeliyiz ki sayın Ali Babacan bile Davutoğlu'ndan daha başarılıdır, hiç değilse etliye sütlüye karışmamış, hükümetin ve Türkiye'nin başına ekstra gaileler açmamıştır. İsrail ve Yahudi lobisiyle ilişkilerinden ellerinde sadece 'Davut Boynuzu' isimli 'Yahudi Cesaret Ödülü' kalmıştır. Sayın Davutoğlu bundan sonra gerçekten Türkiye Cumhuriyeti devletinin dışişleri bakanı olmak niyetindeyse bu boynuzu iade ederek işe başlamalıdır.''
seyyah1906

başbakan erdoğan: obamaya türk olduğu içinmi vatandaşınıza sahip çıkmıyorsunuz dedim cevap veremedi

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ''Anamuhalefet partisinin Genel Başkanı çıkıyor, İsrail'in avukatlığını yapıyor. Sana mı kaldı bu iş?
Bırak orada zaten Türkiye'ye vurmak isteyen var. Sen de mi aynı şeyi yapıyorsun? Onun avukatlığını yaptığın zaman oylarını artacağını mı zannediyorsun veya sana onun bir güç katacağını mı zannediyorsun?'' dedi.

Başbakan Erdoğan, Kayseri'de şunları söyledi:

''(Gemiyi, hücum botlarımızı vesairemizi Gazze'ye götürürse alnından öperim) diyor. Kusura bakma ben bu tertemiz alnımı, senin o lekeli dudaklarına sürdürmem. Buna ihtiyacımız yok, biz yaptığımız işi niçin yaptığımızı biliriz.''

Erdoğan, konuşmasına şöyle devam etti:

''MHP'nin Genel Başkanı çıkıyor, 'Somali ile, şurayla burayla uğraşacağına PKK ile uğraş' diyor. Bunların ne kadar küçük düşündüğünü görebiliyor musunuz? Biz büyük bir devletiz, Selçuklu'nun Osmanlı'nın bakiyesi üzerine kurulmuş bir devletiz. Bizi öyle küçük, kısır bir zihniyetle tanımlamaya Sayın Bahçeli senin gücün yetmez, buna müsaade etmeyiz. Biz PKK ile de mücadelemizi sürdürürüz, ama dışarıda da yardım elimizi, yardım eli uzanmayan kardeşlerimize de uzatırız. Aldığımız terbiye budur, mirasın gereği budur.''

'Obama bu soruma cevap veremedi'

Anamuhalefet partisinin Genel Başkanı çıkıyor, İsrail'in avukatlığını yapıyor. Sana mı kaldı bu iş? Bırak orada zaten Türkiye'ye vurmak isteyen var. Sen de mi aynı şeyi yapıyorsun? Onun avukatlığını yaptığın zaman oylarını arttacağını mı zannediyorsun veya sana onun bir güç katacağını mı zannediyorsun. Obama'ya "Mavi Marmara gemisinde öldürülen Furkan sizin vatandaşınız değil mi? Türk olduğu için mi kendi vatandaşınıza sahip çıkmıyorsunuz?" dedim. Bana cevap veremedi. Muhalefet partileri iktidara hakaret etmek için birbirleriyle yarışıyor.

9/09/2011

seyyah1906

economist:askerin nüfuzu azaldı türkiye israil ilişkileri soğudu

İngiltere'de yayınlanan Economist dergisi, Türk-İsrail ilişkilerinin zayıflamasını kısmen Türkiye'de ordunun dış politika üzerindeki nüfuzunun azalmasına bağladı.

Economist'e göre geçmişte Türk ordusu, İsrail'e yakın durarak Amerika ile de arasını iyi tutmuş oluyordu.
Ancak Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın iktidara gelmesi ve ordunun nüfuzunu yitirmesi ile birlikte, İsrail'le ilişkiler de soğumaya başladı.

Dergi İsrail'in Gazze operasyonlarının çok sayıda AKP seçmenini öfkelendirdiğine ve Erdoğan hükümetinin Arap ve genelde Müslüman dünya ile daha sıcak bağlar kurmaya geçmişte olduğu gibi hala hevesli olduğuna işaret ediyor.

Fakat öte yandan, Türkiye'nin Nato'daki müttefiklerini karşısına almak gibi bir niyetinin de olmadığının altının çizen Economist, Nato'nun özellikle İran'a karşı planladığı nükleer füze kalkanı projesinin radar operasyonlarının Türkiye'ye konuşlandırılmasını Erdoğan hükümetinin kabul ettiğini belirtiyor.
İşadamları rahatladı

Dergi ayrıca Türkiye'nin İsrail ile savunma sektöründeki anlaşmaları dondurmasına karşın, sivil ticaretin etkilenmeyecek olmasının her iki ülkedeki işadamlarını da rahatlattığını belirtiyor.

İsrail'deki istatistiklere göre karşılıklı ticaretin siyasi anlaşmazlıklara rağmen son üç yılda devamlı arttığını yazan Economist, Türkiye ile İsrail arasındaki ticaret hacminin yılda 3,5 milyar doları geçer hale geldiğini ve Türkiye'nin İsrail hükümetinin en büyük altıncı ticaret ortağı olduğunu kaydediyor.

Ancak askeri ticaretin bu dönemde zayıfladığını belirten Economist, halihazırdaki sözleşmelerin iptal edilmesi durumunda İsrail'in savunma sanayiinde işten çıkarmaların yaşanabileceğini söylüyor.

Dergi, yakın zaman içinde Türkiye'nin Amerikan yapımı yüzlerce tankının İsrail'de güncellendiğini ve Türk hava kuvvetlerinin Amerikan yapımı savaş uçaklarının elektronik sistemlerini de İsrail'in sağladığını yazıyor.

Economist bunun yanısıra Türk ordusunun PKK militanlarına karşı kullandığı insansız uçakların da İsrail'de üretildiğine dikkat çekiyor.

Buna karşılık, iki ülke arasında bir zamanlar sık sık yapılan ortak tatbikatların artık tarihe karıştığını yazan dergi, İsrail hava kuvvetlerinin eğitim uçuşu için Bulgaristan ve Kıbrıs semalarını seçtiğini ve Türkiye'nin geleneksel rakibi Yunanistan'la tatbikat düzenlediğini ifade ediyor.

9/08/2011

seyyah1906

hüseyin çelik: kılıçdaroğlu mezhep yakınlığı dayanışmasıylamı suriye'ye bu manada sahip çıkıyor

Çelik, muhalefetin, hükümetin dış politikasına ilişkin eleştirileriyle ilgili olarak, ortalığı karıştıracak iddialarda bulundu...
Mezhep dayanışmasına vurgu yapan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, CHP'lilerden büyük tepki aldı...

Çelik, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, dün yapılan Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı hakkında bilgi verdi, gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu ve gazetecilerin sorularını yanıtladı.

AK Parti’nin büyük kongre sürecinin devam ettiğini, 2012 yılı Ekim veya Kasım ayında Kongrenin gerçekleştirileceğini hatırlatan Çelik, MYK toplantısında buna ilişkin değerlendirmeler ile iç ve dış gelişmelerin ele alındığını kaydetti.

Çelik, AK Parti’nin her yıl gerçekleştirdiği İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nın bu yıl 14-16 Ekim tarihinde Kızılcahamam’da gerçekleştirileceğini de duyurdu.

Türkiye ve İsrail ilişkilerinin de toplantıda gündeme geldiğini belirten Çelik, ikili ilişkilerin geldiği noktayı geriye dönük süreci ele alarak anlattı.

