En Yeniler
mahkeme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
mahkeme etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9/05/2011

seyyah1906

guardian: iran ve suriye dahil bölgede türkiye'nin hizmetlerinden faydalanmamış tek bir ülke yok

Guardian gazetesi ''dalgalı bir denize açıldığını'' söylediği Türkiye-İsrail ilişkilerini konu alan bir başyazıda Türkiye'nin tutumuna ve özellikle de Gazze ablukasını uluslararası mahkemeye götürme kararına destek verdi.

Mavi Marmara anlaşmazlığında İsrail Başbakanı Benyamin Netanyahu'nun tutumunu eleştiren Guardian, Türkiye'den özür dilemeyi reddeden İsrail hükümetinin ''taktik bir zafer uğruna stratejik bir ilişkiyi feda ettiğini'' yazıyor.
Guardian'a göre İsrail ile Türkiye arasındaki statejik ilişkinin önemi askeri işbirliğinden, ticaret ve turizmden çok daha öteye gidiyor.

Türkiye'nin vetosunu kaldırması sayesinde İsrail'in OECD'ye üye olabildiğini hatırlatan Guardian, Arap dünyasında iktidardan düşen diktatörlerle birlikte belirsizliğin de arttığı bir ortamda, Türkiye'nin bir muhatap olarak öneminin giderek daha çok arttığını kaydediyor.

''Türkiye'nin izlediği çizgiye hak vermeyebilirsiniz,'' diye yazan Guardian, ekliyor:

''Ama İran ve Suriye dahil bölgede Türkiye'nin hizmetlerinden faydalanmamış tek bir ülke yok.''

Ancak Guardian'a göre İsrail artık bu olanaktan yoksun.

Türkiye'nin Gazze ablukasını Uluslararası Adalet Divanı'na götürme kararına destek veren Guardian, Ankara'nın Palmer raporuna karşı başlattığı girişimi haklı görüyor.
Tartışmalı rapor

Eski Yeni Zelanda Başbakanı Geoffrey Palmer başkanlığındaki heyet tarafından hazırlanan raporda İsrail, Mavi Marmara'da aşırı kuvvet kullandığı gerekçesiyle eleştirilmiş, fakat Gazze'ye abluka uygulamakta haklı olduğu belirtilmişti.

Guardian, Palmer raporunun bugüne değin BM genel sekreterinin Gazze konusunda yaptığı bütün açıklamalarla, bundan önceki Goldstone raporuyla ve BM İnsan Hakları Konseyi'nin Eylül ayında yayımladığı raporla ters düştüğünü yazıyor.

Guardian, ''Şayet Palmer raporunun öne sürdüğü gibi Gazze ablukası uluslararası hukuka uygun ise, o zaman işgalin de uygun olması gerekir.'' diyor.

Gazete bu görüşe Türkiye'nin yaptığı gibi mahkemede karşı çıkılması gerektiğini savunuyor.

Son olarak Guardian, Türkiye ile İsrail arasındaki bölünmenin etkilerinin, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu'nda Filistinlilerin devletleşme planlarını oylama gerginliğine de yansıyacağını tahmin ediyor.

Bu ay yapılması düşünülen, fakat Guardian'a göre ABD yönetiminin önüne geçmeye çalıştığı oylama, Filistinlilere Birleşmiş Milletler'de daha çok temsiliyet hakkı tanıyıp ''gözlemci devlet'' konumuna çıkartılmalarını hedefliyor.

Guardian, Washington'un Mahmud Abbas'ı bu ayki oylama fikrinden vazgeçirmek amacıyla yeni tur barış görüşmelerini gündeme getirdiğini belirtiyor.

Ancak gazete Amerika'nın görüşmeleri yeniden başlatma çabaları olumlu sonuç verse dahi, ''ormanı değil sadece ağaçları gören'' Başbakan Netanyahu'yu bir problem olarak değerlendiriyor.
Gazze'ye gezi?

Financial Times ise Başbakan Erdoğan'ın Filistinlilerle dayanışma amacıyla Gazze'ye bir gezi düzenlemeyi gözden geçirdiğini bildiriyor.

Ama gazete henüz iddia edilen gezi planının ne zamanı ne de gerçekleşip gerçekleşmeyeceği konusunda nihai bir karara varıldığının altını çiziyor.

Bununla birlikte Financial Times, Türk yetkililerin Başbakan Erdoğan'ın bir Gazze ziyareti olasılığını gözden geçirmiş olduğunu doğruladıklarını yazıyor.

Gazeteye göre böyle bir ziyaret, ablukaya karşı Filistinlilerle dayanışma ruhunu gösteren bir jest anlamına gelecek.

Financial Times şayet Pazar günü Mısır medyasında çıkan haberler doğruysa, bunun Türkiye ile İsrail arasındaki gerginlikte en dramatik gelişmelerden biri olacağını yazıyor.

Mısır medyası, Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'ın gelecek hafta Mısır'ı ziyaret ederek buradan Gazze'ye geçebileceğini bildirmişti.

7/28/2011

seyyah1906

chp mustafa balbay ve mehmet haberal için avrupa insan hakları mahkemesine başvuruyor

CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan, TBMM'de düzenlediği basın toplantısında, ''CHP olarak, tutuklu milletvekillerimiz adına; AİHM Sözleşmesi'nin ihlal edildiği, masumiyet karinesi, adil yargılanma hakkının, seçme ve seçilme hakkının ihlal edildiği kanaatindeyiz. Buna ilişkin olarak AİHM'e başvuruda bulunuyoruz. Ayrıca tutukluluk halleriyle ilgili olarak da tedbir isteminde bulunuyoruz'' diye konuştu.
AİHM'e ne zaman başvurulacağına ilişkin soruya Tarhan, ''Bunun çalışmasını yapıyoruz, bunun çalışması yapılıyor. CHP, değerli arkadaşlarımıza destek veriyor. Şu anda Haberal'ın çalışması yapılıyor. Tedbir istenmesini önemsiyoruz. Sağlık durumu, ileride sakınca yaratabilir, bu nedenle Haberal ile ilgili tedbir kararı verilmesini umut ediyorum. Balbay'ın çalışması ise tamamlandı'' karşılığını verdi.



