En Yeniler
parti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
parti etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

8/28/2011

seyyah1906

ak partide abdullah gülün ikinci defa seçilmesini engelleme formülleri aranıyor

AKP'de Gül'ün 7 yıl görevde kalıp 2014'te inmesi görüşü ağırlık kazandı.

AKP, yarın Köşk’te 4. yılını tamamlayacak olan Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün görev süresini büyük ölçüde netleştirirken ikinci kez aday olmasının önünü kesecek formüller üzerinde duruyor. AKP’de Gül’ün 7 yıl görevde kalıp 2014’te inmesi görüşü ağırlık kazandı. Böylece Gül’ün önceki cumhurbaşkanları gibi 7 yıllığına bir kerelik cumhurbaşkanlığı yapması, 5+5’ten yararlanmaması amaçlanıyor.
Cumhuriyet'in haberine göre, Gül, cumhurbaşkanı olarak 4. yılını doldururken görev süresine ilişkin belirsizlik hâlâ giderilemedi. Gül’ün görev süresine ilişkin belirsizlik Başbakan Tayyip Erdoğan’ın bu konuda bir takvim yapmayışından kaynaklandı. 2007’de referandumla yapılan anayasa değişikliğiyle süre 5 yıla indirildiğinden 5. yıla girilmesi nedeniyle Gül için “topal ördek” yorumları da yapılmaya başlandı. Gül de daha önce görev süresinin belirlenmeyişinden duyduğu kaygıları birkaç kez dile getirdi. Ancak 12 Haziran seçimlerinde alınan yüzde 50’lik oyla birlikte ekim ayında TBMM’nin açılması öncesinde görev süresine ilişkin partinin görüşü netleşmeye başladı. Daha önce parti ve hükümet içinde Gül’ün görev süresinin 5 yıl ve 7 yıl olduğu şeklinde iki görüş bulunuyordu. Ancak artık ağırlıklı görüş Gül’ün görev süresinin 7 olduğu noktasında oluştu. Hesaplar, Gül’ün 2014’e kadar görevde kalması üzerine yapılmaya başlandı.

AKP’de Gül’ün görev süresi 7 yıl olarak belirlenirken anayasadaki 5+5 düzenlemesi nedeniyle ikinci kez adaylık talebinde bulunmasının önüne geçilmesi amacından da hareket edildi. Buna göre Gül’ün 7 yıl görevde kalması ve bir daha aday olamaması formülü şöyle gerekçelendiriliyor:

“Gül, Meclis tarafından 7 yıllığına bir kereliğine cumhurbaşkanı seçildi. 7 yıllığına ve bir kereliğine seçilen son cumhurbaşkanı oldu. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesine ve 5+5 düzenlemesiyle ikinci kez seçilebilmesine imkân veren anayasa değişikliği ise Gül, Köşk’e çıktıktan sonra gerçekleşti. Bu değişiklik Gül’ün durumunu kapsamıyor. Dolayısıyla Gül, 7 yıl süreyle cumhurbaşkanlığı yapacak ve yeniden aday olamayacak. Cumhurbaşkanının halk tarafından seçilmesi ve ikinci kez 5 yıllığına aday olabilmesi süreci Gül’den sonra gelecek isim için geçerli olacak. Görev süresine ilişkin anayasa değişikliği ilk kez Gül’ün ardından gelecek cumhurbaşkanıyla başlayacak.”

Partide bu görüşün, 7 yıl kararıyla birlikte Başbakan Tayyip Erdoğan’ın da başkanlık sistemi konusunda ısrarlı olmaması durumunda 2014’te Köşk’e çıkmayı hesaplamasından kaynaklandığı belirtiliyor.

7/15/2011

seyyah1906

bdp'li hasip kaplan türkiye bu gerilimi gerginliği ve bu provokasyonu yaşarken meclis tatile giremez

Diyarbakır Silvan'da yaşanan çatışma ve sonrasındaki iddialarla iligli BDP'den açıklama geldi.

BDP Grup Başkanı Selahattin Demirtaş yaptığı yazılı açıklamada, Diyarbakır'ın Silvan ilçesinde 13 askerin şehit olduğu, 7 askerin yaralanmasıyla sonuçlanan çatışmadan dolayı derin üzüntü duyduklarını söyledi. Olayda yaşamını yitirenlere Allah'tan rahmet yakınlarına başsağlığı ve yaralılara da acil şifalar dileyen Demirtaş, şunları söyledi:
"Savaşın, çatışmanın, ölmenin ve öldürmenin bir sorun çözme yöntemi olmaktan çıkmamış olması, bizlere bu acıları yaşatan en temel nedendir. Ülkenin en önemli sorununun bu gençlerin omuzlarına yüklenmesi haksızlığı da, hükümet başta olmak üzere siyasetin ve bütün siyasetçilerin sorumluluğundadır. Bu acıları unutmadan, ancak acılarımızı 'düşmanlık' dili oluşturmak için de kullanmadan barışı sağlamak her birimizin bütün ülkeye karşı boynunun borcudur. Ancak maalesef ki olayın duyulmasından bu yana yapılan açıklamalar ve gösterilen tepkiler Partimizi doğrudan hedef almakta, yaşanan olayın yarattığı acı ve hüzün ortamından yararlanılarak asıl sebeplerin üstü örtülmekte, neredeyse çatışmaya BDP girmiş gibi bir hava estirilmektedir.Bu haksız hedef gösterme furyasına TBMM Başkanından, hükümet temsilcilerine kadar sorumluluk mevkiinde olup da hesap vermesi gereken herkes dahil olmuştur. Bu süre içerisinde Ankara, Mersin, Bursa ve Elazığ il-İlçe binalarımızın da aralarında bulunduğu bazı parti teşkilatlarımız saldırıya uğramış, yakılmıştır."
"Çatışma bütün yönleriyle soruşturulup açığa çıkarılmalı"

Olayın en büyük ve onarılmaz kaybının yaşamını yitiren gençler olduğunu, siyasi polemikler, nutuklar ve karşılıklı suçlamaların yüreği yangın yerine dönmüş ana babaların acılarına derman olmayacağını söyleyen Demirtaş, "Ancak yüreği evlat acısıyla yanan anaların bile 'akan kan dursun' şeklindeki kutsal sözlerine karşılık aynı sağduyunun binde birini siyasetçilerde göremiyoruz. Bu vesileyle öncelikle herkesin ve herkesimin, bu süreçte kullandığı, kullanacağı dilin çatışmayı, gerilimi tırmandırmaya değil, riske giren barış arayışlarına cesaret verici olmasını diliyoruz. Bütün barış süreçleri tehlike ve tehditlerle örülü olmuştur. Ancak barış, sadece ve sadece o'na yürekten inanan ve bütün engellere rağmen o'na doğru yürümekte ısrar eden toplumlara daha erken gelmiştir. Biz de er veya geç kendi barışımızı inşa edeceğiz, ama bunun geç olmaması için biz dahil herkese sorumluluklar düşmektedir. Yaşanan bu olayın insani yönünü ve bizlerde yarattığı acı etkisini değiştirmese bile, en azından bundan sonraki muhtemel riskleri önleme açısından söz konusu çatışmanın bütün yönleriyle soruşturulup açığa çıkarılması önemlidir" dedi.



Yaşanan olayın bir pusu olmadığı iddialarını da gündeme getiren Demirtaş şunları kaydetti:
"Yaşanan olayın bir pusu olmadığı, operasyona çıkan askeri birliğin bir noktada PKK ile çatışırken başka bir noktada askerlerin bulunduğu bir mevkiye savaş uçaklarından -veya helikopterlerden- atılan bombaların yarattığı büyük yangınla askerlerin yaşamını yitirdiği, bu iddialara dair konuşmaların askeri telsizlerde komutanlar arasında geçtiği ve bu konuşmaları korucuların da duyduğu şeklinde vahim iddialar kamuoyuna yansımıştır. Bu vesileyle sayın Başbakan'a çağrımızdır; Bu olayın başka siyasi gerilimlere ve çatışmalara yol açmaması, bütün boyutlarıyla açığa çıkarılması için soruşturma başlatılmalıdır. Otopsi raporları, telsiz konuşma kayıtları kamuoyu ile paylaşmalıdır, gerçekler ortaya çıkarılmalıdır. Eğer iddialar doğruysa; sorumluluğu, ya da ihmali olan varsa hesap sorulması sağlanmalıdır. Adil bir soruşturma neticesinde ortaya çıkacak gerçek her neyse, her birimiz bunun sonuçlarından dersler çıkararak önümüzdeki süreçte daha etkili bir barış siyaseti üretebiliriz. Ancak gerçeklerin üstü örtülürse bu durum herkeste güvensizliğe ve karamsarlığa yol açacaktır. Kamuoyundaki bu kaygıların giderilmesi için hükümet üzerine düşen sorumluluğun gereğini yerine getirmelidir."

BDP Grup Başkanvekili Hasip Kaplan, Muş Milletvekili Sırrı Sakık, BDP il yöneticilerinden Şengül Çelik ve Çağdaş Hukukçular Derneği Başkanı Selçuk Kozağaçlı ile dün gece saldırı düzenlenen partisinin Ankara İl Başkanlığı binasında, basın açıklaması yaptı.

Diyarbakır'daki saldırı dolayısıyla büyük bir üzüntü yaşadıklarını ifade eden Kaplan, ''Gerçekten 20 insanımızı yitirmenin hem üzüntüsünü hem acısını yaşarken, Allah'tan kendilerine rahmet, ailelerine başsağlığı diliyorum'' diye konuştu.

Kaplan, dün Mecliste, BDP ve AKP temsilcileri arasında yapılan görüşmelerde, ''çözüm yakın olduğu zaman, barış yakın olduğu zaman, demokratik çözüm ve yeni anayasa olgusu yakın olduğu zaman daima provokatörler hareket geçmiştir'' dediklerini ifade ederek, o görüşmenin yapıldığı saatlerde, Diyarbakır'da yaşanan acı olayın haberi geldiğini ifade etti.

Diyarbakır'daki olayın ''sıradan bir olay olmadığını'' anlatan Kaplan, şöyle konuştu:
''Türkiye bu gerilimi, gerginliği ve bu provokasyonu yaşarken Meclisin tatil yapma hakkı yoktur. Meclis bu koşullarda tatile giremez. Onca sorun yaşanırken çözümün adresi Meclisin tatil yapma keyfi yoktur. Bu sorunun mutlak surette çözüm yeri Meclis olduğuna göre, Meclisin tatile girmeden bu sorunu konuşması gerektiğini düşünüyoruz. Bu olayın derhal açıklığa kavuşması lazım. 13 askerin yanarak ölmesi soru işaretleri bırakıyor ve bu konuda çok ciddi iddialar var. Eğer bizim helikopterlerimizin ve uçaklarımızın bombardımanı sonucu askerler ölmüşse bu çok vahimdir ve bir hükümeti istifa ettirecek noktaya kadar ciddi vahim bir olaydır. Bunu çok ciddi olarak meclisin derhal komisyon kurarak takip etmesi gerekiyor.''

Parti ile binasına yapılan saldırıyı da kınayan Kaplan, ''Başkentin göbeğinde, güvenlik noktalarının çok yakınında bir il binamızın saldırıya uğraması çok ciddi provokasyonlar zincirinin devamıdır'' dedi.

''Türk Kürt halkı arasında bir çatışma yaratmak isteyenlerin hevesini kursaklarında bırakma konusunda kararlı olduklarını'' anlatan Kaplan, sözlerini şöyle sürdürdü:
''Hiçbir güç, hiçbir provokasyon Türk ve Kürt halkının birbirini boğazlaması sonucunu doğurmayacaktır. Bizim bin yıllık kardeşiliğimizi ve sorunlarımızı kendi içimizde çözmek inancındayız ve zorundayız. Siyasetin biraz cesur olması lazım. AK Parti'nin, Başbakanın biraz cesur olması lazım. Anamuhalefet liderinin artık biraz cesur olması lazım. Bu ülkenin her köşesinde provokasyonlar kol gezerken, hiçbirimizin 'Meclis tatil yapsın, vekiller tatil yapsın' deme hakkı yoktur. Hükümeti bu saldırı ve benzeri saldırılara karşı uyarıyoruz. Bütün siyasi sorumluğuyla hükümet bunun cevabını vermek zorundadır.''

