En Yeniler
kıbrıs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
kıbrıs etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

3/06/2012

seyyah1906

egemen bağışın kıbrıs sözlerini eleştiren muhalif basına rum sempatizanı nitelendirmesi

Gazeteler sert başlıklar atarken, Bağış bu kişileri ‘Rum sempatizanı’ olarak nitelendirdi. KKTC Başbakanı da Bağış’ın sözleri için ‘doğaldır’ yorumunu yaptı.
AB Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’ın KKTC’de yayımlanan Kıbrıs gazetesine yaptığı açıklamada, Kıbrıs’ta çözüm için her türlü opsiyonun masada olduğunu, KKTC’nin Türkiye’ye bağlanmasının da mümkün olabileceğini belirtmişti. İşte bu sözler KKTC’de fırtına etkisi yarattı. Muhalif Afrika gazetesi, en ağır başlığı atarak, ‘Has...tir’ manşetiyle çıkarken, yine muhalif çizgideki Yenidüzen gazetesi de KKTC lideri Derviş Eroğlu ve Başbakan isen Küçük’e hitaben, “Ya cevap verin ya gidin” manşetini attı. Ana Muhalefet Partisi CTP ise, bir açıklama yayınlayarak “Bağış’ın söylediği olasılık söz konusu bile olamaz” çıkışını yaptı. Bağış ise dün verdiği röportajda sözlerinin cımbızlandığını ifade etti. Bağış, “Kıbrıs’la ilgili Londra’da yaptığım açıklamaların içerisinden cımbızla seçilerek bazı anlamlar çıkarmaya çalışan özellikle Kıbrıs’ta bazı Rum sempatizanları olduğunu görmek beni üzdü. Bizim tek hedefimiz bir an evvel çözüme ulaşılmasıdır. Ama çözüme ulaşılamadığı takdirde kimse Türkiye’den KKTC’yi yalnız başına bırakmasını da bekleyemez” dedi.

82’nci il desteği yüzde 51

KKTC Başbakanı İrsen Küçük de Bağış’a arka çıktı. Küçük, Kıbrıs görüşmelerinin çıkmaza girmesi halinde bazı seçeneklerin düşünülmesi gerektiğini ve Türkiye ile birlikte karar üreteceklerini ifade ederek, bu noktaya gelmeden önce AB Bakanı Bağış’ın ”bazı seçenekleri dillendirmesinin gayet doğal” olduğunu söyledi. Gerek KKTC, gerekse Türk hükümetinin Avrupa Birliği’ne birçok çağrısı bulunmasına karşın, Rumların dönem başkanlığının ertelenmesinin gündeme gelmediğini dile getiren Başbakan Küçük, Rum yönetiminin dönem başkanlığını devralması ile birlikte görüşmelerin seyrinde belirsizlik olacağını söyledi. KKTC internet medyasında yer alan bir ankette de KKTC’nin Türkiye’ye bağlanmasını destekleyenlerin oranı yüzde 51 çıktı.

Skype’de KKTC Türkiye’nin ili

Sanal ortamda ücretsiz görüşme hizmeti veren Skype, uzun zamandır ana sayfasındaki ülke seçeneklerinde KKTC’yi Türkiye’nin ili olarak gösteriyor. Kıbrıs gazetesinden Emre Diner’in haberine göre bir çok kullanıcı ortaya çıkan durum nedeniyle şikayet ederek, Skype’yi protesto etti. Skype’nin ana sayfasında yer alan ülke seçeneklerini tıklayan KKTC’deki kullanıcılar, KKTC’nin Türkiye’deki bir il olduğunu görünce, durumu şikayet etti. Skype yetkililerinin ise henüz bir değişiklik yapmadığı gözlemlendi. KKTC’deki Skype kullanıcıları, Facebook ve twitter gibi sosyal paylaşım sitelerinden “Skype’nin ayıbı” şeklinde protestolarını ifade ederken, KKTC’nin Türkiye’nin ili olarak gösterilmesinin kabul edilemez olduğu vurgusu yapıldı.