''Bir takım tarifeler hazırlanmış"

''Anayasa çalışmaları henüz başlamadan, bırakın içerik, yöntem konusu da dahil detaylı bir tarifeyle karşılaşıyoruz'' diyen Tarhan, Başbakan Yardımcısı Bekir Bozdağ'ın açıklamalarının bu yönde olduğunu söyledi.

Bir takım tarifeler hazırlandığını, bu tarifelerin uygulanmasını doğru bulmadıklarını kaydeden Tarhan, derslerini iyi çalıştıklarını, son dakikaya bırakmadıklarını, ödevlerini yaptıklarını ifade etti. Tarhan, sözlerini şöyle sürdürdü:

''Derslerini çalışmaları gerektiği fikrine katılıyoruz. Özellikle demokrasi, özgürlükler ve yargı bağımsızlığı alanında sınıfta kalmışlardı. Özellikle bu konularda derslerini iyi çalışmaları gerekiyor. Zaten bunu da kendileri itiraf ediyorlar. Temel hak ve özgürlükler bağlamında çok ağır bir tabloyla karşı karşıyayız. Başbakan'a topuk selamı verilmemesinin cezalandırıldığı bir ülkede yaşıyoruz. Protesto edenlerin, Hopa'da sürek avına tabi tutulduğunu izliyoruz. Örgütlenme hakkının, verilen bir kararla Yargı-Sen'in kapatılmasıyla çok ağır şekilde baltalandığını duyuyoruz. Lanetle kınıyorum; örgütlenme özgürlüğüne, yargı bağımsızlığına çok ağır bir darbe. Bağımsız yargının aslında bağımlı yargı haline getirildiğini izliyoruz. Protesto eden gençlere 4 yıla kadar hapis isteyen yargı mekanizmasının, Habur'da 34 teröristin savunmasını 4 saatte aldığını biliyoruz. Tutuklu milletvekillerimizin, tutukluluk hallerinin devamına karar verirken, bazı sanıkların yaklaşık 4 yıldır sorgusunun yapılmamasına dayanabildiğini de görüyoruz. 4 saatte 34 kişinin sorgusunu yapan bağımsız yargı, 4 yıla yakın savunması alınmadığı için bazı sanıkların tutukluluklarının devamına karar verebiliyor.
Ancak CHP olarak, tutuklu milletvekillerimiz adına; AİHM Sözleşmesi'nin ihlal edildiği, masumiyet karinesi, adil yargılanma hakkının, seçme ve seçilme hakkının ihlal edildiği kanaatindeyiz. Buna ilişkin olarak AİHM'e başvuruda bulunuyoruz. Ayrıca tutukluluk halleriyle ilgili olarak da tedbir isteminde bulunuyoruz.''



''Çalışmamız çok teknik, ayrıntılı"

AİHM'e ilişkin başvuruda iç hukuk sürecinin tükenip tükenmediği sorusunu Tarhan, ''İç hukuk süreci, tutuklamanın devamına ilişkin verilen bir kararda zaten tükenmiştir. Eğer CMK 309'u, kanun yararına bozmayı kast ediyorsanız, AİHM, 309'u etkili bir başvuru yolu olarak tanımamaktadır. Çünkü Adalet Bakanı'nın doğrudan inisiyatifine tabi kılınmıştır. Bu nedenle iç yargı yolları tüketilmiştir'' diye yanıtladı.

Ne zaman başvuracaklarına ilişkin bir soru üzerine Tarhan, ''Bunun çalışmasını yapıyoruz. CHP, bu konuda değerli arkadaşlarımıza destek veriyor. Şu anda Sayın Haberal'ın çalışması yapılıyor. Tedbir istenmesini önemsiyoruz. Çünkü tutukluluk tedbiri de gerektiren bir durumdur. Gecikmesinde sakınca görülen bir haldir. Sağlık durumu ileride sakınca yaratabilir, vehamet taşımaktadır. O nedenle tebdir kararı verilmesini de umut ediyorum. Balbay'a ilişkin hazırlık tamamlandı, Haberal'ın çalışması sürüyor'' diye konuştu.

Tarhan, başvurunun, Ağustos'un ortasını bulup bulmayacağına ilişkin soruyu yanıtlarken, daha kısa da sürebileceğini bildirdi.

Tutuklu milletvekillerinin Ağustos başında yapılacak duruşmasından önce başvurunun olup olmayacağına ilişkin soruya Tarhan, ''Onu sağlayacağımızı umut ediyorum. Çalışmamız çok teknik, ayrıntılı. Elimizden geleni yapıyoruz'' karşılığını verdi.

Başvuruların kişisel olduğuna işaret eden Tarhan, CHP olarak arkadaşlarının bu çalışmalarına hukuksal olarak destek verdiklerini, süreci yakından takip edeceklerini bildirdi.

Tedbirle ilgili olarak geçmişte AİHM'in trajik bir uygulaması olduğuna dikkati çeken Tarhan, ''İranlı bir mültecinin tedbir talebi kabul edilmediği için İran'da asılması yönünde bir sonuçla karşılaşılmış. Bu olumsuz kararın, bizim açımızdan olumlu bir karara dönüşmesini umut ediyorum'' dedi.

Özel bir tedbir istemlerinin de olacağını belirten Tarhan, Haberal'ın tutukluluğun, sağlık nedenleri dolayısıyla sakıncalı gördükleri için bir tedbir kararı beklentisi içinde olduklarını kaydetti.

Tarhan, tutuklu milletvekillerinin duruşmasına CHP olarak katılıp katılmayacaklarının sorulması üzerine, bununla ilgili henüz bir görüşme yapmadıklarını, konuyu değerlendireceklerini belirtti.


''İktidar, bunun hesabını vermeli"

Son günlerde dönemsel bir kriz çığırtkanlığı yapıldığını belirten Tarhan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın, ''Kriz teğet bile geçmeyecek'' açıklamasına işaret etti. Tarhan, bazı iktidar mensuplarının ''Kriz var, paranıza sahip çıkın'' mesajları verdiğini ifade ederek, ekonomideki sirkülasyonun bir dönem için durdurulduğunu, doların fırladığını söyledi.

Tarhan, ''Böyle dönemsel bir süreç neden yaşandı, arkasında hangi neden yatıyor, bu süreçte kimlerin malvarlığı arttı, borsa manipülasyonu ile bunun bir farkı var mı? Bu, Hükümetin gözetiminde bir kısa süreli hareketlenme mi?'' sorularını yöneltti.

