En Yeniler
suriye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
suriye etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

11/01/2012

seyyah1906

Financial Times suriyeli kürtler türkiyenin desteklediği araplara güvenmiyor

Financial Times, Suriye'nin en büyük kenti Halep'te Arap isyancılarla Kürtlerin çatışmaya başladığını ve 19 aylık iç savaşta yeni bir cephe açıldığını yazdı.

Gazete "Şimdiye kadar aralarında adı konulmamış bir barış mutabakatı bulunan iki grubun çatışması, Suriye toplumundaki bölünmüşlüğü ve silahlı muhalefetin halkı Esad yönetimine karşı birleştirme konusunda ne kadar zorlandığını gösteriyor." dedi.
Gazeteye göre Hüseyin Cummo adlı bir Kürt siyasi eylemci, "Halep'in kuzeyindeki geniş bir alana yayılan çatışmaların kontrolden çıkma tehlikesi var. Çatışmalar, Suriye devrimini mahvedebilir. Herkes çok korkuyor ve sonuç felaket olabilir." diyor.
Haberde özetle şöyle deniyor:
"Rejime muhalif olmalarına karşın Suriye'nin 2 milyonluk Kürt nüfusu iç savaşın dışında kaldı ve Türkiye'ye çok yakın buldukları Arap isyancılara güvenmedi. PKK'nın Suriye Demokratik Birlik Partisi PYD ile yakın ilişkisi var. Beşar Esad'ın birçok Arap muhalifi, PYD'nin Suriye rejimiyle işbirliği yaptığına inanıyor.
"Buna rağmen Arap isyancılar ve Kürtler, geçen haftaya kadar Kuzey Suriye'de sınırları kontrol noktalarıyla belirlenen kendi bölgelerinde kaldılar ve aralarında kayda değer bir çatışma çıkmadı. Ancak Cuma günü Özgür Suriye Ordusu savaşçıları Halep'te kontrolleri altındaki alanı genişletmek için Kürtlerin denetimindeki Eşrefiye mahallesine girince durum değişti.
"Gerçekte ne olduğu konusunda farklı görüşler var. Ancak birçok kişi, Kürtlerin Özgür Suriye Ordusu'nun mahalledeki varlığını protesto etmesinden sonra çatışmaların başladığını söylüyor. Bunun üzerine Esad'a bağlı güçlerin bölgeyi bombaladığı belirtiliyor. Merkezi Londra'da bulunan Suriye İnsan Hakları Gözlemevi adlı muhalif gruba göre mahalledeki çatışmalarda çoğu isyancı 30 kişi öldü.
"Siyasi eylemcilere göre Özgür Suriye Ordusu, Halep'i Kürt bölgesi Arfin'e bağlayan yolda bazı Kürt sivilleri gözaltına aldı. Ahrar el Suriye tugayından bir komutan da, bazı askerlerinin Kürtler tarafından gözaltına alındığını söyledi. Şimdi bazı Kürt sivillerin serbest bırakıldığı ve iki tarafın da tansiyonu düşürmeye çalıştığı belirtiliyor.
"Ahrar el Suriye, Kürtler'i Esad'a karşı verdikleri mücadelede 'kardeşleri' olarak niteledi. Ancak isyancı gruplar arasında tam işbirliği sağlanamaması, durumu tehlikeli bir hale getiriyor. Zira başka bir isyancı grup Kürt köyü Kastel Cando'ya saldırdı ve dün hala çatışmalar sürüyordu.
"Uluslararası Kriz Grubu'ndan Peter Harling'e göre, iki grup arasındaki ilişkilerin gergin olması ve bu kadar kaotik bir ortamda toprak mücadelesi verilmesi nedeniyle bir süredir çatışma çıkması zaten bekleniyordu. Özellikle de Türkiye sınırındaki stratejik bölgelerde denetimin Kürtlere geçmesinden sonra." bbc türkçe

10/01/2012

seyyah1906

Abdullatif Şener başbakan erdoğan'ı pkk'ya dolaylı yoldan silah vermekle suçladı

AKP'nin kurucuları arasında yer alan kapatılan Türkiye Partisi'nin eski Genel Başkanı Abdüllatif Şener, AKP hükümetini ve Başbakan Erdoğan'ı 'PKK'ya dolaylı olarak silah vermekle' suçladı!


YEZİD'İN DEĞİL HÜSEYİN'İN NOKTASI

TV8'de Erkan Tan'ın konuğu olan Abdüllatif Şener, dün 4. kongresini yapan AKP'de yeralmadığı için pişman olup olmadığı yönündeki soru için "Benim için doğru nokta sirat-i mustakim'dir. Yani doğru istikamettir. Kerbela'da da çoğunluk Hz. Hüseyin'in değil Yezid'in yanında yer almıştı. Çünkü güç ondandı, ödüllendiren de cezalandıran da oydu. Peki o gün Yezid'in safında olanlara doğru mu diyeceğiz" sözleri ile cevap verdi.

ERDOĞAN'IN SURİYE POLİTİKASI İNSANİ, İSLAMİ VE MİLLİ DEĞİL

Hükümetin Suriye politikasını sert biçimde eleştiren Şener, "Erdoğan'ın Suriye politikası insani değil, islami değil ve milli değil" dedi. Şener, "Suriye'de 30 bin insan hayatını kaybetmiş. Orada 'muhalif' adı altında başıbozuk grupları silahlandırmak insani değildir. Suriye'de muhalefet diye çarpışanların büyük bir bölümü Suriyeli değil. Dışarıdan getirilen ve organize edilen hapishane kaçkınları ve sağda solda bomba patlatan insanlar. Hükümet bir de NATO'ya 'Suriye'yi vur' diyor. Buna islami diyebilir misiniz? Türkiye'nin NATO'ya müslüman bir ülkeyi vurmasını istemesi islami olabilir mi?' dedi.

HÜKMET DOLAYLI OLARAK PKK'YI SİLAHLANDIRIYOR

Suriye'deki muhalif gruplara ağır ve modern silahların Türkiye'den gittiğinin artık batı medyası tarafından açık şekilde yazıldığını söyleyen Şener, "Bakın Suriye'deki muhaliflerin elinde PKK'da bile olmayan silahlar var. Suriye muhalefeti dedikleri yapı, tamamen kontrolsüz ve çeşitli gruplardan bir araya gelen bir yapı. Onların arasına PKK da sızmıştır. Bugün Türkiye üzerinden Suriyeli muhaliflere aktarılan silahlarla yarın PKK Türk uçaklarını ve helikopterlerini düşürürse bunun sorumluluğu AK Parti hükümetine ve Erdoğan'a aittir" dedi.

Şener, Suriye'de Esad'ı devirmek değil, Suriye'yi parçalamak üzere bir planın işletildiğini de savundu.

ERDOĞAN DEVLET ADAMI DEĞİL

Başbakan Erdoğan'ın siyasetçi olduğunu ancak 'devlet adamı' olmadığını savunan Abdüllatif Şener,'Bir devletadamı sadece oy getiriyor diye yanlışta ısrar etmez. Sivilleri katleden karanlık insanlarla karşılıklı masada oturmaz" dedi.

Şener, akaryakıt fiyatlarına yapılan zamlarla ilgili olarak da "Dünyanın en pahalı benzin ve mazotunu Türk halkı tüketiyor. 'Türkiye'nin petrolü yok ithal ediyoruz' diyorlar. Peki dünyada petrolü olmayan tek ülke Türkiye mi? Dünyanın yarısında petrol çıkmıyor. Peki neden en pahalı petrol bizde?' diye sordu. vatan haber ajans

9/17/2012

seyyah1906

türkiye'ye bir akrebi beslersen seni sokacaktır benzetmesi

Independent gazetesinin deneyimli Orta Doğu muhabiri Robert Fisk, Müslüman ülkelerde son yaşanan protestolar üzerinden kaleme aldığı bugünkü yazısında, yaşanan gelişmelerin Batı’nın yanlış politikalarından kaynaklandığını ileri sürerken Türkiye'yle ilgili de ilginç bir benzetmede bulundu.

Bir Suriyeli arkadaşının kendisine söylediği, Suriye’de kullanılan ‘Bir akrebi beslersen seni sokacaktır’ deyiminden yola çıkarak kurduğu yazısında Fisk, Batı’nın zamanında El Kaide gibi hareketleri destekleyerek bugünkü şiddet tablosunun ortaya çıkmasına katkıda bulunduğunu belirtiyor.

Fisk şöyle yazıyor: “ABD, Libya’nın Albay Kaddafi’sine karşı muhalefeti destekledi, Suudi Arabistan ve Katar’a, milislere para ve silah akıtması için yardımcı oldu ve şimdi kasırga biçti. Amerika’nın Libyalı ‘dostları’ onlara sırt çevirdi, Bingazi’de ABD Büyükelçisi Stevens ve meslektaşlarını öldürdüler ve El Kaide liderliğinde, Müslüman dünyasını yutan anti-Amerikancı protesto hareketine başladılar. ABD, El Kaide akrebini beslemiş ve bu akrep şimdi Amerika’yı sokmuştu.”

'Batı'nın büyüttüğü akrep yine sokacak'

Yazar, bu yorumuna Suriye’yle ilgili de geleceğe dair bir uyarı yaparak devam ediyor: “Ve dahası ABD şimdi, Suudi Arabistan ve Katar’ın milislere (Selefiler ve El Kaide dahil) para ve silah akıtmasına yardım edip Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ karşıtı muhalefeti destekliyor ve kaçınılmaz olarak Esad devrilirse aynı ‘akrep’ tarafından sokulacak.”

Fisk, ABD’nin başından itibaren Arap Baharı’nı desteklediği söylemine de değiniyor ve bunun ‘uydurma’ olduğunu yazıyor: “Bununla beraber gerçek hikaye başkaydı. Washington on yıllar boyunca Arap diktatörlüklerini destekledi ve silahlandırdı. Saddam favorilerimizden biriydi. Mısır’ın Mübarek’ini sevdik, Tunus’un Bin Ali’sine bayıldık, otokratik Körfez ülkeleriyle hâlâ tutuklu bir aşk yaşıyoruz (…) ve en an iki on yıl boyunca Hafız El Essad’a ve hatta kısaca oğlu Beşar’a gülümsedik.”

Fisk daha da geriye giderek Batı’nın Afganistan politikasını da hatırlatıyor: “Daha geriye gidersek Afganistan’da 1980’den sonra hemen hemen aynı şeyi yaptık. Sovyetler’e karşı, dini anlayışlarına dikkat etmeden Mücahidler’i destekledik ve Pakistan’ı bu adamlara silah akıtmak için kullandık.”