Kaplan, bir gazetecinin ''Meclis tatile girmesin diyorsunuz. BDP milletvekilleri yemin edecek mi'' sorusu üzerine, AKP ve BDP arasındaki görüşmelerin ardından dün itibariyle iki mutabakat metni sunulduğu anımsatarak, ''Bir mutabakat metnin cümlesine takılan bir iktidar, 'milletin iradesi özgürce meclise yansısın' diyen cümleyi çıkarın dediği için mutabakat sağlayamadık. En kısa zamanda bunun da değerlendirmesi yapılacaktır. Bu tarihi günlerdeki gelişmeler de dikkate alınacaktır'' diye konuştu.



"İnadına 'barış' diyeceğiz"

Muş Milletvekili Sırrı Sakık da Diyarbakır'daki olay duyulduğunda herkesin yüreğinin ağzına geldiğini belirterek, ''Bu ülkenin dokularıyla oynamak isteyenler var'' dedi. Bu olup bitenlerin bütün sorumlusunun ''siyaset dünyası olduğunu'' vurgulayan Sakık, şöyle konuştu:
''Burada AKP'sinden, CHP'sinden, MHP'sinden herkes sorumludur ama biz BDP olarak da sorumluluğumuz var. Biz de iyi örgütlenemedik. Bu savaşa karşı büyük bir birlik oluşturamadık. Büyük bir blok oluşturabilseydik sesimiz daha gür çıkardı. Siyaset dünyası meclisi tatile değil göreve çağırmalıdır. Bu Meclis 1920 ruhuyla hareket etmelidir.''

''Tam umutların yeşerdiği, İmralı'da görüşmelerin başladığı dönemde böyle bir hareketin 14'ünde gerçekleştirilmesi düşündürücüdür'' diyen Sakık, vicdan sahibi olan herkesin bu süreci mercek altına alması gerektiğini ifade etti. Ülkede barışı sağlamanın herkesin görevi olduğunu anlatan Sakık, ''İnadına 'barış' diyeceğiz. İnadına 'kardeşlik' diyeceğiz. Her kim asker ve gerilla acısı arasına ayrım koyuyorsa namerttir. Kim ki askerin acısını yüreğinde taşımıyorsa namerttir. Kim ki, gerillanın acısını yüreğinde taşımıyorsa o da namerttir'' ifadelerini kullandı.

Sakık, TBMM Başkanı Cemil Çiçek'in ''Herkes safını belirlesin'' sözünü hatırlatması üzerine, ''Bizim safımız silahın ve şiddetin olmadığı demokrasi ve özgürlükler safıdır'' dedi. Hasip Kaplan ise ''Bizim safımız Türkiye halkının yanıdır, demokrasidir, özgürlüktür. Kimse faşist, ırkçı, katliamcı, darbeci bir saf seçeceğimizi sanmasın. Safımız çok nettir. Özgürlüklerinin Türkiye halkının safındayız'' diye konuştu.



"Türkiye'de artık kimse kan ve gözyaşı istemiyor"

Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) İl Başkanı Cihan Yılmaz, BDP İl Merkezi'nde yaptığı açıklamada, Diyarbakır Silvan'da yaşanan olayların hemen ardından birtakım kişilerin toplumsal kaos yaratmak adına tahrik edici açıklamalarda bulunduğunu söyleyerek, bu gibi durumlarda insanları yanlışa sürükleyebilecek sert açıklamalardan kaçınılması gerektiğini vurguladı.

Olayların demokratik yol ve barışçıl çözümler ile aşılabileceğini ifade eden Yılmaz, şunları kaydetti:


''Hepimize düşen ilk görev aklı başında yaklaşımlar ve sağduyulu açıklamalarla insanları terörize etmekten kaçınmaktır. Türkiye'de artık kimse kan ve gözyaşı istemiyor. Annelerin, babaların ağlamalarına bir son verilmeli. Bunun da tek yolu barış ve demokrasiden geçiyor. Türkiye genelinde demokratik bir anayasa isteğine yönelik mitingler düzenliyorduk. Mersin'de dün gerçekleştirdiğimiz mitingi de Diyarbakır Silvan'dan gelen haberlerin ardından yarıda kestik. Emek, Demokrasi ve Özgürlük Bloku'nun Türkiye genelindeki tüm etkinlikleri iptal edildi.''

7/05/2011

seyyah1906

izmirde chp'ye oy verdiler diye kardeşini ve yeğenini bıçaklayarak öldürdü

İzmir'de 43 yaşındaki adam, CHP'ye oy veren kardeşi ve yeğenini öldürdü. Duruşmada, "Sevmediğim partiye oy vermişler. Bir anda kendimi kaybettim. Bıçağı rastgele savurdum" dedi.

Olay, milletvekili seçimlerinin yapıldığı 12 Haziran’da saat 13.30 sıralarında, meydana geldi. İşsiz olduğu öğrenilen 43 yaşındaki Nevzat S. evde kardeşi 41 yaşındaki Nihat S. ve yeğeni Kazım Ç. ile oy verdikleri partiler yüzünden tartıştı.
Çıkan kavgada Ak Partili olduğu belirtilen Nevzat S., eline geçirdiği bıçakla CHP’ye oy veren kardeşi Nihat S.’yi vücudunun çeşitli yerlerinden, yeğeni Kazım Ç.’yi de kolundan yaraladı. Bir tekstil şirketinde çalışana ağır yaralı Nihat S. yakınları tarafından kaldırıldığı Karşıyaka Devlet Hastanesi’nde yapılan müdahaleye rağmen kurtarılamadı. Olayın ardından kaçan zanlı Nevzat S., polislerce yakalanarak gözaltına alındı. Adliyeye sevk edilen Nevzat S.tutuklandı.

ÖMÜR BOYU HAPSİ İSTENDİ
Cinayetin ardından olayı soruşturan savcı Ahmet Küçükpınar, sanık Nevzat S.’nin, ’yakın akrabayı öldürmek ve yaralamak’ suçundan yargılanmasını talep etti.

Tutuklandığında hakime verdiği ifadede Nevzat S.’nin, "Kardeşim ve yeğenim ile oy verme meselesi yüzünden tartıştık. Sevmediğim partiye oy vermişler. Bir anda kendimi kaybettim. Bıçağı rastgele savurdum. Böyle olmasını ben de istemezdim. Şimdi çok pişmanım" dedi.

Sanık Nevzat S., Ağır Ceza Mahkemesi’nde cinayetten ömür boyu hapis ve yaralamaktan da 5 yıl hapis cezası istemiyle hakim önüne çıkacak.

7/02/2011

seyyah1906

gürsel tekin bu kadarda iki yüzlülük olamaz demokrasi çifte stantard istemez

Tekin, "Ben bu gece Tunceli'de kaldım. Sabaha kadar helikopter sesi ve kurşun sesleri ile uyuyamadık" dedi.

Tunceli'ye, bir düğün törenine katılmak için gelen CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, bugün basın toplantısı düzenledi.

CHP grubunun yemin etmemesi ile ilgili değerlendirmede bulunan Tekin, siyasi partilerin demokrasiler içinde yapabileceği eylemler olduğunu söyledi.
Eylemlerini sonuç alıncaya kadar devam ettireceklerini belirten Tekin, "Bu eyleme yönelik özellikle AKP yetkililerinin ve sayın Başbakanın söylemleri doğrusu beni dehşete düşürüyor. AKP'ye açılan kapatma davasını isim vermeden eleştiren Başbakan Recep Tayip Erdoğan 'milletin iradesine kimse ipotek koyamaz' demiş. Şimdi siz kendinize gelince millet iradesi diyeceksiniz, size yönelik bir saldırı olunca hukuku yargıyı yok sayacaksınız. Ama başka bir siyasi parti böyle bir olayla karşı karşıya kalınca dönüp demokrasi dersi vereceksiniz. Bu kadar da iki yüzlülük olamaz. Demokrasi çifte standart istemez" dedi.

'HELİKOPTER SESİNDEN UYUYAMADIK'

Tekin, parlamentonun ve Türkiye'nin konuşması gereken en önemli sorunun Kürt sorunu olduğunu belirterek şöyle dedi:

"Ben bu gece Tunceli'de kaldım. Sabaha kadar helikopter sesi ve kurşun sesleri ile uyuyamadık. Olağan bir durum söz konusu değil. Bu durum sadece Tunceli içinde geçerli değil, bütün Güneydoğu illerine gittiğinizde oralarda da ciddi sorunların yaşandığı biliniyor. Ancak bu sorunların görmezlikten gelinmesi Türkiye için hayra alamet bir sorun değildir. İktidarın ivedilikle, iktidarı ile muhalefeti ile bu sorunun çözümü konusunda ne yapılacaksa çok hızlı bir şekilde yapması gerekiyor. 12 Eylül'den bugüne kadar bölgede olağan bir durum söz konusu değil. İnsanlar hala kurşun sesleri ile uyuyorsa bu seslerle uyumaya çalışıyorsa, burada çok ciddi sorunların olduğunu herkesin bilmesi gerekiyor. Bu sorunlar ötelenecek sorunlar değil. ötelene ötelene bugünlere gelindi. Asıl olarak başbakanın ve iktidarın ve diğer siyasi partilerin bu konudaki sorunu çok hızlı bir şekilde bu sorun nasıl çözülecekse , parlamentoda nasıl görüşülecekse bunu çözmesi gerekiyor. Aksi taktirde ötelenirse çok daha zorlaşacağı bellidir."

'SİVAS'TA YAPILANLAR FAŞİZAN BİR ÖRNEKTİR'

Sivas olaylarının 18'inci yılı nedeniyle düzenlenen anma programına izin verilmemesine tepki gösteren Tekin, "Kabul edilecek bir durum değil. Böyle faşist bir anlayışı kabul etmemiz mümkün değil" diye konuştu.

6/30/2011

seyyah1906

başbakan erdoğan milli iradenin yüceliği ile hukukun üstünlüğü karşı karşıya getirilemez

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, parti genel merkezinde AKP Grup Toplantısı'nda konuştu. Erdoğan'ın konuşmasından satır başları:

"Milletimiz çok yakından ilgilendiren bir müjdeyi sizlerle paylaşmak istiyorum. TÜİK saat 11.00 itibariyle büyüme oranlarını açıkladı. Ekonomimiz yüzde 11 gibi çok yüksek bir büyüme kaydetti.
Türkiye ekonomisi yılın ilk çeyreğinde Çin ve Arjantin'in önüne geçerek dünya birincisi oldu. Bu muhteşem gelişmenin ülkemize hayırlı olmasını diliyorum. İnşallah bu şekilde devam edeceğiz

Bismillah diyerek başladığımız ilk değerlendirme toplantımızda Allahtan yolumuzu açık tutmasını niyaz ediyorum. 3 Kasım 2002 seçimleri krizden yorgun düşen milletimizin seçimiydi. Milletle birlikte yol yürüyen Ak Parti milletin rotasından hiç ayrılmadı.

İktidara gelmeyi millete hizmet etmek, milletin dertlerine derman olmak için fırsat olarak gördük. Devlet ve millet arasına örülen duvarların yıkılması için büyük çabalar sarf ettik. Milletin iradesine musallat olan çetelerle kararlı bir mücadele ortaya koyduk.

12 Haziran seçimleri milletimizin isteğinin daha çok arttığı bir seçim olmuştur. 14 Ağustos 2001'de temeli samimiyetle, inançla atılan Ak Parti 10 yıldır şımarmadan, kibirlenmeden bugünlere ulaşmıştır. Milletimize Ak Parti'ye sahip çıktığı için teşekkür ediyoruz. Bizlere oy veren vermeyen tüm vatandaşlara sesleniyorum.

Söz verdik, emanetleri yerlere düşürmeyeceğiz. Nereden geldiğini unutma ki nereye gittiğini anlayasın. AK Partili vekillerin en büyük özelliği tevazudur. Bazıları bir sonraki seçime kadar irtibatı koparacaktır. Milleti ve tercihlerini rafa kaldıracaktır.