Merkez Bankası Başkanı'nın, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın söylemleri doğrultusunda bir açıklama yaptığını ancak bir hafta önceki açıklamasının tam tersi olduğunu ve doların fırlamasına zemin hazırladığını söyleyen Tarhan, ''Bu bir haftalık süreçte ne değişti, kimlerin cebine ne kadar para girdi; bunun hesabının iktidar tarafından verilmesi gerekiyor'' dedi.
seyyah1906

doğu perinçek fetullah gülen beimle görüşmek istemiştir ben reddettim

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince, Silivri Ceza ve İnfaz Kurumları Yerleşkesindeki salonda görülen duruşmada tanık Kemalettin Gülen'in beyanı alınırken söz alan Perinçek, 1996 yılında, 28 Şubat arifesinde Fethullah Gülen cemaatinin Gülen'den sonraki ikinci liderinin kendisini arayarak görüşmek istediğini iddia etti.
Ziyarete bir vakıf adına geldiklerini söyleyen 12 kişilik heyetle İşçi Partisi İstanbul İl Merkezi'nde görüştüğünü savunan Perinçek, bu kişilerin kendisine Fethullah Gülen'in selam ve saygılarını getirdiklerini söylediklerini aktardı. Perinçek, heyetin kendisine, ''Fethullah Gülen'in görüşmek istediğini, ama ne Gülen'in buraya geleceğini ne de kendisinin Fethullah Gülen'e gideceğini bildikleri için bir otelde buluşulacağını, basına fotoğraf çektirilerek barış ve uzlaşma mesajı verileceğini'' söylediğini savunarak, ''Ben bu görüşmenin anlamlı olmayacağını bildiğim için reddettim'' iddiasında bulundu.

Mahkeme Heyeti Başkanı Hasan Hüseyin Özese'nin, bu teklifi yapanın kim olduğunu sorması üzerine Perinçek, o zaman Gülen cemaatinin ikinci adamı olan Latif Erdoğan ve beraberindekiler olduğunu söyledi.

Bu görüşmeden iki gün sonra da Samanyolu televizyonunun ileri gelenlerinden birinin kendisini aradığını öne süren Perinçek, bu kişinin telefonda, ''Neden böyle bir görüşmeyi reddettiğini sorduğunu, bu görüşmenin 5 milyon dolardan başlayacağını ve İşçi Partisi'nin seçim çalışması için çok faydalı olacağını'' söylediğini iddia etti.

Tanık Kemalettin Gülen'in, Alparslan Arslan'ın İşçi Partili olduğunu söylediğini hatırlatan Perinçek, ''Ne Alparslan Arslan İşçi Partili herhangi birini aramıştır ne de partinin kapısına gelmiştir, ancak Fethullah Gülen benimle görüşmek istemiştir'' dedi.

Perinçek, aslında hiç konuşmayacağını, ancak Arslan'ın İşçi Partili olduğu söylenince, zapta geçmesi için konuştuğunu belirterek, ''2008'de, Fethullah Gülen cemaatinin her yıl düzenlediği Türkçe Olimpiyatları'nın ödül töreninde bir konuşma yapmam için teklif geldi. 'Bakanlar da gelecek, sizi protokolde oturtacağız. Bakanlar sizin arkanızda oturacak' dediler. Bunu da kabul etmedim'' şeklinde konuştu.

Perinçek'in avukatı Cengiz

Perinçek'in avukatı Mehmet Cengiz de tanık Kemalettin Gülen'e, Alparslan Arslan'ın birkaç kez İşçi Partisi üyesi olduğunu söylediğini hatırlatarak, ''Alparslan Arslan İşçi Partisi'nin hangi il ve ilçe teşkilatı üyesiymiş?'' sorusunu yöneltti. Gülen de ''Kendisinde Ulusal Haber basın kartı bulundu. Evinde çok sayıda Aydınlık dergisi bulundu'' yanıtını verdi.

Avukat Cengiz de söz konusu kartın Ulusal Kanal'la uzaktan yakından alakası olmadığının Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından saptandığını söyledi.

Duruşmada tanık olarak dinlenen Nusret Aras da Danıştay saldırısından bir gün önce Osman Yıldırım'ın kendisini arayarak, Ankara'daki bir otelde olduğunu ve görüşmek istediğini belirttiğini, Yıldırım ile yaklaşık 15 dakika görüştükten sonra otelden ayrıldığını anlattı.

Aras, Yıldırım'ın kendisine, bir alacak meselesi nedeniyle avukatıyla birlikte Ankara'ya geldiğini söylediğini ifade etti.

Mahkeme Heyeti Başkanı Özese'nin, konuşma sırasında Yıldırım'ın Danıştay'dan bahsedip etmediğini sorması üzerine Aras, ''Benim yanımda öyle bir şeyden bahsetmedi. Öyle bir şey olsaydı hemen polise söylerdim'' yanıtını verdi.

Mahkeme Heyeti, Aras'ın beyanının alınmasının ardından duruşmayı 4 Ağustos Perşembe gününe erteledi.

7/14/2011

seyyah1906

emine ülker tarhan mahkemeler özgürlüklerin sindiricisi muhaliflerin ipini çekme aygıtı oldu