Fisk bu yorumun ardından sözü Türkiye'ye getiriyor.

Yazar, Türkiye’nin bugün Pakistan’ın o dönemdeki rolünü üstlendiğini belirtip Türkiye’nin Suriyeli muhaliflere silah temin etiğini ve Suriye Mücahidleri’nin faaliyet merkezi haline geldiğini belirtiyor.

Fisk, bu yorumunu şu soruyla sonlandırıyor: “Türkiye Orta Doğu’nun yeni Pakistan’ı haline mi gelecek?” bbc türkçe

8/27/2012

seyyah1906

Independent Bir gün Türkiye, Suriye’deki müdahalesinden pişmanlık duyabilir

Patrick Cockburn, yazısında Suriye krizinde Kürtler’e ilgili gelişmelere dikkat çekti ve şiddetin yoğunlaştığı bir ortamda Suriye’de tek kazananın Kürtler olabileceğini idda etti.

Ülkede şiddetin derinleştiğine, etnik-mezhepsel gerilimlerin arttığına dikkat çeken ve bu durumun hem Suriye’yi hem de komşu ülkeleri etkilediğini belirten Cockurn, ülkedeki yeni gelişmeninse Suriye ordusunun, Kürtler’in yoğun olarak yaşadığı ülkenin kuzey bölümünden çekilmesi olduğunu yazdı.

'Hem Esad hem isyancılar Kürtler'i kabul etmek zorunda kaldı'

“Suriyeli Kürtler (Toplam sayıları yaklaşık 2.5 milyon civarında ve Suriye nüfusunun yüzde 10’unu kapsıyorlar), Iraklı Kürtler’in 1991’de yaptığı gibi de facto bir şekilde özerkliğe ulaştı” diye yazan Cockburn, hem Beşar Esad’ın hem de Suriyeli isyancıların şimdilik Kürt oluşumunu kabul etmek zorunda kaldığını belirtti.

Cockburn, Suriye’deki Kürtler’in Irak Kürtler’iyle benzer bir statüye kavuşması durumunda Türkiye’nin nasıl kendi sınırları içinde yaşayan Kürtler’in de benzer bir statüye sahip olmalarını nasıl reddebileceği sorusunu sordu.

'Erdoğan taviz yerine baskıyı tercih etti'

Cokcburn analizinde şu cümleleri kullandı: “Eğer Suriyeli Kürtler, Irak’ta gibi bağımsızlığa yakın bir özerklik statüsünü elde etmeyi başarırsa Türkiye, güneydoğusundaki kendi Kürt azınlığına benzer bir statüyü nasıl reddedebilecek? PKK’nın (Kürdistan İşçi Partisi) gerilla savaşı başlattığı 1984’den bu yana Ankara isyancıları, siyasi ya da askeri olarak bastıramadı. Son iki yılda da Türk Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, ileri görüşlü olmayan bir yaklaşımla taviz yerine baskıyı tercih etti.”

Yazar Türkiye'yle ilgili yorumlarını şu sözlerle sürdürdü: “Bir gün Türkiye, Suriye’deki müdahalesinden pişmanlık duyabilir. Türkiye, PKK’nın Kuzey Suriye’de kontrol sağlaması durumunda bölgeyi işgal etmekle tehdit ediyor ancak hareketi evinde yok etmeyi başaramadığına göre yurt dışında başarması olası değil ve hatta bu daha büyük bir kargaşaya neden olur.”

'Gerçek korku Kürtler'in birleşmesi'

“Irak ve Türkiye’deki Kürt azınlıklarının pozisyonu bu ülkelerin istikrarı için çok önemlidir” yorumunu da yapan Cockburn Irak’taki özerk Kürt Bölgesel Yönetimi’nin pratik olarak Birleşmiş Milletler'deki çoğu devletten siyasi, askeri ve finansal olarak daha güçlü olduğunun altını çizdi.

Cockburn yazısının sonundaysa Türkiyeli Kürtler konusunda uzman olduğunu belirttiği National Interest dergisi yazarı Aliza Macus’un bir yorumuna yer Verdi: “Gerçek korku, Suriye’nin bölünecek olması değil, Kürtlerin birleşiyor olması.” bbc türkçe

8/24/2012

seyyah1906

gaziantep bombası amerikan düşünce kuruluşlarında oyun olarak oynanmış

ABD’nin en önemli düşünce kuruluşlarının 27 Haziran tarihinde Washington’da bir “savaş oyunu” oynadıkları ortaya çıktı.

Hürriyet gazetesinde yer alan habere göre; Brookings Enstitüsü, simülasyonun sonuçlarını önceki hafta 11 sayfalık bir memoya dönüştürüp üyelerine de dağıttı. Ancak kural gereği, bir gün süren savaş oyununa katılanların ismini ve üzerinde konuşulan senaryoyu açıklamadı.

Oyunda bir grup ABD, bir grup Türkiye, bir grup da Suudi Arabistan ekibi oldu. Aralarında Pentagon, ABD Dışişleri Bakanlığı ve CIA’de çalışmış Ortadoğu uzmanlarının yer aldığı ekipler, senaryo uyarınca temsil ettikleri ülkeler adına kararlar aldı.

Bir gün süren simülasyonun ardından ABD ve bölgedeki iki yakın müttefiği Türkiye ile Suudi Arabistan’ın 2013 Nisanı’nda hangi durumda olacakları tahmin edilmeye çalışıldı.

Simülasyonun en kilit ülkesi olan Türkiye, oyunun sonuna kadar Suriye’ye tek başına müdahale etmekten kaçındı. ABD ve Suudi Arabistan ekipleri ise Türkiye’yi buna zorladı.

Önce Suriye’deki olaylarda ölenlerin sayısının artması meselesi gündeme geldi. Türkiye yine müdahaleden uzak durdu. Bu kez Suriye’den kaçan mültecilerin sayısı arttı. Bu da Türkiye’nin müdahalesine yetmedi. Ancak bombalama olaylarının başlamasıyla birlikte Türkiye, Suriye’ye askeri operasyon başlatmak zorunda kaldı.

Senaryoda bombalamaların nerelerde olduğu tek tek belirtilmedi. Ama Türkiye ekibinin konuyu kendi içindeki değerlendirmesinde Gaziantep ve Kahramanmaraş gündeme geldi. Bombalamaları kimin yaptığı söylenmedi.

Toplantının sonunda hazırlanan raporda, Türkiye’nin sınırlı müdahalesiyle senaryo şu şekilde sonuçlandı:

Şam’daki Esad rejimi düştü. Irak karıştı ve 2006’daki şiddet sarmalına döndü. Lübnan, mezhep savaşına doğru sürüklenmeye başladı.

Türkler ve ABD’liler, Esad sonrası için iki farklı açıdan kaygı içine girdi. ABD, Esad’ın düşmesinden sorumlu tutulmak istemedi. Türkiye ise nasıl bir hükümet kurulacağını düşünmeye başladı. Suudiler, Suriye’de Sünnilerin kontrolü ele geçirmesi dışında hiçbir detaya aldırmadı.

Irak’ta kötüleşen duruma ABD çok az ilgi gösterdi. Türkiye de Barzani ile ilişkisini düşünüp Bağdat’a nazaran Suriye’ye öncelik tanıdı. Suudiler ise Irak’ta etkili olmayacaklarını düşündüler.

Ancak Lübnan’da başlayan kaosu, Suudiler başarı olarak gördü. Türkiye endişe duyarken, ABD Esad’ın düşmesini başarı saydı.cumhuriyet

8/13/2012

seyyah1906

financial times arap baharı erdoğan için iyi geçiyordu şimdi bunu hak edip etmeyeceğini gösterecek

Financial Times yazarı David Gardner, Türkiye'nin Suriye politikasını irdeleyen makalesinde, Suriye'de Beşar Esad sonrası dönemin, Ankara açısından yeni bir ikilem oluşturduğunu söylüyor.

"Uzun süredir Beşar Esad'a karşı isyanın örgütlenme merkezliğini yapan Türkiye, çiğneyebileceğinden fazlasını ısırmış olabilir", diyerek yazısına başlayan Gardner, şöyle devam ediyor; "Esad sonrası dönemin muhtemel sonuçlarından biri, Türkler'e aniden, kaygı verici derecede açıkça gözüktü: Ankara, ülkenin güneydoğusunda yeniden ateşlenen, rahatsız edici çatışmayı çözmenin yakınından bile geçmiyorken, hemen güneyinde oluşan bir diğer Kürt varlığı.”

Gardner, Esad rejimine bağlı güçlerin, Suriye'nin Kürt bölgelerinden çekilmesiyle, Suriyeli Kürtler'in buralardaki boşluğu doldurduğunu anlatıyor.

Boşluğu dolduranların Demokratik Birlik Partisi PYD ve Kürt Ulusal Konseyi olduğunu belirten yazar, Konseyin pekçoğu kağıt üzerinde olmaktan öte gitmeyen 10'dan fazla gruptan oluştuğunu söylüyor.

Gardner, PKK'nın müttefiki PYD'nin ise, kökü daha derinlere dayanan, disiplinli bir hareket olduğunu belirtiyor.
Türkiye'nin kaygısı

Gardner şöyle devam ediyor;

"Şimdi Ankara'nın algısı şu: PKK'ya bağlı bir örgüt Suriye'nin kuzeyinde bir yer ediniyor ve bu Kürt bölgelerinin konfedarasyonu ihtimalini akıllara getiriyor. Bu, Türk devletine, çoğunluğunu Kürtler'in oluşturduğu ülkenin güneydoğusundan parçalar kopartabilecek bir Kürt devletinin kuruluş aşaması olarak görünüyor."

Beşar Esad'ın ülkedeki isyanın başlamasından bu yana, muhaliflerinin isteklerini yerine getirmek adına attığı tek somut adımın, Suriye'deki vatansız 2,5 milyon Kürt'ün 10'da birine vatandaşlık vermek olduğunu belirten Financial Times yazarı, Esad'ın PKK'yla yeniden yakın bir ilişki kurduğunu vurguluyor.

Bu adımların, Kürtler'in devrime katılmasını önlemek için atıldığını vurgulayan David Gardner, bazı Türk yetkililerin Esad'ın Kürt bölgelerindeki güçlerini, PYD'yle koordineli bir şekilde çektiğine inandığını söylüyor.
Erdoğan-Barzani ilişkisi

David Gardner, bu sırada Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın Irak Kürdistan Bölgesel Yönetimi Başkanı Mesud Barzani'yle yakın bir ilişki geliştirdiğini söylüyor.