8/14/2011

seyyah1906

rum bakan türkiye bölgede herhangi bir olay çıkartmaya cesaret etmeyecek

Kıbrıs Rum yönetimi Dışişleri Bakanı Erato Kozaku Markulli, Rum tarafının Doğu Akdeniz’de hidrokarbon aramaları konusunda Türkiye’nin herhangi bir şey yapmaya cesaret edemeyeceğini iddia etti.
Markulli, Kathimerini gazetesine yaptığı açıklamada, Rum yönetiminin, sözde "Münhasır Ekonomik Bölgesi" (MEB) içerisindeki 12. parselde petrol ve doğalgaz arama sondajlarına başlama niyeti konusunda Türkiye’nin uyarılarına karşılık, Rum yönetiminin ve Yunanistan’ın "yerinde ve zamanında tepki gösterdiğini" söyledi. AB Dışişleri Bakanları, BM Güvenlik Konseyi daimi üyesi ülkelerin dışişleri bakanları nezdinde girişimlerde bulunduklarını; Avrupa Birliği yetkilileri ile görüştüğünü anlatan Markulli, konunun 2-3 Eylül’de Polonya’da yapılacak AB Dışişleri Bakanları Gayrı Resmi toplantısının gündemine alınmasını da talep ettiğini belirtti. "Rum yönetiminin BM’nin Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni 1988’de onayladığını ve bu sözleşmeden kaynaklanan egemenlik haklarını kullandığını" ifade eden Markulli, "Bütün faaliyetleri ve komşu ülkelerle yaptığı anlaşmaları bu deniz hukukuna uygundur. Türkiye BM Deniz Hukuku Sözleşmesi’ni ihlal ediyor ve görmezden geliyor" iddiasında bulundu. Markulli, "Sizce Türkiye sıcak olay çıkartabilir mi?" sorusuna karşılık, "Bana göre, ’Kıbrıs cumhuriyeti’ ile değil, Amerikan şirketi Noble Energy (sondaj çalışmasını yapacak şirket) ile karşı karşıya geleceğini dikkate alacağından Türkiye, bölgede herhangi bir olay çıkartmaya cesaret etmeyecek" iddiasında bulundu. Rum Dışişleri Bakanı şunları kaydetti: "Tehditlerini hayata geçirme cüreti göstermemesi için Türkiye nezdinde bütün önleyici tedbirleri almaları konusunda başvurduğumuz gerek ABD’nin gerek diğer Güvenlik Konseyi daimi üyelerinin güçlü tepkisinden eminiz. Büyük bir Amerikan şirketi olan Noble Energy’nin de Türkiye tarafından çıkarlarını zedeleyecek herhangi bir müdahale veya tacizde bulunulmasına izin vermeyeceği ortadadır. Dahası, Amerikan şirketinin arama yapacağı 12. parselin, aynı şirketin halen doğalgaz çıkarmak için çalışma yaptığı İsrail parsellerine yakın olduğu da unutulmamalıdır." TİCARET BAKANI: "DOĞALGAZ SÜRECİ PLANLANDIĞI GİBİ DEVAM EDECEK" Bu arada, Rum yönetimi Sanayi Ticaret ve Turizm Bakanı Praksula Andoniadu Kiriaku da Haravgi gazetesine verdiği demeçte, Rum yönetiminin sözde Münhasır Ekonomik Bölgesinde (MEB) başlamayı öngördüğü doğalgazı çıkarma çalışmalarının planlandığı şekilde devam edeceğini bildirdi. Kiriaku, doğalgaz arama ve çıkarma çalışmalarının planlandığı gibi devam ettiğini, karara bağlanan sondaj çalışmasının ekim ayı başlarında başlamasının beklendiğini belirtti. Kiriaku, hedeflerinin doğalgazın en kısa sürede Güney Kıbrıs’a ulaşması olduğunu ifade ederek, bu konuda Türkiye’nin ve özellikle Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarının kabul edilemez olduğunu kaydetti. Rumların Doğu Akdeniz’de tek yanlı ilan ettiği 12. parselde, 300 milyar metreküp doğalgaz rezervi bulunduğu tahmin ediliyor. Rum yönetiminin bölgede ilk sondaja 1 Ekim’de başlayacağı açıklanmıştı. Kıbrıs Rum yönetimi eski dışişleri bakanlarından Nikos Rolandis, dünkü açıklamasında, Rum yönetimine, sözde "Münhasır Ekonomik Bölgesi" içerisinde petrol ve doğalgaz arama çalışmalarıyla ilgili Türkiye’nin uyarılarını dikkate alması çağrısı yaparak, "Türkiye dediğini yapar" uyarısında bulunmuştu.

8/06/2011

seyyah1906

dışişlerinden kıbrıs rum tarafına çok sert uyarı oldu bittiler yaratmaya matuf tek yanlı girişimlerden önemle kaçınılmalıdır

Güney Kıbrıs Rum Kesiminin Doğu Akdeniz' de petrol arama faaliyetlerinde bulunması Türk hükümetini kızdırdı.