CHP Grup Başkanvekili Emine Ülker Tarhan, CHP Mersin Milletvekili Ali Rıza Öztürk ile düzenlediği basın toplantısında, özel yetkili ağır ceza mahkemelerinin kaldırılmasına yönelik dün verdikleri kanun teklifine ilişkin değerlendirmelerde bulundu. Tarhan, yasa teklifini ''görevinin devleti korumak olduğu söylenen ancak iktidarı korumakla görevlendirildiği anlaşılan özel yetkili mahkemelerin kaldırılması'' için verdiklerini ifade etti. Bu mahkemelerin, iktidarın tüm muhalifleri, bitaraf olan çevreleri sindirmeye endeksli bir yapıya dönüştüğünü savunan Tarhan, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın açıklamaları ile verdiği ipuçlarının, bu mahkemelerin sadece bu amaçla kurulduğunu düşündürdüğünü söyledi.
Tarhan, bu mahkemelerin antidemokratik uygulamaların en sistemli, yaygın haline gelen uzun ve gerekçesiz tutuklamalarla hep sahnede olduğunu, hep gözdağı, hep ''bir sabah ansızın gelebilirim'' mesajı verdiğini belirtti. Tarhan, ''Bu gerekçesiz uygulamalarla adil yargılanma ve masumiyet karinesini ihlal ettiği yetmezmiş gibi seçme ve seçilme hakkını da hiçe sayarak uzmanlaştığı hak ihlallerini son uygulaması ile taçlandırmıştır. AİHM'nin Türkiye hakkında verdiği rekor tazminat kararları var. 2010 yılı itibariyle 64 milyon rekor tazminata hükmedilmiş. 47 ülke arasında bunun 24 milyonu Türkiye'ye ait. Bu hak ihlallerine buna rağmen devam edilmekte çünkü amaç AİHM standartlarını yakalamak ve hukukun üstünlüğünü korumak değil, iktidarı sadece iktidarı korumaktır'' diye konuştu.

'Sistemli gözdağı'

''Özgürlükleri tehdit eden, DGM orijinli bu mahkemelerin kaldırılmasını'' isteyen Tarhan, bu mahkemelerin, yargı birliğine, doğal yargıç ilkesine, AİHM uygulamalarına aykırı olduğunu ifade etti. Özel yetkili mahkemelerin, gücünü kanıtlardan değil, işkenceye dönüşen uzun tutukluluklardan aldığını belirten Tarhan, bunun, özgürlüklerin koruyucusu olması gereken yargı için bir utanç olduğunu dile getirdi. Tarhan, özgürlükleri korumakla görevli yargının, artık bu mahkemelerle ''özgürlüklerin sindiricisi, muhaliflerin ipini çekme aygıtı'' olduğunu savunarak, bu örneklerin demokratik değil ancak zorba devletlere özgü olduğunu kaydetti. Tarhan, şöyle devam etti: ''Bu mahkemeler, kendilerini icraya veren sanıkları yargılamaya devam etmekte, adaletin hassas terazisini bir kaba güce dönüştürmektedirler. Bu mahkemeler, AİHM kararlarını, uluslararası sözleşmeleri, halkın kefaletini ve iradesini hiçe sayacak kadar cüret kazanmışlardır. İktidarı korumak hırsıyla artık öyle derin hukuksuzlukları içinde barındıran mahkemelerdir ki bunlar, gücünü iktidardan ve iktidar güdümündeki HSYK'dan almaktadırlar. Öyle ki; bu mahkemelerde açılan tartışmalı davalarda müşteki sıfatı bulunanlar, bugün yargıyı yönetmekte, özel yetkili mahkemelerde iktidarın değil, hukukun üstünlüğüne inanan ve bunu uygulamakta kararlı olan saygın yargıçları, kuşkulu soruşturmaları bahane ederek sürgün edebilmektedirler. İktidarı koruma özel görevi verilmiş bu mahkemelerde, özgürlükleri korumaya kalkışan her saygın yargıç ya sürgüne gönderilmekte ya da soruşturmalarla taciz edilerek susturulmaya çalışılmaktadır. Geçmişte her kararname döneminde yargıya müdahale yaygarası kopartanların, bugün sesleri duyulmamaktadır. Köksal Şengün ile ilgili HSYK kararıyla birlikte benzer uygulamalar göstermektedir ki bu yöntem, yargı üzerinde sistemli bir gözdağı olarak uygulanmaya devam edilecektir. İdeolojik yargı, bir parti devleti yaratmada araç olarak kullanılmaya devam edilecektir.''

'Tutuklu milletvekilleriyle uzaktan yakından ilgisi yok'

Tarhan, ''bugün Türkiye'de bir sürek avı yaşandığını'' ifade ederek, sözlerini şöyle tamamladı: ''İktidar destekli bu sürek avının iki uygulayıcısı tarafından yargıçlar, cumhuriyetin savcıları, haksızlıklara direnen ve itiraz edenler, aydınlar, gazeteciler için gereği düşünülmüştür. Bu sürek avı ile HSYK, bağımsız yargının temsilcisi yargıçları ve savcıları, özel yetkili ağır ceza mahkemeleri ise iktidardan farklı düşünenleri halletmektedir. Kendisinden olmayanların, kendisi gibi düşünmeyenlerin halledileceği mesajını büyüklerinden alanlar, kendisine verilen bu görevi, büyük bir bağlılık ve layıkıyla yerine getirmekte, iktidarı koruyan özel yetkili mahkemeleri iktidarın istediği şekilde donatmaktadırlar. Özel yetkili mahkemelerin, tüm toplum kesimlerini tehdidi ve baskısı sürdüğü müddetçe ülkemizde kimse özgürce anayasa tartışması yapamaz, sağlıklı bir anayasa yapma zemini oluşturulamaz. Anayasa konusunda fikrini söyleyen herkesin, ikinci gün sabah kapısının çalınması baskısı, özgür düşünceyi ve iradeyi sakatlayan bir haldir. Sağlıklı bir anayasa zemininin oluşturulması için iktidarın gücüne güç katmak ve onu korumak için özel görevlendirilmiş bu mahkemelerin derhal kaldırılması gerekmektedir.''

CHP Mersin Milletvekili Öztürk de ''özel yetkili mahkemelerin DGM'lerin devamı değil, ta kendisi olduğunu'' söyledi. Verdikleri kanun teklifiyle tutuklu milletvekilleri arasında bir bağ kurulmaya çalışıldığını belirten Öztürk, 23. Dönem'de de özel yetkili mahkemelerin kaldırılması ve tutukluluk sürelerinin kısaltılması için kanun teklifi verdiklerini, o dönem tutuklu milletvekili bulunmadığını anımsattı. Öztürk, ''CMK'da, TCK'da çağdaş hukuk normlarının ihtiyacı olan düzenlemelerin CHP'li milletvekillerince verilmesi, mevcut tutuklu milletvekillerinin durumuyla uzaktan yakından ilgisi yok, bununla bağlantı kurulması doğru değil'' diye konuştu. ''Özel yetkili mahkeme savcılarının, kahraman edasıyla davranarak, kişilerin özgür yaşamalarını keyfi olarak askıya alabilme hakkına sahip olduğunu'' ifade eden Öztürk, ''Bizim kahraman savcılara, yargıçlara ihtiyacımız yok'' dedi.