Yazar, Ankara'nın Bağdat yönetimini kızdırmak pahasına, Kürt yönetimiyle Kerkük'ten Ceyhan'a petrol ve doğalgaz taşıma anlaşmaları yaptığını hatırlatıyor. Ancak yazar, PYD ve Kürt Ulusal Konseyi'nin Suriye'deki Kürt bölgelerini devralmasında Barzani'nin arabuluculuk görevi oynadığını belirtiyor ve şöyle devam ediyor;

"Ankara'nın Irak Bölgesel Kürt Yönetimi'yle ilişkilerini, kurnaz Barzani'nin büyük Kürdistan arzusu konusundaki algısı ve Türkiye'nin bundan duyduğu neredeyse patolojik derecedeki korku belirleyecek. Suriye'ye, İran'a ve Türkiye'ye yayılmış Kürtler Osmanlı İmparatorluğu sonrası dönemin en büyük kaybedenleri oldu. Avrupalı sömürgecilerin, Suriye ve Irak'ta ayrıcalıklı azınlıkları öne çıkarmak için çizdiği keyfi sınırlar değişecekse eğer, Türkiye net bir şekilde Kürtler'in bu tarihi fırsatı sonunda bir devlete sahip olmak için kullanacağına emin olacak.''
'Kürtler'in talepleri karşılanmalı'

Peki, Türkiye'nin bu duruma tepkisi ne olmalı? diye soran yazar, bu soruya da şöyle yanıt veriyor:

"Suriye sınırının ötesine saldırmanın cazibesi büyük olacak. Ama Erdoğan'ın vereceği yerinde tepki, yeni anayasada Türkiye Kürtleri'nin kültürel özgürlük ve bir tür otonomi isteklerini karşılamak olur. Erdoğan'ın yeni İslamcı hükümeti Kürtler'in şikâyetleri konusunda en ileri adımları atan hükümetti. Ama bu kadarı artık yeterli değil. Arap Baharı Erdoğan için iyi geçiyordu. Şimdi bunu hak edip, etmediğini gösterecek sınav zamanı geldi"bbc türkçe

8/09/2012

seyyah1906

chp milletvekilinden şok iddia suriye'ye ambulanslarla mühimmat taşınıyor

7 Ağustos'ta Hatay'ın Reyhanlı İlçesi'ne bağlı sınır köyleri Kuşaklı, Harran ve Bükülmez'de incelemelerde bulunduğunu anlatan CHP Milletvekili Dudu, gördükleri ve duydukları karşısında hayretler içinde kaldığını söyledi.

İzlenimlerini paylaşan Dudu, gezisinde Türk askerlerinin engellemesiyle karşılaştığını öne sürüp, şunları söyledi:

"Askerlerimizin bizi sokmadığı bölgeye bir okul müdürünün kendi sivil arabası ile sorgusuz sualsiz girdiğini gördüm. Bunu görevli askerlere, 'bizi durdurdunuz, o aracı neden durdurmuyorsunuz?' diye sorduğumda, 'O Genelkurmaydan görevli' yanıtını aldım. Sivil bir okul müdürünün Genelkurmay ile ne ilişkisi olabilir? Neden Suriyelileri taşıyor, anlamak mümkün değil. Daha sonra Samandağ plakalı bir kamyonet gördük. İçinde bir koli ilaç, dolu mazot bidonları ve sedyeler vardı. Sürücüye nereye gittiğini sorduğumda aldığız cevap 'Suriye' oldu. Bu ilaç, mazot ve sedyelerin sorgusuz, sualsiz nasıl Suriye'ye gittiğini, buna kimlerin izin verdiğini oradaki yetkililerden bir türlü öğrenemedik."

'AMBULANSLARLA SURİYE'YE MÜHİMMAT TAŞINIYOR'

Yolda bir ambulansla karşılaştıklarını, sürücüye sorduğunda Suriye'den geldiğini ve 2 yaralıyı getirdiğini söylediğini aktaran Dudu, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Orada görüştüğümüz vatandaşlar, ambulansların Suriye'ye giderken mühimmat götürdüğünü, gelirken de yaralı getirdiğini söylediler. Oradaki herkes bunu söylüyor. Bu iddia doğru ise kabul edilebilir değildir. Hükümetin bu işin içinde doğrudan parmağı var demektir. Bu durum ülkemizin hükümet tarafından içinden çıkılamaz bir bataklığa sürüklenmesidir. Sınır köylerinde bazı evlerin karargah olarak kullanıldığı da vatandaşlarımız tarafından ortaya sürülen iddialar arasında yer alıyor. Bu durum da en çok dikkatimizi çeken konulardan biri oldu. Daha önceden sınır nöbetlerinin kaldırıldığını duymuş ve bunu soru önergesi ile TBMM'ye taşımıştım. Bu incelemelerde gördüm ki Suriye sınırımız tam anlamıyla bir yolgeçen hanına dönüşmüş. Ne giren belli ne çıkan belli. Bu durumun tek sorumlusu da doğrudan Sayın Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'dır. Suriye krizini yönetemeyen bu hükümet daha fazla ülkemize zarar vermeden ya yanlıştan dönmeli ya da istifa etmelidir."

HALEP'TEN KAÇANLAR MAYINLI ALANDAN GELİYOR

Öte yandan Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad'a bağlı ordu birlikleri ile rejim karşıtlarının çatışmalarına sahne olan Halep'ten son 24 saat içinde mayın döşeli bölgeden sınırı geçen bin 500 Suriyeli Kilis'e geldi. Azez İlçesi'nden sınırı geçen Suriyeliler ise Kilis'ten tüpgaz alarak geri ülkelerine dönüyor. Suriyeliler, tüpleri sırtlarında taşımaları dikkat çekti. mynet

(DHA)

1/28/2012

seyyah1906

devlet bahçeli 19 mayısı sulandırmak 29 ekimi gözden düşürmek yeni türkiye'nin vaatleri arasındamıdır




devlet bahçeli'nin ırak ve suriye üzerinden eleştirdiği başbakan erdoğanı kuzey ırakın devletleştirilmesine göz yummakla suçladı

11/20/2011

seyyah1906

devlet bahçeli suriye işgalmi olsun istiyorsun okyanus ötesine alanmı açıyorsun



devlet bahçeli başbakan sen kendindemisin ne yani emperyalist heveslerin teşrifatcılığını yapmayamı niyetlisin suriye işgalmi olsun istiyorsun okyanus ötesine alanmı açıyorsun haçlı saldırılarınımı meşrulaştırıyorsun ne yapmaya çalışıyorsun

10/20/2011

seyyah1906

başbakan erdoğan pkk yabancı güçlerin maşası sözleriyle iran ve suriye'ye gönderme yapmış olabilir

Hakkari'de 24 askerin şehit olduğu 18'inin de yaralandığı saldırılar sonrasında Kuzey Irak topraklarında başlatılan operasyon devam ederken birçok kentte PKK'yı protesto gösterileri yapıldı.
ABD, Avrupa Birliği ve NATO saldırıları kınadı. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu telefonda görüştüğü Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari'den PKK konusunda eylem beklediklerini söyledi. Saldırıyla ilgili olarak İngiltere gazetelerinde yer alan yorumlarda PKK'yı İran ve Suriye'nin kışkırtmış olabileceği öne sürüldü.

Daily Telegraph saldırıların ülkede büyük öfke yarattığını belirtirken, Guardian bu saldırıların 1990'lardan bu yana PKK'nın gerçekleştirdiği en büyük eylem olduğuna dikkat çekti.

Financial Times daha önce geniş çaplı bir sınır ötesi harekata girişebileceğini açıklayan Ankara'nın sıcak takibe başladığını belirtti. Gazete, askerlerin cenaze töreniyle Türkiye kamuoyunun öfkesinin daha da artacağını vurguladı. Haberde şöyle dendi:

'Anayasa sürecine darbe'


"Saldırılar, yeni anayasa ile ilgili görüşmelerin başladığı bir dönemde gerçekleştirildi. Bazı siyasetçiler, bu sürecin nüfusun yüzde 15-20'sini oluşturan Kürtlere daha fazla haklar tanınarak sorunun çözümüne katkı sağlamasını umuyordu."
"İstanbul merkezli Ekonomi ve Dış Politika Araştırma Merkezi'nin Başkanı Sinan Ülgen, 'Bu gerçekten bir tuzak. PKK bu saldırıyla anayasa sürecini sekteye uğratmak ve partilerin Kürt meselesi üzerinde uzlaşmaya varmasını zorlaştırmak istiyor' diyor.”

“Kuzey Irak'a düzenlenecek daha kapsamlı bir operasyon, ABD'nin bu yıl sonunda Irak'taki güçlerini çekeceği hassas bir döneme denk gelmiş olacak. Ağustos'tan bu yana böyle bir harekata yönelik beklentiler artmış durumda. Başbakan Erdoğan, PKK'nın yabancı güçler tarafından bir maşa olarak kullanıldığını söylüyor. Bu sözleriyle İran ve Suriye'ye gönderme yapmış olabilir. Ankara'nın iki ülkeyle de ilişkileri gergin."

Times gazetesi de bu saldırının Türkiye'nin İran ve Suriye'yle ilişkilerini daha da gerginleştirebileceğine dikkat çekti.

Habere göre Amerika Birleşik Devletleri'ndeki LeHigh Üniversitesi'nden bölge uzmanı Henri Barkey, Ankara'nın Suriye'deki demokrasi yanlısı protestoların kanlı bir şekilde bastırılmasına ilişkin sert tavrı yüzünden İran ve Suriye'nin bu saldırı için PKK'yı cesaretlendirmiş olabileceğini söyledi.

9/24/2011

seyyah1906

tel aviv'de erdoğan afişleri neden mavi marmarayı suriyeye göndermiyorsun

İsrail'in başkenti Tel Aviv'e asılan dev pankartlarda Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ı hedef alan ifadeler yazıldı. Erdoğan'ın resminin yanına yazılan mesajda "Müslüman liderler ve gruplar kendi vatandaşı olan binlerce kişiyi öldürüyor." denildi.
Sosyal paylaşım sitesi twitter'da paylaşılan dev pankartta Erdoğan'ın resimlerinin yanına İngilizce ağır ifadeler yazıldı.

"İsrail vatandaşlarını koruma hakkına sahiptir!" başlığının yer aldığı panlartta Başbakan Erdoğan için, "binlerce masum insanın katili" anlamına gelen ifade ile "Ahmedinejad, Essad ve Gazze'deki teröristlerin arkadaşı" denildi.

Pankarttaki başka bir mesajda ise Erdoğan'a "Mavi Marmara'yı neden Suriye'ye gönder miyorsun?" sorusu yönetliyor.