Dışişleri Bakanlığı'ndan yapılan açıklamada "Rum yönetiminin hareket tarzı zamansız olduğu kadar bir sorumsuzluk örneğidir. Bu hareketler uzlaşı çabalarına darbe vurmaktadır" Bölgede gerilimi yükseltebilecek, oldu-bittiler yaratmaya matuf tek yanlı girişimlerden önemle kaçınılmalıdır" denildi.

Kıbrıs Rum tarafının tek yanlı olarak tüm Ada adına, Ada'nın bütününe ait olan doğal kaynaklar konusunda söz söyleme, girişim yapma veya anlaşma imzalama hak ve yetkisine sahip olmadığı hatırlatıldı. Bu tür yasal dayanaktan yoksun faaliyetler, halen devam etmekte bulunan görüşmeler sürecine zarar vermektedir denildi.

Uluslararası toplumun da Kıbrıs Rum tarafının, türk tarafının Ada'nın doğal kaynaklarından eşit olarak faydalanma hakkını gasp etmeye yönelik bu girişimlerine prim vermemek için sorumlulukla hareket etmesi gerektiğinin altı çizildi.
Dışişleri Bakanlığı'nın açıklaması şöyle;

Açıklamada,Rum kesiminin , uluslararası hukukun hilafına ve üçüncü tarafların haklarını ihlal ederek, 2003 yılından itibaren Doğu Akdeniz’deki ülkelerle deniz yetki alanlarını sınırlandıran ikili anlaşmalar yapma gayretlerini sürdürmüş, ayrıca petrol/doğal gaz arama faaliyetlerinde bulunmuştur.

GKRY’nin yaptığı bu anlaşmalar ve petrol/doğal gaz arama faaliyetleri Kıbrıs sorununun çözümünü olumsuz etkilemekte ve ayrıca bölge ülkeleri arasında yeni ihtilaflara neden olmaktadır. Bu duruma ilişkin olarak, gerek ülkemizin gerek KKTC’nin görüşleri ve ikazları bölge ülkeleri ve BM nezdinde zamanında kayda geçirilmiş, Kıbrıs Adası’nın güneyinde geçerliliği bulunmayan ruhsatlara dayanarak petrol/doğal gaz arama-çıkarma faaliyetlerine ilgi duyan şirket ve ülkelerin sorumluluk ile hareket etmelerini beklediğimiz belirtilmişti. Konuya yaklaşımımız ve görüşlerimiz geçerliliğini elan muhafaza etmektedir.

Kıbrıs Adasının güneyinde önümüzdeki Ekim ayı başında fiilen sondaj çalışmalarına başlanılacağına yönelik son dönemde çıkan haberler ve yapılan resmi açıklamalar ışığında, bazı hususlara tekrar dikkat çekilmesinde fayda bulunmaktadır.

Kıbrıs Rum tarafı tek yanlı olarak tüm Ada adına, Ada’nın bütününe ait olan doğal kaynaklar konusunda söz söyleme, girişim yapma ve/veya anlaşma imzalama hak ve yetkisine sahip değildir. Bu tür yasal dayanaktan yoksun faaliyetler, Ada’da ve bölgede gerginlik yaratmakta, kurucu halk olan Kıbrıs Türklerinin Ada’nın doğal kaynaklarından eşit şekilde yararlanma hakkına halel getirmekte, halen devam etmekte bulunan görüşmeler sürecine zarar vermektedir.

Yeni bir ortaklık kurulması amacıyla Ada’nın geleceğini belirlemeye yönelik görüşmelerin devam etmekte olduğu ve kritik bir aşamaya ulaştığı bu dönemde, bu tür tek yanlı faaliyetlerde bulunmanın taşıdığı risk ve sakıncalar ise aşikârdır. Rum Yönetimini hareket tarzı zamansız olduğu kadar bir sorumsuzluk örneğidir. Bu hareketler uzlaşı çabalarına darbe vurmaktadır.

Bir başka bölge ülkesinin de GKRY’nin imzaladığı bir ikili sınırlandırma anlaşmasını BM nezdinde girişim konusu yapması, bu tür tek yanlı teşebbüslerin bölgenin barış ve istikrarına menfi etkide bulunduğunun ve mevcut sorunlara yenilerinin eklenmesine yol açtığının en açık kanıtıdır. Uluslararası toplumun, Kıbrıs Rum tarafının, Kıbrıs Türk tarafının Ada’nın doğal kaynaklarından eşit olarak faydalanma hakkını gasp etmeye yönelik bu girişimlerine prim vermemek için sorumlulukla hareket etmesi gerekmektedir.