7/05/2011

seyyah1906

izmirde chp'ye oy verdiler diye kardeşini ve yeğenini bıçaklayarak öldürdü

İzmir'de 43 yaşındaki adam, CHP'ye oy veren kardeşi ve yeğenini öldürdü. Duruşmada, "Sevmediğim partiye oy vermişler. Bir anda kendimi kaybettim. Bıçağı rastgele savurdum" dedi.

Olay, milletvekili seçimlerinin yapıldığı 12 Haziran’da saat 13.30 sıralarında, meydana geldi. İşsiz olduğu öğrenilen 43 yaşındaki Nevzat S. evde kardeşi 41 yaşındaki Nihat S. ve yeğeni Kazım Ç. ile oy verdikleri partiler yüzünden tartıştı.
Çıkan kavgada Ak Partili olduğu belirtilen Nevzat S., eline geçirdiği bıçakla CHP’ye oy veren kardeşi Nihat S.’yi vücudunun çeşitli yerlerinden, yeğeni Kazım Ç.’yi de kolundan yaraladı. Bir tekstil şirketinde çalışana ağır yaralı Nihat S. yakınları tarafından kaldırıldığı Karşıyaka Devlet Hastanesi’nde yapılan müdahaleye rağmen kurtarılamadı. Olayın ardından kaçan zanlı Nevzat S., polislerce yakalanarak gözaltına alındı. Adliyeye sevk edilen Nevzat S.tutuklandı.

ÖMÜR BOYU HAPSİ İSTENDİ
Cinayetin ardından olayı soruşturan savcı Ahmet Küçükpınar, sanık Nevzat S.’nin, ’yakın akrabayı öldürmek ve yaralamak’ suçundan yargılanmasını talep etti.

Tutuklandığında hakime verdiği ifadede Nevzat S.’nin, "Kardeşim ve yeğenim ile oy verme meselesi yüzünden tartıştık. Sevmediğim partiye oy vermişler. Bir anda kendimi kaybettim. Bıçağı rastgele savurdum. Böyle olmasını ben de istemezdim. Şimdi çok pişmanım" dedi.

Sanık Nevzat S., Ağır Ceza Mahkemesi’nde cinayetten ömür boyu hapis ve yaralamaktan da 5 yıl hapis cezası istemiyle hakim önüne çıkacak.

6/29/2011

seyyah1906

ergenekondan tutuklu mustafa balbay için meclisten dokunulmazlık bilgisi istendi

İkinci “Ergenekon” davası kapsamında tutuklu yargılanırken CHP'den milletvekili seçilen gazeteci-yazar Mustafa Balbay'ın “gizli tanığın kimliğini açıkladığı” iddiasıyla yargılandığı davada, sanığın Anayasa'nın 83. maddesinde belirtilen yasama dokunulmazlığından yararlanıp yararlanamayacağı konusunda TBMM Başkanlığından bilgi istendi. Şişli 2. Asliye Ceza Mahkemesindeki duruşmaya, ikinci “Ergenekon” davası kapsamında tutuklu bulunan bu davanın tutuksuz sanığı Balbay katılmadı.

Balbay'ın mahkemede hazır edilmesi için cezaevine yazı yazıldığını belirten hakim, sanığın 12 Haziran'da milletvekili seçildiğinin basın yayın kuruluşları tarafından dile getirildiğini kaydetti.

Hakim, Anayasa'nın 83. maddesi hükmü ile milletvekili seçilenlerin yasama dokunulmazlığı kapsamında sorgulanamayacakları belirtildiği için bu hüküm nedeniyle sanığın duruşmada hazır edilmemesi yönünde 15 Haziran'da cezaevine yeniden yazı yazıldığını bildirdi.
TBMM Başkanlığına yazı yazılarak, Balbay'ın milletvekili seçildiği yönündeki bilgilerin resmi olarak doğru olup olmadığı, sanığın Anayasa'nın 83. maddesinde belirtilen yasama dokunulmazlığından yararlanıp yararlanamayacağı konusunda bilgi verilmesini isteyen hakim, duruşmayı erteledi.

Şişli Cumhuriyet Başsavcılığınca hazırlanan iddianamede, Mustafa Balbay'ın “Silivri Toplama Kampı-Zulümhane” isimli kitabında “gizli tanık Kıskaç”ın gerçek kimliğini tüm kamuoyunun bilgi edinmesini sağlayacak şekilde yazdığı gerekçesiyle “göreve ilişkin sırrın açıklanması” suçundan 1 ile 4 yıl arasında hapis cezasına çarptırılması isteniyor.
AA

6/28/2011

seyyah1906

ak parti hükümeti kurar sonrada haydi seçime der o zaman chp'liler ne yapacak

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, Mehmet Haberal ve Mustafa Balbay'a yemin etme yolu açılmadıkça Meclis'te yemin etmeyeceklerini açıkladı.
CHP'nin kararının parti için çok riskli olduğunu belirten Erdem şunları söyledi: "Sanıyorum ki muhalefet partisi bir azınlık hizbinin eline geçti, onun tesiri altında kaldı. Bazı konuşmalar oldu heyecanlı. Altı ay önce CHP'nin kapısından geçmeyenler de vekil şu anda. Onların etkisiyle -çünkü onlar politika bilmiyor- böyle bir karar alındı. Partiye yeni giren bazı arkadaşların etkisinde kaldılar. Bu karar ciddi bir karar. İlk gün girilmemiş olması CHP'nin tarihinde yok."
Riskli bir karar olduğunu söyleyen Erdem, "AK Parti vekilleri bugün yemin eder. Hükümeti kurar ve hükümet kurulduktan sonra da haydi seçime der. O zaman ben CHP'lilerin ne diyeceklerini merak ediyorum" dedi.

YİNE MEVCUT MAHKEMELER KARAR VERECEK
Erdem sözlerini şöyle sürdürdü: "Üç vekil tutuklu, onları yargılayan mahkeme bir, KCK'lıları yargılayan mahmeke iki, YSK üç. Hangi kanunu çıkarırsanız çıkarın bu kararlar orktadan kalkmaz. Nasıl ki, tahliye edilip edilmemelerine mevcut mahkeme karar verdi, yeni bir durum da olsa eski durumda seçilmiş olanın yeni duruma intibakını yine o yargı organları yapacaktır. Kolay bir şey konuşmuyoruz. Biri şöyle yapalım deyince çözülecek böyle bir durum yok.