Başkent Tel Aviv'in göbeğine asılı pankarttaki hakaretlerin Türkçe anlamı şöyle:

- Müslüman liderler ve gruplar kendi vatandaşı olan binlerce kişiyi öldürüyor.

- Erdoğan, Suriye'de de iyiler neden sen Mavi Marmara'yla yardım göndermiyorsun?

- Erdoğan, seçtiğin arkadaşlar, Ahmedinejad, Esad ve Gazze terörist!

- İsrail vatandaşlarını koruma hakkına sahiptir!

9/08/2011

seyyah1906

hüseyin çelik: kılıçdaroğlu mezhep yakınlığı dayanışmasıylamı suriye'ye bu manada sahip çıkıyor

Çelik, muhalefetin, hükümetin dış politikasına ilişkin eleştirileriyle ilgili olarak, ortalığı karıştıracak iddialarda bulundu...
Mezhep dayanışmasına vurgu yapan AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik, CHP'lilerden büyük tepki aldı...

Çelik, parti genel merkezinde düzenlediği basın toplantısında, dün yapılan Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı hakkında bilgi verdi, gündemdeki konulara ilişkin değerlendirmelerde bulundu ve gazetecilerin sorularını yanıtladı.

AK Parti’nin büyük kongre sürecinin devam ettiğini, 2012 yılı Ekim veya Kasım ayında Kongrenin gerçekleştirileceğini hatırlatan Çelik, MYK toplantısında buna ilişkin değerlendirmeler ile iç ve dış gelişmelerin ele alındığını kaydetti.

Çelik, AK Parti’nin her yıl gerçekleştirdiği İstişare ve Değerlendirme Toplantısı’nın bu yıl 14-16 Ekim tarihinde Kızılcahamam’da gerçekleştirileceğini de duyurdu.

Türkiye ve İsrail ilişkilerinin de toplantıda gündeme geldiğini belirten Çelik, ikili ilişkilerin geldiği noktayı geriye dönük süreci ele alarak anlattı.

-"CHP, TÜRKİYE’NİN BAAS PARTİSİDİR"-

Uluslararası meselelerde iç politika hesaplarının bir tarafa bırakılması gerektiğine dikkati çeken Çelik, ancak Türkiye’de muhalefetin bu konuda "kötü bir sınav" verdiğini, hatta "sınıfta kaldığını" söyledi.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun Suriye’deki gelişmelere ilişkin Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın açıklamalarını bu ülkenin iç işlerine karışmak olarak nitelendirdiğini ifade eden Çelik, şöyle konuştu: "Ana muhalefetin lideri ’Sayın Başbakan (sabrımız taştı) diyor. Bu Suriye’nin iç işlerine müdahaledir. Bu bizim meselemiz değildir. Efendim siz savaşıyor musunuz?’ gibi beyanlarda bulunarak kendi elimizi güçlendirmek yerine, bir Baas rejimini savunma refleksine girmiştir. Niçin bunu yapmıştır? Biliyorsunuz CHP ile Arap ülkelerindeki Baas’cı rejimler arasında genetik akrabalık vardır. CHP, Türkiye’nin Baas partisidir. Ve Baas’çı rejimler biliyorsunuz otoriter yapıları itibariyle CHP’nin geçmişteki iktidarıyla aynı karakterdedir. Türkiye kendi Baas’çı rejiminden 1950’de demokratik yollardan, seçimle kurtulmuştur ve barışçı bir şekilde kurtulmuştur. Sandıkta bunu halletmiştir. Ama şimdi Arap ülkeleri kendi Baas’çı rejimlerinden, hepsinin partisinin adı Baas olması gerekmiyor bu bir zihniyet meselesidir, halk ayaklanmalarıyla kurtulmaya çalışıyor. Ve biz bu süreci destekliyoruz." Çelik, Türkiye’nin demokratikleşme adına "Arap Baharı" denilen süreci desteklediğini, Arap ülkelerinin bu demokratikleşmeyi gerçekleştirmesinin İsrail’in de işini zorlaştıracağını, İsrail’in bu demokratikleşmeden rahatsız olduğunu söyledi.

Çelik, muhalefetin Ortadoğu’daki gelişmelere Türkiye’nin yaklaşımını "sana ne?" diyerek eleştirmesinin doğru olmadığını belirterek, "Benim bitişiğimdeki komşum kendi evini yakma hakkına sahip değil. O evini yakarsa benim evim de yanar, benim evime de sıçrar" dedi. Türkiye’nin bir yol ayrımında olduğunu ve bu ayrımda etkin ve aktif dış politikadan yana tavır sergilediğini anlatan Çelik, ülkeler arası ilişkilerdeki asırlık sorunların bir anda çözülemeyeceğini, ancak kararlı olunması gerektiğini vurguladı.

Çelik, "Ana muhalefet lideri, Sayın Başbakanımızı, Hükümetimizi Arap Sokağına yönelik popülist bir politika izlemekle suçluyor. Biz kendi sokağımıza yönelik bile popülizm yapmıyoruz. Popülizmin ne olduğunu biz çok iyi biliyoruz. İngilizcede CHP’nin adı popülist partidir" dedi.

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin "Başbakan Erdoğan’ın Yahudilerin verdiği cesaret ödülünü iade etsin" açıklamalarını da eleştiren Çelik, AK Parti’nin İsrail Hükümetinin politikalarına itiraz ettiğini, İsrail halkıyla, Yahudilerle bir sorunu olmadığını vurguladı. Çelik, AK Parti’nin hiçbir konuda toptancı bir yaklaşım içinde olmadığını, toptancılığın ırkçıların bir özelliği olduğunu kaydetti. Çelik, Mavi Marmara gemisine yönelik saldırı konusunda Türkiye’nin Lahey Adalet Divanı’na başvuru yapacağını da hatırlattı.

-"MEZHEP YAKINLIĞI DAYANIŞMASI MI?"

Muhalefetin dış politikaya yönelik eleştirilerinde Türkiye’nin çıkarlarını dikkate alması gerektiğini belirten Çelik, şöyle konuştu: "İsrail’le olan meselemiz bir uluslararası meseledir, milli meseledir.

Siyasi partilerin elbette politikalarımızı eleştirmek gibi bir hakkı vardır ama bunu yaparken Türkiye’yi haksız gören, diğer ülkeleri haklı kılan bir tutum içine girmelerini yadırgarız.

Niçin savunuyorsunuz Suriye’deki Baas’çı rejimi? Açıkçası aklıma başka kötü şeyler de geliyor. Suriye’deki Baas’çı rejim yüzde 15’lik kitleye dayanıyor.

Acaba Sayın Kılıçdaroğlu mezhep yakınlığı dayanışmasıyla mı Suriye’ye bu manada sahip çıkıyor? Bu da aklımıza gelir. Eğer böyle bir şey yapıyorsa bu daha da affedilmezdir. Siyasi partilerimizin makul meselelerde, makul bir zeminde bize muhalefet etmesi en tabi haklarıdır. Ama Türkiye’nin tezlerini zayıflatacak tutum ve davranışlardan kaçınmalarını da talep etmek bizim en tabii hakkımızdır." Açıklamalarında, NATO tarafından Türkiye’ye kurulması planlanan füze kalkanı konusuna da değinen Çelik, "Füze savunma sistemi bir NATO projesidir. Ve bu ilk gündeme geldiğinde Türkiye bu konudaki itirazlarını, tezlerini dile getirmiştir" dedi. Türkiye’nin bu tezlerinin kabul edildiğini de hatırlatan Çelik, Türkiye kurulanların füze rampası değil, radar sistemi olduğunun altını çizdi.

Çelik, NATO’nun Türkiye’de üye olduğu günden bu yana süreç içinde kurulan çok sayıda tesisi olduğunu belirterek, NATO’nun ortağı olmaya devam ettiği sürece benzerlerinin de yapılacağını kaydetti.

Çelik, "Bir Amerikan projesi, ABD’nin dayatması de değildir" dedi.

Çelik, bedelli askerliğin gündemde olup olmadığına ilişkin, "Bedelli askerlik, askerlik sürelerinin gündemde olduğunu biliyorum. Milli Savunma Bakanlığı, Genelkurmay Başkanlığı, Hükümetin gündeminde oldum olası olduğunu biliyorum. Ama ne yapıldı, nereye varıldı onu bilmiyorum. Sonuçlanırsa sizlerle paylaşırız" dedi.