Ülkemiz ve KKTC bölgedeki meşru hak ve çıkarlarını korumak amacıyla uluslararası hukuka uygun şekilde bundan böyle de diplomatik ve siyasi kanallardan girişimlerini sürdüreceklerdir. Türkiye’nin ve KKTC’nin bu maksatla gereğine tevessül edeceğinden kimsenin şüphesi olmamalıdır. Beklentimiz kapsamlı çözüm görüşmelerinin sürdüğü bir ortamda görüşmeleri raydan çıkarabilecek, bölgede gerilimi yükseltebilecek, oldu-bittiler yaratmaya matuf tek yanlı girişimlerden önemle kaçınılmasıdır"

7/22/2011

seyyah1906

osman korutürk kıbrıs türkiyenin çok haklı olduğu bir ulusal davadır bu davada nerdeyiz?

CHP Genel Başkan Yardımcısı Osman Korutürk, parti genel merkezinde CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi ile birlikte düzenlediği kahvaltılı basın toplantısında Hükümet Programı'nın dış politika başlığına ilişkin eleştirilerde bulundu ve gazetecilerin sorularını yanıtladı. Korutürk, Hükümet'in dış politikadaki hedefinin Türkiye'yi bölgesel bir güç ve küresel bir aktör yapmak olduğunu belirtirken "Bu hedef yanlış ve yetersizdir. Zira dış politikanın değişmez öncelikli hedefi ülkenin ve ulusun çıkarlarını ve güvenliğini korumaktır. AKP, Sayın Başbakanın kendi deyimiyle ustalık döneminde dahi, dış politikanın ne olduğunu, nasıl yürütülmesi gerektiğini anlayamamış görünmektedir" dedi.
'Rüzgara göre dümen kırmakla ancak figüran olunabilir'

Korutürk, Türkiye'nin bölgede uluslararası düzeyde güç olmak için öncelikle kendi içindeki sorunları çözerek güçlü bir demokrasi haline gelmesi gerektiğini vurgulayarak "Bu unsurların biri veya birkaçı eksik iken, benzer olaylarda durum ve gelişmelere göre farklılıklar gösteren söylemlerle, sonuç elde edemeden oradan oraya koşuşturmalarla, rüzgâra göre dümen kırmakla aktör değil ancak figüran olunabilir" dedi.

Türkiye'nin önemli bir bölgesel güç olmasına karşın AKP'nin bu gücü doğru tanımlayamadığını ve Türkiye'yi, gücünü bölge dışı büyük ülkelerin taşeronluğunu yapan bir ülke konumuna getirdiğini söyleyen Korutürk, Türkiye'nin her defasında Batı camiasının genel eğilimlerine karşı çıkan, ama her defasında, baskı ve telkinlerle özellikle de ABD Başkanı Obama'nın telefon telkinleriyle bu eğilimlere uymayı kabul eden bir ülke imajı çizdiğini dile getirdi.

Korutürk, bu yanlış tavrın Türkiye'yi, yabancıların gözünde, başlangıçta doğru yanlış her şeye karşı çıkması beklenen, ancak sonunda baskıyla görüş ve tutumunun değiştirilebileceği de bilinen bir ülke konumuna soktuğuna dikkat çekerek "AKP'nin dış politikası Türkiye'yi bölgesel güç haline getirmemiş, ülkemizi yalnızlaştırmış ve ne yapacağı belli olmayan bir konuma sokmuştur" dedi.


'Hükümet Mavi Marmara'nın ilk yolculuğunu neden engellemedi?'

Türkiy'nin Arap ülkelerindeki gelişmeleri geriden izleyen, o ülkelerdeki dostlarından dış dürtülerin etkisiyle bir çırpıda vazgeçebilen bir ülke haline geldiğini ifade eden Korutürk, "Davos'ta 'One minute' ile başlayıp, Mavi Marmara macerasıyla 9 suçsuz insanımızın katledilmesine varan popülist yaklaşımlar belki Sayın Başbakan'a Arap sokaklarında ün kazandırmış ama Türkiye'yi bölgenin ve küresel düzenin en önemli ihtilafı olan Arap-İsrail uyuşmazlığında devre dışı bırakmıştır" dedi.

Korutürk, Hükümet Programı'nda Filistin uzlaşmasının sağlanması için aktif çaba göstermeyi sürdüreceğinin vurgulandığını kaydederek "Beceriksiz politikaları nedeniyle hem 9 vatandaşının hayatını kaybetmesine yol açan bir süreci engelleyemeyen, hem de bu süreç sonucunda Filistin ihtilafının taraflarından biriyle ilişkilerini kopma noktasına getirmiş olan Hükümet bunu nasıl yapacaktır?" diye sordu.