BİR TAŞ ATILMIŞ...
Bir taş atılmış, çıkarılmaya çalışılıyor. CHP'nin böyle bir karar vermesi ilk defa oluyor. 60 senelik demokrasi tecrübesi olan bir ülkede, anamuhalefet partisinin acele kararla Meclis'e girmemesini benim aklım almıyor."

6/27/2011

seyyah1906

ak parti milletvekiliden hatip diclenin milletvekilliği için hakkari formülü

AKP İstanbul Milletvekili Mustafa Şentop, milletvekilliği düşürülen Hatip Dicle için, "Hakkari" formülünü önerdi. AKP’nin hukukçu milletveki, Dicle’nin adaylığına engel durumun değiştirildikten sonra bir formül bulunabileceğini belirterek, “Hakkari’deki milletvekillerinin tamamı istifa ederlerse, Meclis’te bu istifayı kabul ettiği takdirde bir ilin milletvekillerinin tamamı düşerse o zaman o ilde 90 gün içinde seçim yapılır. O seçimde tekrar adaylık söz konusu olabilir” dedi.
AKP İstanbul Milletvekili Mustafa Şentop, TBMM’de kaydını yaptırdıktan sonra basın mensuplarının sorularını yanıtladı.

“ANAYASA MAHKEMESİ'NE BAŞVURMAK MÜMKÜN DEĞİL”

YSK kararıyla ilgili olarak Anayasa’nın 85. maddesine dayanarak Anayasa Mahkemesi’ne başvurmanın mümkün olmadığını ifade eden Şentop, “Burada başka formüller gündeme gelebilir” dedi. Şentop, “Formüller olabilir. Bunları Meclis içinde konuşmak lazım. KCK ve Ergenekon’dan tutuklu olan vekillerin durumu farklı. Hatip Dicle’nin durumu var. Onun durumu farklı. Benim burada söylediğim Hatip Dicle’nin durumuyla ilgili daha çok. Onunla ilgili formüller var. Anayasa’da formüller anayasa değişikliği ile bulunabilir” dedi.

ANAYASA’NIN 78. MADDESİNİN SON FIKRASINA İŞARET ETTİ

Anayasa’nın 78. maddesinin son fıkrasına işaret eden Şentop, şöyle dedi:

“12 Haziran seçimlerine yönelik bir formül yani o seçimlerdeki problemi ortadan kaldıracak bir formül bulunamaz. Belki yeni bir seçim olursa o seçimde yeni değişiklik uygulanabilir. Bu da çok zor değil, bir ara seçimden bahsetmiyorum. 78. maddenin son fıkrası var. Bu da Aralık 2002’de değiştirilmişti. Oradan bir formül bulunabilir.”

HAKKARİ FORMÜLÜ

Meclis’te gerekli değişikliklerin yapılması halinde bir ilde yeni bir seçim yapılabileceğine işaret eden Şentop, şöyle dedi:

“Hakkari’deki milletvekillerinin tamamı istifa ederlerse, Meclis’te bu istifayı kabul ettiği takdirde bir ilin milletvekillerinin tamamı düşerse o zaman o ilde 90 gün içinde seçim yapılır. O seçimde tekrar adaylık söz konusu olabilir. Böyle bir formül bulunabilir. Ama bunun için (Meclis’te değişiklik olması lazım)mutlaka şu andaki adaylığına engel durum halen kanunen mevcudiyetini koruyor, bunu değiştirmek lazım. Bunun için herkesin Meclis’te olması gerekiyor.”

6/24/2011

seyyah1906

yurtsever bir yazar olarak ülkeme hizmet etmek için özgürlüğümü istiyorum

İkinci Ergenekon davasının tutuklu sanığı Cumhuriyet gazetesi yazarı Mustafa Balbay'ın avukatı, müvekkilinin milletvekili seçilmesinin ardından tahliyesine ilişkin yapılan başvurunun İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesince reddedilmesine itirazda bulundu.
Balbay'ın avukatı, itiraz dilekçesini İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine sundu.

Dilekçede, ''Mahkeme tüm tahliye taleplerimizi birlikte değerlendirmeyerek kanuna açıkça aykırı davranmıştır'' denildi.

Mahkemenin, değerlendirme ve kararını vermesi için bir üst mahkeme olan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesine yönlendirdiği 11 sayfalık dilekçede, 2 yılı aşkın süredir tutuklu bulunan Balbay'ın TBMM'deki görevine başlayabilmesi için yemin etmesi gerektiği, mecliste sürekli olarak Türk milletini temsil edecek olması nedeniyle kaçma ve delilleri karartma şüphesinin ortadan kalktığı belirtildi.

Bugüne kadar yapılan tahliye taleplerinin genel nitelikteki basmakalıp gerekçelerle reddedildiği anlatılan ve mahkemenin ret kararının gerekçelerine yer verilen dilekçede, Balbay'ın tutukluluk halinin devamına ilişkin mahkemenin verdiği karar dayanaklarının hukuki temeli bulunmadığı ve 26 Aralık 2009 tarihinden beri Balbay'ın tahliyesi yönünde oy kullanan Mahkeme Heyeti Başkanı Köksal Şengün'ün bu karara muhalefet ettiği aktarıldı.

Mustafa Balbay'ın tutukluluk halinin devamına yönelik kararın Anayasa, Ceza Muhakemeleri Kanunu (CMK) ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) içtihatlarına aykırı olduğu öne sürülen dilekçede, şu ifadelere yer verildi:

''Bir yargılama tedbiri olan tutuklama, müvekkilimizin milletvekili sıfatı kazanması ve yargılamanın geldiği aşama itibariyle, müvekkilimiz bakımından artık önceden cezalandırma haline geldiği gibi milletvekilliği görevine başlamasına de engel teşkil etmektedir. Mahkeme tüm tahliye taleplerimizi birlikte değerlendirmeyerek kanuna açıkça aykırı davranmıştır. Mahkeme tutuklu yargılamayı esas olarak görmekte ve tahliye taleplerimizi bu yönde değerlendirmektedir. TBMM çalışmalarına katılıp yasama görevini yapması ant içmesine bağlıdır. Hal böyle iken, milletin iradesini temsil eden müvekkilimizin yasama dokunulmazlığından yararlanamayarak mecliste yemin edememesi Anayasa'nın 83. maddesi hükmünün ruhuna aykırıdır.''