8/11/2011

seyyah1906

times:türkiye beşar esada operasyonları sonlandırması için iki hafta süre verdi

Times gazetesi, Türkiye'nin ''ölüm makinesi''ni durdurması için Esad rejimine iki hafta mühlet verdiğini, açıklanmasa da, alternatifin ''Türk ordusunun 'Türkiye'nin çıkarlarını korumak için bir askeri harekâtı'' olduğunu yazdı.
ABD Başkanı Barack Obama'nın Esad'ın görevden uzaklaştırılması için çağrı yapmaya hazır olduğunu, bunu ise ancak ''Türklerin gerçekleştirebileceğini'' savunan Times, Türkiye'ye ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'a övgüler sıraladığı başyazısına ''Ankara kavşakta'' başlığını atmış. Gazete, ''Avrupa'nın yeni 'güçlü adamı' Türkiye, Orta Doğu'da da büyüyen bir güç'' saptamasıyla başladığı başyazısında Türkiye'nin Suriye krizinin çözümünde oynayabileceği kilit rolü irdeliyor. Beşar Esad'ın baskılara ve ülkesindeki felakete duyarsız tavrıyla Orta Doğu'nun siyasi gerçeklerini bile anlayamaz hale geldiğini savunan gazete, Suriye liderinin Batı'nın eleştirilerini ve tedirgin Arap komşularının değişim çağrılarını dikkate almamasını da ''aptalca'' olarak niteliyor. ''Ama Türk Dışişleri Bakanı kendisini Ankara'nın dökülen kana ilişkin öfkesi konusunda uyarırken, ordusunu katliama göndererek Esad bizzat baskıcı rejiminin hayatta kalmasını riske atmış oluyor'' Times'a göre. 'Uluslararası ihtiraslarıyla bölgesel dev' Batı'nın, Osmanlı İmparatorluğu'nun yıkılış döneminde nitelendiği şekliyle ''hasta adamlığı'', yakın tarihteki darbeler, istikrarsızlık ve aşırı yüksek enflasyon sorununa ilişkin akılda kalanlar nedeniyle Türkiye'yi çoğunlukla hafife aldığını kaydeden gazete, ''Türkiye bugün ise 74 milyonluk nüfusu, yüzde 9'luk yıllık büyüme oranı, taşmış durumdaki yabancı yatırımcısı, iddialı özgüveni ve uluslararası ihtiraslarıyla bölgesel bir dev'' diyor. Başbakan Erdoğan'ın üçüncü kez seçildiği son seçim zaferiyle Atatürk'ten sonra en fazla iktidarda kalan devlet adamı haline geldiğini belirten gazete, bir yandan izlemekte olduğu serbest piyasa modeli ve Avrupa Birliği üyeliği peşinde koşarken, diğer yandan da İslamcı ideolojisiyle Türkiye'nin çıkarlarını, 90 yıldır ilk kez eski Osmanlı coğrafyasına, Arap dünyasına yeniden odakladığını belirterek, Arapların da Türkiye'nin başarılarını gıptayla takip ettiklerini aktarıyor. Gazete, Türkiye'nin çıkarlarını korumak için ordusunu kullanmaktan pek geri durmadığını da Kuzey Irak operasyonları ve 1999'da Suriye'yle yaşanan Öcalan krizi sırasında sınıra askeri yığınak yaptığına gönderme yaparak hatırlatıyor. Times, Erdoğan'ın iktidarının ilk dönemindeki en önemli başarılarından birinin Suriye'yle sorunlu ilişkileri geliştirmesi olduğunu, Öcalan sorunu nedeniyle yaşanan krizin aşılmasıyla ticaret ve dostluğun geliştiğini, Suriye'nin kendi mütevazi kalkınması için Türkiye'ye bağımlı hale geldiğini de söylüyor. Erdoğan'ın hem Doğu'da hem de Batı'da demokrasiyle ılımlı İslam'ı bağdaştırma yeteneği nedeniyle de güçlü bir itibara sahip olduğunu kaydeden Times, Suriye'deki isyanların ise Türkiye'yi iki şekilde tehdit ettiğine dikkat çekerek, bunları da ''mülteci akını'' ve ''Erdoğan'ın benimsediği Müslüman demokrasisine pek de ilgi duymayan Müslüman Kardeşler ve diğer radikal İslamcı unsurları cesaretlendirmesi ihtimali'' olarak sıralıyor. 'İki hafta mühlet' Türkiye Başbakanı'nın, Esad'la yaptığı görüşmelerde Suriye liderine ''reform sözlerinin'' bir şey ifade etmediğini, aslolanın ''reformun kendisi'' olduğunu söylediğini kaydeden gazete, değerlendirmesini şöyle noktalıyor: ''Bu mesajlar, Esad'ın artık kimsenin ciddiye almadığı terör çetelerine ilişkin klişeleriyle reddedildi. Bu Erdoğan'a da bir hakaret anlamına geliyor. Erdoğan, ferasetini ve ihtiraslarını hafife almanın pek de akıllıca olmadığını orduyla karşı karşıya geldiğinde kanıtlamış olan, çabuk sinirlenebilen bir kişi. Türkiye, şimdi Şam'a ölüm makinesini durdurması için iki hafta mühlet vermiş durumda.'' ''Sonra ne olacağı açıklanmış değil. Ancak açık olan, 'Türkiye'nin çıkarlarını korumak üzere' bir askeri harekât. Bu, Esad konusunda elinden pek fazla bir şey gelmeyen Batı ve belki de Suriye'nin komşuları tarafından da alkışlanacaktır. Suriye ordusunun da alelacele sınıra doğru hamle yaptığı dikkate alındığında kimin kazanacağı konusunda herhangi bir tereddüt yok. Suriyeli muhalifler ve saldırı altındaki Suriye kentleri. Başkan Obama, Esad'ın devrilmesi için çağrı yapmaya hazır. Ancak sadece Türkler bunu sağlayabilir. Ankara, şimdi güçlü bir konumda konuşuyor.''

8/10/2011

seyyah1906

kılıçdaroğlu bu cehaletten kaynaklanmıyorsa bunun diğer adı da ihanettir

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, ''Dış politika stratejiniz eğer ülkenizin yüksek çıkarları, bekası ve sokaktaki insanın refahı bakımından artı değer üretmiyorsa doğru tespit edilmemiş demektir. Cehaletin büyüğü budur. Bu cehaletten kaynaklanmıyorsa bunun diğer adı da ihanettir'' dedi.
CHP Merkez Yönetim Kurulu (MYK) Genel Başkan Kılıçdaroğlu, başkanlığında toplanarak başta Suriye'deki gelişmeler olmak üzere gündemdeki konuları ele aldı. Kılıçdaroğlu, toplantının ardından yaptığı açıklamada, Suriye'deki gelişmeler ve Türkiye'nin yaklaşımı ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın bu konudaki sözlerini değerlendirdi. ''Sayın Başbakan hükümetin Suriye politikasını eleştirirken bizim kullandığımız 'taşeron' sözcüğünden bir hayli içerlemiş görünüyor'' diyen Kılıçdaroğlu, devletler arası taşeronluk sözleşmesi olamayacağını, devletlerin kendi kendilerini bu duruma düşürmesinin söz konusu olduğunu söyledi. Kılıçdaroğlu, ''Sayın Başbakan bize cevap yetiştireceğine önce kendi bakanı ile arasındaki üslup ve tutum farkını ortadan kaldırmalı. Sayın Başbakan 'Sabrımızın sonuna geldik' diyor, 'Suriye bizim iç meselemizdir' diyor, Başbakanın bu sözlerinden bütün dünyanın çıkardığı tek sonuç var, 'Türkiye Suriye'ye müdahale etmeyi düşünüyor, hatta müdahale edecek'. Çıkan sonuç bu. Bunlar Batı basınında yazılıyor, çiziliyor'' diye konuştu. Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun ise ''Suriye'ye müdahaleyi düşünmüyoruz'' dediğini ifade eden Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle sürdürdü: ''Ya aralarında fikir uyuşmazlığı var, ya kafaları karışık ya da Sayın Başbakan'ın sözlerini ciddiye almamamız gerekiyor. Sayın Başbakan sokakta ve sokak ağzıyla politika yapmaktan vazgeçmelidir. Dış politika ciddi bir iştir. Dış politika hem sokakta yapılmaz hem de sokağın duygularıyla yapılmaz. Dışişleri Bakanı son uyarı için Şam'a gidiyor, iktidar partisinin bir sözcüsü aynen şöyle diyor, 'Davutoğlu Şam'dan dönünce bir yol haritası çizeceğiz'. Başbakanı da, bakanı da, açıklama yapan iktidar partisinin sözcüsünü de ciddiyete davet ediyoruz. Sizin bir yol haritanız bile yokken neye dayanarak komşunuzu uyarıyor, tehdit ediyorsunuz. Bizim söylediğimiz gayet basit, sorumuz ise açık ve nettir. Siz Suriye sorununda böylesine taraf konumuna girerken, bu sorunu yönetiyor gibi ortaya çıkarken bütün dünyaya 'Türkiye savaşa giriyor, Suriye'ye müdahale gündemde' imajını verirken hedefiniz neydi? Ne yapmak istiyorsunuz, kimin adına yapıyorsunuz? Bunu neden TBMM ile TBMM'de grubu bulunan partilerle anamuhalefet partisiyle paylaşmıyorsunuz?'' -''ABD BÜYÜKELÇİSİ'NİN BİLDİĞİNİ BİZ BİLMİYORUZ'' Konuşmasında Başbakanlıkta yapılan güvenlik toplantısına da değinen Kılıçdaroğlu, ''Ankara'da bir güvenlik zirvesi yapıyorsunuz daha bakanlarınız ayrılmadan ABD Büyükelçisi oraya adeta bir baskın yapıyor. Yani bir başka zirveyi de büyükelçiyle yapıyorsunuz'' ifadesini kullandı. Kılıçdaroğlu, ''Zirve öncesi, zirve sonrası ABD Büyükelçisinin bildiğini biz bilmiyoruz. TBMM Başkanı da bilmiyor. Parlamento da bilmiyor, parlamentoda grubu olan partiler de bilmiyor. İşte sorun bu. Siyasete, nezakete sığmayan sözlerle bize saldırmanızın nedeni de bu'' dedi. Kılıçdaroğlu, sözlerini şöyle tamamladı: ''Siz de çok iyi biliyorsunuz ki böylesine angaje olduğunuz bir konuda yol haritanızı daha sonra çizeceksiniz. Yani siyasi bir hedefiniz yoksa siz başkalarının siyasi hedeflerine taşeronluk yapıyorsunuz demektir. Libya'da da böyle olmadı mı? 'NATO'nun Libya'da ne işi var?' diyen siz değil miydiniz? Daha sonra NATO'nun müdahalesine destek olarak tıpkı Irak da olduğu gibi yüzlerce Müslüman'ın öldürülmesine, okyanusta boğulmasına katkıda bulunmadınız mı? Dış politika stratejiniz eğer ülkenizin yüksek çıkarları, bekası ve sokaktaki insanın refahı bakımından artı değer üretmiyorsa doğru tespit edilmemiş demektir. Cehaletin büyüğü budur. Bu cehaletten kaynaklanmıyorsa bunun diğer adı da ihanettir. Meclis'ine, anamuhalefetine, halkına değil de Batının egemen güçlerine bilgi vermeyi düstur edinenler egemen güçlerin taşeronluğunu yapanlardır. Sizinki toplum vicdanının isyanı sonucu suçluların ve suçlunun telaşıdır. Bu aynı zamanda taşeronluğun tescilidir.''