Ama Ak Parti asla öyle olmayacaktır. Bunu görüyorum ve inanıyorum. Biz 74 milyonun partisiyiz. Biz bizi tercih etmeyenler hiçbir zaman değişik yaftalar yapıştırmadık yapıştırmayacağız. Biz yüzde 50'nin tercihini nasıl önemsiyorsak diğer yüzde 50'yi de o kadar önemsiyoruz.

'Sokaklara dökmedik'

Türkiye haritasını renklere boyayanlardan olmayacağız. Seçim gecesi zafer sarhoşu olmadık.  sadece parti genel merkezimizde sevincimizi paylaştık. Sokaklara dökülmedik. Bu bir olgunluk göstergesidir. Kibirle değil tevazuyla hareket ettik. Biz herkes için demokrasi istiyoruz. Daha fazla özgürlük istiyoruz. Milli irade bizim için kutsaldır. Milli irade üzerinde vesayeti asla kabul etmiyoruz. Çok büyük haksızlıklara maruz kaldık. Bir şiir yüzünden hüküm giydik. "Muhtar bile olamazsın" denildi. Partimiz kapatılmak istendi. Cumhurbaşkanı seçimimiz engellenmek istendi. Çetelerin demokrasi dışı örgütlenmelerin yeri haline getirildi. Bu ülkenin kardeşliği hedef alındı



"Anayasa'yı takmazlık etmedik"

Hakkımızda kapatma davası açılmamış olsaydı bugün kişi başına milli gelir 10 bin doların üzerinde olurdu. Anayasa'yı takmamazlık etmedik. Biz oy verenleri sokaklara dökmedik



"Boykot ederek ulaşılacak hedef olmaz"

Milli irade üzerinde vesayeti kabul etmiyoruz ancak hukukun zorlanmasını da kabul etmiyoruz. Yargının kararları yüzünde Ak Parti'yi itham edenler eski alışkanlıkları nüksedendir. Onların zamanında yargı yürütmeden talimat almış olabilir ama bizim zamanımızda kimseden talimat almaz.Ak Parti kimseden emir ve talimat almaz . Meclis'i boykot ederek ulaşılacak bir hedef olmaz

"Başbakan hakimlere emir mi verecek?"

Başbakan bu işi çözsün diyorlar. Başbakan ne yapacak? Hakimlere telefon açıp emir mi verecek? Biz de böyle şey olmaz. Meclise gelip yemin etmeyenler yasama, yargı ve yürütmenin ayrılığını kabul edememiş olanlardır.

Milli iradennin yüceliği ile hukukun üstünlüğü karşı karşıya getirilemez. Sorun hepimizindir. Çözüm de dolayısıyla hep beraber olacak. Protestoyla, boykotla bu iş çözülemez.

"İster gelsin ister gelmesin"

Muhalefet ister gelsin ister gelmesin parlamentonun çalışmasına engel yoktur. Liderleri, komisyonlar çalışmaz diyor. Maalesef yanlış. Parlamento hukukunu bilen yanında bir kişi bile yok. Komisyon çalışmalarına muhalefet gelmedi diye komisyon çalışmaz kuralı yok. Bunun aynısı daha önce oldu, Anayasa Mahkemesine başvurdular komisyonlar için ama AYM kararını verdi. Komisyonlar çalışır dedi. Anayasa Mahkemesi'nin bu kararını bildikleri halde komisyonlar çalışmaz diyorlar. Sayın Kılıçdaroğlu, komisyonlar bal gibi çalışır.

"CHP kendine yeni diyor ama kafası eski"

CHP yeni sıfatını yakıştırmış kendisine ama eski kafayla devam ediyor. 12 haziran seçimlerinin sonrasında da aynı basiretsizliğinin devam ettiğini görüyoruz. CHP'nin 1950 seçimlerindeki zihniyetinin 2011'de bir nebze olsun değişmediğini görüyoruz. Seçim sonuçlarını bidon kafa, göbeğini kaşıyan adam ve bir takım sendromlarla açıklayan zihniyet aynen devam ediyor.

Millet en büyük hakemdir. Millet sorun yaratanla sorun çözen arasındaki seçimi her zaman en doğru şekilde yapmıştır. Biz kararlılıkla çözümün yanında olacağız."

6/29/2011

seyyah1906

chp lideri kılıçdaroğlu bunlar dokunulmazlık kazansın demiyoruz hiç bir zaman

Kılıçdaroğlu, Haber Türk Televizyonu'nda yayımlanan "Teke Tek" programında Fatih Altaylı'nın sorularını cevaplandırdı.

12 Haziran seçiminde CHP'nin, yeterli zaman olmadığı için projelerini iyi anlatamadığını ve beklenen oyu alamadığını ifade eden Kılıçdaroğlu, partinin bazı il örgütlerinin iyi çalışmadığını, İstanbul'da beklenen başarının yakalanamadığını söyledi.
Kılıçdaroğlu, 1 Eylül'den sonra Türkiye'yi gezmeye başlayacaklarını bildirerek, "Büyük bir grup olarak arkadaşlarımız Anadolu'yu gezecekler. Hangi gerekçeyle bize oy vermediklerini soracağız, 'ne yapmamız gerekiyor ki oy vereseniz' diyeceğiz" şeklinde konuştu.

"Seçimden sonra eski Genel Sekreter Önder Sav ve CHP Antalya Milletvekili Deniz Baykal'ın kendisine karşı birleştiği" yönündeki ifadeye katıldığını belirten Kılıçdaroğlu, "Hiçbir zaman 'neden kurultayı toplamak istiyorsunuz/' demedim. Kurultay yapmak ayıp bir şey değil. Bizim partimizin farkı var. Kurultay toplanabilir, parti de yöneticileri de eleştirilebilir ama eleştiri partiyi yıpratma noktasına gelmemelidir. Her parti üyesinin bu konuda dikkatli olması lazım. Eleştiriye saygılıyım ama bu konuda hakarete izin vermeyeceğim. Sular çalkalanmadan durulmaz, nehir mecrasına çekilecektir" dedi.

Türkiye genelindeki bir seçimde hile yapılmadığını söylemenin doğru olmadığını belirten Kılıçdaroğlu, "Ben sonucu etkileyecek hile yapıldığı kanaatinde değilim. Biz seçime siyasal partilerle mücadele ederek girmedik, biz seçime devletle mücadele ederek girdik" dedi.

"Üst mahkemenin 'böyle saçmalık olmaz' deyip karar vermesi gerekir"

Tutuklu milletvekillerinin tahliye edilmemesi konusuna da değinen Kılıçdaroğlu, evrensel hukuk gereği hiç kimsenin 800 gün tutuklu kalamayacağını ve tutuklu vekilleri tahliye etmeyen yargıçların da tartışmalı olduğunu söyledi.

Mustafa Balbay ve Mehmet Haberal'ın gelip yemin etmelerini engelleyecek hiçbir yasal durumun bulunmadığını kaydeden Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu: "Bunlar dokunulmazlık kazansın, demiyoruz hiçbir zaman. Seçme, seçilme hakkı insan hakkıdır. 'Millet seçti' diyorsunuz. Millete 'istediğiniz kadar oy kullanın, ben senin oyunu çöpe attım' diyorsunuz. Bunlar mahkum olmamış insanlar, seçime girmişler, gelmişler. Burada toplumun vicdanı kanamıştır. Halkın iradesine sahip çıkmak istiyoruz. Biz demokrasi sınavından geçiyoruz. Yürütmenin yargıya baskı yapmasını istemiyoruz. HSYK'nın başkanı Adalet Bakanı'dır. HSYK, 'bir dakika' diyecek, 'Siz Anayasa'ya, hukukun üstünlüğüne aykırı kararlar alıyorsunuz' diyecek. Elbette o hakimleri görevden alacak."

Yemin etmeyerek CHP'nin de BDP ile aynı safta yer aldığı eleştirileri bulunduğunun anımsatılması üzerine de Kılıçdaroğlu, şöyle konuştu: "CHP ile BDP'nin tavrı çok farklı. Meclis'i açan CHP'dir. Genel Kurula katıldık, mücadelemizi Parlamentoda vermeyi her yerde söyledik, sokaklara çıkıp cam çerçeve indirerek, molotof atmak gibi bir düşüncemiz yok. Bizim dünyaya bakışımız hukuk, demokrasi üzerine. Biz oy veren yurttaşın hakkını savunuyoruz.
Oy veren yurttaşın hakkı birlileri tarafından gasp ediliyor. BDP 'hukukun üstünlüğü' dedi diye ben söylemeyecek miyim. Meclis Genel Kuruluna geldik, Meclisin çalışmasını istiyoruz. Özgürlüğün, demokrasinin, hukukun üstünlüğünün katledildiği yerde sessiz kalırsanız, Parlamentonun saygınlığı olmaz, saygınlığını korumak istiyoruz. "

Balbay ve Haberal'ın birkaç yıl daha serbest bırakılmaması halinde de yemin edip etmeyeceklerinin sorulması üzerine Kılıçadaroğlu, "Bu seçmene, oy verene ayıp değildir. Hiçbir yurttaşımız meraklanmasın, gereğini yapacağız, bu ülkeye hukukun üstünlüğünü getireceğiz. Hiçbir yurttaşımız endişelenmesin, CHP orada var, CHP orada olacak" dedi.

6/28/2011

seyyah1906

ak parti yöneticilerine kocaelide silahlı saldırı yapıldı iki yaralı var

Olayda iki yönetici de yaralanarak Anadolu Sağlık merkezi'ne kaldırıldı. Saldırganlar ise kaçtı. Olay saat 19.10 sıralarında meydana geldi.

Ediniler bilgilere göre AKP Çayırova İlçe Yönetim Kurulu üyesi olan Ali Yüksel, parti binasının yanında fırın ve pastanesi bulunan yine yönetim kurulu üyesi olan Murat Tunç'un yanına geldi.
Burada birlikte fırın önünde sandalyede oturup sohbet ederlerken olay yerine yürüyerek gelen iki kişi onlara yakın mesafeden kurşun yağdırdı.

Yüksel ve Tunç'un vücutlarına toplam 6 kurşun isabet etti. Silah sesleri üzerine vatandaşlar olay yerine koşarken, kimliği belirlenemeyen saldırganlar daha olay yerinden koşar adımlarla uzaklaştı.

Olay yerine güvenlik güçleri sevkedilirken, çevreyi 50 civarında polis sardı. Saldırganların şu ana kadar kimlikleriyle ilgili bilgi edinilemezken, Ali Yüksel ve Murat Tunç, Gebze Adadolu Sağlık Merkezi'ne kaldırılarak ameliyata alındı.
seyyah1906

ak parti hükümeti kurar sonrada haydi seçime der o zaman chp'liler ne yapacak

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Mehmet Haberal ve Mustafa Balbay'a yemin etme yolu açılmadıkça Meclis'te yemin etmeyeceklerini açıkladı.
CHP'nin kararının parti için çok riskli olduğunu belirten Erdem şunları söyledi: "Sanıyorum ki muhalefet partisi bir azınlık hizbinin eline geçti, onun tesiri altında kaldı. Bazı konuşmalar oldu heyecanlı. Altı ay önce CHP'nin kapısından geçmeyenler de vekil şu anda. Onların etkisiyle -çünkü onlar politika bilmiyor- böyle bir karar alındı. Partiye yeni giren bazı arkadaşların etkisinde kaldılar. Bu karar ciddi bir karar. İlk gün girilmemiş olması CHP'nin tarihinde yok."
Riskli bir karar olduğunu söyleyen Erdem, "AK Parti vekilleri bugün yemin eder. Hükümeti kurar ve hükümet kurulduktan sonra da haydi seçime der. O zaman ben CHP'lilerin ne diyeceklerini merak ediyorum" dedi.

YİNE MEVCUT MAHKEMELER KARAR VERECEK
Erdem sözlerini şöyle sürdürdü: "Üç vekil tutuklu, onları yargılayan mahkeme bir, KCK'lıları yargılayan mahmeke iki, YSK üç. Hangi kanunu çıkarırsanız çıkarın bu kararlar orktadan kalkmaz. Nasıl ki, tahliye edilip edilmemelerine mevcut mahkeme karar verdi, yeni bir durum da olsa eski durumda seçilmiş olanın yeni duruma intibakını yine o yargı organları yapacaktır. Kolay bir şey konuşmuyoruz. Biri şöyle yapalım deyince çözülecek böyle bir durum yok.