''14. maddede suç tanımı yapılmamıştır"

Anayasa'nın 14. maddesinde bir suç tanımının yapılmadığı ve Anayasa'da yer alan hak ve hürriyetlerin hangi amaçlarla kullanılmayacağının genel ifadelerle belirtildiği kaydedilen dilekçede, ''Mahkemenin, Anayasa'nın bu hükmünü yorumlamak suretiyle yeni bir suç yarattığı görülecektir. Ceza hukukunun en temel prensiplerinden biri de kıyas ve yorum yasağıdır. Mahkeme, Anayasa hükmünü geniş yorumlayarak ceza hukukunun ruhuna aykırı davranmıştır. Sadece suç isnadı ile aleyhine herhangi bir hüküm verilmemiş müvekkilimizin milletin iradesini temsil edememesi hukuka ve kamu vicdanına aykırıdır'' denildi.

Mahkemenin verdiği kararda emsal olarak gösterdiği davalarda, öncelikle verilmiş bir hüküm bulunmadığı ve bu kararların yargılamanın durdurulmasına ilişkin kararlar olduğu öne sürülen dilekçede, ''Dilekçemiz incelendiğinde, yargılamanın durdurulması gibi bir talebimiz olmadığı açıkça görülecektir. Tahliye talebimizin reddi gerekçesini oluşturan kararların emsal niteliği olmadığı açıktır. Anayasa'nın en temel ilkelerinden olan masumiyet karinesi müvekkilimiz açısından göz ardı edilmektedir'' ifadelerine yer verildi.

Ret kararının yasa ve usule aykırı olduğu belirtilen dilekçede, milletvekili Sebahat Tuncel hakkında daha önce İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesince verilen tahliye kararının da emsal karar olduğu aktarıldı.

İkinci Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından Prof. Dr. Mehmet Haberal'ın avukatı da, müvekkilinin milletvekili seçilmesinin ardından tahliyesine ilişkin başvurunun reddine itiraz etti.

Beşiktaş'taki İstanbul Adliyesine gelen Haberal'ın avukatı Dilek Helvacı, müvekkilinin tutukluluk halinin devamına ilişkin karara karşı itirazlarını içeren dilekçesini, İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesine sundu.

İtirazlar, üst mahkeme olan İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından değerlendirilecek.

Balbay: Ülkeme hizmet etmek için özgürlüğümü istiyorum

İkinci ''Ergenekon'' davasının tutuklu sanığı Cumhuriyet Gazetesi yazarı Mustafa Balbay, ''CHP İzmir Milletvekili ve yurtsever bir yazar olarak ülkesine hizmet etmek için özgürlüğünü istediğini, ancak mahkemenin buna yasak koyduğunu'' bildirdi.

Balbay, avukatları aracılığıyla basına ulaştırdığı açıklamasında, mahkemenin kararını bütün duygularını bir kenara koyup dinlediğini ve okuduğunu belirterek, kararla, millet iradesinin, TBMM'nin yasama gücü ve işlevinin, siyasi partilerin demokrasinin vazgeçilmez unsurları olduğu ilkesinin hiçe sayıldığını savundu.

Başta ''masumiyet karinesi'' ve ''tutuksuz yargılama esastır'' ilkesi olmak üzere, bütün temel hukuk kurallarının hiçe sayıldığını öne süren Balbay, açıklamasında şu ifadelere yer verdi:
''Tutukluluğumun devamına karar veren üyeler, benim tahliye talebimi okumamış. Ben, milletvekili seçildiğim için tahliye istemedim. Mahkemenin, 'kaçma', 'delilleri karartma' gibi gerekçelerinin gelinen noktada mahkeme açısından da ortadan kalktığını ifade ettim. Ben, CHP İzmir Milletvekili ve yurtsever bir yazar olarak ülkeme hizmet etmek için özgürlüğümü istiyorum. Mahkeme heyeti buna yasak koyuyor. Türkiye'de ilk kez hakkında hiçbir mahkumiyet kararı olmayan bir milletvekili, kanıtlanmamış iddialar nedeniyle hapiste tutulmaktadır. Bu, olağanüstü bir durumdur. Bu, yargının demokrasiye, demokrasinin en önemli kurumu olan Meclis'e müdahalesidir. Her şeye rağmen demir parmaklıkların arkasında adaleti bekliyorum.''
cumhuriyet portal
seyyah1906

istanbul'dan milletvekili seçilen engin alan'ın tahliye talebi reddedildi bahçeliden sert tepki

Balyoz Planı davası kapsamında tutuklu olarak yargılanırken MHP'den İstanbul Milletvekili seçilen emekli Korgeneral Engin Alan'ın tahliye talebi reddedildi.
İstanbul 10. Ağır Ceza Mahkemesi, taleplerin ardından verilen arada Alan'ın avukatı Ayhan Nacak tarafından yapılan tahliye talebine ilişkin dilekçeyi de inceledi.
Mahkeme heyeti, Alan'ın tahliye talebini kabul etmedi.

Erdoğan "gideceği yeri o da buldu" demişti!

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Alan hakkında, geçtiğimiz mayıs ayında ATO'da yaptığı konuşmada, "Bir ülkenin başbakanı anma törenine gider de bir Korgeneral ayağa kalkmaz mı. Kalkması gerekir. Kalkmadığı takdirde bedelini öder. Bedelini de ödedi. Çanakkale’de anma törenlere gidiyoruz bu beyefendi ayağa kalkmadı. Ondan sonra gereği yapıldı o ayrı mesele. Ama şimdi bakın gideceği yeri o da buldu" demişti.

Bahçeli'den ağır tepki

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, tahliye taleplerini reddeden mahkeme kararlarının milli iradeye saygı, Türk demokrasisi, hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı açısından "esef verici bir garabet" olduğunu belirterek, "Mahkemelerin keyfi yorum ve tasarruflarının önüne geçmek için gerekli yasal düzenlemelerin TBMM'nin öncelikli konusu olarak biran önce hayata geçirilmelidir" dedi.