8/09/2011

seyyah1906

türkiye cumhuriyeti tarihinde hiç bir hükümetin bakanı başka ülkelerin taşeronu olmamıştır olmayacaktır

Davutoğlu, bugün Şam'da Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad ile bir araya geldi. Üç saati başbaşa geçen altı saatlik görüşmede, Türkiye, Suriye rejimine şiddete son vermesi ve siyasi reformları hayata geçirmesi yönündeki çağrısını bir kez daha yineledi. Davutoğlu'nun bu kritik görüşmenin ardından Türkiye'ye dönüşünde Ankara Esenboğa Havalimanı'nda basın toplantısı yaptı.
İşte "Suriye halkı ebediyen Türkiye'nin dostu olarak kalacaktır" diye sözlerine başlayan Davutoğlu'nun konuşmasından satır başları: -- Biz olayların gelişmesinden itibaren olayları yakından takip ettik. Bilindiği gibi Sayın Başbakan'ımızın Halep’te çok kapsamlı görüşmeleri olmuştu. Mısır’da olaylar gelişirken ancak Suriye’de daha bu noktaya gelinmemişken de biz görüşlerimizi belirtmiştik -- Daha sonra Nisan ayında da Esad’la baş başa bir görüşmemiz olmuştu. O zaman da reformların Suriye’Yine kadar güçlü klacağını açıklamıştık. Görüşlerimiz o zaman da netti. O günden bu yana da tavrımız açık ve sıcak olmuştur. -- Görüşlerimizi her zaman açık bir şekide paylaştık. -- Ramazan’ın bir gün öncesinde Hama’daki olaylarla ilgili de görüşümüzü belirttik. Suriye’de iç barışın sağlanması için her türlü temasımızı sürdürdük. ÇOK DOSTANE BİR GÖRÜŞMEYDİ -- Bu görüşmede Türkiye tarafı olarak her zaman olarak Suriyeli kardeşlerimizle bütün hususları açık bir dille ve kararlılık içinde paylaştık. Sayın Esad da kendi kanaatlerini akardı. -- Öncelikli hedefimiz bir an önce akan kanın durması. Hangi etnik ve dini kökenden olursa olsun tüm Suriyeli kardeşlerimizin barış içinde geleceğe yürümeleri. -- Bu Türkiye'nin hiçbir zaman vazgeçmeyeceği bir ilkedir. Önemli olan gelişmelerin halkın taleplerine paralel şekilde seyretmesidir. -- Akan kanın durması, sivil kayıpların durması, siyasi reform süreci yaşanması için yapılması gerekenleri paylaştık. -- 6 buçuk saatte çok somut konular konuştuk. Çok dostane, açık görüşlü bir toplantı gerçekleştirdik. KADER BİRLİĞİMİZİ SÜRDÜRECEĞİZ -- Kader birliğimizi her zaman sürdüreceğiz, her kesimden Suriyeliyle temaslarımıza devam edeceğiz -- Detaylarına girmemin doğru olmadığı somut konuları da ele aldık. -- Beklentilerin karşılanması bağlamında önümüzdeki günler etkili olacaktır. -- Önümüzdeki günlerde gelişmeleri izlemeye devam edeceğiz. -- Umuyoruz iç barış ve huzur sağlanır, reform adımları atılır. BAŞKA ÜLKELERİN MESAJLARINI GÖTÜRMÜYORUZ -- 6 buçuk saat süren görüşmelerle ilgili çok fazla spekülasyon yapılabilir. -- Orduyla halkın karşı karşıya gelmemesi ve Hama'da olduğu gibi gerilimlerin yaşanmaması için yapılması gerekenleri en açık ve şeffaf ve net şekilde Esad'la paylaşma imkanı bulduk. -- Önümüzdeki günlerde atılacak adımlar önemli. Uluslararası toplum kaygılı, biz onlarla yakın temastayız. Birçok ülkeden temsilciyle bu konuyu ele aldık. -- İstişarelerimizde temas ettiğimiz hususlar olur, bu istişareler sürecektir. Ama bu temas ettiğimiz ülkelerin mesajlarını götürüyoruz anlamına gelmez. -- Ben sadece hükümetimizin görüşlerini taşırım. Bunun bilinmesinde fayda görüyorum KILIÇDAROĞLU'NA YAKIŞMAMIŞTIR -- Kılıçdaroğlu’nun açıklamaları bana da iletildi. Üzülerek söylüyorum yakışmamıştır. Neden? Çünkü Türkiye Cumhuriyeti tarihinde hiçbir hükümetin bakanı başka ülkelerin taşeronu olmamıştır olmayacaktır. Bu devlet geleneğimize hakaret eden bir açıklama biçimidir. Hükümeti eleştiremezler ama devletin onurunun bu şekilde rencide edilmemesini bekleriz. Hiçbir zaman başka bir ülkenin takipçisi ya da sözcüsü olmadık. İran konusunda BM’de kullandığımız oy gerekçesiyle batıdan kopuyoruz diyenlerin bugün bunu demesi dikkat çekicidir. Anlamakta güçlük çekiyorum. Kurumsal olarak da Sayın Kılıçdar oğlunun ifadelerini anlamıyorum. Ayrıca İsrail’in taşeronluğu şeklindeki hususları gündeme getirmek istemem.

8/06/2011

seyyah1906

başbakan erdoğan oradaki sesleri duymak zorundayız duyuyoruz ve tabiki gereğini de yapmak durumundayız

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun 9 Ağustos Salı günü Suriye'ye gideceğini belirterek, ''Kendileriyle orada gerekli olan görüşmeleri yapacaklar. Bu görüşmelerde mesajlarımız artık kendilerine kararlı bir şekilde iletilecektir. Bundan sonraki süreç, verilecek cevaba ve uygulamaya göre şekillenecektir'' dedi.
Başbakan Erdoğan, Birlik Vakfının Çemberlitaş'taki genel merkezinde düzenlenen geleneksel iftar yemeğinde yaptığı konuşmada, bugüne kadar birçok konuda ''Acaba halledebilir miyiz?'', ''Acaba söylenenler yerini bulur mu?'' diye çok sabrettiklerini söyledi.

Erdoğan, şöyle devam etti:

''Ama artık burada da sabrın son anlarına geldik ve bunun için de bu süreç içinde salı günü Dışişleri Bakanı'nı Suriye'ye gönderiyorum. Kendileriyle orada gerekli olan görüşmeleri yapacaklar. Bu görüşmelerde mesajlarımız artık kendilerine kararlı bir şekilde iletilecektir. Bundan sonraki süreç verilecek cevaba ve uygulamaya göre şekillenecektir.

Çünkü biz Suriye konusunu bir dış mesele olarak, bir dış sorun olarak görmüyoruz. Suriye meselesi bizim bir iç meselemizdir. Çünkü bizim Suriye ile 850 kilometre sınırımız var, akrabalık, tarih, kültür bağlarımız var. Dolayısıyla burada olanlar, bitenler bizim asla seyirci kalmamıza fırsat vermez. Tam aksine oradaki sesleri duymak zorundayız, duyuyoruz ve tabii ki gereğini de yapmak durumundayız.''

7/22/2011

seyyah1906

osman korutürk kıbrıs türkiyenin çok haklı olduğu bir ulusal davadır bu davada nerdeyiz?

CHP Genel Başkan Yardımcısı Osman Korutürk, parti genel merkezinde CHP Grup Başkanvekili Akif Hamzaçebi ile birlikte düzenlediği kahvaltılı basın toplantısında Hükümet Programı'nın dış politika başlığına ilişkin eleştirilerde bulundu ve gazetecilerin sorularını yanıtladı. Korutürk, Hükümet'in dış politikadaki hedefinin Türkiye'yi bölgesel bir güç ve küresel bir aktör yapmak olduğunu belirtirken "Bu hedef yanlış ve yetersizdir. Zira dış politikanın değişmez öncelikli hedefi ülkenin ve ulusun çıkarlarını ve güvenliğini korumaktır. AKP, Sayın Başbakanın kendi deyimiyle ustalık döneminde dahi, dış politikanın ne olduğunu, nasıl yürütülmesi gerektiğini anlayamamış görünmektedir" dedi.
'Rüzgara göre dümen kırmakla ancak figüran olunabilir'

Korutürk, Türkiye'nin bölgede uluslararası düzeyde güç olmak için öncelikle kendi içindeki sorunları çözerek güçlü bir demokrasi haline gelmesi gerektiğini vurgulayarak "Bu unsurların biri veya birkaçı eksik iken, benzer olaylarda durum ve gelişmelere göre farklılıklar gösteren söylemlerle, sonuç elde edemeden oradan oraya koşuşturmalarla, rüzgâra göre dümen kırmakla aktör değil ancak figüran olunabilir" dedi.

Türkiye'nin önemli bir bölgesel güç olmasına karşın AKP'nin bu gücü doğru tanımlayamadığını ve Türkiye'yi, gücünü bölge dışı büyük ülkelerin taşeronluğunu yapan bir ülke konumuna getirdiğini söyleyen Korutürk, Türkiye'nin her defasında Batı camiasının genel eğilimlerine karşı çıkan, ama her defasında, baskı ve telkinlerle özellikle de ABD Başkanı Obama'nın telefon telkinleriyle bu eğilimlere uymayı kabul eden bir ülke imajı çizdiğini dile getirdi.

Korutürk, bu yanlış tavrın Türkiye'yi, yabancıların gözünde, başlangıçta doğru yanlış her şeye karşı çıkması beklenen, ancak sonunda baskıyla görüş ve tutumunun değiştirilebileceği de bilinen bir ülke konumuna soktuğuna dikkat çekerek "AKP'nin dış politikası Türkiye'yi bölgesel güç haline getirmemiş, ülkemizi yalnızlaştırmış ve ne yapacağı belli olmayan bir konuma sokmuştur" dedi.


'Hükümet Mavi Marmara'nın ilk yolculuğunu neden engellemedi?'

Türkiy'nin Arap ülkelerindeki gelişmeleri geriden izleyen, o ülkelerdeki dostlarından dış dürtülerin etkisiyle bir çırpıda vazgeçebilen bir ülke haline geldiğini ifade eden Korutürk, "Davos'ta 'One minute' ile başlayıp, Mavi Marmara macerasıyla 9 suçsuz insanımızın katledilmesine varan popülist yaklaşımlar belki Sayın Başbakan'a Arap sokaklarında ün kazandırmış ama Türkiye'yi bölgenin ve küresel düzenin en önemli ihtilafı olan Arap-İsrail uyuşmazlığında devre dışı bırakmıştır" dedi.

Korutürk, Hükümet Programı'nda Filistin uzlaşmasının sağlanması için aktif çaba göstermeyi sürdüreceğinin vurgulandığını kaydederek "Beceriksiz politikaları nedeniyle hem 9 vatandaşının hayatını kaybetmesine yol açan bir süreci engelleyemeyen, hem de bu süreç sonucunda Filistin ihtilafının taraflarından biriyle ilişkilerini kopma noktasına getirmiş olan Hükümet bunu nasıl yapacaktır?" diye sordu.

Hükümet'in ikinci Mavi Marmara kortejinin yola çıkma hazırlıkları esnasında, 12 Haziran seçimlerinin hemen öncesine rastlayan dönemde bunun önlenmesi için uluslararası camiadan yapılan girişimlere karşı sivil toplum örgütlerinin faaliyetlerine hükümetçe müdahale edilemeyeceği şeklinde karşılık vermesine karşın seçimlerin hemen ertesi günü Mavi Marmara gemisine denize elverişlilik belgesi vermeyerek konvoyu engellemenin mümkün olduğunu gösterdiğini ifade ederken şöyle konuştu: "Eğer Hükümetin ikinci Gazze Konvoyunun yeni bir maceraya gitmesinin engellemesi basiretli bir davranışsa, Hükümet bu basireti neden birinci Gazze Konvoyu sırasında da göstermemiş; 9 suçsuz insanımız neden ölmüştür?"

