En Yeniler
istifa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
istifa etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

10/21/2011

seyyah1906

başbakan erdoğan: gereken her şey bir hukuk devletinin taşıması gereken ciddiyet içinde yapılıyor

Başbakan Tayyip Erdoğan, Hak-İş Konfederasyonu 12. Olağan Genel Kurulu'nda bir konuşma yaptı. Erdoğan, yaptığı konuşmada terör sorunu ile ilgili değerlendirmeler yaptı. Başbakan Erdoğan, şunları söyledi:
''Mesele zor bir meseledir, karmaşık bir meseledir ve hariçten gazel okumanın kabul edilemeyeceği bir meseledir. Çünkü bu mesele milli bir meseledir, o hükümetin, bu iktidarın değil, Türkiye'nin meselesidir.
Bugün muhalefette olanlar da geçmiş iktidarlarında bu mücadelenin içinde olmuşlar, bu güçlükleri yaşamışlardır. Bu meselenin yaşanan her acı hadiseden sonra hükümetin istifasını istemekle ya da olağanüstü hal talep etmekle çözülemeyeceğini de aslında gayet iyi bilirler. 4 ay önce bu ülkede seçim yapıldı. 'Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir' diyorsanız, buna inanıyorsanız, millet yüzde 50 oy vermek suretiyle partimizi iktidara taşımıştır. Bu iktidara inandığı, güvendiği içindir. Hükümetin istifasını isteyenler ise yüzde 25 oy aldı. Demek ki milletin size güveni yok, size itimadı yok, size inancı yok. Önce milletin güvenini kazanın, ondan sonra böyle bir talepte bulunun.
Bu hadise nedir biliyor musunuz? Böyle bir talepte bulunmak, terör örgütünü nereye taşımaktır? Terör örgütünün gücünü kabullenmektir. Böyle safça, böyle düşünceden mahrum, aklıselimden uzak bir yaklaşım tarzı olabilir mi? Bu nasıl bir yaklaşım tarzıdır? Ondan sonra da 'Terörle mücadelede yanınızdayız'... Nasıl yanımızdasınız? Bir taraftan hükümetin istifasını isteyeceksin, bir taraftan 'yanınızdayız' diyeceksin... Hükümet istifa ettiğinde ne olacak? Bu bir koalisyon hükümeti değil ki. Bu ülkede iki kişiden bir kişinin oy verdiği iktidarın iktidarıdır. Şu anda Parlamentonun yüzde 63'ü AK Parti milletvekillerinden oluşuyor. Yapılan nedir Mecliste? Sadece görüldüğü gibi kavga, gürültü ve bunun içine AK Parti'yi çekmek. Terörü hedefine koy, AK Parti'yi değil. Şunu açık ve net ifade edeyim. Bugün Türkiye'nin ihtiyacı olan siyaset dili, dili siyaset anlayışı, siyasetçi modeli bu değildir. Milletimiz siyasetten ve siyasetçiden bu hassas meseleye yapıcı, olgun, çözüme dönük katkılar vermesini bekliyor. Şu bir gerçek ki; söylene söylene artık önceden tahmin edilebilen, çözümsüz, meseleden çok hükümeti yıpratmaya yoğunlaşmış açıklamaların ne siyasete ne bu ülkenin terörle mücadelesine bir faydası yoktur, olmayacaktır.''

''Geçmişte bu mücadelede kurunun yanında yaşın da yandığı, yakıldığı olmuştur''

Türkiye'nin, tarihi tecrübelerle dolu, güçlü bir ülke olduğunu vurgulayan Başbakan Erdoğan, Türk milletinin çok büyük badireler atlatmış ve bu badirelerin hepsinden alnının akıyla dimdik çıkmış bir ülke olduğunu dile getirdi.