-"CHP, TÜRKİYE’NİN BAAS PARTİSİDİR"-

Uluslararası meselelerde iç politika hesaplarının bir tarafa bırakılması gerektiğine dikkati çeken Çelik, ancak Türkiye’de muhalefetin bu konuda "kötü bir sınav" verdiğini, hatta "sınıfta kaldığını" söyledi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Suriye’deki gelişmelere ilişkin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarını bu ülkenin iç işlerine karışmak olarak nitelendirdiğini ifade eden Çelik, şöyle konuştu: "Ana muhalefetin lideri ’Sayın Başbakan (sabrımız taştı) diyor. Bu Suriye’nin iç işlerine müdahaledir. Bu bizim meselemiz değildir. Efendim siz savaşıyor musunuz?’ gibi beyanlarda bulunarak kendi elimizi güçlendirmek yerine, bir Baas rejimini savunma refleksine girmiştir. Niçin bunu yapmıştır? Biliyorsunuz CHP ile Arap ülkelerindeki Baas’cı rejimler arasında genetik akrabalık vardır. CHP, Türkiye’nin Baas partisidir. Ve Baas’çı rejimler biliyorsunuz otoriter yapıları itibariyle CHP’nin geçmişteki iktidarıyla aynı karakterdedir. Türkiye kendi Baas’çı rejiminden 1950’de demokratik yollardan, seçimle kurtulmuştur ve barışçı bir şekilde kurtulmuştur. Sandıkta bunu halletmiştir. Ama şimdi Arap ülkeleri kendi Baas’çı rejimlerinden, hepsinin partisinin adı Baas olması gerekmiyor bu bir zihniyet meselesidir, halk ayaklanmalarıyla kurtulmaya çalışıyor. Ve biz bu süreci destekliyoruz." Çelik, Türkiye’nin demokratikleşme adına "Arap Baharı" denilen süreci desteklediğini, Arap ülkelerinin bu demokratikleşmeyi gerçekleştirmesinin İsrail’in de işini zorlaştıracağını, İsrail’in bu demokratikleşmeden rahatsız olduğunu söyledi.

Çelik, muhalefetin Ortadoğu’daki gelişmelere Türkiye’nin yaklaşımını "sana ne?" diyerek eleştirmesinin doğru olmadığını belirterek, "Benim bitişiğimdeki komşum kendi evini yakma hakkına sahip değil. O evini yakarsa benim evim de yanar, benim evime de sıçrar" dedi. Türkiye’nin bir yol ayrımında olduğunu ve bu ayrımda etkin ve aktif dış politikadan yana tavır sergilediğini anlatan Çelik, ülkeler arası ilişkilerdeki asırlık sorunların bir anda çözülemeyeceğini, ancak kararlı olunması gerektiğini vurguladı.

Çelik, "Ana muhalefet lideri, Sayın Başbakanımızı, Hükümetimizi Arap Sokağına yönelik popülist bir politika izlemekle suçluyor. Biz kendi sokağımıza yönelik bile popülizm yapmıyoruz. Popülizmin ne olduğunu biz çok iyi biliyoruz. İngilizcede CHP’nin adı popülist partidir" dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin "Başbakan Erdoğan’ın Yahudilerin verdiği cesaret ödülünü iade etsin" açıklamalarını da eleştiren Çelik, AK Parti’nin İsrail Hükümetinin politikalarına itiraz ettiğini, İsrail halkıyla, Yahudilerle bir sorunu olmadığını vurguladı. Çelik, AK Parti’nin hiçbir konuda toptancı bir yaklaşım içinde olmadığını, toptancılığın ırkçıların bir özelliği olduğunu kaydetti. Çelik, Mavi Marmara gemisine yönelik saldırı konusunda Türkiye’nin Lahey Adalet Divanı’na başvuru yapacağını da hatırlattı.

-"MEZHEP YAKINLIĞI DAYANIŞMASI MI?"

Muhalefetin dış politikaya yönelik eleştirilerinde Türkiye’nin çıkarlarını dikkate alması gerektiğini belirten Çelik, şöyle konuştu: "İsrail’le olan meselemiz bir uluslararası meseledir, milli meseledir.

Siyasi partilerin elbette politikalarımızı eleştirmek gibi bir hakkı vardır ama bunu yaparken Türkiye’yi haksız gören, diğer ülkeleri haklı kılan bir tutum içine girmelerini yadırgarız.

Niçin savunuyorsunuz Suriye’deki Baas’çı rejimi? Açıkçası aklıma başka kötü şeyler de geliyor. Suriye’deki Baas’çı rejim yüzde 15’lik kitleye dayanıyor.

Acaba Sayın Kılıçdaroğlu mezhep yakınlığı dayanışmasıyla mı Suriye’ye bu manada sahip çıkıyor? Bu da aklımıza gelir. Eğer böyle bir şey yapıyorsa bu daha da affedilmezdir. Siyasi partilerimizin makul meselelerde, makul bir zeminde bize muhalefet etmesi en tabi haklarıdır. Ama Türkiye’nin tezlerini zayıflatacak tutum ve davranışlardan kaçınmalarını da talep etmek bizim en tabii hakkımızdır." Açıklamalarında, NATO tarafından Türkiye’ye kurulması planlanan füze kalkanı konusuna da değinen Çelik, "Füze savunma sistemi bir NATO projesidir. Ve bu ilk gündeme geldiğinde Türkiye bu konudaki itirazlarını, tezlerini dile getirmiştir" dedi. Türkiye’nin bu tezlerinin kabul edildiğini de hatırlatan Çelik, Türkiye kurulanların füze rampası değil, radar sistemi olduğunun altını çizdi.

Çelik, NATO’nun Türkiye’de üye olduğu günden bu yana süreç içinde kurulan çok sayıda tesisi olduğunu belirterek, NATO’nun ortağı olmaya devam ettiği sürece benzerlerinin de yapılacağını kaydetti.

Çelik, "Bir Amerikan projesi, ABD’nin dayatması de değildir" dedi.

Çelik, bedelli askerliğin gündemde olup olmadığına ilişkin, "Bedelli askerlik, askerlik sürelerinin gündemde olduğunu biliyorum. Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Hükümetin gündeminde oldum olası olduğunu biliyorum. Ama ne yapıldı, nereye varıldı onu bilmiyorum. Sonuçlanırsa sizlerle paylaşırız" dedi.

9/07/2011

seyyah1906

muharrem ince:kanları yerde kalmayacak diyen başbakan raporun açıklanmasının ardından nereye gitti

CHP Grup Başkanvekili Muharrem İnce, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında, ''Yahudi sermayesiyle kanka olan bir iktidar vardı, ne oldu da Gazze ablukasını meşrulaştıran bir iktidar oldu?'' dedi.
İsrail'in hatalı olduğunu, kınadıklarını, uluslararası sularda silahsız insanlara, silahla müdahale ettiğini ve 9 Türk vatandaşının hayatını kaybettiğini anlatan İnce, İsrail'i kınamanın başka, Hükümet'in yanlışlarını söyleminin başka bir şey olduğunu ve ikisini birbirinden ayırt etmek gerektiğini ifade etti.

''AKP'li milletvekilleri de Mavi Marmara ile gidecekti, bunlara 'gitmeyin' uyarısı yapıldı. Bunlara 'gitmeyin' uyarısını kim yaptı? Milletvekillerinin canı can da yaşamını yitiren 9 vatandaşın canı can değil mi?'' diyen İnce, bazı sorular soracağını belirterek, şöyle konuştu:

''BM Güvenlik Konseyi'nin kınama kararı aldığını söyleyen ve Meclis'e yalan söyleyen Dışişleri Bakanı kim? Mavi Marmara olayından sonra 'kanları yerde kalmayacak' diyen Başbakan, raporun açıklanmasının ardından nereye gitti? Seçimden önce, meydanlarda 'yeni gemi de gidecek' dedi, gemi niye gitmedi, seçim malzemesi miydi? Tazminat ödenecekti ödenmedi. One minute şovu yapanlar, Mavi Marmara baskınını iç siyasete malzeme yapan ve geldiğimiz noktada diplomatik başarı kazandığını söyleyen Başbakan ne yapıyor?

İsrail'e karşı alınan önlemler arasında diplomatik ilişkilerin ikinci katip düzeyine düşürülmesi var. Ancak, ticari ilişkilerin devam edeceği söyleniyor. Bu tüccar siyasetin yeni bir tezahürü mü? Dün Başbakan açıklama yapıyor, ardından Başbakanlık yetkilileri düzeltiyor. Demek ki yine camdan okumamış irticalen konuşmuş olmalı ki yetkililer düzeltme yapıyorlar. Ticari ilişkiler ifadesinden savunma sanayine yönelik ticari ilişkilerin kastedildiği söyleniyor. İsrail Savunma Bakanlığı yetkilileri iki ülke askeri ilişkilerin halen devam ettiğini söylüyor. Bu yetkililer bunu neye dayanarak söylüyor? Acaba AKP Hükümeti döneminde İsrail ile imzalanan gizli anlaşmalara dayanarak mı söylüyor? AKP; İsrail ile gizli anlaşmalar yapan ve İsrail'in güvenliğini sağlayan bir partidir. AKP'nin İsrail ile gizli anlaşma yaptığını biliyorum. 2009 yılında verdiğim soru önergesine verilen yanıtta, açık açık söylüyorlar. Kabul ediyorlar gizli anlaşma yaptıklarını.''