Hükümet'in ikinci Mavi Marmara kortejinin yola çıkma hazırlıkları esnasında, 12 Haziran seçimlerinin hemen öncesine rastlayan dönemde bunun önlenmesi için uluslararası camiadan yapılan girişimlere karşı sivil toplum örgütlerinin faaliyetlerine hükümetçe müdahale edilemeyeceği şeklinde karşılık vermesine karşın seçimlerin hemen ertesi günü Mavi Marmara gemisine denize elverişlilik belgesi vermeyerek konvoyu engellemenin mümkün olduğunu gösterdiğini ifade ederken şöyle konuştu: "Eğer Hükümetin ikinci Gazze Konvoyunun yeni bir maceraya gitmesinin engellemesi basiretli bir davranışsa, Hükümet bu basireti neden birinci Gazze Konvoyu sırasında da göstermemiş; 9 suçsuz insanımız neden ölmüştür?"

'Türkiye NATO'yu Libya halkı lehine yönlendirme fırsatını kaçırdı'

Korutürk, Başbakan'ın övünerek eş başkanı olduğunu ilan ettiği Büyük Ortadoğu olarak adlandırılan projenin kapsadığı bölgede yaşanan gelişmelerle ilgili olarak Hükümet'in "ilkesiz ve görünürde hedefsiz" bir dış politika yürüttüğünü dile getirerek "Gerçekten de, hükümet adeta ne yapacağını bilemez bir vaziyette olayları geriden izlemeye çalışmakta, gelişmelerin girdabına kapılmış bir görüntü vererek bir o yana bir bu yana yalpalamaktadır" dedi.

Libya'da olayların başlangıcında Başbakan'ın "NATO'nun burada ne işi var" diyerek Türkiye'nin onayı olmadan hiçbir karar alamayacak olan NATO'yu Libya halkı lehine yönlendirebilme fırsatını elinden kaçırdığını ve bunun sonucunda bazı batılı ülkelerin Libya'da amacı aşan tahribata girişmelerine ve sivil halka büyük zarar vermelerine sebep olduğunu savundu.


'Libya'da hükümetle çatışan grubu meşru ilan etmek ileride nasıl etkiler yaratır?'

Başbakan'ın bu açıklamasından kısa bir süre sonra NATO harekatına onay verdiğini, Hükümet'in NATO üyesi sıfatıyla, harekatın sivil halka zarar vermesini engellemek için hiçbir girişimde bulunmadığını kaydeden Korutürk, şöyle devam etti: "Hali hazırda Libya ikiye bölünmüş durumda olup, ülkedeki trajik gelişmeler devam etmekte, ileriye dönük olarak Libya'yı nasıl bir geleceğin beklemekte olduğu bilinmemektedir. NATO'nun Libya'ya müdahale amacı bu ülkenin bölünmesi miydi? Hükümet bu konuda ne düşünmektedir? Katıldığı ve taraf olduğu bu müdahalede nasıl bir pozisyonu savunmaktadır? İstanbul'da yapılan Libya Temas grubu toplantısı bunu gösteriyor. Libya temas grubu son derece vahim bir evveliyat yarattı. Çin ve Rusya'nın katılmaması üzerine Libya temas grubu adeta BM Güvenlik Konseyi'ni baypas etti ve BM üyesi bağımsız bir ülkenin hükümetini gayrımeşru, o hükümetle çatışan grubu da meşru ilan etti. Bu evveliyat ileride kime karşı döner, ne gibi etkiler yaratır, bunun üzerinde ciddiyetle durmak lazım."

'Ortadoğu'da ılımlı İslam kuşağı mı kurulacak?'

Türkiye'nin Trablus Büyükelçiliğini kapatmak zorunda kaldığını da kaydeden Korutürk, "Böylelikle harekâtın başında Libya'da ABD ve İngiltere'nin çıkarlarını biz koruyoruz diye övünen hükümet Libya'daki Türk çıkarlarını korumasız bırakmıştır" dedi. Hükümeti ve Dışişleri Bakanlığı'nı Libya'nın geleceğini nasıl değerlendirdiklerini açıklamaya çağıran Korutürk, şöyle devam etti: "Merak ettiğimiz ve Hükümetin açıklık kazandırmasını beklediğimiz bir konu, büyük güçlerin Orta-Doğu ve Kuzey Afrika bölgesinde Müslüman Kardeşler Örgütünün siyasi bir hareket görünümü altında hakim olacağı sözde bir ılımlı İslam kuşağı kurulması yolunda bir planlarının mı bulunduğu hususudur. Temmuz başında Atina'da yapılan Sosyalist Enternasyonal Konsey toplantısında, 'Arap Baharı' gündem maddesi altında konuşan Mısır, Tunus ve Libya muhalefetine mensup sosyal demokrat konuşmacılar bu konuyu irdelemişlerdir. Böyle bir plan var mıdır? Varsa, Büyük Orta-Doğu Projesinin eş-başkanı AKP Hükümeti bu planın neresinde durmaktadır?"