BİR TAŞ ATILMIŞ...
Bir taş atılmış, çıkarılmaya çalışılıyor. CHP'nin böyle bir karar vermesi ilk defa oluyor. 60 senelik demokrasi tecrübesi olan bir ülkede, anamuhalefet partisinin acele kararla Meclis'e girmemesini benim aklım almıyor."
seyyah1906

bağımsız aday olanlar ne olacağını bile bile bu adımları attılar

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, tutuklu milletvekillerine ilişkin değerlendirmesinde, ''Başka aday adayı mı bulamadılar, başka aday mı bulamadılar da neden bu tür sıkıntıların olacağını bildikleri insanları aday yaptılar'' dedi.
Parmak izini kaydettirmek üzere TBMM'ye gelen Erdoğan, gazetecilerin sorularını yanıtladı. Erdoğan, ''Gerek Hatip Dicle gerek Silivri'deki milletvekillerinin durumunun çözülmesi için bir öneriniz var mı?'' şeklindeki soru üzerine, bu konunun hepsinin yargı içinde yürüdüğünü söyledi.

Hatip Dicle ile ilgili konunun açık ve net bir şekilde ortada olduğunu belirten Erdoğan, şöyle devam etti:
''Bu konuda Mart ayına dayanan bir süreç var. Mahkumiyet kararı var. Mahkumiyet kararı olanın durumu bellidir. Tutuklu olanlarla ilgili süreç bellidir. Aslında gerek siyasi partiler gerekse burada bağımsız aday olanlar ne olacağını bile bile bu adımları attılar. Bu gerçeği lütfen gözardı etmeyin.

Bu tür sıkıntıların olabileceğini bilerek bu adımları attılar. Başka aday adayı mı bulamadılar, başka aday mı bulamadılar da neden bu tür sıkıntıların olacağını bildikleri insanları aday yaptılar. Bu soruları neden sormuyorsunuz? Hiç aday mı yoktu? Sıkıntı buradan geliyor. Demek ki buralarda yasaları zorlamak suretiyle ülkede yeni yeni gerilimlere zemin hazırlamaktı.

Bu işler konuşulduğu zaman bizler de düşüncelerimizi kanaatlerimizi söyledik. 'Yanlış adım atıyorsunuz...' Bunların hepsini söyledik. Ama ne yazık ki bunların hiç biri yer bulmadı ve bugüne gelindi. Şu anda da yargının kararı ne ise buna herkes saygı duyacaktır.''

Erdoğan, Meclis çalışmalarını tatilde de sürdürme gibi bir karar olup olmadığının sorulması üzerine ''Yok. Bu kadar yorucu bir süreçten sonra bırakın da Parlamento da artık hakkı olan o tatilini yapsın. Öyle zannediyorum işlerimiz 15 Temmuzu bulacak'' dedi. Başbakan Erdoğan, yeni kabineyle ilgili soruya da ''Bu, ustalık döneminin kabinesi olacak'' yanıtını verdi.

Erdoğan daha sonra, bazı Bakan ve grup başkanvekilleriyle, Meclis girişinde bulunan bir odada görüştü.

6/24/2011

seyyah1906

baykala memleketi antalyadan şok 24 delegeden sadece 4'ü kurultay için imza verdi

Önder Sav ve Deniz Baykal'ın Kemal Kılıçdaroğlu'nu genel başkanlıktan indirmek için toplamak istedikleri kurultay istemi, Antalya'dan da destek bulamadı.
Gazetevatan'ın haberine göre; 24 kurultay delegesinden sadece 4'ü Sav ve Baykal'a destek vereceğini açıkladı. 20 delege ise "Kılıçdaroğlu'na karşı imza vermeyiz" açıklamasını yaptı.
Öte yandan, Antalya Büyükşehir Belediye Başkanı Mustafa Akaydın'la yakın dostluğu bilinen Berhan Şimşek'in ise önümüzdeki günlerde Antalya'ya gideceği öğrenildi. Kurultay delegesi olmayan Berhan Şimşek'in CHP'li Belediye Başkanı Akaydın'ı ikna etmeye çalışacağı belirtildi. Hatırlanacağı üzere, Berhan Şimşek İstanbul İl Başkanlığı'na atandığında, kendisini kutlayan ve İl Başkanlığı'na çelenk gönderen ilk isim Mustafa Akaydın'dı.

Berhan Şimşek'in Antalya'ya "takviye güç" olarak gönderilmesi kararının ardından, kentteki delegeler de görüşlerini kamuoyuyla paylaşmaya başladı.

Deniz Baykal'ın önceki gün protesto edilmesinin ardından yaşanan şok, kurultay delegelerini de etkiledi.

Antalya Haber Ekspres Gazetesi'ne konuşan delegeler şöyle konuştu:

Mustafa Akaydın: (Büyükşehir Belediye Başkanı): Parti politikalarını ve seçim sonuçlarını değerlendirmek üzere Genel Başkan Kılıçardoğlu tarafından çağrısı yapılacak bir kurultaya 'evet' derim. Ancak, bunun dışında ve hele hele seçimli bir kurultaya hiçbir şekilde imza vermem.

Ercan Erkan (Muratpaşa İlçe Başkanı) : Partimiz, Türkiye genelinde başarısız olmamıştır. 8 aylık bir parti yönetimi yapabileceğinin en fazlasını yapmıştır. Bu nedenle olağanüstü Kurultay toplanmasını anlamlı bulmuyorum. Bunun için ikna olmuş değilim. Bu nedenle Kurultayın olağanüstü toplanması için imza vermeyeceğim.

Halil Arıkan (Kaş Eski İlçe Başkanı) : Genel Başkan Kılıçdaroğlu'nun değişimini hedef alacak bir olağanüstü Kurultayı gereksiz buluyorum. Bu gündemle toplanacak bir Kurultay için imza vermem. Ancak Parti Meclisinde bir yenileşmeye ihtiyaç var. Sadece bu amaçla toplanacak bir Kurultay için imza vermeyi düşünebilirim.


Burhan Emin Biçer (Döşemealtı İlçe Başkanı) : Başarılı olmak iktidar olmaktır. Bu anlamda partimizi başarılı görmek doğru değil. Ancak önceki dönemlerde alınan oylara bakıldığında sağlanan 6 puanlık artış başarıdır. Genel Başkanımız ve Parti Meclisimiz bu anlamda elinden gelen çalışmayı yapmıştır. Bu nedenle olağanüstü Kurultay için imza vermeyeceğim.

Enver Barış: CHP bu seçimden 6 puanlık bir oy artışı ile çıkmıştır. Bu iktidar olmaya yetmedi ancak önceki dönemin sonuçlarına bakılırsa başarılıyız denebilir. Bu anlamda hangi gerekçeyle olursa olsun olağanüstü Kurultay toplanmasını gereksiz buluyorum. Bu nedenle imza vermeyeceğim.

Barış Akıncı ( Elmalı Eski İlçe Başkanı) : Türkiye genelinde Genel Başkanımız Kılıçdaroğlu'nun üstün çabası sonucu alınan sonuç bana göre başarıdır. 2007 seçim sonuçları itibariyle 6 puan artış azımsanamaz. Ancak aynı başarıyı Antalya için söylemek mümkün değil. Antalya'da seçim süreci Baykal tarafından iyi yönetilmemiştir. Bu anlamda olağanüstü Kurultayın toplanmasını doğru bulmadığımdan imza vermeyeceğim. Çünkü Baykal ve Sav ikilisinin muhalefet çalışmalarını samimi bulmuyorum.

Önder Çalık (Akseki İlçe Başkanı) : Antalya'da maalesef başarısız olduk. Bunun da nedeni aday listesindeki sıkıntılar ve Baykal'ın seçim sürecini yanlış yönetmesidir. Türkiye genelinde ise Partimiz istenilen ve beklenen hedeflerine ulaşamamıştır ancak geçmişe göre değerlendirdiğimizde başarılı bir seçim sonucu alınmıştır denebilir. Bu nedenle seçim sonuçlarını değerlendirmek amacıyla bir Kurultay toplanabilir ancak bu Kurultay asla seçimli bir Kurultay olmaz. Buna imza vermem.

Ali Çırpıcı: Genel Başkanımız Kemal Kılıçdaroğlu'nu başarılı bulduğumdan bir dönem daha görevinde kalmalı. Bu amaca dönük bir olağanüstü Kurultayı gereksiz buluyorum ve imza vermeyeceğim.


Ahmet Daloğlu (Korkuteli Eski İlçe Başkanı) : Antalya özelinde pek de başarısız değiliz. Çünkü oy oranımızı 2007'ye göre artırmış durumdayız. Türkiye genelinde de başarısız olduğumuz söylenemez. Ancak hedeflerimize ulaşamadık yinede. Olağanüstü Kurultayın toplanması ile ilgili olarak partimin ilçedeki üyelerinin eğilimine ve ilde oluşacak genel tavra göre karar vereceğim.

Giray Ercenk: Antalya'da alınan sonucu başarılı bulmuyorum. Süreç doğru yönetilmedi. Seçilen her milletvekili benim milletvekilimdir ve sahiplenirim elbette. Ancak seçimde bu sonucun çıkmasında liste sorunu olduğu da bir gerçektir. Türkiye genelinde ise partimin aldığı sonucu başarılı buluyorum. Zaten bizlerdeki beklenti de bu civarlardaydı. Ben 2 ay önce bu sonucu alacağımızı çeşitli toplantılarda dile getirmiştim. Bir Kurultayın toplanması belki gereklidir ancak alelacele bir olağanüstü Kurultayın toplanmasını ise doğru bulmuyorum. Bunun için gelişmeleri yakından izleyerek buna göre karar vermek istiyorum.

Zeki Durmaz (Parti Meclisi Üyesi) : Seçim sonuçları Antalya'da başarısızlıkla sonuçlanmıştır. Bunda hazırlanan aday listesinin olumsuzlu kadar Baykal'ın süreci doğru yönetememesi de çok önemli etkendir. Türkiye genelinde ise partimiz başarılıdır. 2007'ye göre yüzde 6'lık bir artış kesinlikle başarılı olarak kabul edilmelidir. Hiç kimse 3-4 ayda oluşan bir Genel Merkez ekibinden ve 8 aylık bir Genel Başkandan iktidar olmayı zaten beklememeli. Bu anlamda Kurultayın olağanüstü toplanmasını gereksiz bulduğumdan imza vermeyeceğim.

Dilek Engin (Kumluca İlçe Başkanı) : Antalya'da alınan seçim sonucu için üzgünüm. Daha iyi sonuçlar alınabilirdi. Ancak Türkiye genelinde Genel Başkanımız Kılıçdaroğlu sayesinde seçimlerden başarılı çıktık diyorum. Elbette hedef iktidardı ama kısa sürede göreve gelen bir Genel Başkanın ve ekibinin bundan daha iyi sonuç alması zaten zordu. Bu nedenle olağanüstü Kurultayın toplanmasını gereksiz bulduğumdan imza vermeyeceğim.

Makbule Güneylioğlu: Kemal Bey başarısız değil. kısa bir süre içinde ancak bu kadar iyi bir sonuç alınabilirdi. Her aklıselim bunu zaten görmeli. Bir yıl içinde hem referandum, hem seçim kampanyalarını yürütmek ve 81 ile gitmek bence başarıdır. Ancak Kurultayın olağanüstü toplanıp toplanması ile ilgili kararımı örgütümle veririm.

Yusuf Meriç: CHP, Antalya'da başarısız olmuştur. Bunun da nedenli öncelikle Baykal'ınn hazırladığı aday listesindeki sıkıntılardır. Bir diğer neden de İl Başkanının yetersizliği ve basiretsizliğidir. Türkiye genelinde ise alınan sonuç başarıdır. CHP, 1992 yılında yeniden açıldıktan sonra girdiği seçimlerde hep hezimete uğramış ve ilk kez en yüksek oyu almıştır. Bu nedenle Kurultayın olağan üstü toplamasına imza vermeyeceğim. Kurultay doğal sürecinde yapılmalı.