İnce, Başbakan'a bir çağrıda bulunmak istediğini belirterek, ''Hükümetiniz döneminde İsrail ile yaptığınız gizli anlaşmaları alt alta yazın, onları da Sayın Bülent Arınç'a verin. Hem ağlasın, hem anlasın. 'Şu kadar gizli anlaşma yaptık' deyin, bir liste yapın. Sayın Bülent Arınç'a verin, ağlaya ağlaya okusun'' dedi.

''AKP'nin birbirine düşman iki ülkeyi Türkiye'ye düşman yapabilme başarısına sahip olduğunu'' iddia eden İnce, Suriye ile İsrail'in birbirine düşman iken Türkiye'ye düşman olduklarını, bunun da AKP hükümetlerinin başarısı olduğunu söyledi. Meclise bilgi verilmediğini belirten İnce, ''Coni'ler biliyor, milletvekilleri bilmiyor. Mecliste kapalı oturum yapın açıklayın bunları. Ben bilmiyorum da AKP milletvekilleri de bilmiyor. Bunu açıklama yetkisi Bülent Arınç'a verilmeli. Sayın Arınç, ağlayarak çok güzel yapacaktır bunu'' diye konuştu.

İnce, AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik'in ''Bu bir füze kalkanı değil, radar üssüdür'' dediğini belirterek, ''Başbakan 'düğme bizde olacak' demişti, sonra 'düğme NATO'da olacak' denildi. 'Hedef İran değil' dendi, hedefin İran olduğu çok net ortada. Hedef İran değil de Papua Yeni Gine mi? AKP bir yandan İsrail'i tehdit eden, öbür yandan da İran'a karşı İsrail'i koruyan bir parti'' dedi.

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın hem Yahudi Cesaret Ödülü hem de İslam'a hizmet ödülü aldığını, hangisini iade edeceğini merakla beklediğini ifade eden İnce, birinden birini iade etmesi gerektiğini söyledi. Bir Arap Dergisinin, 'Fransa'nın Libya petrollerinin yüzde 30'unu aldığını' yazdığını hatırlatan İnce, Başbakan'ın Kaddafi'den insan hakları ödülü aldığını, yakında da Fransa'nın kendisine bir devlet nişanı takacağını düşündüğünü ifade etti.


Deniz Feneri Davası

Deniz Feneri davası savcılarının görevden alınmasını savunan bir Hükümet ve Adalet Bakanı'nın olduğunu belirten İnce, şöyle konuştu:

''Görevden alınan savcıların yerine getirilen Harun Kodalak, daha önce Alman adli makamlarının Deniz Feneri davasında adli yardım talebini reddetmiş midir, hangi gerekçeyle reddetmiştir? Kodalak geçmişte AKP'lilerle ilgili hangi davalara bakmıştır? Örneğin Melih Gökçek'in davasını bakmış mıdır, sonuç nedir? Ömer Dinçer'in Çalışma Bakanı olduğu dönemde kendisi ve SGK yöneticilerine açılan davaya bakmış mıdır, sonucu ne olmuştur? Yasadışı dinlemelerle ilgili takipsizlik kararı vermiş midir? Deniz Feneri savcılarının görevden alınmadan önce Başbakan'ın Adalet Bakanı'na 'Deniz Feneri savcıları hala yerinde duruyor mu? Hatta çiftçiye söylediği bir söz vardı, Adalet Bakanı'na da o sözcüğü kullandığı doğru mudur? Deniz Feneri soruşturması esnasında arama yapılacağını ve önlem alınmasın söyleyen köstebek kimdir? Bu köstebeği ortaya çıkarmak görevi hükümetin görevidir. Ama bu köstebek Hükümetin içinde midir ki ortaya çıkarılmıyor? Bu köstebek, dönemin İçişleri Bakanı değilse, medyada adı geçen belediye başkanı değilse, kimdir? Bu sorumluluk Hükümetin değil midir? 2009 yılında bakanların istifasını sundukları bilgisinin 6 bakana doğrulatıldığı haberi çıkmıştı. Sayın Başbakan, 'alır o 6 bakanı kapıyla koyarım, köstebeği barındırmam' demişti. Şimdi o köstebek neden barındırılıyor?''


Deniz Feneri Davasının ''kuşa dönüştürüldüğünü'' iddia eden İnce, ''MASAK'ın hazırladığı raporu, kamuoyuna açıklamaya Başbakan'ın yüreği yeter mi, bu sorularıma cevap verecek bir babayiğit arıyorum'' dedi.

Bu dönemde ''bizden olan sütten çıkmış ak kaşıktır'' mantığının dayatıldığını söyleyen İnce, savcılar üzerinde baskı kurularak ''aklama paklama operasyonu'' yapıldığını belirtti.

İnce, ''bu davada çamaşır makinesi işlevi görenlerin, köstebeklik yapanların Müslümanlıkla ilgileri olmadığını, onların Müslümanlığı sadece siyaset ve ticaret için kullandıklarını, bunların maskelerini düşürmenin CHP'nin en öncelikli görevi olduğunu'' söyledi.


''Burnu sürtülmemiş hiçbir kurum kalmadı"

İnce, bir gazetecinin ''Başbakan bir C planları olduğunu söyledi? nasıl değerlendiriyorsunuz?'' sorusuna, ''Alfabede 29 harf vardır. Bu gidişle Başbakan Z Raporunu alacaktır'' karşılığını verdi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun ''önceliklerinin tutuklu milletvekilleri olduğu'' şeklindeki sözlerinin hatırlatılması üzerine İnce, ''Tabii ki arkadaşlarımıza biz sahip çıkıyoruz. Ayın 19'unda duruşmaları var. Ben, bir grup milletvekili arkadaşımla duruşmaları izlemeye devam edeceğim. Ama Meclisin gündemini iktidar partisi belirliyor. Umarım geçmişte attıkları imzaya bağlı kalırlar'' diye konuştu.

İnce, TÜBİTAK ile ilgili KHK'leri nasıl değerlendirdiği sorusuna karşılık, ''Türkiye'de fethedilmemiş, burnu sürtülmemiş hiçbir kurumun kalmadığını'' söyleyerek, bunun artık bilim kurullarına kadar uzandığını belirtti. İnce, ''Parlamento, Çankaya, Danıştay, Yargıtay, Anayasa Mahkemesi, Futbol Federasyonu, Fiskobirlik, TÜBA, TÜBİTAK... TÜBA'nın adı artık Tayyübul Ulemaya Bağlılık Akademisi oldu. Böyle bir şey olamaz. Bir insan haddini bilmelidir her şeyden önce. Boğaz Köprüsü'nün nereden geçeceğine sen karar veriyorsun, TÜBA'da hangi bilim adamının olacağına sen karar veriyorsun. Hangi yetkiyle, diplomayla, bilgiyle? Dünyanın hangi ülkesinde bilim adamları üzerinde böyle bir baskı kurulur? Bu bir kompleksin dışa vurumudur aslında. Siz kimsiniz ki TÜBA'ya bilim adamı seçeceksiniz? Herhalde bu YÖK ile TÜBA ile Tayyip Erdoğan'ı da Fahri Ordinaryüs Profesör Doktor yaparlar. Bilim ile siyaset bu kadar iç içe dünyanın hiçbir ülkesinde yok. Papua Yeni Gine'yi bilmiyorum.'' dedi.