'Türkiye Suriye'deki karışıklığın destekçisi konumuna düştü'

Yemen ve Bahreyn'de yaşanan gelişmelere ilişkin Hükümet'ten bugüne kadar bir tepki gelmediğini kaydeden Korutürk, Suriye konusunda da Hükümet'in başından beri tutarsız ve neyi hedeflediği belli olmayan bir yaklaşım içinde olduğu eleştirisinde bulundu. Korutürk, Hükümet'in başlangıçta Suriyeli mültecilere açık davette bulunmasının Türkiye'yi Suriye'deki karışıklıkların destekçisi durumuna düşürdüğüne işaret ederek "Bugün 15 bin kişiye yaklaştıgı belirtilen ve Hatay'da çadırlarda iskan edilen Suriyeli mültecilerin birkaç bin kişilik gruplar halinde zaman zaman Suriye'ye döndükleri, sonra tekrar geri geldikleri bildirilmektedir. Bu nasıl bir kaçkınlıktır? Bu insanlar kimdir? Niye gelmekte, niye geri dönmekte, neden tekrar gelmektedirler?" diye sordu.


'Kıbrıs konusundaki pazarlıklar açıklanmalı'

Korutürk, dış politikanın diğer önemli alanlarında da elle tutulur hiçbir başarı sağlanamadığını, Ermenistan açılımındaki hatalar nedeniyle Azerbaycan'la gerginlikler oluştuğunu ve Ermenistan'la ilişkilerin daha da geriye gittiğini, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin durma noktasına geldiğini ifade etti.

Hükümet'in Kıbrıs meselesinin tarafların siyasi eşitliğine dayalı bir çözüm çabalarını destekleyeceğini açıklamalarına CHP olarak hiçbir itirazları olmadığını kaydeden Korutürk, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun Kıbrıs konusunda 2011 yılı sonuna doğru çözüm beklediğini ve 2012 yılı başında bu çözümün referandumla adadaki iki halkın onayına sunulmasını umduğunu açıkladığını anımsatarak "Kıbrıs sorununda hangi gelişme olmuştur ki Dışişleri Bakanı referandum tarihi verebilmiştir? Bunu bilmek bizim ve Türk Milletinin hakkıdır. Kıbrıs Türkiye'nin çok haklı olduğu bir ulusal davadır. Bu davada neredeyiz? Neler görüşülüyor, hangi pazarlıklar yürütülüyor? Hükümet bunları TBMM'de temsil edilen siyasi partilere ve kamuoyuna açıklamak zorundadır" dedi.

CHP'nin ulusal çıkarlarla uyumlu, Kıbrıs Türk halkının beklentilerini karşılayan bir çözüme destek vereceğini bildiren Korutürk, "Ancak CHP, çözüm sürecinde gereksiz tavizlerden kaçınılması, bu maksatla Kıbrıs Türk tarafına baskı yapılmaması ve çözümün net bir şekilde Ada'daki iki devletin varlığı esasına dayalı olması gerektiğini değerlendirmektedir" dedi.


'Ad hoc grupların bir tarafı meşru ilan etmesi doğru değil'

Konuşmasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Korutürk, bir gazetecinin, Libya Temas Grubu'nun BM Güvenlik Konseyi'ni baypas ettiği ve muhaliflerin meşru kabul edildiği yönündeki sözlerini anımsatarak "Bu konuda kaygınız nedir, bu tür temas gruplarının bir ülke yönetimini gayrımeşru ilan etmesi nereye götürür?" diye sorması üzerine "Bu kararı hangi dayanağa dayayarak alıyor bu grup? Başka bir şey düşünün, yarın öbür gün İran'dan bir grup ayrılmaya kalksın, çatışmalar olsun, başka ad hoc (belli bir amaca özgü) bir temas grubu çatışmanın taraflarından birini meşru ilan etsin, böyle bir şey olabilir mi?" diye sordu. Korutürk, "ad hoc" grupların böyle kararlar almasının yanlış olduğunu, Türkiye'nin böyle bir karara taşeronluk yapmasının "vahim bir durum" olduğunu söyledi. Türkiye için böyle bir tehlike görüp görmediğinin sorulması üzerine Korutürk, Türkiye için şu anda böyle bir tehlikenin bulunmadığını, ancak Türkiye demokrasisinde gerileme yaşanmasına karşın CHP olarak Türkiye'nin her zaman demokratik, laik, çağdaş bir cumhuriyet olması için çalışacaklarını söyledi.