Başbakan Erdoğan, şöyle konuştu:
''Herkes emin olsun ki; terör belasını er ya da geç bu milletin yakasından söküp atacağız. Bunu insanlarımızın birbirine bağlılığından, dostluk ve kardeşliğinden, birlik beraberliğinden zerre miktarı taviz vermeden yapacağız. Yine bu mücadeleyi demokrasiden, hukuk ve hakkaniyetten, insaf ve insanlıktan asla geri adım atmadan kazanacağız.
Bunu her zaman söyledik, yine söylüyoruz; geçmişte bu mücadelede kurunun yanında yaşın da yandığı, yakıldığı olmuştur. Sadece stratejik hesaplar bakımından değil, hukukun zedelenmesi, dikkat isteyen, itina isteyen bir mücadelenin toptancı ve hoyratça yaklaşımlarla gölgelenmesi bakımından da yanlışlar yapılmıştır. Biz bütün bu yanlış hesapların da muhasebesini hakkıyla yapıyor, insani dikkatimizi korumak noktasında da büyük hassasiyet gösteriyoruz. Gereken her şey bir hukuk devletinin taşıması gereken ciddiyet içinde yapılıyor, bundan kimsenin şüphesi olmasın.
Hükümet olarak hem hukuku ve demokrasiyi, hem insanlarımızın birlik ve dirliğini korumakta, hem de terörle ödünsüz mücadeleyi sürdürmekte kararlıyız.''

8/03/2011

seyyah1906

taraf gazetesi yazarından uyarı komutanları istifa ettirdiniz pkk daha fazla öldürüyor argümanı

Bayrama kadar geçecek sürece dikkat edilmesi gerektiğini ifade eden Uslu, özellikle bayram öncesi gerçekleştirilecek terör eylemleriyle AKP'nin Doğu ve Güneydoğu'da bitirilmesi planının devreye sokulabileceğini belirtti.
Tedbirlerin arttırılması gerektiğini hatırlatan Uslu, hem ulusalcıların "Komutanları istifa ettirdiniz PKK daha fazla öldürüyor" argümanına su taşımak hem de AK Parti'nin sertleşmesini sağlamak için terör örgütünün Ramazan ayını fırsat olarak göreceğini ifade etti ve "Duyarlı olmak zorundayız" dedi.

İşte Emre Uslu'nun çarpıcı analizi:
Buranın altını kalın harflerle çizmek isterim. Şu anda hem PKK içindeki Ankaralılar Grubu hem de Ankara'daki derin biraderler ellerini ovuşturmuş bir güvenlik zaafı beklentisi içindeler. Önümüzdeki bir iki ay bu nedenle çok kritik. Özellikle bayram öncesi yaşanabilecek terör eylemleri tam da Bayık ve ekibinin beklediği AK Parti'yi bitirme planının devreye sokulabileceği dönemler. Ramazan boyunca ve Bayram süresince oluşacak terör eylemine karşı alabildiğine duyarlı olmak zorundayız. Şu günler birilerinin planları için elverişli zamanlar. Yine 10 civarında veya daha fazla şehidin verilmemesi için azami dikkatli olmak gerekiyor.

Bayık ekibi kendi stratejilerini uygulamak için komutanları istifa etmiş bir orduya saldırmak için fırsat arayışında desem yanlış olmaz. Böylece hem ulusalcıların "Komutanları istifa ettirdiniz PKK daha fazla öldürüyor" argümanına su taşımak hem de AK Parti'nin sertleşerek bölgeyi yeniden güvenlik ablukasına alması için bulunmaz bir fırsat şu zaman PKK için.

Eğer AK Parti bölgeyi güvenlik ablukasına alırsa hem Bayık'ın istediği Öcalan'la görüşmeler ertelenecek hem de tıpkı DYP ve ANAP'ın olduğu gibi AK Parti'nin de bölgede sonunun başlangıcı olacaktır. Bu nedenle özellikle Necdet Özel ekibini kurup kuruma hakim olana kadar geçecek süreci hassas buluyorum.
seyyah1906

komutan istifalarına financial times yorumu istifalar vatandaşlar tarafından neredeyse fark edilmedi

Financial Times gazetesinde yer alan David Gardner imzalı makalede, Türk Silahlı Kuvvetleri Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner ile üç kuvvet komutanının cuma günü gerçekleşen istifasına dair yorumda bulunulmuş.