Abbas Tarakçı (Manavgat İlçe Başkanı) : Türkiye genelinde alınan sonuç Antalya'ya aynen yansımıştır. Yani hedeflenen, tabanın beklediği sonuçlar alınamamıştır. İstenilen ve beklenen bu değildi. Ancak partimin kamuoyunda sürekli Kurultaylar partisi olarak anılmasından rahatsız olduğum için olağanüstü Kurultaya imza vermeyi düşünmüyorum.

Kemal Yüksel (Kemer İlçe Başkanı) : Gerek genel olarak, gerekse Antalya özeli olarak istenilen hedeflere ulaşılamadı. Bu anlamda başarılıdır denilemez. Ancak 2007 seçim sonuçlarına göre bir artış olduğu da gerçektir. Kurultayın olağanüstü toplanması ile ilgili olarak şu anda bir kakarım yok. Bu konuda tüm ilçe başkanları ve il Kurultay Delegelerinin ortaklaşa yapacakları toplantıda alınacak karar göre değerlendireceğim.
cumhuriyet portal
seyyah1906

yeni milletvekili hakan şüküre hatip dicle sorusu cevap gündemi takip edemedim

AK Parti İstanbul Milletvekili Hakan Şükür, "Hatip Dicle’nin milletvekilliğinin düşürülmesi ve BDP’li milletvekillerinin Meclis’e gitmeme kararı almasını" nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine "Gündemi takip edemedim. Bunun değerlendirmesini bizim büyüklerimiz, bakanlarımız, tecrübeli büyüklerimiz yapıyordur" dedi.

Şükür, eşi Beyda Şükür ile Milano’dan İstanbul’a gelişinde Atatürk Havalimanı’nda gazetecilerin sorularını yanıtladı.

Eşinin rahatsızlığı nedeniyle yurt dışına gittiklerini ifade eden Şükür, bu nedenle milletvekili mazbatasını henüz alamadığını söyledi. Şükür, "Seçilenleri tebrik ederim. Hayırlısı olsun, çok seviyeli, ülkemizin yükselen çıtasını daha ileri götürmek için muhalefetiyle, iktidarıyla önemli günler bizim olur inşallah. Tek dileğim ülkemizin daha iyi yerlere gelmesi. Bunun için üzerime düşen bu büyük sorumluluğu kaldırabileceğime inandım ve aday oldum. Mazbatamı aldıktan sonra Ankara’ya gideceğim. Umarım her şey milletimizin istediği gibi olur" diye konuştu.

Şükür, "Milletvekili seçildikten sonra hayatında ne değişti?" sorusu üzerine de şunları söyledi: "Milletvekilliği bir kere çok heyecanlı ve onurlu bir durum. Ulu Önder Atatürk’ün, silah arkadaşlarının açtığı Meclis, çocukluk dönemimizden beri hayalini kurduğumuz, oraya giderken büyük heyecan duyduğumuz bir yer. Şimdi oraya girecek olmanın büyük heyecan ve onuru var. Bu heyecan ve onur, aldığımız sorumlulukla çok daha farklı bir boyuta geldi. İnşallah orada layığıyla ülkemizi ve milletimizi temsil ederiz. Hem iç sahada hem uluslararası platformda ülkemizin çok daha başarılı olması için var gücümüzle çalışacağız. En azından kendi adıma bunun garantisini verebilirim. Hayata bakış açım bu. Şu anda halkımız, milletimiz bize bir görev verdi. Bu vekilliği zaten milli takım bünyesinde yapıyordum, inşallah yeni girdiğim siyaset arenasında büyüklerimin de katkısıyla iyi bir takım havası oluştururuz. Sadece kendi partimin bünyesinde değil, diğer partilerin onayı ve desteğiyle bu güzel ülkeyi daha yaşanır hale getirmek istiyoruz. En büyük proje olan yeni anayasa konusunda, uzlaşarak, bütün insanlığı kucaklayacak ve bir örnek teşkil edecek yeni bir anayasa yazmak gerekir. Çünkü çevremizde bizi örnek alan ülkeler var. İnşallah hep beraber bunu gerçekleştireceğiz.

Demokrasi bir son değil, bir yolculuk. Bu yolculukta emin adımlarla yürümeye kararlı bir milletiz. Çok farklı mozaik yapısı olan toplumumuz için insana dayalı, yalın, sade bir anayasa yaparak biz de tarihe geçmek isteriz.

Umarım Sayın Başbakan ve muhalefet partileriyle kardeş ve dostça, sporda da böyleydi, bundan sonraki süreçte de yapım bu olacak, bu birlikteliği hep birlikte yakalarız."

"PAZARLIKLA BU İŞE GİRMEDİM"
"Seni spordan sorumlu bakan olarak da görecek miyiz?" sorusu üzerine Şükür, "Ben pazarlık ile bu işe girmedim, ben vekillik olarak girdim. Sayın Başbakanımız bir teklif getirdi, ben de kabul ettim. Yapabileceğime inandığım bir görev bu. Nasıl takımlarda görevleri verenler büyükler, koçlar, takımın ileri gelenleridir, görev neresi olursa olsun öyle bir pazarlığım hiçbir zaman olmadı, ben önce bölgemin sonra Türkiye’nin milletvekiliyim, inşallah layıkıyla yaparım" yanıtını verdi.

Bakan olması durumunda önceliklerinin ne olacağının sorulması üzerine de Şükür, "Siyaset arenasına yeni giriyorum. Bu işle ilgili büyükler ve bir bakanımız var. Bununla ilgili bir şey söylemekten haya ederim, çok doğru olmaz.

Olmayan bir şey üzerine yapabileceklerimi anlatmak doğru olmaz. Şu anda sportif olarak eksik gördüğüm, yapılması gereken çok şey var ama yapılan da çok şey var.

Çok büyük başarı var, büyük organizasyonlar alınıyor. Tabii ki altyapı çok önemli, çocukların ve gençlerin branş seçimlerine önem verip, eğitime sporu biraz daha fazla sokmak, ders saatlerini artırmak gerekir. Ama bu konularda zaten Sayın Faruk Özak ve spor yöneticileri önemli hizmetler veriyor. Sayın Başbakanımızın da eski bir sporcu olmasının avantajları var. Önemli yatırımlar oldu. Ben bunun neresinde olacağımı henüz bilmiyorum ama çok çalışacağımın garantisini veriyorum" diye konuştu.

Şükür, "Hatip Dicle’nin milletvekilliğinin düşürülmesi ve BDP’li milletvekillerinin Meclis’e gitmeme kararı almasını" nasıl değerlendirdiğinin sorulması üzerine de "Gündemi takip edemedim. Böyle bir durum varsa bu yargının ve Yüksek Seçim Kurulunun aldığı bir karar. Bunun değerlendirmesini bizim büyüklerimiz, bakanlarımız, tecrübeli büyüklerimiz yapıyordur. Ben bu konuda henüz erken olduğu için bir şey söylemek istemiyorum" dedi.

"(SENATÖRÜM) DİYEN VAR"
"Futbolcu arkadaşlarınız aradığında sizi nasıl kutladı, örneğin Emre Belözoğlu aradığında size ’Sayın vekilim’ diye mi hitap etti?" sorusu üzerine Şükür, şunları kaydetti: "Tabii, futbolcu ortamı esprilidir. Beni arayıp ’Senatörüm’ diyen var, ’Milletvekilim’ diyen var. Tabii espri ile yaklaşanlar oldu.

Aslında sporun içerisinde de siyaset var, ben bunu senelerce bizzat yakından hissedenlerden biriyim. Onun için biraz da hazırlıklı gidiyorum. Siyaset, insan ilişkilerinin ön planda olduğu, farklı farklı görüşlerin bir arada yoğrulduğu bir yer. Ben spor dünyasındaki arkadaşlarımla beraber çözümler arayacağım. Ülkeye herkes hizmet edebilir." Şükür, "Sporcu arkadaşlarından da siyasete girmek istediğini söyleyen oldu mu?" sorusu üzerine, "Öyle bir şey söylenmedi. Oynarken herkes mutludur, oynadıktan sonra başka şeyler söylenebilir. Siyasete girilmemesi için bir sebep yok. Çünkü çok düzgün arkadaşlarımız var spor dünyasında. Umarım onlar da katkı yaparlar" dedi.

Coşkun Özarı’nın vefatına ilişkin de Şükür, "Başımız sağ olsun, uçakta haberi okudum. Yarın cenazeye katılıp ondan sonra mazbatamı alacağım. Çok değer verdiğim bir büyüğümdü. Ülke sporuna çok büyük katkılar sağlamış, hakikaten adam gibi adamdı. Polemiklerin dışında kalmayı seven, fikirleriyle insanlara ışık tutan biriydi. Kendisini çok seviyordum, Allah ailesine sabır versin" diye konuştu.
mynet

6/23/2011

seyyah1906

hatip dicle ile başbakan tayyip erdoğanın durumu aynı değil açıklaması

Ak Parti Grup Başkanvekili Bekir Bozdağ düzenlediği basın toplansında, YSK'nın Hatip Dicle kararını değerlendirdi.
YSK kararının partileriyle bağdaştırılmasının çok insafsızca olduğunu söyleyen Bozdağ, Başbakan Erdoğan'ın 2002'deki durumuyla Hatip Dicle'nin durumunun da çok farklı olduğunu iddia etti.
"YSK YASAMAYA BAĞLI BİR KURUL DEĞİL"

Bekir Bozdağ'ın açıklamalarından satır başları şu şekilde: "Yaşanan gelişmeleri değerlendirmek için birlikteyiz. 79. maddeye göre seçimler konusunda tek yetkili YSK'dır. Son gelişmeler üzerine kimi medya mensupları ya da parti sözcüleri tarafından ortaya konan görüşler partimize haksız eleştiri olmuştur. YSK yasamaya bağlı bir kurul değildir. Üyelerini biz atamıyoruz. YSK kararlarını partimizle beraber değerlendirmek bize yapılmış büyük bir haksızlıktır.

"DİCLE'NİN DURUMU İLE BAŞBAKANIMIZIN DURUMU ARASINDA BAĞLANTI YOK"

Hatip Dicle ile Başbakanımzıın durumu arasında bağlantı yoktur. Başbakanımızın durumunda meli hukuk uygulanmıştır.

Yine bir iddia da YSK kararının AK Parti'nin başvurusuyla olduğu yönünde. Ama gerekçeli karar dikkatli okunursa kararın Ankara Cumhuriyet Başsavcılığının başvurusu olduğu üzerine görülür.

"AK PARTİ DEĞİL ANKARA BAŞSAVCILIĞI YAPTI İTİRAZI"

Ak Parti'nin tek itirazı, Diyarbakır İl Seçim Kurulunun Hatip Dicle'ye verdiği vekil mazbatasınaydı. ÇÜnkü savcılığın soruşturması devam ederken, itirazlar varken ve Dicle'den savunma istenmişken, Dicle daha savunmasını yapmamışken İl Seçim Kurulu'nun mazbatayı vermesine karşı çıktık. Biz buna itiraz ettik.

YSK'nın aldığı karar bizim bu kararımızla alakalı değildir. Tanmamen Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı talebi üzerine vermiştir.

"TEHDİT ŞİDDET ÇAĞRISI DEMOKRASİ İÇİN TEHLİKELİ"

Başka bir husus ise anayasa ve yasaları geliştirebiliriz. Beğenmediğimiz yasalar olabilir. Bunları eleştirebiliriz. Ama demokratik bir devlette anayasa ve demokrasi sınırları içinde olmalı bu eleştirilerde. Baskı ve tehditle bu işler olmaz.

Biz BDP ve bağımsız adaylara demokrasi içinde mücadelelerini yapmaya ve TBMM içinde çalışmaya davet ediyoruz. Biz demokrasinin geliştirilmesi için en iyi zeminin TBMM olduğuna inanıyoruz. Hukukun sınırları içinde kalarak, var olan mevzuatın sınırları içinde kalarak demokrasiyi değiştirdik. İlk geldiğimiz günden bu yana bizim politikamız budur.

Meclisin tanınmaması boykot gibi söylemler yeni döneme, yeni dönem ruhuna yakışmamaktadır. Tehdit ve şiddet çağrısı demokrasi için çok tehlikelidir.