'Türkiye'ye 'büyüksün' deyip Libya için temas grubunu kurduruveriyorlar'

Korutürk, Hükümet'in "Bölgede ağırlığımız var" şeklindeki açıklamalarını da değerlendirirken "Ben çok uzun süre Dışişleri görevi yaptım, kendimizden başka 'Biz çok önemli devletiz' diyen de görmedim. Çok önemli memleketlerde de bulundum, onların hiçbirisi 'Biz çok önemliyiz' demiyor, biz her gün söylüyoruz. Bizim bundan hoşlandığımızı gördükleri için başkaları da öyle söylüyor, 'Muazzamsınız, üstünüze yok' diyorlar. Bunu söyledikleri zaman 'Bak, üstümüze yokmuş' diyorlar, böyle bir şey olabilir mi? Türkiye gibi büyük bir devletin böyle bir şeye ihtiyacı yok. Bırakalım başkası söylesin. Ben söylediğim zaman başkası 'Sen büyüksün' deyip Libya için temas grubunu kurduruveriyor. Ondan sonra yüzündeki tebessümle Bakan çıkıyor mikrofona, şöyle yaptık, böyle yaptık diye anlatıyor" diye konuştu.


Başbakan'a üstü kapalı 'tükürdüklerini yalayacaklar' yanıtı

AB'yi Atatürk'ün gösterdiği çağdaşlaşma hedefinin bugünkü karşılığı olarak gördüklerini ve tam üyelik dışında bir seçeneği kabul etmediklerini anlatan Korutürk, Başbakan'ın Kıbrıs konusundaki gerçekleri görmeye başladığını ve bu tavrını sürdürmesini umduklarını ifade ederken Başbakan'ın "NATO'nun Libya'da ne işi var" 1 hafta sonra NATO operasyonunun tezkeresini Meclis'e sunduğunu anımsattı. Korutürk, Hükümet'in dış politikada önce karşı çıktığı birçok konuda daha sonra fikir değiştirdiğini ifade ederek "Ben ona sıfat kullanmıyorum, onun birtakım sıfatları var, Başbakan bazı sıfatlar kullandı başka vesilelerle bunun için, bunu anlatan bir imge var, ben o imgeyi kullanmıyorum, olmaz dedikleri şeyi çok yaptılar, yapmamak lazım" dedi.


'Ramazan'da Libya'ya saldırıların süreceği açıklaması vahim'

Korutürk, Libya Temas Grubu toplantısında "Libya'da Kaddafi çekilmezse saldırılar Ramazan ayında da devam edecek" şeklinde bir açıklama yapıldığına dikkat çekerek "AKP'nin eşbaşkanlığını yaptığı toplantıda bu söyleniyor, böyle bir şey olabilir mi, ne kadar acı, vahim bir şey. Müslüman insanlara bomba yağdıracaksın Ramazan'da Kaddafi kabul edilmezse. Kaddafi'nin gidip gitmemesi o insanlara sorulmuyor ki" dedi.


'Kılıçdaroğlu ABD'den Kandil'de 'aktif bir durum' görmek istedi'

Korutürk, ABD ile ilişkilerin iyi olmasını savunduklarını ancak ilişkilerin içeriğine ilişkin "ortaklık" sözünün başına eklenen "stratejik" sıfatının eklenmesinin, Türkiye'yi ABD'nin bölgedeki çıkarlarını koruyan bir "taşeron" konumuna düşürdüğünü savunarak "Bu, onların çıkarlarını savunmak değil, ortak çıkarları savunmak şeklinde olmalı" dedi. Korutürk, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile görüşmesinde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, "ABD terör konusunda bize destek beyanatında bulunuyor ama beyanat yeterli değil, ABD'den Kandil'de aktif bir durum görmek istiyoruz" dediğini aktardı.

Korutürk, Hükümet'ten CHP'ye gelen "Hükümet'i yurt dışında şikayet ediyorlar" açıklamalarının da haksız bir eleştiri olduğunu, Türkiye'de yaptıkları açıklamaların aynısını yurt dışında da yaptıklarını ifade ederek "Bizim Hükümet'ten bir farkımız var, biz açıkta konuştuğumuzu kapalıda da konuşuyoruz. Açıkta başka, kapalıda başka konuşmuyoruz" dedi. 