İstifaların vatandaşlar tarafından neredeyse fark edilmediğini yazan Gardner, bunun Türkiye'nin son on yılda geçirdiği siyasi devrimle açıklanabileceğini ifade ediyor.
Gardner'a göre, değişen güç dengelerinin birincil zaiyatı ise ordu oldu.

Adalet ve Kalkınma Partisi'nin iktidara geldiği 2002 yılında bu sonucun Türkiye uzmanlarının çoğu tarafından öngörülmediğini ifade eden Gardner, kritik dönüm noktasının ise 2007 yılında Genelkurmay'ın internet sitesinden yapılan açıklamayla Abdullah Gül'ün cumhurbaşkanı adaylığının kabul edilemeyeceğinin söylenmesi olduğunu yazıyor.

Hükümet ile ordu arasındaki mücadeleyi hükümetin kazanmış olduğunu ancak ordunun iç hizmet kanunun hala siyasete müdahaleye izin verdiğini söyleyen Gardner, yazısını şu uyarılarla bitiriyor:

"Türkiye'nin yeni anayasının denetim ve denge mekanizmaları içermesinin sağlanması için daha kat edilecek çok yol var, ki bu özellikle de Erdoğan'ın başkanlık hedefi ve otoriter eğilimi düşünüldüğünde önemli.

Ancak Avrupa'da haklı yerini arayan modern bir cumhuriyette bu denetim rolünü ordu oynamamalı."

7/30/2011

seyyah1906

bdp'li selahattin demirtaş çok açık söylüyorum kemalizim yerine tayyibizmi oturtmak istemiyorsa

Genelkurmay Başkanı Işık Koşaner ve kuvvet komutanlarının dün gece ani bir kararla Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a istifa dilekçelerini vererek emekliye ayrılmak istemesinin yankıları sürerken, BDP'den konuyla ilgili ilk değerlendirme geldi.
BDP Batman milletvekili Bengi Yıldız, komutanların istifa etmelerinin Türkiye açısından bir ilerlemeye tekabül ettiğini belirterek, "Türk Silahlı Kuvvetlerinin halen sivil iradeye karşı direnen bir mekanizma olduğu göze çarpıyor. Yoksa devletin memuru olan, hükümetin memuru olan insanların istifa etmek suretiyle tepkilerini dile getirmeleri ve bir yerlere mesaj vermeleri demokratik ülkelerde, demokratik hukuk devletinde pek rastlanan bir uygulama değildir. Netice itibarı ile başka arayışlara girmeden istifa etmeleri Türkiye açısından bir ilerlemeye tekabül ediyor. O açıdan da olumludur ama geldiğimiz aşama itibarı ile Türkiye'de artık askerlerin de yavaş yavaş kendi konumları içerisindeki yerlerini öğremeye başladıklarını görüyoruz. Bu da sevindirici bir durumdur" dedi.

"UMUYORUM Kİ BU BİR BAŞLANGIÇ OLUR"

BDP Siirt milletvekili Gültan Kışanak ise bunun olması gereken bir tutum olduğunu belirterek, "Öncelikle şunu ifade etmek istiyorum, demokratik sistemlerde istifa önemli bir mekanizmadır. Biz de ne yazık ki şimdiye kadar siyasi durumdan, idari organlarda çok kullanılmayan bir yöntemdir. Oysa hizmet kusuru bulunan, hata yapan, yanlış yapan, eksik yapan, kamuoyunda bu yönde hakkında iddialar olan kişilerin, kendi sorumluluk alanında yanlış bir şey ortaya çıktığında bunun bedelini ödemek için istifa etmesi

bir demokratik sistemin parçasıdır. Olması gereken şeydir. Türkiye'de çok işlemediği için bu garipseniyor. Ama umuyorum ki bu bir başlangıç olur; siyasete de idari yapıya da devletin tüm organlarına da böyle bir yaklaşım sirayet eder" diye konuştu.