İnce, 1 Ekim resepsiyonunun iptal edilmesini nasıl değerlendirdiği sorusuna ise ''Resepsiyonun iptal edilmesinden önce Meclis iptal edilmiş KHK'ler ile... Meclis Başkanı'nın göstermelik bir resepsiyonu iptal etmesi günü kurtarma sevdasıdır. Meclis Başkanını ortaya çıkıp 'Meclisi by-pass edemezsin, bu KHK'ler ile Türkiye'yi yönetemezsin' demesi lazım. Yasamanın başı olarak bunu ortaya koymalıdır. Yoksa resepsiyonu iptal etse ne olur etmese ne olur. Hükümet, Meclis olmadan ülkeyi yönetiyor, buna sesini çıkartsın'' yanıtını verdi.
seyyah1906

kılıçdaroğlu:ortadoğu'dan kafkaslar'a kadar türkiyenin sorun yaşamadığı bir ülke hemen hemen kalmadı

CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu, Aydın'ın düşman işgalinden kurtuluş törenlerine katıldıktan sonra Aydın Belediyesinde düzenlediği basın toplantısında, Birleşmiş Milletler'in Mavi Marmara raporunu değerlendirdi.
İsrail devletinin ''ortak insanlık değerlerini ve uluslararası hukuk kurallarını hiçe sayan menfur Mavi Marmara katliamı''nın üzerinden 15 ay geçtiğini belirten Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu:

''9 masum sivilin uluslararası sularda katledildiği, bir çoğunun yaralandığı ve insanlık dışı muameleye maruz kaldığı bu saldırı, Türk ve dünya kamuoyunun haklı öfkesini çekmiştir. Bilindiği üzere, Güvenlik Konseyi'nin çağrısı doğrultusunda Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin konuyla ilgili oluşturduğu soruşturma panelinde güya Türkiye de yer almaktaydı. Hal böyleyken öncelikle 1 Eylül 2011'de basına sızdırılan, daha sonra Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri'nin onayıyla resmileşen Mavi Marmara raporunun İsrail'in hak tanımaz ve hukuk dışı tutumlarını meşrulaştırmaktan başka bir amacı olmadığı apaçık görülmektedir.''

Hükümetin izlediği dış politikanın sonucu olarak, ''haksız ve insafsız Gazze ablukası için İsrail'in arayıp da bulamadığı hukuki ve meşru dayanağın Birleşmiş Milletler raporu yoluyla İsrail devletine adeta hediye edildiğini'' belirten Kılıçdaroğlu, şunları kaydetti:
''Elimizdeki tek gerçek maalesef bundan ibarettir. İnsafsız ve haksız Gazze ablukasını insani nedenlerle reddeden ve bu insanlık dramını insanlığın ortak acısı olarak gören milletimizi geldiğimiz bu noktada bir kez daha düşünmeye davet ediyorum. Geçmişten beri Ortadoğu siyasetinin en önemli aktörü olan Türkiye Cumhuriyeti devletinin sergilediği bu diplomatik kifayetsizliğin nedenlerinin çok iyi tahlil edilmesi gerekmektedir. İsrail'in Gazze ablukasını güya gayrimeşru ve etkisiz kılmaya niyetlenip üstelik bir de Birleşmiş Milletler marifetiyle bu ablukanın meşruiyetini ve hukukiliğini tescil ettirmekten başka sonuç elde edemeyen bir dış politikaya başarılı denebilir mi? Bu olayın başından beri Türkiye devamlı kaybeden taraftır. Türkiye, can ve mal kaybetmiştir. Türkiye, hukuk mücadelesini kaybetmiştir. Türkiye, itibar kaybetmiştir. Türkiye'yle beraber Gazze de kaybetmiştir.''


''Abluka daha da keskinleşti"

Kılıçdaroğlu, ''İsrail'in Gazze'ye uyguladığı haksız ablukanın hükümetin başarısız dış politikası yüzünden zerre kadar zayıflamadığını aksine daha da keskinleştiğini'' belirtti.
''Dünya kamuoyunun büyük desteğine rağmen Türkiye'nin ve dolayısıyla Gazze'nin aleyhinde çıkan bu rapor, dış politika tarihimizin en ağır hezimetlerinden birisidir'' diyen Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti:

''Sayın Dışişleri Bakanı'nın açıklamaları bu hezimeti halkın gözünden kaçırmaktan başka bir amaca hizmet etmemektedir. Bakanın açıkladığı sözde müeyyidelerin Türk kamuoyunu aldatma dışında hiçbir fonksiyonu yoktur. Sayın Bakan ve hükümet, bu açıklamaların İsrail üzerindeki etkisinden çok Türk kamuoyu üzerindeki etkisiyle meşguldürler.''

BM Raporu'nun Gazze'ye uygulanan ambargoyu hukukileştirdiğini ve meşrulaştırdığını söyleyen Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

''İsrail bundan sonra Türkiye'den özür de dilese tazminat da ödese bu gerçek değişmeyecektir. İsrail alacağını almıştır. Sayın Cumhurbaşkanı 'bu rapor bizim için yok hükmündedir' diyorlar. Nasıl oluyor bu? Türkiye'nin temsilcisi sayın Sanberk o komisyonun bir üyesi değil miydi? Ancak Türkiye'nin imzasıyla hukuki nitelik kazanmış olan bu rapor nasıl yok hükmünde olabiliyor? Kaldı ki yapılan açıklamadan görüldüğü üzere bu rapor sayın Dışişleri Bakanı için yok hükmünde değildir. Çünkü sayın bakan raporun bir kısım tespitlerini kendi tezlerine referans olarak kullanmış ve raporu meşrulaştırmıştır. Bu bir diplomatik garabettir. Öte yandan, sayın bakanın açıkladığı müeyyideler sembolik bir değer taşımaktadır. Türkiye-İsrail ticari ilişkilerine ilişkin neden en küçük bir müeyyide düşünülmediğini hükümet açıklamalıdır. Sayın Başbakan dün İsrail ile ticari ilişkilerin de dondurulacağını açıkladı. Ancak daha sonra Başbakanlık, ticari ilişkilerin dondurulmayacağını söyledi. Yani Başbakan'ı Başbakanlık düzeltti.''


''Sokağın öncelikleriyle siyaset yapılmaz"

Kılıçdaroğlu, Dışişleri Bakanı ve hükümetin bir hususa daha açıklık getirmesi gerektiğini ifade ederek, şöyle konuştu:

''Bu raporun kamuoyuna sızdırılmasıyla aynı tarihe denk gelen Türkiye'ye füze kalkanı konuşlandırılmasının kabulü arasında ilişki var mıdır? Hükümet füze kalkanı projesine 'evet' derken BM Raporu'ndan haberdar mıydı değil miydi? Bir yandan İsrail'le askeri iş birliği anlaşmalarının askıya alınacağını ifade ediyorsunuz, diğer yandan İsrail'in güvenliğini sağlamaya dönük olduğu baştan deklare edilen füze kalkanı projesine 'evet' diyorsunuz, neden, 'cambaza bak' demekten bu millet bıkmadı mı? Aslında siz açıkça milleti kandırıyorsunuz, İsrail'in güvenliğini Türkiye olarak garantiye almış oluyorsunuz. Sayın Başbakan'ın gündeminde popülizm yapacağı Arap Sokağı diye yeni bir siyasi muhatap oluştu.Arap Sokağı, Başbakan'ın dış politikasının birinci önceliği haline geldi. Arap kardeşlerimizin hissiyatı bizim için önceliklidir. Ama sokağın öncelikleriyle siyaset yapılamaz. Üzülerek ifade edeyim ki sayın Dışişleri Bakanı da Başbakan'ın dümen suyunda gidiyor. Oysa dışişleri bakanları itfaiyeci gibidirler, yangın çıkarmazlar, yangını söndürürler, öyle olması gerekir.''

Kılıçdaroğlu, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Gazze'ye gideceğini söylediğini ifade ederek, şunları kaydetti:

''Gitsin elbette, gitmesin demiyorum. Ama neyi değiştirecek bu gezi, Sayın Başbakan bunu açıklasın. Recep Tayyip Erdoğan hala temel hatasında ısrar ediyor ve sokağa oynuyor. Birleşmiş Milletler raporuyla Türkiye'ye ve Gazze'ye yaşattığı hezimeti Gazze sokaklarının coşkusuyla örtmeye çalışacağını umuyor. Şimdi Başbakan'a soruyorum, bu raporu hazırlayan soruşturma panelinin kurulmasını sen istedin mi, istedin, oraya devletin en kıdemli memurlarından birini temsilci olarak atadın mı, atadın, 5 Aralık 2010'dan beri İsrail'le gizli müzakereler yürütmüyor musun, yürütüyorsun, bu müzakerelerin sonucu sana aktarılmadı mı, aktarıldı, böyle bir rapor çıkabileceği konusunda dışişleri müsteşarınız sizi uyarmadı mı, uyardı. O zaman ne diye bu raporu kendi elinle, kendi temsilcinle tamamlattırıyorsun? Çekersin temsilcini ve hiç değilse İsrail lehinde bir belgenin oluşumunu engellersin.''


"Hükümet Gazze ablukasını meşrulaştırdı"

Genel Başkan Kılıçdaroğlu, Aydın Belediyesinde düzenlediği basın toplantısında, Mavi Marmara saldırısıyla ilgili kurulan BM Soruşturma Komisyonu Paneli'nde yer alan Türkiye temsilcisi Özdem Sanberk'i suçlayan açıklamalar yapıldığını, ''bunun siyasi yüzsüzlük olduğunu'' belirtti.