7/20/2011

seyyah1906

alman politikacı erdoğan siyasi şantaj yapıyor müzakereleri donduralım

Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ın Kıbrıs ziyareti öncesi Brüksel'e Kıbrıs konusunda rest çekmesi, Almanya’da Türkiye’nin Avrupa Birliği'ne üyelik müzakerelerini yeniden tartışmaya açtı.
“Tanımadığımız bir ülkeyle görüşmeyiz” diyerek Kıbrıslı Rumların "Kıbrıs Cumhuriyeti" sıfatıyla dönem başkanlığında Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin donacağını ve Rum yönetimiyle Avrupa Birliği adına görüşmeyeceklerini ifade eden Erdoğan’a muhafazakâr Alman politikacı Stefan Müller’den yanıt geldi.

"AB'nin tamamı aşağılanıyor"

Hrıstiyan Sosyal Birlik Partisi Federal Meclis Grubu yetkililerinden Stefan Müller, “Rheinischen Post” gazetesine verdiği demeçte, “AB üyesi bir ülkeyi muhatap almaktan kaçınanlar, Avrupa Birliği'nin tamamını aşağlıyor demektir” değerlendirmesinde bulundu.

Aynı zamanda Hrıstiyan Birlik Partileri’nin Federal Meclis’teki uyum çalışmaları sorumlusu olan Stefan Müller, Türkiye ile üyelik müzakerelerinin ve AB’nin Türkiye‘ye yaptığı sübvansiyonların altı aylığına dondurulmasını talep etti.

Türkiye’nin Avrupa Birliği içindeki eşit haklara sahip üyeyi dışlayamayacağını belirten Alman politikacı, Erdoğan’ın açıklamalarını “şantaj” olarak nitelendirerek “Erdoğan, siyasi şantaj girişiminde bulunmaktan çekinmediğini gösteriyor” şeklinde konuştu.

AB dönem başkanlığı yaklaşıyor

2012’nin ikinci yarısında Avrupa Birliği dönem başkanlığını devralacak olan Kıbrıs Rum yönetimi, 2004 yılında Birliğe tam üye olarak kabul edilmişti. Brüksel’in Kıbrıs sorunu çözülmeden bu kararı almasına tepki gösteren Ankara, Kıbrıs Rum yönetimini üye ülke olarak muhatap almıyor.


© Deutsche Welle Türkçe


AFP/dapd, HK/GA

7/19/2011

seyyah1906

başbakan erdoğan türk tarafı haklı olduğu için güçlü olmuştur

Ercan Havaalanı'nda "Büyük Usta" sloganları ve 10'uncu yıl marşıyla karşılanan Erdoğan burada yaptığı konuşmada, "Bugün Kıbrıs diye bir devlet yok. Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi vardır" dedi.
Başbakan, 2004'teki referandumda Türk tarafının Ada'nın yeniden birleştirilmesini öngören çözüm planına evet demesine rağmen Rumların Avrupa Birliği üyeliğiyle ödüllendirildiğini söyledi.
'Fitne sokmak isteyenlere izin vermeyin'

Erdoğan, "Türk tarafının haklı olduğu için güçlü olduğunu" belirterek, Kıbrıslı Türklere "Sevgili kardeşlerim, şunu unutmayın; biz biriz, beraberiz, tek yüreğiz. Aramıza fitne-fesat sokmak isteyenlere, sakın ha aldanmayınız'' diye seslendi.

Recep Tayyip Erdoğan, 28 Ocak'ta Kuzey Kıbrıs'ta yapılan bir mitingde, Türkiye karşıtı pankartların açılmasıyla ilgili olarak "Ülkemizden beslenenlerin bu yola girmesi manidardir" dediği için büyük tepki görmüştü.

Bazı yorumcular, Erdoğan'ın yeni hükümetin kurulmasından sonra ilk dış gezisini Kuzey Kıbrıs'a yaptığına dikkat çekerek bunun bir anlamda "barışma" ziyareti olacağını vurguluyor. Bazı grupların Erdoğan'ın ziyareti sırasında protestolar planladıkları belirtiliyor.

Erdoğan Çarşamba günü harekatın yıldönümü dolayısıyla yapılacak kutlamalara katıldıktan sonra bazı açılışlara katılacak.

Kuzey Kıbrıs medyası, Erdoğan'ın ziyareti sırasında Kuzey'de 1974 yılından beri yerleşime kapalı tutulan Maraş'ın Rumlara iadesi konusunda bir açılımda bulunabileceğini öne sürdü.