"TARTIŞMAYA GİRMEKTENSE GÖREVLERİNİ BIRAKMALARI OLMASI GEREKEN BİR ŞEYDİR"

Darbe iddialarıyla yargılanan generallerin olduğunu belirten Kışanak, terfi ve dava tartışmasına girmeden görevlerini bırakmalarının olması gereken bir şey olduğunu belirterek, "Darbe önemli bir iddiadır. Darbe girişiminde bulunmak, bu konuda itham edilen, haklarında iddialar bulunan ve yargılanan generaller var. Bunların davaları ile ilgili ya da terfileri ile ilgili bir tartışma içerisine girmektense Türk Silahlı Kuvvetlerinin yönetim kademesindeki kişilerin bu konuda görevlerini bırakmaları, bence demokratik sistem içerisinde olması gereken bir şeydir. Türkiye kamuoyunun bunu fazlaca büyütmeden, fazla başka mana yüklemeden bu süreci geçirmesi gerektiğini düşünüyorum. Bu nedenle bu istifaları hani bir tepki, bir tavır olarak algılamak istemiyorum. Ortada çok ciddi iddialar ve ithamlar var, yargılamalar var, ayrıca kendi görev alanlarına dair ciddi problemler sıkıntılar var. Bu ülkede halen bir JİTEM var mı yok mu diye tartışılıyor. Böyle bir şey olabilir mi? Yani bu kadar icraatı ve uygulaması olan, vahim sonuçları olan bir kurumun varlığını yokluğunu tartışır hale gelmişken, bu bir problemdir, bu nedenle istifaları saydığım nedenler nedeniyle demokratik sistem içerisinde olması gereken bir tutum ve davranış olarak algılamak istiyorum. Türk Silahlı Kuvvetlerinin ayrı bir güç olmaktan çıkarılıp halkın iradesini temsil eden parlamentoya ve yönetime bağlanması şeklinde düşünülüyorsa bu iyi bir şeydir. Askeri vesayetin kalkması gerekir. Ama bunun yerine birileri başka bir otoriter yönetim inşa ediyorsa bunun karşısına hep beraber çıkmamız gerekir" diye konuştu.

"KOMUTANLAR İSTİFA EDİNCE TÜRKİYE'DE KRİZ ÇIKMIYORMUŞ"

BDP Grup Başkanı Selahattin Demirtaş, komutanların istifa ederek emekliye ayrılmak istemelerinin Türkiye'de şok etkisi oluşturan bir durum olmadığını ve kriz çıkmadığını belirterek, "Görüldüğü üzere Türkiye'de şok etkisi oluşturan bir durum değildir, krize neden olan bir durum da değildir. Demek ki olabiliyormuş. Genelkurmay başkanları, kuvvet komutanları istifa edince Türkiye'de bir kriz çıkmıyormuş. Ama bundan Türkiye'de askeri vesayet kalkarak yerine sivil demokrasinin geçtiği şeklinde bir anlam da çıkmıyor. En azından biz bunu böyle okumuyoruz. Elbette ki Ergenekon davası darbe iddiaları, bunlar çok ciddi iddialardır, soruşturulması lazım. Kesinlikle böyle suçlara karışan, bulaşan varsa cezalandırılması lazım. BDP'nin bu konudaki tavrı nettir. Ordu içerisinde olur veya dışında olur, darbe girişimi demokrasilerde demokratik parlamenter sistemlerde çok ağır bir suçtur. Bunun soruşturulması lazım. Bu nedenle ordu içerisindeki değişim, görev değişiklikleri ve bu yaşanan tıkanıklıklar bir demokratik sisteme eğrilecek mi eğrilmiyecek mi onu AK Parti'nin duruşu değil, halkın demokratik talepleri ve mücadelesi belirler. Yani AK Parti'ye kalsa mevcut statükonun yerine yeni bir sivil statükoyu inşa etmekten çekinmeyecektir. Bunun zaten güçlü belirtileri var. 'Ordu vesayeti, askeri vesayet kalktı, Türkiye demokratik bir ülkedir' demek için daha erkendir" ifadelerini kullandı.