'Türkiye NATO'yu Libya halkı lehine yönlendirme fırsatını kaçırdı'

Korutürk, Başbakan'ın övünerek eş başkanı olduğunu ilan ettiği Büyük Ortadoğu olarak adlandırılan projenin kapsadığı bölgede yaşanan gelişmelerle ilgili olarak Hükümet'in "ilkesiz ve görünürde hedefsiz" bir dış politika yürüttüğünü dile getirerek "Gerçekten de, hükümet adeta ne yapacağını bilemez bir vaziyette olayları geriden izlemeye çalışmakta, gelişmelerin girdabına kapılmış bir görüntü vererek bir o yana bir bu yana yalpalamaktadır" dedi.

Libya'da olayların başlangıcında Başbakan'ın "NATO'nun burada ne işi var" diyerek Türkiye'nin onayı olmadan hiçbir karar alamayacak olan NATO'yu Libya halkı lehine yönlendirebilme fırsatını elinden kaçırdığını ve bunun sonucunda bazı batılı ülkelerin Libya'da amacı aşan tahribata girişmelerine ve sivil halka büyük zarar vermelerine sebep olduğunu savundu.


'Libya'da hükümetle çatışan grubu meşru ilan etmek ileride nasıl etkiler yaratır?'

Başbakan'ın bu açıklamasından kısa bir süre sonra NATO harekatına onay verdiğini, Hükümet'in NATO üyesi sıfatıyla, harekatın sivil halka zarar vermesini engellemek için hiçbir girişimde bulunmadığını kaydeden Korutürk, şöyle devam etti: "Hali hazırda Libya ikiye bölünmüş durumda olup, ülkedeki trajik gelişmeler devam etmekte, ileriye dönük olarak Libya'yı nasıl bir geleceğin beklemekte olduğu bilinmemektedir. NATO'nun Libya'ya müdahale amacı bu ülkenin bölünmesi miydi? Hükümet bu konuda ne düşünmektedir? Katıldığı ve taraf olduğu bu müdahalede nasıl bir pozisyonu savunmaktadır? İstanbul'da yapılan Libya Temas grubu toplantısı bunu gösteriyor. Libya temas grubu son derece vahim bir evveliyat yarattı. Çin ve Rusya'nın katılmaması üzerine Libya temas grubu adeta BM Güvenlik Konseyi'ni baypas etti ve BM üyesi bağımsız bir ülkenin hükümetini gayrımeşru, o hükümetle çatışan grubu da meşru ilan etti. Bu evveliyat ileride kime karşı döner, ne gibi etkiler yaratır, bunun üzerinde ciddiyetle durmak lazım."

'Ortadoğu'da ılımlı İslam kuşağı mı kurulacak?'

Türkiye'nin Trablus Büyükelçiliğini kapatmak zorunda kaldığını da kaydeden Korutürk, "Böylelikle harekâtın başında Libya'da ABD ve İngiltere'nin çıkarlarını biz koruyoruz diye övünen hükümet Libya'daki Türk çıkarlarını korumasız bırakmıştır" dedi. Hükümeti ve Dışişleri Bakanlığı'nı Libya'nın geleceğini nasıl değerlendirdiklerini açıklamaya çağıran Korutürk, şöyle devam etti: "Merak ettiğimiz ve Hükümetin açıklık kazandırmasını beklediğimiz bir konu, büyük güçlerin Orta-Doğu ve Kuzey Afrika bölgesinde Müslüman Kardeşler Örgütünün siyasi bir hareket görünümü altında hakim olacağı sözde bir ılımlı İslam kuşağı kurulması yolunda bir planlarının mı bulunduğu hususudur. Temmuz başında Atina'da yapılan Sosyalist Enternasyonal Konsey toplantısında, 'Arap Baharı' gündem maddesi altında konuşan Mısır, Tunus ve Libya muhalefetine mensup sosyal demokrat konuşmacılar bu konuyu irdelemişlerdir. Böyle bir plan var mıdır? Varsa, Büyük Orta-Doğu Projesinin eş-başkanı AKP Hükümeti bu planın neresinde durmaktadır?"


'Türkiye Suriye'deki karışıklığın destekçisi konumuna düştü'

Yemen ve Bahreyn'de yaşanan gelişmelere ilişkin Hükümet'ten bugüne kadar bir tepki gelmediğini kaydeden Korutürk, Suriye konusunda da Hükümet'in başından beri tutarsız ve neyi hedeflediği belli olmayan bir yaklaşım içinde olduğu eleştirisinde bulundu. Korutürk, Hükümet'in başlangıçta Suriyeli mültecilere açık davette bulunmasının Türkiye'yi Suriye'deki karışıklıkların destekçisi durumuna düşürdüğüne işaret ederek "Bugün 15 bin kişiye yaklaştıgı belirtilen ve Hatay'da çadırlarda iskan edilen Suriyeli mültecilerin birkaç bin kişilik gruplar halinde zaman zaman Suriye'ye döndükleri, sonra tekrar geri geldikleri bildirilmektedir. Bu nasıl bir kaçkınlıktır? Bu insanlar kimdir? Niye gelmekte, niye geri dönmekte, neden tekrar gelmektedirler?" diye sordu.


'Kıbrıs konusundaki pazarlıklar açıklanmalı'

Korutürk, dış politikanın diğer önemli alanlarında da elle tutulur hiçbir başarı sağlanamadığını, Ermenistan açılımındaki hatalar nedeniyle Azerbaycan'la gerginlikler oluştuğunu ve Ermenistan'la ilişkilerin daha da geriye gittiğini, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin durma noktasına geldiğini ifade etti.

Hükümet'in Kıbrıs meselesinin tarafların siyasi eşitliğine dayalı bir çözüm çabalarını destekleyeceğini açıklamalarına CHP olarak hiçbir itirazları olmadığını kaydeden Korutürk, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu'nun Kıbrıs konusunda 2011 yılı sonuna doğru çözüm beklediğini ve 2012 yılı başında bu çözümün referandumla adadaki iki halkın onayına sunulmasını umduğunu açıkladığını anımsatarak "Kıbrıs sorununda hangi gelişme olmuştur ki Dışişleri Bakanı referandum tarihi verebilmiştir? Bunu bilmek bizim ve Türk Milletinin hakkıdır. Kıbrıs Türkiye'nin çok haklı olduğu bir ulusal davadır. Bu davada neredeyiz? Neler görüşülüyor, hangi pazarlıklar yürütülüyor? Hükümet bunları TBMM'de temsil edilen siyasi partilere ve kamuoyuna açıklamak zorundadır" dedi.

CHP'nin ulusal çıkarlarla uyumlu, Kıbrıs Türk halkının beklentilerini karşılayan bir çözüme destek vereceğini bildiren Korutürk, "Ancak CHP, çözüm sürecinde gereksiz tavizlerden kaçınılması, bu maksatla Kıbrıs Türk tarafına baskı yapılmaması ve çözümün net bir şekilde Ada'daki iki devletin varlığı esasına dayalı olması gerektiğini değerlendirmektedir" dedi.


'Ad hoc grupların bir tarafı meşru ilan etmesi doğru değil'

Konuşmasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlayan Korutürk, bir gazetecinin, Libya Temas Grubu'nun BM Güvenlik Konseyi'ni baypas ettiği ve muhaliflerin meşru kabul edildiği yönündeki sözlerini anımsatarak "Bu konuda kaygınız nedir, bu tür temas gruplarının bir ülke yönetimini gayrımeşru ilan etmesi nereye götürür?" diye sorması üzerine "Bu kararı hangi dayanağa dayayarak alıyor bu grup? Başka bir şey düşünün, yarın öbür gün İran'dan bir grup ayrılmaya kalksın, çatışmalar olsun, başka ad hoc (belli bir amaca özgü) bir temas grubu çatışmanın taraflarından birini meşru ilan etsin, böyle bir şey olabilir mi?" diye sordu. Korutürk, "ad hoc" grupların böyle kararlar almasının yanlış olduğunu, Türkiye'nin böyle bir karara taşeronluk yapmasının "vahim bir durum" olduğunu söyledi. Türkiye için böyle bir tehlike görüp görmediğinin sorulması üzerine Korutürk, Türkiye için şu anda böyle bir tehlikenin bulunmadığını, ancak Türkiye demokrasisinde gerileme yaşanmasına karşın CHP olarak Türkiye'nin her zaman demokratik, laik, çağdaş bir cumhuriyet olması için çalışacaklarını söyledi.


'Türkiye'ye 'büyüksün' deyip Libya için temas grubunu kurduruveriyorlar'

Korutürk, Hükümet'in "Bölgede ağırlığımız var" şeklindeki açıklamalarını da değerlendirirken "Ben çok uzun süre Dışişleri görevi yaptım, kendimizden başka 'Biz çok önemli devletiz' diyen de görmedim. Çok önemli memleketlerde de bulundum, onların hiçbirisi 'Biz çok önemliyiz' demiyor, biz her gün söylüyoruz. Bizim bundan hoşlandığımızı gördükleri için başkaları da öyle söylüyor, 'Muazzamsınız, üstünüze yok' diyorlar. Bunu söyledikleri zaman 'Bak, üstümüze yokmuş' diyorlar, böyle bir şey olabilir mi? Türkiye gibi büyük bir devletin böyle bir şeye ihtiyacı yok. Bırakalım başkası söylesin. Ben söylediğim zaman başkası 'Sen büyüksün' deyip Libya için temas grubunu kurduruveriyor. Ondan sonra yüzündeki tebessümle Bakan çıkıyor mikrofona, şöyle yaptık, böyle yaptık diye anlatıyor" diye konuştu.


Başbakan'a üstü kapalı 'tükürdüklerini yalayacaklar' yanıtı

AB'yi Atatürk'ün gösterdiği çağdaşlaşma hedefinin bugünkü karşılığı olarak gördüklerini ve tam üyelik dışında bir seçeneği kabul etmediklerini anlatan Korutürk, Başbakan'ın Kıbrıs konusundaki gerçekleri görmeye başladığını ve bu tavrını sürdürmesini umduklarını ifade ederken Başbakan'ın "NATO'nun Libya'da ne işi var" 1 hafta sonra NATO operasyonunun tezkeresini Meclis'e sunduğunu anımsattı. Korutürk, Hükümet'in dış politikada önce karşı çıktığı birçok konuda daha sonra fikir değiştirdiğini ifade ederek "Ben ona sıfat kullanmıyorum, onun birtakım sıfatları var, Başbakan bazı sıfatlar kullandı başka vesilelerle bunun için, bunu anlatan bir imge var, ben o imgeyi kullanmıyorum, olmaz dedikleri şeyi çok yaptılar, yapmamak lazım" dedi.