SORU - CEVAP

*Başbakanımızın durumu ile Hatip Dicle'nin durumu karşılaştırılamaz. Başbakanımız Milli Eğitim kitapları içinde var olan bir şiiri okuduğu için yargılanmış ve hapiste kalmış memnu haklarını almış ve YSK'ya başvurmuştur. yasanın aradığı bütün şartları arayarak aday olmuştur.

*Hatip Dicle'nin durumunda adaylık için ehliyeti olmadığı biliniyordu. Bu iki durum birbiriyle kıyaslanamaz.

*Hatip Dicle'ye yasa değiştirirek, bir ehliyet verme durumu olabilir mi? Anayasaya bakmak lazım; ama mevzuat çerçevesinde baktığımızda bunun düzeltilmesinin mümkün olmadığı çok açık. Mevcut durum içinde bu yapılabilirlik yoktur.

*Adaylık ehliyeti olmayan çok aday aday kişi vardı. Adaylık ehliyeti olmayan birine adaylık ehliyeti vermeyle yol açılrsa bir eşitsizlik durumu ortaya çıkar. ben şahsen böyle bir yol açılacağını düşünmüyorum.

*Sayın Haberal ve Balbay hakkındaki kararı tabii ki duyduk ancak detaylı inceleme imkanı bulamadık. Ancak kararı inceledikten sonra gerek görürsek yine bir açıklama yaparız."
mynet

6/21/2011

seyyah1906

ilhan cihaner son yargı kararnamesi gerçekten yüz kızartıcı bir kararname

Denizli'den seçilen milletvekilleri bugün mazbatalarını İl Seçim Kurulu Başkanı Hakim Necla Akkuş'tan aldı. İlk mazbatayı MHP Genel başkan Yardımcısı ve Denizli Milletvekili Emin Haluk Ayhan aldı. Ayhan, "MHP seçim sonuçlarını değerlendirmeye devam ediyor. Kongre süreci başlamıştır. İktidarı, muhalefetiyle ülkeye en iyi şekilde hizmet etmek için elimizden geleni yapacağız" dedi.


Ayhan'ın ayrılmasından kısa süre sonra CHP'den milletvekili seçilen Adnan Keskin ile İlhan Cihaner seçim kuruluna geldi. Mazbatasını alan Keskin, 12 yıl sonra siyasete dönüş yaptığını belirterek, "Türkiye önümüzdeki süreçte devasa sorunlarla boğuşacak. CHP de tarihi misyonuna uygun şekilde görevini yapacaktır. Ben de partimin ve halkımın hizmetinde olacağım" diye konuştu.

'YARSAV ve Yargı- Sen yönetimi cezalandırıldı'

İlhan Cihaner ise, mazbatasını aldıktan sonra basın mensuplarına açıklamalarda bulundu ve son yargı kararnamesini değerlendirerek, HSYK'yı ağır dille eleştirdi.

Kendisi hakkında soruşturma başlatan Erzurum özel yetkili Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal'ın son HSYK Kararnamesi ile Antalya'ya atanması konusundaki soruyu cevaplandıran Cihaner şunları söyledi:
"Bu konuda somutlaştırmadan şunu söylemek istiyorum. Hakimler ve Savcılar Kararnamesi, siyasi iktidarın HSYK'yı nasıl bir mekanizma haline getirdiğinin, siyasetin nasıl bir aparat haline getirildiğinin en güzel örneğidir. Başta YARSAV, Yargı-Sen ve Demokrat Yargı olmak üzere siyasi iktidarla uyuşmayan ne kadar örgütlü yapı varsa, örgütlenme yapısı içinde bulunan dernek, sendika varsa, hepsinin yöneticileri biçilmiş durumda. Uluslararası sözleşme ve teammüllere, yerleşik uygulamalara, liyakata ters düşecek bir çok atama yapıldı. YARSAV'ın kurucu kadroları, Yargı-Sen'in kurucu kadroları, yeni oluşmuş yönetim kurulu, bilgileri ve talepleri dışında cezalandırıldı bu kararnameyle. Liyakatlarıyla, kıdemleriyle uygunsuz atamalara tabi tutuldular. Anlaşılıyor ki, yargıyı şu ana kadar getirdikleri yer bile yeterli gelmiyor siyasi iktidara. Daha da ileriye götürmeye çalışıyorlar yargının aklaştırma sürecini, yargının iktidarla bir hale getirilme sürecini. Onun için somutlaştırmadan söylüyorum, son yargı kararnamesi gerçekten yüzkarası bir kararname. Özellikle örgütlü yapılara karşı, örgütlenme özgürlüğüne karşı vurulmuş çok büyük bir darbedir."

AK Partili vekiller de aldı

CHP'li vekillerin il seçim kurulundan ayrılmasından sonra AK Parti Denizli Milletvekilleri Nihat Zeybekci, Mehmet Yüksel, Nurcan Dalbudak ve Bilal Uçar, mazbatalarını İl Seçim Kurulu Başkanı Hakim Necla Akkuş'tan aldı. AKP'li vekiller, Denizli ve Türkiye'nin daha gelişmesi için çalışacaklarını, halkın oylarının yarısının oyunu alan bir partinin mensubu olarak bu yükün sorumluluğuyla hareket edeceklerini kaydettiler.
mynet

6/20/2011

seyyah1906

chp'li şevki kulkuloğlu bizler akp ile değil devletin gücü ve olanaklarıyla yarıştık

Kayseri'de basın toplantısı düzenleyen CHP Kayseri Milletvekili Şevki Kulkuloğlu, 12 Haziran'da ve sonrasında yaşanan gelişmeleri değerlendirdi.


CHP'nin oy oranını artırdığını belirten Kulkuloğlu, "Kayseri'de yüzde 9,85 olan oyumuzu yüzde 12.20'ye yükselttik. Kayseri'de 59 bin olan oyumuz yaklaşık 90 bine yükseldi. Seçmen artışından gelen paylar her partiye verildikten sonra bakıldığında, Kayseri'de oyunu artıran iki parti CHP ve MHP'dir, ancak en çok artıran CHP olmuştur."

Kayseri Büyükşehir Belediye Başkanı Mehmet Özhaseki'yi belediyenin tüm gücünü kullanmakla suçlayan Kulkuloğlu, şöyle dedi:
"Başbakan'ın talimatıyla beni seçtirmemek için oluk oluk para akıttılar, devletin tüm gücü ve olanaklarını kullandılar. Tüm yurtta olduğu gibi bizler AKP ile değil, devletin gücü ve olanakları ile yarıştık. Kayseri'de bizim seçim bütçemiz 150 bin TL iken AKP'nin sadece billboardlara, bina giydirmeleri, resimlere ve mitinge ayırdığı para takribi 15 milyon TL idi. Kısacası orantısız güç kullandılar. Televizyon kanallarına çıkarılmamam konusunda patronlara baskı yaptılar. Erciyes TV'nin sahibi Mustafa Eraslan'ı torunu ve işi ile tehdit ettiler."


"Başbakan'a hakkımı helal etmiyorum"

Başbakan'a hakkını helal etmediğini ifade eden Kulkuloğlu, "Sayın Başbakan iyi bilsin ki öbür dünyada iki elim yakasında olacak" dedi. Kulkuloğlu, şöyle devam etti:
"Seçim kampanyası boyunca Sayın Başbakan beni diline doladı. Bana ait malları çalmaktan dolayı hırsızlıktan sorgulanan AKP Grup Başkanvekili Mustafa Elitaş ve hırsızlıktan yargılanan onun Genel Müdürü ve AKP İl Genel Meclisi üyesi Emrullah Tellioğlu'nu görmezden geldi. Bu yüz kızartıcı suçu işleyen kendi milletvekili ve il genel meclisi üyesine bir tek kelime bile söylemedi, ancak Sayın Başbakan bana karşı hak etmediğim ve beni topluma yanlış tanıtan olmadık yalan ve yanlış beyanlarda bulundu. Sayın Başbakan'a hakkımı helal etmiyorum. Yasaların bana verdiği haklarımı kullanarak bu dünyada hakkımı sonuna kadar arayacağım, ancak Sayın Başbakan iyi bilsin ki öbür dünyada iki elim yakasında olacak."



Kılıçdaroğlu'na destek verdi

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'na destek veren Kulkuloğlu, "CHP Genel Başkanı Sayın Kemal Kılıçdaroğlu oturduğu koltuğun hakkını vermiştir. Son altı ayda herkesten çok çalışmış, herkesten çok koşturmuş, herkesten çok üretmiştir. Eğer iktidar elde edilememişse bunda sorumluluk örgütlerin ve biz adaylarındır" dedi.
cumhuriyet portal

6/18/2011

seyyah1906

lütfen bundan sonra siyasetinize eceviti ve demokrat solcuları alet etmeyin

DSP Genel Sekreteri Hasan Erçelebi, yaptığı yazılı açıklamada, ''CHP Genel Başkanı, 12 Haziran seçimleri öncesinde taktığı Ecevit kasketi ile halktan oy istemiş, ancak seçimin hemen ardından 'Ecevit Hükümeti de İmralı ile görüşüyordu' diyerek halkı aldattığını, gerçekte AKP ile aynı çizgide olduğunu itiraf etmiştir'' iddiasında bulundu.


''Kılıçdaroğlu'nun, seçim sürecinde Demokratik Sol Partililer'in Ecevit sevgisini ve temiz duygularını istismara bile cüret ettiğini'' öne süren Erçelebi, CHP liderinin kampanya sürecinde ''Bu sefer AKP'yi yeneceğiz, sakın oylarınızı başka yere vermeyin, oyları bölmeyin'' dediğini ancak buna rağmen yüzde 25 oy alabildiğini belirtti.
Erçelebi, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
''Sayın Kılıçdaroğlu, vatansever, Ecevit sevgisi ile yüreği çarpan halkımızın duygularını istismar etmesi yetmezmiş gibi, Ecevit dönemine, utanmadan, sıkılmadan, AKP gibi çamur atmaktan geri durmamıştır. Maskesini indirdiğinde, yüzünde beliren 'ampul' ışığı ile gözleri kamaştığından, hangi kulvarda siyaset yaptığını şaşırmış görünen Sayın Kılıçdaroğlu'nun, AKP'nin duble yolunda siyasete devam ettiğini gören ve CHP'ye oy veren halkımızın duyguları incinmiştir. Kılıçdaroğlu, bu açıklaması ile Ecevit'in kemiklerini sızlatmıştır.


Sayın Kılıçdaroğlu, beyninizin arkasındaki düşünce, eğer İmralı canisinin de içinde bulunduğu teröristlere bir genel af ise lütfen kimseden gizlemeden açıklayınız. Sayın Kılıçdaroğlu, lütfen bundan sonra siyasetinize Ecevit'i ve Demokratik Solcular'ı alet etmeyiniz. Siz kendi yolunuzda biz kendi yolumuzda siyasete devam edelim. Lütfen kendi siyasi ikbaliniz için Ecevit'i kalkan olarak kullanmayınız. Unutmayınız ki Ecevit Hükümeti, terörü bitiren hükümettir. Ecevit, terörist başını yakalayıp mahkum eden Başbakan'dır. Hiçbir zaman, Tayyip Erdoğan'la Ecevit'i aynı kefeye koymayınız. Bunu ne halkımız ne tarih ne Allah ne de kul affeder.''
cumhuriyet portal
seyyah1906

atatürk bu toplumda yaşayan herkesin lideri onu dar alanlara hapsederek siyaset yapılamaz

Kılıçdaroğlu, seçim sonrası yeni anayasa, Kürt sorunu ve seçim sonuçlarıyla ilgili Habertürk gazetesinden Amberin Zaman'a konuştu. İşte o söyleşinin Zaman'ın kaleminden çıkan bölümleri:
Deniz Baykal’ın seçim sonuçlarına ilişkin Kılıçdaroğlu’nun başarısız olduğunu net şekilde ifade eden, “Kimse kendini aldatmasın, Kemal Bey kurultayı toplamalı” ifadelerine ilişkin yoruma girmek istemiyor. Parti içi demokrasinin çalışacağını ve ancak yeteri sayıda delegenin kurultay için imza toplaması halinde kurultayda yarışabileceğini söylüyor. Ama böyle bir ihtimalin son derece zayıf olduğunu her haliyle belli ediyor.