"ORDU BAŞARILI OLSAYDI BUNLAR YAŞANMAYACAKTI"

Demirtaş, bu durumun başarısız olan komutanlara çıkarılmış olan bir fatura olduğunu savunarak, "Başbakan'ın özellikle yeni anayasa inşa süresinde Kürt sorununun çözümü meselesinde çok somut, inandırıcı, gerçekçi, kucaklayıcı adımlar atması lazım. Eğer sivil vesayet oluşturmak istemiyorsa ben çok açık söylüyorum Kemalizim yerine Tayyibizmi oturtmak istemiyorsa demokrasiyi kesinlikle toplumla buluşturmak zorundadır. Bunun için koşullar her zamankinden uygundur, olgundur. AK Parti'nin ve Sayın Başbakan'ın halkın lehine bu fırsatı değerlendirmesi gerekir. Bir de meselenin şu yönü var: 30 yıllık Kürt sorunu var ve 30 yıldır PKK'ya karşı mücadele eden bir ordu var. Eğer ordu PKK'ya karşı başarılı olmuş olsaydı bunlar yaşanmayacaktı. Dolayısıyla bu, başarısız olan komutanlara çıkarılmış bir faturadır. Bu demek değildir ki sivil otorite başarılıdır. Kürt sorunu olduğu yerde duruyor, komutanlara fatura çıkıyorsa sivil hükümet de kendine fatura çıkarmalı ve Kürt sorunun çözümünckendi görev alanlarına dair ciü artık önüne koymalıdır diye düşünüyoruz" açıklamasını yaptı.

Gazetecilerin istifa ile ilgili olarak, "Bu bir tavır mı?" sorusunu yöneltmesi üzerine, Demirtaş, "Tavır olsa ne olur ?Dün gece itibarı ile 3 saat Türkiye'nin gündemini meşgul etmiştir, Türkiye'nin gündeminden çıkmıştır" yanıtını verdi. (İHA) 

6/22/2011

seyyah1906

hatip diclenin milletvekilliği düşürüldü bdp'liler yemin etmezse ara seçime gidilebilir

Reuters haber ajansı, Hatip Dicle'nin vekilliğinin düşürülmesinin ardından, 'BDP Meclis'i boykot ederse ara seçim olabilir' iddiasında bulundu

Yüksek Seçim Kurulu'nun (YSK), hakkında 1 yıl 8 ay hapis cezası verilen KCK tutuklusu Hatip Dicle'nin milletvekilliğini oybirliğiyle düşürmesi siyasette deprem etkisi yarattı.

Türkiye'deki siyasi gündemi yakından takip eden yabancı haber ajanslarından Reuters'ta yayımlanan bir analizde, Hatip Dicle'nin milletvekilliğinin düşürülmesinin ardından, BDP'lilerin Meclis'i boykot etmesi halinde ara seçimin gündeme gelebileceği öne sürüldü.

HATİP DİCLE'NİN VEKİLLİĞİ DÜŞÜRÜLDÜ
"Türkiye 'Kürt milletvekillerinin' Meclis boykotuyla karşı karşıya" ifadesinin kullanıldığı Reuters analizinde, 28'den fazla milletvekilinin ya da 550 sandalyeli Meclis'in yüzde 5'inin toplu olarak istifa etmesi halinde ara seçimlerin gündeme gelebileceği belirtildi.

Reuters, Hatip Dicle'den boşalacak koltuğun yeni sahibinin ise AK Partili bir milletvekili olmasının beklendiğini yazdı.

İSTİFALAR İÇİN MECLİS ONAYI GEREKİYOR
Bununla birlikte Reuters'ın analizinde, istifaların kabul edilebilmesi için Meclis'ten onay alınması gerektiği yönünde bir ifadeye yer verilmedi.

35 BAĞIMSIZ YEMİN ETMEZSE NE OLACAK?
Hatip Dicle'nin milletvekilliği düşürüldü. Şimdi BDP ne yapacak? Daha önce açıkladıkları gibi bağımsız seçilen miletvekilleri Meclis'e gitmeyecek mi? BDP destekli bağımsızlar yemin etmez, Meclis oturumlarına katılmazsa ne olacak? Bunun bir yaptırımı var mı? Şu an için belirsiz. Yol haritasını Meclis Başkanlık Divanı'nın kararları oluşturacak.