Kılıçdaroğlu, ''Sayın Sanberk'i seçen hükümet, resmen tayin eden hükümet, talimatlandıran ve dışişleri müsteşarıyla birlikte müzakereye yetkilendiren hükümet ve bizatihi müzakereleri takip eden Dışişleri Bakanı. Peki kimden şikayet ediyor? Sanberk kendisine ne talimat verildiyse onu yerine getirdi, şimdi günah keçisi yapılıyor'' diye konuştu.

''Hükümetin Gazze ablukasını kendi eliyle meşrulaştırdığını'' ileri süren Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

''O ablukayı delmek için canlarını veren vatandaşlarımızın ruhu incitilmiştir. Peki ne yapılmalıydı? Şayet İsrail'e müeyyide uygulanacaksa hiç bu yola başvurmadan evvel uygulanmalıydı. Dünya kamuoyunun yeterli desteği vardı. Türkiye, İsrail üzerinde fiili bir baskı kurabilir etkili de olurdu. O zaman İsrail'in eli zayıftı. Şimdi ise İsrail'in eli güçlendirilmiştir, hem de bizim hükümetimiz tarafından güçlendirilmiştir. Sayın Başbakan'ın macera arayışları Türkiye'yi bu noktaya getirmiştir. Türkiye Cumhuriyeti tarihinde demokrasi bilincinden ve terbiyesinden bu kadar uzak, dış politikayı bu kadar karanlık dehlizlerde yürüten, hiçbir şeffaflığı olmayan bir başka hükümet yoktur.''
Kılıçdaroğlu, ''Dışişleri Bakanı'nın muhalefet partilerini talimatlandırmayı ihmal etmediğini'' kaydederek, şöyle devam etti:

''Siz Türkiye'nin itibarını, saygınlığını, bölgedeki etkinliğini saçma sapan politikalarınızla Akdeniz'in sularına gömün, biz size alkış tutalım, bu olacak şey mi? Ne zaman bizi bilgilendirdiniz? Gizli, açık bir toplantıyla ne zaman parlamentoyu bilgilendirdiniz ki şimdi arkanızda durmamızı istiyorsunuz. Siz ulusal çıkarlarımızla böylesine acemice oynarken görmeyeceğiz, duymayacağız, sesimizi çıkarmayacağız öyle mi? Tam aksine yanlışa 'yanlış' diyeceğiz, halkımızı doğru bilgilendireceğiz. Bir hafta önce Suriye ile savaş noktasına gelen Türkiye, bir hafta sonra İsrail'le aynı noktaya geldi. Bu absürt bir durumdur, bir garabettir. Bütün bu işler, parlamentoya bilgi verme ihtiyacı duyulmadan yapılmaktadır. Oysa parlamentoya bilgi vermek demokratik bir mecburiyettir. Nasıl oluyor da her hafta bir başka ülke ile savaş durumuna geliyoruz? Bunun hesabı verilmeli, açıklaması yapılmalıdır. Bize göre Gazze ablukası, İsrail-Filistin büyük sorununun alt kümelerinden birisidir. Ana sorun çözülmeden ne abluka sorunu çözülebilir ne de İsrail'in Batı Şeria ve Golan'daki haksız işgali sona erdirilebilir. Türkiye'nin asıl yapması gereken, Ortadoğu'daki sorunların anası olan İsrail-Filistin sorununun çözümüne katkıda bulunmak hatta aktif ara bulucu olmaktır. Gelinen noktada Türkiye bu imkanı kaybetmiştir.''


''Türkiye'nin dış politikası Gazze'ye endekslenemez"

Türkiye'nin dış politikasının salt Gazze'ye endekslenemeyeceğini, böyle bir durumun Türkiye'yi bloke edip yapıcı rol oynamaktan uzaklaştıracağını'' ifade eden Kılıçdaroğlu, konuşmasını şöyle tamamladı:

''Oysa Türkiye'nin menfaati Filistin meselesinin adil bir çözüme ulaştırılmasıdır. Taraf haline gelen Türkiye'ye ne Gazze'nin ne de bölgenin ihtiyacı vardır. AKP hükümetinin popülizm hevesine kurban ettiği Türk dış politikasının geldiği durum hakkında herkesi bir kez daha düşünmeye davet ediyorum. Komşularla sıfır sorun sloganıyla yola çıkan AKP hükümetinin sayesinde Ortadoğu'dan Kafkaslar'a kadar Türkiye'nin sorun yaşamadığı bir ülke hemen hemen kalmadı. Türkiye, tıpkı Suriye örneğinde olduğu gibi, neredeyse ebedi kardeş ve dost ilan ettiği, başbakanın devlet başkanıyla kol kola gezdiği bir ülkeye karşı bir ay içinde savaş imasında bulunabilecek kadar tutarsız bir görüntü vermektedir. AKP'nin Türkiye'yi sözüne güvenilmez, sözü dinlenmez ve ne dediği belli olmayan bir ülke konumuna düşürmeye hiç mi hiç hakkı yoktur. AKP'nin komşularla sıfır sorun politikası, çok kısa sürede elde var sıfır politikasına dönüşmüştür. AKP hükümeti bu kafayla giderse Türkiye kaybetmeye devam edecektir.''



'Halkına hizmet eden herkesi halk başının üstünde taşır'

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Aydın'ın Germencik ilçesinde Cumhuriyet Meydanı, Sevgi Yolu, Park Restoran, Belediye Parkı, Şehit Cafer Efe, Köylü Kadın ve Atatürk Heykeli ile kanalizasyon şebekesinin toplu açılış törenine katıldı. Heykelin açılış kurdelesini kesen Kılıçdaroğlu, daha sonra ilçenin düşman işgalinden kurtuluşunun 89. yıldönümü dolayısıyla meydandaki anıta çelenk koydu.

Germencik Belediye Başkanı Ahmet Yavaşoğlu'nu çalışmalarından dolayı tebrik eden Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu: ''Ben inanıyorum halkına hizmet eden herkesi halk başının üstü nde taşır. Yeter ki halkına hizmet et. Bizim partimizin adı Cumhuriyet Halk Partisi. Halkı unutmayacağız, halkı kucaklayacağız. Halkın derdine derman olacağız. Son yıllarda şöyle bir anlayış var, 'Efendim yiyor ama iş de yapıyor.' Yemeyeceğiz, iş yapacağız. Yedirmeyeceğiz, iş yapacağız. Halka hizmet edeceğiz, halk için çalışacağız. Dürüst belediyeciliğin örneğini birileri arayıp bulmak istiyorlarsa bundan sonra onlara Germencik Belediyesi'ni örnek göstereceğiz. Belediye başkanı 'Hükümet para vermiyor ben para bulur yaparım' diyor. 'Hükümet engel çıkarıyor. İstediğin kadar engel çıkar ben yapacağım' diyor ve yapıyor.''

Aydın'ın ''efelerin, yiğitlerin, düşmana kurşun atanların diyarı'' olduğunu vurgulayan Kılıçdaroğlu, ''Bu ülkenin kalkınmasına kim katkıda bulunmuşsa, bu ülkenin bağımsızlığına kim katkıda bulunmuşsa, onlara minnet ve şükran duymak hepimizin görevidir'' dedi. Kılıçdaroğlu, bir gazetecinin, ''Başbakan Recep Tayyip Erdoğan sizin için 'İsrail'in avukatlığını bıraksın' dedi. Değerlendirmenizi alabilir miyiz?'' sorusu üzerine, bu konu hakkında yarın açıklama yapacağını söyledi. Kılıçdaroğlu, daha sonra açılışını yaptığı tesisleri gezdi.