Anlaşılan Kılıçdaroğlu, Baykal ile polemiğe girerek partinin eski kendi içinde kavgalı imajın yeniden oluşmasına izin vermek istemiyor. Önüne bakıyor. Baykal’ın, “CHP bir doğrultu sorunu yaşıyor. Örneğin, Kürt açılımı, yeni Kürt söylemi denildi. Ancak bu yaklaşım oy artışı getirmediği gibi CHP önemli merkezlerde oy erozyonuna uğradı” iddiaları karşısında asla yeni reformcu söyleminden geri dönmeyeceğinin ısrarla altını çiziyor.


Seçim taktiği mi?
Kılıçdaroğlu, Kürt sorununa çözüm aramanın seçim taktiği olmadığını, bu meselenin Türkiye’nin bekasını ilgilendirdiğini ve herkesin elini taşın altına koyması gerektiğini savundu. “Sorunun çözülmesi için mutlaka CHP’nin katkısı gerekiyor. 30-40 yıldır siyaset görevini yapmadığı için bu sorun çözülemedi, bizim görevimiz iktidarı sorunun çözümüne zorlamak” diyen Kılıçdaroğlu şöyle devam etti:

“Sunduğumuz demokratikleşme raporunda geri adım atmamız asla söz konusu değil. Baskı değil özgürlük, esneklik ve çağdaş demokrasi vurgumuzu sürdüreceğiz. Özgürlüklerden hiç korkmamamız lazım. Ülke neden parçalansın. Tam tersi, Türkiye demokratikleştikçe çekim merkezi haline geliyor. Erbil’deki de, Şam’daki de Türkiye’ye gelmeyi hayal ediyor.”


‘Memlekete yararsa Öcalan'la görüşülür’
Kürt çözümüne ilişkin BDP’nin rekor sayıda milletvekili çıkarmasını olumlu bulan Kılıçdaroğlu belli konularda, örneğin faili meçhul cinayetleri araştırma komisyonu kurulmasına yönelik işbirliğine açık olduğunu ifade ediyor. Yeri geldiğinde AKP’yle de işbirliğine hazır olduğunu söyledi. Öcalan ile süren görüşmelere ilişkin, “Memleket için faydalı olacaksa neden karşı çıkalım” görüşünü yineleyen CHP Lideri, bu görüşmelerin içeriğini ana muhalefet partisi lideri olarak öğrenmeye hakkı olduğunu savundu.


“Başbakan bana Anayasa için geldiğinde kendisine bu talebimi bildireceğim” dedi.

Muhalefetin düzenli olarak iktidar tarafından bilgilendirilmesi gerektiğini vurgulayan Kılıçdaroğlu, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’yla da en kısa zamanda bir araya gelip özellikle Suriye konusunda brifing alacağını sözlerine ekledi. Önümüzdeki dönemde dış siyasete daha fazla ağırlık vereceğini söyleyen CHP Lideri, AB üyeliğinden asla vazgeçilmemesi gerektiğini savunarak Türkiye’ye engel olmaya çalışan Sarkozy ve Merkel’i eleştirdi.


‘İlk 3 madde hariç tartışırız’
Anayasa’nın ilk üç maddesi haricinde vatandaşlık tanımı dahil tüm unsurları tartışmaya hazır olduğunu ifade eden Kılıçdaroğlu, “Biz AK Parti’nin kırmızı çizgileri nedir, Başbakan’ın aklından neler geçiyor bunları bilmiyoruz” dedi ve sözlerini şöyle sürdürdü: “Meclis Başkanı’nın daveti üzerine bir komisyon kurulur. Her partiden iki milletvekili atanır, Anayasa hukukçuları bir araya gelir ve etraflıca tartışılır. Ancak biz sadece Meclis içerisindeki partiler değil dışındakilerle de görüşmek istiyoruz. Sivil toplum kuruluşlarıyla ve üniversitelerle de. Tabii dediğim gibi Başbakan ne düşünüyor, Cumhurbaşkanlığı konusunda gündeminde ne var bilemiyoruz. Ancak bizim açımızdan yargı bağımsızlığı, medya özgürlüğü ve dokunulmazlıkların kalkması son derece önemli. AKP’nin bir önceki Anayasa çalışmasının neticelerini gördük. Tek bir partinin mutfağında değişikliğe gitmek son derece tehlikeli.”


Kılıçdaroğlu’nun seçimden aldığı dersler
Esnaf gezilerinde sadece el sıkışıp bir iki dakika yeterli değil. Bunun otomatikman oya dönüşeceğini düşünmek yanlış. Seçmenin derdini dinlemek gerekiyor. Bu iletişim sürekli kılınmalıdır.

Seçimde organizasyon aksaklıkları oldu. Otobüsteki ses düzeni gibi. En önemlisi önseçimle aday belirlemek. 29 ilde bunu yaptık ve son derece başarılı netice aldık. Bir dahaki seçimde bütün adaylar inşallah önseçimle belirlenir. Parti içi demokrasinin gereği budur.

“Silivri listesi”
ile ilgili eleştirilere ilişkin Kılıçdaroğlu, “Haberal Zonguldak’ta gayet iyi netice almıştır. Çünkü orada sevilen bir insan. Orada 60 bin 172 fazla oy almıştır. AKP ise oylarını sadece 39 bin 614 artırmış. Bazı liberal yazarlarla son anda bir araya gelmekten vazgeçen Süheyl Batum’a yöneltilen eleştiriler konusunda ise “Buluşma olayını ilk defa duyuyorum” diyen Kılıçdaroğlu, “Hangi düşüncede olursa olsun hiç kimseyi dışlamaya hakkımız yok, doğru bulmuyorum, herkese kapımız açık” dedi. 


‘Atatürk de mi baraj altında kaldı?’
Kılıçdaroğlu ilk yurtdışı gezisini de Sosyalist Enternasyonal’e katılmak üzere yapacak. Washington’la ilgili henüz kesinleşmiş bir program yok. Bu arada AB’nin Genişlemesinden Sorumlu Komiseri Stefan Füle, seçimlerden sonra hemen Kılıçdaroğlu’nu telefonla tebrik etmiş.

Türkiye’nin üyelik sürecinin gittikçe içine kapanan ve İslam’a karşı önyargılı duran Avrupa için bir etik ve manevi sınav niteliği taşıdığını belirten Kılıçdaroğlu, Türkiye’nin yılmaması halinde Avrupa’nın silkinip vicdana, hoşgörüye yeniden kavuşmasına yardımcı olabileceğine işaret etti. Kılıçdaroğlu sözlerini, “Doğu ve Batı gibi kavramlar artık gittikçe anlamsızlaşıyor, artık dünya evrensel değerler ölçüsünde tarif ediliyor edilmeli” diyerek sürdürdü.


‘Atatürk siyasetüstü figür’
Baykal’ın yıllardır güttüğü, merkezine Atatürkçülüğü ve şeriat paranoyasını koyan siyasetin CHP seçmeni tarafından daha fazla benimsendiğini ima etmesi noktasında da, “Atatürk bu toplumda yaşayan herkesin lideri, onu dar alanlara hapsederek siyaset yapılmaz, yapılmamalıdır” dedi.

Baykal, Atatürk üzerinden siyaset yaptığına göre “99 seçimlerinde CHP baraj altında kaldı, o halde Atatürk de mi baraj altında kalmış oluyor” sorumuza gülümseyerek, “Atatürk siyasetüstü figür. Atatürk statükodan değil çağdaşlıktan, zamana, toplumdaki değişime ayak uydurmaktan yanaydı” cevabını verdi.

Yeni Anayasa konusunda Erdoğan’ın, “Kapılarını çalacağız” sözlerine ilişkin, “Biz kapımızı açmaya hazırız” diyor.


Etnik ve dini siyaset
Hiç olmadık kadar sert geçen seçim kampanyası hakkında neler düşünüyordu. Başbakan’ın kendisini Alevi kimliği üzerinden hedef almasına ne diyordu?

“Birincisi ben her zaman etnik kimlik ve din üzerinden siyaset yapmayı reddettim. Böylesi bir siyaseti de hiçbir şekilde ahlaklı bulmuyorum” dedi. Geçmişe sünger çekip Başbakan’ı affetmeye hazır mıydı peki? Kılıçdaroğlu’nun cevabı net: “Özür dilemedikçe cevabım ‘Hayır’. Evet Alevi’yim, bu ne zamandan beri suç sayılıyor bu ülkede. ‘Hakkınızı helal edin’ diyen biri, başkasının inancını sorgulamaz. O zaman siyasetin gereği olarak sarf ediyordur bu sözleri. Kendi inancı gereği olarak değil.”

Erdoğan’ın, The Economist Dergisi’nin CHP’ye oy vermesi telkininde bulunması üzerine CHP’ye “küresel çete” ithamında bulunmasına ilişkin yargı yoluna başvurmaktan vazgeçmeyeceğini de sözlerine ekleyen Kılıçdaroğlu’nun, belli ki Erdoğan’a karşı öfkesi halen yatışmış değil. Ama buna rağmen bir saat süren mülakatımız boyunca ısrarla “Yapıcı muhalefet” dedi. Ayrıca Türkiye’nin yeni Anayasa ve Kürt sorunu gibi hayati meseleler noktasında gündelik siyasi hesapları bir kenara itip Türkiye’de barış ve demokrasinin kök salması adına iktidar partisiyle uyum içersinde çalışmayı bir vicdani sorumluluk olarak addediyor.


Değişime ilk adım, tüzükle atılacak

CHP’nin seçim sonrası yeni yol haritası belirlendi. Seçim analizleriyle eşzamanlı olarak partinin tüzüğü de yenilenecek. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu MYK toplantısında tüzük kurultayı için çalışmaların başlatılması talimatını verdi.

Parti yönetimi, önce tüzük kurultayı, ardından olağan kurultay yapmayı planlıyor. Performans kriterlerinin esas alınacağı yeni tüzükte, başarılı olanlar kalacak, başarısız olanlar gidecek. Milletvekilli adayları ön seçim ile belirlenecek, böylece her seçimden sonra kongre tartışmalarının da önüne geçilecek.

CHP Genel Başkan Yardımcısı Gürsel Tekin, “Sosyal demokrat bir partide olması gereken ne varsa yeni tüzükte olacak. Dünyada kabul edilen ve uygulanan tüm demokratik mekanizmaları yeni tüzüğümüze yansıtacağız. Parti içi demokrasinin hâkim kılındığı yeni bir sistemi hâkim kılacağız. Olağan kongremizi daha demokratik bir yapıda yapacağız” dedi. Tekin ‘MYK’da Genel Başkan’a “açık çek” verdiklerini belirterek, “Genel Başkan’ın elini rahatlatmak için bütün MYK üyeleri olarak görevi bırakmaya hazır olduğumuzu aktardık” diye konuştu.
cumhuriyet portal

6/17/2011

seyyah1906

chp mersin milletvekili seçimde iddiayı kaybedince bakana takım elbise aldı

CHP Mersin Milletvekili İsa Gök, aldığı siyah renkli takım elbise ile Mersin Gazeteciler Cemiyeti'nde (MGC) basın toplantısı düzenleyerek, seçime ilişkin sonuçları değerlendirdi.
AKP'nin Mersin'de seçimin galibi olduğunu beyan ettiğini ve bazı basın yayın organlarında bu farkın 10-20 binlerde olduğu şeklinde haberler yer aldığını belirten Gök, ''Bunların tümü gerçek dışı. Elimde dün akşam itibari ile İl Seçim Kurulunun son birleştirme tutanağı var. Buna göre, Mersin'de seçimin gerçek galibi CHP'dir. Rakamlara göre 2007'den 2011'e oy artırma oranı CHP'nin yüzde 58'dir. Adalet ve Kalkınma Partisi'nin oy artırma oranı da yüzde 44'dür. MHP ise eksi 28 gerilemiştir'' dedi. Büyükşehir belediyesi hudutları dahilinde AKP'ye ortalama 25 bin, MHP'ye ise 85 bin oy fazlaları bulunduğunu belirten Gök, şöyle devam eti:
''İlçe bazında AKP 7 ilçede her ne kadar önde görünse de biz 5 ilçede birinci olduk. MHP ve AKP'in kalesi Erdemli, CHP'nin yüzde 105'le en yüksek oy artırdığı ilçe oldu. Bozyazı'da yüzde 89, Silifke'de yüzde 77, Anamur'da yüzde 65 oyumuzu artırdık. Mersin'in 4 ilçesinde yüzde 63 artırdık. İl bazında oy oranımız yüzde 58 arttı. Tarsus yüzde 55, Çamlıyayla yüzde 30, Aydıncık ve diğer ilçeler geliyor. Dolayısıyla Mersin'de her ilçede oy artıran CHP'dir.''