BDP destekli seçilen Hatip Dicle'nin milletvekilliğinin düşmesi sonrasında diğer milletvekillerinin atacağı adım Meclis için bir ilk olacak.

Diğer 35 ismin Meclis'e gelmemesi halinde, bir belirsizlik durumu oluşacak. Çünkü, Meclis hukukçularına göre, bu konuda ne yasa ne de içtüzükte bir hüküm yok. Yani boşluk var.

O milletvekilleri yemin etmezlerse Meclis'teki yasama ve denetim faaliyetlerine katılamayacaklar. Meclis Komisyonlarına da seçilemeyecekler. Ama haklarında devamsızlıktan işlem yapılması da güç. Çünkü yemin olmadığı için yoklama da başlamıyor.

Tüm bu nedenlerle BDP destekli milletvekillerinin durumu hakkında Meclis Başkanı ve yeni oluşturulacak Meclis Başkanlık Divanı'na gözler çevrilecek.

Divan'da bu durumla ilgili bir yol haritası belirlenmesi beklenecek.
mynet

6/20/2011

seyyah1906

seçimden önce oğlu pkk tarafından kaçırılan ak partili belediye başkanı istifa etti

Milletvekili seçimlerinden önce oğlu PKK tarafından kaçırılarak rehin tutulan Diyarbakır’ın Hazro ilçesi Belediye Başkanı Fethullah Mehmetoğlu, AK Parti’den istifa etti. Mehmetoğlu, istifasına gerekçe olarak ‘ilçesine hizmet konusunda hükümetten gerekli desteği alamamasını’ gösterdi.


Hazro Belediye Başkanı Fethullah Mehmetoğlu'nun oğlu, AK Parti ilçe ikinci başkanı Fuat Mehmetoğlu, 26 Mayıs günü Diyarbakır-Bingöl karayolunun Kocaköy-Gökçen köyü yol ayrımında kaçırıldı. Mehmetoğlu’nun aracı da ateşe verildi. Diyarbakır Valiliği, Mehmetoğlu’nu PKK’lı teröristlerin kaçırdığını duyurdu.

Oğluna henüz kavuşamayan Hazro Belediye Başkanı Fethullah Mehmetoğlu, sabah saatlerinde düzenlediği basın toplantısı ile AK Parti’den istifa ettiğini açıkladı. Diyarbakır ve ilçelerinde AK Parti’den seçilen tek ilçe belediyesi olduklarını anlatan Mehmetoğlu, ancak hizmet konusunda kendilerine verilen hiçbir sözün tutulmadığını savundu.

Mehmetoğlu, “İlçemizin sorunlarını içeren bir rapor hazırlayarak il başkanlığına, milletvekillerine, yerel yönetimlerden sorumlu AK Parti genel başkan yardımcısına ve sayın Başbakan’a gönderdik. Hiçbir sonuç alamadık. Bir iktidar partisinin kendi belediyesine bu kadar duyarsız kalması nedeniyle meclis üyelerimle birlikte AK Parti’den istifa ediyorum.” dedi.
mynet

6/14/2011

seyyah1906

dsp genel başkan yardımcısı dsp'nin seçimde en başarısız parti olduğunu söyledi

Genel seçimlerde baraj altı kalarak yüzde 0,25 oy alan Masum Türker liderliğindeki DSP'de, ilk istifa Genel Başkan Yardımcısı Uluç Gürkan'dan geldi. Gürkan, Türker'e yazdığı istifa mektubunda Haziran 2011 Genel Seçim sonuçlarının Türkiye için sevindirici olmadığını belirterek, parti için ise kabul edilebilir olmaktan uzak olduğunu ifade etti. "DSP seçimlerin en başarısız partilerindendir" diyen Gürkan, bu sonucun adaletsiz yüzde 10 barajı, ilgisiz medya, 'oylar bölünmesin' kampanyası gibi mazeretlerle geçiştirilemeyeceğini kaydetti.