'Biz genlerimizi Kuvay-i Milliye'den aldık'

Kılıçdaroğlu, Kuşadası'nda, eski adalet bakanlarından Mahmut Esat Bozkurt adına yaptırılan heykel ve parkın açılışını gerçekleştirdi. Burada bulunmaktan duyduğu memnuniyeti dile getiren Kılıçdaroğlu, ''Çünkü biz genlerimizi Kuvay-i Milliye'den aldık. Dokumuzda Kuvay-i Milliye var. Geçmişimizde Mahmut Esat Bozkurt'lar var'' dedi. Mahmut Esat Bozkurt'un, Türkiye'de adaleti, hukukun üstünlüğünü getiren ilk Adalet Bakanı olduğunu, Bozkurt'un döneminde çıkan yasalarda bugün özlem duydukları genel evrensel hukukun görüldüğünü dile getiren Kılıçdaroğlu şöyle konuştu: ''Onun adalet anlayışına baktığınızda hapishanede milletvekili olmaz. Onun adalet anlayışında halkın egemenliği vardır, ulusun egemenliği vardır. 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' der. O anlayışı yaşatmak için mücadele ediyoruz. O dönemlerde hukukun üstünlüğü kavramı vardır. Üstünlerin hukuku kavramı yoktu. O dönemde adalet bakanları ihale dağıtan insanlardan seçilmezlerdi. Adalet bakanları ülkeye adalet getirenlerden seçilirlerdi. Şimdi ki adalet bakanlarının adı adalet bakanı. Kendisi adalet dağıtan değil, kendisi adaletin arkasında duran değil. 'Ben nasıl adaleti engellerim' diye yol yöntem arayanlardan oluşturulan adalet bakanları var. Biz hukukun üstünlüğünü, adaletin üstünlüğünü her yerde arıyoruz. Adalet bakanı sıfatı vermekle adalet bakanı olmaz. Adalet bakanı hukukun üstünlüğü yanında yargının bağımsızlığını, tarafsızlığını savunur. Mahmut Esat Bozkurt, Mustafa Kemal'in Adalet Bakanıdır. Mustafa Kemal'in adalet bakanı olmak kolay değildir. O, Adalet Bakanlığı yaptığı dönemde Avrupa Birliği yoktu. Ama çağdaş uygarlık hedefini Mustafa Kemal Atatürk göstermişti.''

Kılıçdaroğlu, adaleti sağlayan, tesis eden, onun arkasında duran bir toplumdan adaleti arayan bir topluma dönüşüldüğünü iddia ederek, ''Elimizde meşale adaleti arıyoruz. Adaleti bulacağız. Güçle, inançla bulacağız. Tek kişi kalsak bile adaleti yakalamak için mücadele vereceğiz. Çünkü adalet sadece bizim için değil, herkes için geçerli bir kavramdır'' dedi.


'Herkes için adalet olması lazım'

Basılmamış kitabın imhasının olduğu bir ülkede adaletin her zamankinden daha fazla sorgulanması gerektiğini, bunun adalet olamayacağını dile getiren Kılıçdaroğlu, şöyle devam etti: ''Herkes için adalet olması lazım. Bizimle aynı düşüncede olmayan insanlara bile adaleti götürmek zorundayız. Basılmamış kitabın imhasının olduğu ülkede adaleti her zamankinden fazla sorgulamamız lazım. O adalet, adalet değildir. Gazeteci alacaksınız içeriye. Hapse atacaksınız. Davasına, mahkemesine gizli kararı koyacaksınız. Onun avukatı bile niye tutuklandığını bilmeyecek ve siz bunun adına adalet diyeceksiniz. Buna, ileri demokrasi diyeceksiniz. O demokrasi ileri değil, toplumu geriye götüren demokrasidir. O demokrasinin adı Recep Tayyip Erdoğan demokrasisidir ve çağ dışıdır. O demokrasi anlayışı parlamentoyu saf dışı bırakan anlayıştır. Parlamento tatildeyken gece gündüz kanun hükmünde kararname çıkaracaksınız. Bir hafta çıkardığınız kararnameyi tekrar değiştireceksiniz. Birileri size sormayacak mı? 'Dün çıkardığınızı bugün niye değiştirdiniz?'. Bunların hesabını parlamento açılınca soracağız. Bir kişi bile kalsak soracağız. Hiç endişe etmeyin siz.''

Kemal Kılıçdaroğlu, halkı aydınlatacaklarını, halka doğruları söyleyeceklerini ifade ederek, ''Bakın Allah aşkına Suriye'yle dost olduk. Ortak bakanlar kurulu oluştu. Vizeleri kaldırdık. Ne oldu birden bire Suriye'yle savaş eden ülke konumuna geldik. Ne oldu? Hükümetse aynı hükümet. İki ülkede de aynı hükümet var. Birileri talimat verdi. Birilerinin taşeronu olarak biz kalktık Suriye'ye savaş ilan ediyoruz, o noktaya geldik. Bu ne demektir? Hukuk olmadığı gibi bağımsız dış politikası olmayan bir hükümet var şu anda Türkiye'de'' diye konuştu.


İsrail'e yaptırımlar

Mavi Marmara gemisi baskınına da değinen Kılıçdaroğlu, bu gemiye İsrail askerlerinin yaptığı saldırı sonucunda hayatını kaybedenleri anımsatarak, şunları kaydetti: ''Bizim insanlarımız öldü. Hepsinin kanı yerde kaldı. Usulen bağırıyorlar. 'İsrail'e şunu yapacağız, bunu yapacağız'. Hiçbir şey yapamazsın sen. Senin yapabilmen için önce sende yürek lazım. Efendim neymiş 'Askeri anlaşmaları askıya aldık'. Zaten onlar askıdaydı. Peki sormak lazım; bu füze kalkanını kim için getirdin Türkiye'ye? İsrail'in güvenliğini sağlamak için. Milleti de yanıltmak için 'İsrail'e kafa tutuyorum' diyorsun. Şimdi kalkmışsın efelik satıyorsun. O efeliği sana bırakmayacağız hiç meraklanma. Biz senin ne mal olduğunu bu ülkeye anlatacağız.''

Kuşadası Belediye Başkanı Mehmet Esat Altungün ise Kuşadalı olan Mahmut Esat Bozkurt'un heykeli ve adına yapılan parkı açmaktan büyük mutluluk duyduklarını söyledi. Altungün, Kuşadası halkı adına Kılıçdaroğlu'na çiçek takdim etti. Kılıçdaroğlu ve beraberindekiler daha sonra parkın ve heykelin açılış kurdelesini kesti.
seyyah1906

davutoğlu:israil'de bu rapor üzerine ne söylenmişse kılıçdaroğlu onu tekrar etmiştir

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun hükümetin İsrail konusunda attığı adımlara yönelik eleştirilerine ilişkin, “Eğer bu açıklamaları Sayın Kılıçdaroğlu’nun yaptığı ifadesini çıkarırsanız, herhalde İsrailli bir yetkili adına da yapılmış gibi okunabilirdi. İsrail’de bu rapor üzerine ne söylenmişse, Kılıçdaroğlu onu tekrar etmiştir, bu çok üzücü” dedi.
Davutoğlu ile Bulgaristan Dışişleri Bakanı Nikolay Mladenov arasında gerçekleştirilen görüşmenin ardından iki bakan ortak basın toplantısı düzenledi. CHP lideri Kılıçdaroğlu’nun eleştirilerini nasıl değerlendirdiği sorulan Davutoğlu, açıklamaları dikkatlice okuduğunu ve hem yadırgadığını hem de kınadığını ifade ederken, “Eğer bu açıklamaları Sayın Kılıçdaroğlu’nun yaptığı ifadesini çıkarsanız, herhalde İsrailli bir yetkili adına da yapılmış gibi okunabilirdi. İsrail’de bu rapor üzerine ne söylenmişse, Kılıçdaroğlu onu tekrar etmiştir, bu çok üzücü” dedi.


-“İSRAİL’DEKİ ANAMUHALEFET PARTİSİNE BAKSIN”-

Eleştirinin ulusal pozisyon, ulusal çıkarlar gözetilerek yapılması gerektiğini ifade eden Davutoğlu, “İktidarı yıpratayım derken bir milletin, 9 vatandaşını kaybetmiş bir milletin yürütmekte olduğu haklı davaya zarar vermemek gerekir” şeklinde konuştu.

“Bunu Anamuhalefet partisi liderine yakıştırmak mümkün değildir” diyen Davutoğlu, “İsrail’deki Anamuhalefet partisinin tutumuna baksın ve nasıl bir dayanışma içinde olduklarını bir kez de orada görsün” dedi.

Davutoğlu, uluslararası platformlarda bu meselenin takipçisi olduklarını ve sonuna kadar da takipçisi olmaya devam edeceklerini vurgularken, “Kim ne derse desin, kim ne yorum yaparsa yapsın, içeride ya da dışarıda biz bu konudaki haklı tutumumuzu sürdüreceğiz ve gerekli yaptırımları uygulamaya kararlıyız. Gerekiyorsa daha fazla yaptırım uygularız” diye konuştu.