'Ramazan'da Libya'ya saldırıların süreceği açıklaması vahim'

Korutürk, Libya Temas Grubu toplantısında "Libya'da Kaddafi çekilmezse saldırılar Ramazan ayında da devam edecek" şeklinde bir açıklama yapıldığına dikkat çekerek "AKP'nin eşbaşkanlığını yaptığı toplantıda bu söyleniyor, böyle bir şey olabilir mi, ne kadar acı, vahim bir şey. Müslüman insanlara bomba yağdıracaksın Ramazan'da Kaddafi kabul edilmezse. Kaddafi'nin gidip gitmemesi o insanlara sorulmuyor ki" dedi.


'Kılıçdaroğlu ABD'den Kandil'de 'aktif bir durum' görmek istedi'

Korutürk, ABD ile ilişkilerin iyi olmasını savunduklarını ancak ilişkilerin içeriğine ilişkin "ortaklık" sözünün başına eklenen "stratejik" sıfatının eklenmesinin, Türkiye'yi ABD'nin bölgedeki çıkarlarını koruyan bir "taşeron" konumuna düşürdüğünü savunarak "Bu, onların çıkarlarını savunmak değil, ortak çıkarları savunmak şeklinde olmalı" dedi. Korutürk, ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton ile görüşmesinde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu'nun, "ABD terör konusunda bize destek beyanatında bulunuyor ama beyanat yeterli değil, ABD'den Kandil'de aktif bir durum görmek istiyoruz" dediğini aktardı.

Korutürk, Hükümet'ten CHP'ye gelen "Hükümet'i yurt dışında şikayet ediyorlar" açıklamalarının da haksız bir eleştiri olduğunu, Türkiye'de yaptıkları açıklamaların aynısını yurt dışında da yaptıklarını ifade ederek "Bizim Hükümet'ten bir farkımız var, biz açıkta konuştuğumuzu kapalıda da konuşuyoruz. Açıkta başka, kapalıda başka konuşmuyoruz" dedi. 

7/18/2011

seyyah1906

suriyeli muhalifler beşar esada karşı istanbulda gölge hükümet kurma kararı aldı

İstanbul'da cumartesi günü düzenlenen Suriye Ulusal Kurtuluş Konferansı'nda 300'den fazla Suriyeli muhalif bir araya geldi. Konferansta, Devlet Başkanı Beşar Esad yönetimiyle mücadeleye nasıl devam edeceklerini masaya yatıran muhalifler, hararetli bir tartışmanın ardından birlikte hareket etme kararı aldı.

Konferansta bu amaçla Esad yönetiminin devrilmesi halinde geniş tabanlı bir hükümetin oluşturulması hedefiyle çalışmalarda bulunacak bir konsey kuruldu.
Katılımcılar, buluşmada zaman zaman görüş ayrılıklarının çıktığını ve hararetli tartışmalar yaşandığını belirterek uzlaşma sağlamanın zor olduğuna dikkat çekti.

Diğer muhalif gruplara da ulaşmak üzere çalışma yürüteceklerini belirten katılımcılar, bundan sonra daha örgütlü bir şekilde hareket etmeyi planlıyor.

Çalışmalar hemen başlıyor

Kurulması kararlaştırılan 25 üyeli konsey ve 11 üyeli komite ise çalışmalarına hemen başlayacak. Söz konusu komite, “gölge hükümetin” kurulması hedefiyle toplanacak yeni bir konferansın organize edilmesi için çalışmalar yürütecek.

Hedeflenen “gölge hükümetin”, Suriye'deki Esad rejiminin devrilmesi halinde geçiş döneminin yönetimini üstlenmesi öngörülüyor.

Şam'daki konferans iptal edildi

Suriyeli muhalifler, İstanbul'daki konferansla eşzamanlı olarak başkent Şam'da da bir araya gelmeyi planlıyordu, ancak bir gün önce kentte meydana gelen şiddet olayları nedeniyle buluşma iptal edildi.

Konferansın düzenleneceği yerde cuma akşamı polisle protesto göstericileri arasında yaşanan çatışmada 9 kişinin hayatını kaybettiği, 100'den fazla kişinin de yaralandığı bildirilmişti.

Clinton'dan Suriye açıklaması

Libya Temas Grubu'nun toplantısına katılmak üzere cuma günü İstanbul'a giden ve toplantının ardından hafta sonu Türk yetkililerle bir araya gelen ABD Dışişleri Bakanı Hillary Clinton, Suriye konusunda da açıklamalarda bulundu.

Clinton, “Suriye'nin geleceği, Suriye halkına bağlıdır. Ancak muhalefetin bir araya gelme çabası ve bir gündem oluşturma çabası, siyasi reformun çok önemli bir parçasıdır. Bunun daha sorumlu, daha hesap verilebilir hükümetlere yol açtığını düşünüyoruz” şeklinde konuştu.

Şiddet olayları sürüyor

Suriye'de ordu birliklerinin muhalifleri durdurmaya yönelik operasyonları sürüyor. Suriyeli aktivistler, Suriye birliklerinin, Lübnan sınırı yakınındaki Zabadani kasabasına girdiğini ve iki gün içinde yüzlerce kişinin gözaltına alındığını bildirdi.

Muhaliflerin açıklamalarına göre, yaklaşık 2 bin kişiden oluşan asker ve diğer güvenlik güçleri mensupları, kasabanın telefon, internet ve elektriğini kesti.

Mülteciler geri dönüyor

Bu arada Türkiye'ye sığınan Suriyelilerin geri döndükleri bildiriliyor. Başbakanlık Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD), olaylar nedeniyle ülkelerine dönen Suriye vatandaşı sayısının 7 bin 209 olduğunu açıkladı. Bugüne kadar Türkiye'ye 15 bin 666 Suriyeli'nin geldiği ifade edilen açıklamada, 8 binden fazla Suriyeli'nin ise hâlâ mülteci kamplarında bulunduğu belirtildi.

© Deutsche Welle Türkçe

DW/AFP/dapd/Reuters,HK/BE

7/03/2011

seyyah1906

türkiye suriye'ye askeri saldırı düzenleyebilir haberine ak parti'den tepki geldi

Kuveyt menşeli Es-Siyase gazetesinde yer alan bir haber Ak Parti'nin tepkisini çekti.

27 Haziran'da yayınlanan haberde; "Türkiye, Suriye'ye bir saldırı düzenleyebileceğini, saldırının Halep, Humus, Hama ve Lazkiye'yi de kapsayabileceğini, böylece Baas rejiminin devrilebileceğini Londra, Paris, Berlin, Roma ve NATO'daki Amerikan komutasına, bildirdi" deniyordu.
Söz konusu haberin mesnetsiz bir iddia olduğunu belirten Ak Parti Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik, "Türkiye'nin Suriye'ye karşı müdahalede bulunacağına dair kamuoyunu yönlendirme ve bölgesel-küresel barışa katkılarını gölgeleme amacıyla yapılan bu kara propaganda çabalarını şiddetle kınıyoruz" dedi.

Yazılı bir açıklama yapan Ömer Çelik, "Bu yalan haberle, Türkiye'nin, kardeş Suriye halkının adalet ve demokrasiye ulaşmaya dayanan haklı taleplerini korumaya çalışan ilkeli ve dengeli politikasının lekelenmeye çalışılması beyhude bir girişimdir, Türkiye, belirli çevrelerin yönlendirilmesine asla boyun eğmeyecek; kardeş Suriye halkının haklı talepleri doğrultusunda, demokratik bir istikrarın, barışın ve adalete dayanan bir toplumsal düzenin tesis edilmesi için diplomatik, siyasi ve insani çabalarına devam edecektir" değerlendirmesini yaptı. 

6/26/2011

seyyah1906

obama ve erdoğan anlaştı beşar esad 4 ile 6 ay içerisnde düşecek iddiaları

İsrail istihbaratına yakın bir internet sitesi, Suriye sorununun, ABD-Türkiye ortaklığıyla çözülmesi kararına varıldığını öne sürdü.
DEBKAfile adlı site, askeri kaynaklara dayandırdığı haberde, ABD Başkanı Barack Obama ile Başbakan Recep Tayyip Erdoğan arasında 21 Haziran’da yapılan telefon görüşmesinin gizli tutulan içeriğine yer verdi.
İddiaya göre iki lider, Suriye Devlet Başkanı Beşar Esad’ın reform sözü verdiği ama uluslararası toplumu tatmin edemediği konuşmasından saatler sonra yaptıkları görüşmede, Esad’ın 4 ila 6 ay içerisinde düşeceği kanısında. Bu önkabulle hazırlanan yeni strateji, Esad’ın daha da erken koltuğundan indirilmesi amacıyla, Suriye üzerindeki ekonomik yaptırımların ABD ve Avrupa tarafından artırılmasını öngörüyor. Ortaklaşa hazırlanan planda Türkiye’ye düşen esas rol ise Suriye ile “askeri gerilimi tırmandırıcı” adımlar atmak.

DEBKAfile’ın iddiasına göre, Türkiye ile ABD’nin ortaklaşa belirlediği stratejiler, bununla da sınırlı değil. Yine aynı haberde dile getirilen iddiaya göre, İsrail’in de katılımıyla bu üç ülke, Ortadoğu barış görüşmelerinin yeniden başlatılmasını sağlayacak bir yöntem belirledi. Yeni yol haritasına göre Türkiye, İsrail ile Filistin arasında yeniden arabuluculuk yapacak. ABD’nin, İsrail’i bu konuda ikna ettiği belirtilirken; Obama Yönetimi’nin, Başbakan Tayyip Erdoğan’ı, Hamas Lideri Halid Meşal’e İsrail’in varlığını kabul ettirebilecek tek lider olarak gördüğü ifade ediliyor.

Yaalon-Fidan görüşmesi

Geçtiğimiz günlerde Türkiye’ye gelerek bir dizi gizli görüşme yaptığı öğrenilen İsrail Başbakan Yardımcısı ve Stratejik İşler Bakanı Moşe Yaalon’un, Başbakan Erdoğan ve Milli İstihbarat Teşkilatı Başkanı Hakan Fidan’la bir araya gelerek, oluşturulan bu yeni modelin son rötuşlarını yaptığı iddia edildi. İsrail’in, kendi varlığını tanımayan Hamas’ın da katılımcı olacağı bu süreçte masaya oturmayı kabul etmesinin bile önemli bir taviz olduğu, İsrailli yetkililerin bunu “ödenmeye değer bir bedel” olarak gördükleri belirtildi.
hürriyet