Türker'i işaret ederek, "12 Eylül 2010 Anayasa referandumu öncesinden başlayarak sizi ısrarla uyardık" diyen Gürkan şöyle devam etti: "Türkiye'nin tepeden tırnağa dönüştürüldüğünü, bu koşullarda Türkiye'nin DSP'ye her zamankinden daha fazla ihtiyacı olduğunu anlatmaya çalıştık. DSP'nin, Atatürk'ün yolundan saptırılmış aydınlanma devrimini tamamlamak ve Bülent Ecevit'in yarıda bıraktırılmış ezilenlerin ak günler yürüyüşünü yeniden başlatmakla görevli ve ödevli olduğunu vurguladık. Oralı olmadınız. DSP'nin görev ve ödevlerini seçim bildirgesine lütfen girmiş bir cümle olarak geçiştirdiniz. Halkla buluşmayı otobüsün içinden boşluğa el sallamakla özdeşleştiren bir sözde seçim kampanyası yürüttünüz. Televizyonlarda, ilan tahtalarında ve diğer bütün tanıtım araçlarında kendinizi oy pusulalarındaki kimliğimiz ak güvercinin dahi önünde tuttunuz. Ötesinde, kurucumuz ve kuramcımız Bülent Ecevit'in, deyim yerindeyse adının anılmasına dahi fırsat vermediniz."

'İttifak çalışmalarınız sulandırdınız'

Türker'i seçimler için yaşamsal olan ittifak çalışmalarını sulandırmakla suçlayan Gürkan, "Sola açılma önerimizi, ancak DYP ile ittifak yaparsak barajın aşılacağı aldatmacasıyla fiilen engellediniz. Hem doğrudan hem de medya üzerinden yaptığınız çağrılarda BTP, SP ve Has Parti'yi öne çıkarttınız. Sonuçta, 1999 Mart ayında TBMM'de DSP'ye ve Bülent Ecevit'e saldırıları tutanaklarda duran Mahmut Yılbaş'ı baş tacı yaptınız. Adaylarımız belirlenirken önseçim taahhüdümüzü de unuttunuz. Bu ilkesizlikler çok sayıda partili arkadaşımızı, bu arada beni adaylıktan caydırırken, DSP'nin ulusal solun dünyasındaki güvenirliğini de zedeledi. DSP'yi Bülent Ecevit'in demokratik sol çizgisinde Türkiye için yeniden var etmek bizim sorumluluğumuzdadır" dedi.

Bu nedenlerle DSP'nin olağanüstü kurultay sürecinin derhal başlatılması ve Parti Meclisi'nin en geç on gün içinde toplanarak bu kararı almasının kaçınılmaz olduğunu belirten Gürkan, "Bundan kaçınmak hem siyasi, hem de insani etiğe sığmaz. Bu vesileyle, böylesi bir başarısızlık karşısında istifanın erdem olduğu inancımla DSP Genel Başkan Yardımcılığı görevinden ayrıldığımı da bilginize sunarım. DSP'de, geride bıraktığımız yedi yılda adım adım unuttuğumuz ulusalcı demokratik sol çizgimizin güncel görevlerini netleştirmek ve yerine getirmek; parti içinde tam demokrasiyi yaşama geçirmek umuduyla DSP Genel Başkan Yardımcılığı görevinden ayrılıyorum" dedi.


Macit de istifa etti

Gürkan'ın yanısıra DSP Genel Başkan Yardımcısı Hasan Macit'in de görevinden istifa ettiği öğrenildi. Seçimden birkaç gün önce Genel Başkan Türker'e istifasını sunduğunu belirten Macit, "DSP Genel Başkan Yardımcılığından ayrıldım. Genel Başkan istifamı kabul etmediğini söylese de ben fiilen ayrılmış durumdayım. DSP'den ayrılamam söz konusu olmaz, PM üyeliğim devam ediyor. Ancak öteden beri çalışma anlayışında farklıklar vardı. Bu farklılıklardan dolayı istifa ettim. Seçimden alınan sonucun ardında da yönetim gerekli değerlendirmeyi, gerekli kararı alacaktır" diye konuştu.
cumhuriyet portal