Raporu hazırlayanın BM komisyonu değil bağlayıcılığı olmayan bir komisyon olduğuna dikkat çeken Davutoğlu, bağlayıcı olmamasının nedeninin de Türkiye tarafından rapora imza konulmamış olması olduğunu dile getirdi.

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün “rapor yok hükmündedir” ifadesinin nedeninin de raporun imzalanmamış olması olduğunu söyleyen Davutoğlu, şöyle devam etti:

“Birleşmiş Milletler’de bir haksızlık oldu diye dönüp Türk hükümetini suçlamak yerine, öncelikle Birleşmiş Milletler’den bunun hesabını sormak gerekir. 74 milyon insan bunun hesabını hem İsrail’den, hem de gerektiğinde bu komisyonu yapanlardan soracaktır, bütün uluslararası platformlarda. Alınması gereken tavır bu.” (ANKA)
seyyah1906

financial times:türkiye'nin tavrı mısır ve ürdün'ün israille ilişkilerini gözden geçirmesine sebep olabilir

Financial Times gazetesi Türkiye'nin İsrail'e karşı sertleşen tavrının Mısır ve Ürdün'ü de etkileyebileceğini yazıyor.

Gazeteye göre Türkiye'nin tutumunun zaman içinde Mısır ve Ürdün'ün İsrail ile ilişkilerine de yansıması olasılığı, İsrailli yetkilileri en çok endişelendiren konu.
Arap dünyasında sadece Mısır ve Ürdün'ün İsrail ile diplomatik bağları olduğunu hatırlan gazete, İsrail'in bu iki ülkeyi de kaybetmesi durumunda Müslüman aleminde hiçbir müttefiki kalmayacağını ifade ediyor.

Financial Times, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın dün İsrail için kullandığı "şımarık oğlan" sözlerini başlığına taşıdığı haberde olası bir Gazze ziyaretinin sonuçlarına da değinmiş.

Erdoğan'ın Mısır'dan Gazze'ye geçebileceğini belirten gazete, İsrailli gözlemcilerin Mısır gezisini ''kritik bir sınav'' diye nitelediğini yazıyor.

Financial Times'a göre Türk liderin Mısır'dan Hamas'ın kontrolündeki Gazze Şeridi'ne geçmesi hem Filistinli İslamcı örgüte büyük bir siyasi zafer kazandırır hem de İsrail'e diplomatik anlamda ciddi bir darbe indirir.
'Tanrı gibi karşılanır'

Independent gazetesi de aynı konuyla ilgili haberinde, İsrail'in eski Ankara elçilerinden Alon Liel'in şu sözlerine yer veriyor:

''Şayet Erdoğan Gazze Şeridi'ne girerse, bir Tanrı gibi karşılanacaktır.''

Alon Liel, İsrail ve ABD'nin olası Gazze ziyaretini engellemek için ellerinden gelen çabayı göstereceklerini belirtiyor.

Independent, Başbakan Erdoğan'ın da dün yaptığı konuşmada Gazze ziyareti konusunda henüz nihai karara varmadığını ve izleyeceği yolu Mısırlı muhataplarına danıştıktan sonra belirleyeceğini söylediğini aktarıyor.

Eski İsrailli diplomat Alon Liel'in görüşleri, Financial Times'ın satırlarında da mevcut.

''Eğer Mısırlılar Erdoğan'ın Gazze'ye Refah sınır kapısından girmesine izin verirse, Türkiye ve Mısır arasındaki ilişkilerde de yeni bir döneme girilmiş olur.'' diyor İsrailli gözlemci ve şöyle devam ediyor:

''Eğer izin çıkarsa, bu bölge diplomasisinde dramatik bir yön değişimi anlamına gelecektir.''

9/05/2011

seyyah1906

guardian: iran ve suriye dahil bölgede türkiye'nin hizmetlerinden faydalanmamış tek bir ülke yok

Guardian gazetesi ''dalgalı bir denize açıldığını'' söylediği Türkiye-İsrail ilişkilerini konu alan bir başyazıda Türkiye'nin tutumuna ve özellikle de Gazze ablukasını uluslararası mahkemeye götürme kararına destek verdi.

Mavi Marmara anlaşmazlığında İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun tutumunu eleştiren Guardian, Türkiye'den özür dilemeyi reddeden İsrail hükümetinin ''taktik bir zafer uğruna stratejik bir ilişkiyi feda ettiğini'' yazıyor.
Guardian'a göre İsrail ile Türkiye arasındaki statejik ilişkinin önemi askeri işbirliğinden, ticaret ve turizmden çok daha öteye gidiyor.

Türkiye'nin vetosunu kaldırması sayesinde İsrail'in OECD'ye üye olabildiğini hatırlatan Guardian, Arap dünyasında iktidardan düşen diktatörlerle birlikte belirsizliğin de arttığı bir ortamda, Türkiye'nin bir muhatap olarak öneminin giderek daha çok arttığını kaydediyor.

''Türkiye'nin izlediği çizgiye hak vermeyebilirsiniz,'' diye yazan Guardian, ekliyor:

''Ama İran ve Suriye dahil bölgede Türkiye'nin hizmetlerinden faydalanmamış tek bir ülke yok.''

Ancak Guardian'a göre İsrail artık bu olanaktan yoksun.

Türkiye'nin Gazze ablukasını Uluslararası Adalet Divanı'na götürme kararına destek veren Guardian, Ankara'nın Palmer raporuna karşı başlattığı girişimi haklı görüyor.
Tartışmalı rapor

Eski Yeni Zelanda Başbakanı Geoffrey Palmer başkanlığındaki heyet tarafından hazırlanan raporda İsrail, Mavi Marmara'da aşırı kuvvet kullandığı gerekçesiyle eleştirilmiş, fakat Gazze'ye abluka uygulamakta haklı olduğu belirtilmişti.

Guardian, Palmer raporunun bugüne değin BM genel sekreterinin Gazze konusunda yaptığı bütün açıklamalarla, bundan önceki Goldstone raporuyla ve BM İnsan Hakları Konseyi'nin Eylül ayında yayımladığı raporla ters düştüğünü yazıyor.

Guardian, ''Şayet Palmer raporunun öne sürdüğü gibi Gazze ablukası uluslararası hukuka uygun ise, o zaman işgalin de uygun olması gerekir.'' diyor.

Gazete bu görüşe Türkiye'nin yaptığı gibi mahkemede karşı çıkılması gerektiğini savunuyor.

Son olarak Guardian, Türkiye ile İsrail arasındaki bölünmenin etkilerinin, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda Filistinlilerin devletleşme planlarını oylama gerginliğine de yansıyacağını tahmin ediyor.

Bu ay yapılması düşünülen, fakat Guardian'a göre ABD yönetiminin önüne geçmeye çalıştığı oylama, Filistinlilere Birleşmiş Milletler'de daha çok temsiliyet hakkı tanıyıp ''gözlemci devlet'' konumuna çıkartılmalarını hedefliyor.

Guardian, Washington'un Mahmud Abbas'ı bu ayki oylama fikrinden vazgeçirmek amacıyla yeni tur barış görüşmelerini gündeme getirdiğini belirtiyor.

Ancak gazete Amerika'nın görüşmeleri yeniden başlatma çabaları olumlu sonuç verse dahi, ''ormanı değil sadece ağaçları gören'' Başbakan Netanyahu'yu bir problem olarak değerlendiriyor.
Gazze'ye gezi?

Financial Times ise Başbakan Erdoğan'ın Filistinlilerle dayanışma amacıyla Gazze'ye bir gezi düzenlemeyi gözden geçirdiğini bildiriyor.

Ama gazete henüz iddia edilen gezi planının ne zamanı ne de gerçekleşip gerçekleşmeyeceği konusunda nihai bir karara varıldığının altını çiziyor.

Bununla birlikte Financial Times, Türk yetkililerin Başbakan Erdoğan'ın bir Gazze ziyareti olasılığını gözden geçirmiş olduğunu doğruladıklarını yazıyor.

Gazeteye göre böyle bir ziyaret, ablukaya karşı Filistinlilerle dayanışma ruhunu gösteren bir jest anlamına gelecek.

Financial Times şayet Pazar günü Mısır medyasında çıkan haberler doğruysa, bunun Türkiye ile İsrail arasındaki gerginlikte en dramatik gelişmelerden biri olacağını yazıyor.