''123 oy karşılığı"
Mersin'de seçim sonuçlarına ilişkin kimin birinci parti olacağı konusunda takım elbisesine iddiasına girdiklerini anımsatan Gök, ''Kendisinin verdiği 52-6 olan beden ölçüsündeki takım elbisesini Mersin'den aldım. Mersin'de son itirazlar sonrasında AKP 309 bin 903, CHP ise 309 bin 780 oy aldı. Sayın Çağlayan'ın partisi AKP ile il bazındaki aramızdaki oy farkı 123'tür. Bu elbise bu farkadır. Güle güle giysin. kurye ile il başkanlığına göndereceğim'' diye konuştu.
Açıklaması sırasında bir kağıda yazdığı ''123 oy karşılığı'' yazısını takım elbisenin üzerine iliştiren Gök, şöyle devam etti:
''Benim örgütüm, benim partim Mersin'de gerçek kazanandır. Biz arkamızda devlet ve hükümet desteksiz bu oyu aldık. Aslında tek galip vardır, o da CHP'dir. Bu adaletsiz yarışta 123 oy farkla bu oluştu. Bu adaletsiz yarışta harçlıklarını, emekli maaşlarını, imkanlarını harcayan Mersin halkına, oy verenlere, çalışanlara ellerinden gelen çabayı gösteren dostlarımıza teşekkür ediyorum. Bu halkımıza karşı bizim borcumuzdur. Çünkü 309 bin 780 oyla AKP ile aynı oyu sağlayan Mersin halkıdır. Mersin kırmızıdır, Mersin CHP'dir.''

"Büyükşehir Belediyesini CHP'den alamayacaklar. Her şeyine bahse girerim.''

Gök, sonucu, yaptıkları yoğun çalışmaya rağmen AKP'nin Mersin'deki hezimeti olarak nitelendirdi.
Gök, şunları kaydetti: ''Büyükşehirdeki 25 bin oy farkından dolayı hükümet tarafından tüm il tek belediye yapılmak isteniyor. Şimdi de Tarsus'tan Anamur'a kadar 40 belde belediyesini kapatıp, 13 ilçe belediyesini tek büyükşehire bağlayarak acaba il bazındaki oylarla Mersin Büyükşehir Belediyesini kazanabilir miyim hesabı yapıyorlar. Bunu kanunla yapacaklar ve çalışmasına başlamışlar. Bu çalışmalarla bütün ilçeleri büyükşehire bağlayarak tüm ilçe ve köylerin oyu ile büyükşehiri almaya çalışıyorlar. Yani bir milyon 137 bin seçmenin büyükşehire oy kullanmasını sağlayacaklar. Hodri meydan diyorum. İstedikleri kadar büyütsünler Büyükşehir Belediyesini CHP'den alamayacaklar. Her şeyine bahse girerim.''
cumhuriyet portal 
seyyah1906

erdoğan yönetimindeki akp'nin yapmayacağı çirkeflik atmayacağı iftira olmayacağı nettir

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, dün bir genelge yayınlayarak, “Tuzaklara, aramıza sızmaya çalışan provokatörlere dikkat edilecek” sözleriyle teşkilatını uyardı. Bahçeli, özetle şu ifadeleri kullandı:



“Türk siyasi tarihi AKP zihniyeti kadar haramla helal arasındaki çizgiyi ihlal eden, yanlışa mazeret bulma densizliğini gösteren başka bir partiye şahit olmamıştır. Bu itibarla Erdoğan’ın yönetimindeki AKP’nin yapmayacağı çirkeflik, atmayacağı iftira olmayacağı nettir. Nitekim MHP’nin olmadığı bir Meclis ve etkisinin sıfıra yakın olduğu bir siyaset yapısı ihanet mahzenlerinde AKP eliyle mayalandırılmıştır. AKP’nin etnik kimliklere kucak açarak hazırlamayı planladığı yeni anayasaya milli direnci gösterecek tek siyasi parti MHP’dir. Baraj altında kalması, itibarını kaybetmesi ve yıkılması için iğrenç ve aşağılık her oyun gösterime sokulmuştur. MHP’yi köşeye sıkıştırmak için AKP’den aldıkları destekle sefere çıkan şer odakları, davamızın kimliğini şerefsizce kullanmaya cüret etmişlerdir.

MHP daima dimdik ayakta

AKP hükümeti, demokrasiye yapılan darbeyle mücadele edeceği yerde utanmadan siyasetine malzeme yapmış, fırsat düşkünü ve siyasi ganimet avcısı olduğunu bir kez daha ispatlamıştır. Elbette MHP seçim sonuçlarını enine boyuna inceleyecek ve lazım gelen tedbirleri gecikmeksizin alacaktır. MHP, kerameti kendinden menkul bazı zevatın zırvalarının aksine dimdik ayaktadır. MHP’yi baraj altında bırakamayan AKP merkezli derin ittifak, bundan sonra da boş durmayacaktır. Oyunların sonuca ulaşamaması için saflarımız sıkılaştırılacaktır. Türkiye’nin önünde çok önemli üç konu başlığı bulunmaktadır. Bunlar yeni anayasa, mahalli idareler seçimi ve Cumhurbaşkanlığı seçimidir. Bu konularla ilgili Genel Merkez’in belirlediği politikalar titizlikle takip edilecek, yerel düzeyde yapılacak beyanatlarda Genel Merkez’in çizdiği sınırlar içinde kalınacak ve yeknesaklık sağlanacaktır.

Pimi çekme ortamı var

Bu yeni dönemde etnik tahriklerin artabileceği ve bölücülerin AKP desteğiyle daha da şımarabileceği anlaşılmaktadır. MHP üzerinde operasyon yapmaktan vazgeçmeyen malum çevreler, bu defa da ısrarlı ajitasyon ve sinsi yönlendirmelerle Türkiye’de kardeş kavgasının pimini çekmek için uygun ortam gözleyeceklerdir. Bu itibarla tuzaklara dikkat edilecek, hatıralarımızı, inançlarımızı kullanarak fitne saçan çürümüş şahıslar tespit edilerek gecikmeksizin hukuki işlemler başlatılacaktır. Seçimlerin kapsamlı analizi yapılacak ve sonucunda hazırlanacak rapor, işbu genelgenin yayın tarihinden başlamak üzere bir ay içinde Genel Başkan Yardımcılığına sunulacaktır.”
hürriyet
seyyah1906

hesaplaşma olmadan helalleşme olmaz aman yarabbim allah aşkına

Ak Parti Merkez Karar ve Yönetim Kurulu (MKYK) toplantısı için, parti genel merkezine gelen Arınç, Cumhurbaşkanının görev süresi ile ilgili tartışmalarla ilgili sorulan bir soru üzerine, “Bu konudaki fikrimi çok önceleri çok defalar söyledim. Şimdi tekrarlarsam ayıp olacak. İnternete girerseniz orada bu konudaki bilgilerin hepsi var” karşılığını verdi.

Arınç, yeni Anayasa ile ilgili sorulan soruyu, “Benim çok konuştuğum konuları söylüyorsunuz. Seçim süresince yeni Anayasanın nasıl yapılacağını, bunun için neyin gerekli olduğunu ifade etmiştim. Düne ait ne varsa, dünde kaldı cancağızım. Bugün için yeni sorular varsa ben hazırım” diye yanıtladı.


Bülent Arınç, “Sayın Bahçeli'nin, 'Helalleşmeden önce hesaplaşmak gerekir?' şeklinde açıklaması var. Bu konuda neler söyleyeceksiniz” sorusu üzerine, “Aman yarabbim. Allah aşkına söyledi mi bunu? Buna cevap için biraz düşünmeliyim. Bu yeni bir konu” dedi.

BEŞİR ATALAY'IN AÇIKLAMALARI

Eski İçişleri Bakanı Beşir Atalay da “Cumhurbaşkanının görev süresi konusunda bakanlar Cemil Çiçek 5 yıl, Egemen Bağış 7 yıl dedi. Siz bu konuda ne düşünüyorsunuz?” sorusuna, “Hiçbir ortamımızda, hiçbir platformumuzda görüşülmemiş bir konu olduğu için bir şey söyleyemeyiz” yanıtını verdi.

Atalay, “Yeni anayasa konusunda da Ak Parti'den adım bekleniyor. Nasıl bir yöntem olacak? Bugün Sayın Bahçeli'nin açıklaması var. 'Önce taslağı görelim. Sayın Başbakan'ın ziyareti buna bağlı' diyor. Bu konuda neler diyeceksiniz?” sorusu üzerine, şunları söyledi:
“Seçim beyannamemizde biz anayasanın özellikle hazırlanış yöntemi ile ilgili çok ileri ifadeler kullandık. O metni hazırlayanlardan birisi olarak bunu söylüyorum. Bizim gönlümüz şunu istiyor; bu anayasa gerçek bir sivil Anayasa olsun ve mümkün olabilirse Parlamento dışında anayasa üzerinde çok çalışma yapılsın, hazırlık yapılsın. Bütün sivil toplum kuruluşları ve bütün toplum kesimleri bu anayasa hazırlanmasında ciddi rol alsın. O zaman esas herkese hitap eden ve herkesin, her kesimin kendini bulduğu bir anayasa olacaktır.
Anayasa ile ilgili çalışmalarda herhalde yeni Parlamento başkanının daha fazla inisiyatif alması da gerekebilecektir. Yani bunun partiler üstü bir çalışma olarak yürümesi daha uygun olabilir. Tabii her partinin çalışması var, bizim de var. Ama öyle bir metin çıkarıp da onun üzerinde görüş alma yerine mümkün olabildiğince azami mutabakatların arandığı bir anayasa çalışma süreci bekliyoruz. Seçim Beyannamesinde de bunu ifade etmiştik.
Biz Sayın Bahçeli gibi demiyoruz. Onların da hazırlığı olsun, bütün partiler, değişik sivil toplum kuruluşları, düşünce kuruluşları biliyorsunuz anayasa taslakları hazırladılar. Onlar çok faydalı şeyler. Sınırsızca üzerinde tartışılsın. Eminim bu süreç kendiliğinden çok verimli yürüyecek diye biz düşünüyoruz. Ama yeni Parlamento oluştuğunda Parlamento bu işin merkezi olsun. Hiçbir parti bu işin esas yürütücüsü, inisiyatifi olmasın diye de düşünüyoruz.”

“BÜTÜN KAPILAR AÇILSIN, BÜTÜN GÖNÜLLER AÇILSIN”

Beşir Atalay, “Sayın Bahçeli'nin bir özür beklentisi var. 'Helalleşmeden önce hesaplaşma gerekli' diyor. Bu konuda neler diyeceksiniz?” sorusunu şöyle yanıtladı:
“Vallahi kendileri bilir. Biz tabii şu sırada diğer partileri suçlayıcı hiçbir şey söylemiyoruz. Seçim ortamında bile bunu yapmadık. Çok ileri bir suçlama olmadıkça cevap vermedik. Başbakanımız, parti genel merkezinin balkonunda söyleyeceği her şeyi söyledi.

Bütün kapılar açılsın, bütün gönüller açılsın. Artık seçim ortamı bitti. Türkiye'nin meselelerine bakalım ve geleceğe de daha umutlu bakalım. Hesaplaşma falan kavramlarını şu ortamda, seçimden sonra doğrusu bu toplum herhalde arzu etmez ve o kavramları hiçbir liderin kullanmaması gerekir. Hiç iyi bir şey değil o.”
Beşir Atalay, seçim sürecinde siyasilerle birlikte basın mensupları ve güvenlik güçlerinin de çok yorulduğunu belirterek, bu nedenle basın mensupları ve güvenlik güçlerine teşekkür etti.
hürriyet