Mısır medyası, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın gelecek hafta Mısır'ı ziyaret ederek buradan Gazze'ye geçebileceğini bildirmişti.

9/02/2011

seyyah1906

birleşmiş milletler raporuna göre gazze ablukası yasal güç kullanma aşırı

Birleşmiş Milletler Soruşturma Komisyonu, Mavi Marmara gemisine yapılan ve dokuz yolcunun ölmesiyle sonuçlanan İsrail ordusu baskınıyla ilgilli raporunda, İsrail komandolarının aşırı güç kullandığı sonucuna vardı.
New York Times gazetesinin ele geçirdiği ve resmi olarak yarın açıklanması beklenen raporda İsrail'in Gazze'yi deniz ablukası altında tutmasının yasalara uygun olduğu da belirtildi.

Gazete İsrail'in Gazze'ye abluka uygulama ve yardım filosunu durdurma hakkı olduğunu ifade eden raporun, Türkiye'yi memnun etmeyeceğini de belirtiyor.

105 sayfalık raporda, İsrailli komandoların Mavi Marmara gemisine baskın yaptığı sırada "örgütlü ve şiddetli bir direnişle" karşılaştıklarını ve kendilerini korumak için güç kullanmaları gerektiği belirtildikten sonra, kullanılan gücün "aşırı olduğu ve makul olmadığı" ifade ediliyor.

Gazze'ye uygulanan ablukayı kırıp yardım malzemesi ulaştırmak isteyen altı gemilik konvoy 15 ay önce karadan 72 deniz mili uzakta İsrail askerlerinin baskınına uğramıştı.

Türkiye Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Mavi Marmara raporunun resmen açıklanmadan basında yayımlanmasının üzüntü verici olduğunu söyleyerek, yarın bu konuda kapsamlı bir açıklama yapacaklarını belirtti.

Başkanlığını Yeni Zelanda'nın eski başbakanı Geoffrey Palmer'ın yaptığı soruşturma komisyonunun raporu aylar önce tamamlanmış, ancak Türkiye ile İsrail'in raporun yayımlanmasından önce bir uzlaşmaya varmaya yönelik müzakere içinde olmaları nedeniyle yayımlanması ertelenmişti.

İsrail gazeteleri raporun genel hatlarıyla New York Times'ın yayınlandığı sonuçlara varacağını aylar önce öngörmüştü.
seyyah1906

israile özür misillemesi askeri anlaşmaları askıya aldı büyükelçiyi sınırdışı ediyor

Türkiye, İsrail'le tüm askeri anlaşmaları askıya alma ve büyükelçisini sınırdışı etme kararı aldı.

Karar İsrail'in 15 ay önce Gazze'ye yardım götüren Mavi Marmara gemisine düzenlediği baskın hakkındaki BM raporunun basına sızmasını izliyor.
BM Soruşturma Komisyonu, dokuz kişinin öldüğü bu olayda İsrail'i aşırı güç kullanmakla suçluyor ancak Gazze ablukasının yasal olduğunu da belirtiyor.

Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, BM raporunun siyasi saiklere dayandığını söyledi.

Konuyu uluslararası mercilere taşımaya kararlı olduklarını belirten Davutoğlu'na göre Türkiye'nin alacağı önlemler şunlar:

İlişkiler ikinci katip düzeyine indirilecek, bunun dışındaki tüm görevliler ülkelerine gönderilecek
Askeri anlaşmalar askıya alınacak
Türkiye, Doğu Akdeniz'de seyrüsefer serbestisi için önlem alacak
Türkiye, Gazze ablukasını tanımadığını ilan ederek konuyu Uluslararası Adalet Divanı'na götürecek. Ayrıca BM Genel Kurulu'nu harekete geçirmek için de girişimlere başlayacak
İsrail saldırısının Türk ve yabancı tüm mağdurlarının mahkemelerdeki hak arama girişimlerine destek verilecek.

"Devletimizin kararlılığını bazıları belki anlayamamışlardı. Şu anda alınan tedbirler bunun ilk aşamasıdır. İsrail'in davranışına göre daha ileride alınacak başka tedbirler de söz konusu olabilir"

Cumhurbaşkanı Abdullah Gül

Dışişleri Bakanı Davutoğlu, Türk-İsrail ilişkilerinde bugün gelinen noktanın sorumlusunun İsrail hükümeti olduğunu vurgulayarak, "İsrail hükümeti gereken adımları atmadıkça bu noktadan geri dönülmesi söz konusu olmayacaktır" dedi.
Türkiye, İsrail'den özür dilemesini, mağdurlara tazminat ödemesini ve Gazze ablukasını kaldırmasını istiyor.

AP haber ajansına adının verilmemesi kaydıyla konuşan İsrailli bir yetkili, raporda ülkesinden özür istenmediğini, üzüntülerini belirtmesinin ve tazminat ödemesinin istediğini vurguladı.

Eylemlerinin uluslararası hukuka uygun olduğunun bu raporla belgelendiğini belirten İsrailli yetkili, "bölgesel istikrarın temel taşı olan Türkiye ile işbirliğine dönmeyi umduklarını" söyledi.
'Uzlaşmıştık ama bozdular'

Davutoğlu ise basın toplantısında Türkiye'nin çatışmayı değil barışı, zulmü değil adaleti hakim kılmak isteyen bir anlayışın temsilcisi olduğunu ifade ederek "Bunun içindir ki nasıl Bosna'daki, Kosova'daki katliamlara karşı sesimizi yükselttiysek, Gazze'ye yapılan insanlık dışı saldırılara karşı da tepkimizi gösterdik" diye konuştu.

Davutoğlu şunları kaydetti:

"Gerçek barışın inşasının yolu, dost ülke vatandaşlarını katletmekten değil, dostlukların güçlendirilmesinden geçmektedir. Ancak mevcut İsrail hükümetinin bu yalın gerçeği görmekten, Ortadoğu coğrafyasındaki devasa değişimlerin sonuçlarını idraktan aciz olduğu açıktır. Bu vesileyle, aldığımız ve alacağımız tedbirlerin, sadece mevcut İsrail hükümetinin tutumuyla bağlantılı olduğunu özellikle vurgulamak isterim."

Ahmet Davutoğlu, İsrail ile yapılan müzakerelerde Türkiye'nin özür ve tazminat taleplerini karşılayan anlaşma metinleri üzerinde birkaç kez uzlaşıldığını ancak İsrail Başbakanı Netanyahu tarafından onaylanan bu metinlerin İsrail Bakanlar Kurulu içinde çıkan anlaşmazlıklar yüzünden vazgeçildiğini söyledi.

Dışişleri bakanı amaçlarının tarihe mal olmuş Türk-Yahudi dostluğuna halel getirmek değil, bilakis İsrail hükümetinin bu istisnai dostluğa sığmayan bir yanlışını düzeltmek olduğunu da sözlerine ekledi.
Mavi Marmara gemisi

Açıklamaya destek veren Cumhurbaşkanı Abdullah Gül ise "Rapor açıkçası bizim için yok hükmündedir" dedi.

Gül ''Aslında bu açıklamalar ve bu tedbirler daha erken alınacaktı ama müttefik ülkelerin iyi niyetli gayretlerine fırsat vermek için bugün beklenmiştir" dedi ve devam etti:

"Şu an olayların unutulmadığını ve vatandaşlarımızın hak ve hukukunun sonuna kadar korunacağını göstermek açısından devletimizin kararlılığını bazıları belki anlayamamışlardı. Şu anda alınan tedbirler bunun ilk aşamasıdır. Olayların seyrine göre, İsrail'in davranışına göre daha ileride alınacak başka tedbirler de söz konusu olabilir.''
Hamas'tan tepki

Başkanlığını Yeni Zelanda'nın eski Başbakanı Geoffrey Palmer'ın yaptığı BM Soruşturma Komisyonu'nun raporu aylar önce tamamlanmış, ancak Türkiye ile İsrail'in raporun duyurulmasından önce uzlaşma çabası içinde olmaları nedeniyle yayımlanması ertelenmişti.

Komisyonda Kolombiya'nın eski lideri Alvaro Uribe ile İsrail ve Türkiye'den birer diplomat da vardı.

Bu arada abluka altındaki Gazze'yi yöneten Hamas da raporu kınadı.

Hamas sözcüsü Sami Ebu Zühri raporun ablukaya meşruiyet tanıyarak, İsrail'e bu olaydaki sorumluluklarından kaçma fırsatı tanıdığını belirtti.