Bahçeli, seçilmiş milletvekillerinin tahliye edilmemesiyle ilgili yargı kararları hakkında yazılı bir açıklama yaptı. 12 Haziran 2011 seçimlerinde milletvekili seçilen Mehmet Haberal, Mustafa Balbay ve Engin Alan'ın tahliye taleplerini reddeden mahkeme kararlarının, milli iradeye saygı, Türk demokrasisi, hukuk devleti ve yargı bağımsızlığı açısından "esef verici bir garabet" olduğunu savunan Bahçeli, "AKP iktidarının vesayeti altında siyasallaşan güdümlü yargının hazin bir örneği olan bu kararlarla, egemenliğin yegane kaynağı olan milli iradeye, demokrasiye ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'ne meydan okunmuştur" dedi. Bahçeli şöyle devam etti:
"Türkiye, milli iradeyi hiçe sayan, tanımadığını ilan eden hukuk dışı bir yargı müdahalesiyle karşı karşıyadır. Adalete olan güven duygusu çok ağır yara almıştır. Milli irade gaspı olan bu kararlarla yargı krizi, demokrasi krizine ve siyasi krize dönüşmüştür. Bu vahim durum karşısında Sayın Cumhurbaşkanının, Başbakan ve AKP yöneticilerinin sessiz, suskun ve tepkisiz kalmaları, ileri demokrasi anlayışlarının ne olduğunun hazin bir göstergesidir. Bugün yaşanan krizin hukuki süreçler içinde aşılamaması halinde siyaset kurumu bu duruma müdahale etmek zorundadır. Bunun için yapılması gereken, mahkemelerin keyfi yorum ve tasarruflarının önüne geçmek için gerekli yasal düzenlemelerin TBMM'nin öncelikli konusu olarak biran önce hayata geçirilmesidir. Burada en büyük görev ve sorumluluk Meclis çoğunluğu nedeniyle Başbakan'a ve AKP'ye düşmektedir. Başbakan'ı bu konuda sorumlu davranmaya ve gerekli girişimleri başlatmaya davet ediyorum."
cumhuriyet portal

6/23/2011

seyyah1906

haberal ve balbay için tahliye kararı ret edildi mahkeme başkanı şerh koydu

Köksal Şengül başkanlığındaki İstanbul 13. Ağır Mahkemesi'nce alınan kararda, üye hakimler Hasan Hüseyin Özese ve Sedat Sami Haşiloğlu'nun, dosya kapsamı sanıklara iddianamede ayrı ayrı isnat edilen suçlamalar ve bunlarla ilgili sevk maddeleri, delillerin tamamen toplanmamış olması ve dosyadaki belgeler ve raporlar atılı suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı ve varlığının devam etmesi ve bu suçların CMK'nın 100/3. maddesinde sayılan suçlardan olması ve bir kısım sanıkların halen savunmalarının alınmamış olmasından ötürü taleplerin reddine şeklinde oy kullandıkları belirtildi.
Üye hakimlerin, "herhangi bir yasal dayanağı olmayan tahliye taleplerinin reddine" şeklinde ifade kullandıkları kararda ayrıca kararın bir örneğinin de TBMM başkanlığına gönderilmesine karar verildiği bildirildi. Mahkeme Başkanı Köksal Şengül'ün ise verdiği muhalefet şerhinde her iki sanığın da savunmalarının alındığını ve sanıklardan Haberal için 9 Nisan 2010 tarihi, Mustafa Balbay için ise 26 Aralık 2009 tarihinden itibaren sanıklara isnat olunan suçların vasıf ve mahiyetlerine, dosyada mevcut delil durumlarına, sorgu ve savunmalarındaki anlatımlarına, üzerlerine atılı suç vasıflarının değişme ihtimaline, tutuklamadan beklenen gayenin sağlanmış olup, bu aşamadan sonra kaçma, saklanma ve delilleri karartma şüphelerinin bulunmamasına ve de gerekirse haklarında adli kontrol uygulamasının da düşünülebileceği ve bireysel olarak da sanık Mehmet Haberal'ın yaşına, sosyal ve mesleki konumuna ve sağlık durumuna, diğer sanık Mustafa Ali Balbay'ın da toplum içerisindeki konumu da dikkate alınarak, her iki sanığın da tahliyeleri yönünde oy kullandığı ifade edildi.

SEBAHAT TUNCEL'İ ÖRNEK GÖSTERDİ
Şengül kararında, "Şöyle ki TBMM üyeliğine yasal bir seçim sonucu ve demokratik yollardan seçilen bu kişilerin kazanmış oldukları bu nitelikleri sebebiyle kaçma, saklanma ve delilleri karartma ihtimalleri de kalmamıştır. Ayrıca CMK'nın 100/3. maddesinde belirtilen katalog suçlarda bile tutuklama varsayım olarak ifade edilmiş ve bu şekilde bu suçlamalar kesin tutuklama sebebi olarak da gösterilmemiştir. Kaldı ki aynı suçlamalarla yargılaması tutuklu olarak yapılmaktayken 22 Temmuz 2007 tarihindeki genel milletvekili seçimlerinde bağımsız milletvekili seçilen Sebahat Tuncel isimli kişi anayasanın 14. maddesi doğrultusunda değil, milletvekili seçilmesinden dolayı kazanmış olduğu temsil niteliğinden dolayı da tahliye olmuş ve son seçime kadar da parlamento da görev yapmıştır. Bu durumda AİHM kararlarındaki açık kriterlerle birlikte bir emsal olarak değerlendirilmesi gerekir. Yukarıda açıkladığım nedenlerden dolayı daha önce ifade ettiğim tahliye gerekçelerine ilave olarak her iki sanığın TBMM'ye üye olarak seçilmiş olmaları karşısında bu kişilerin, bu niteliklerinden dolayı da artık kaçma, saklanma ve delilleri karartma şüphelerinin de kalmamış olduğu dikkate alındığında ve Haberal ve Balbay'ın tahliyelerine karar verilmesi yönünde oy kullanarak aksi yönde oluşan çoğunluk görüşüne muhalifim" ifadelerini kullandı.

9 sayfalık kararda, "taleplerin konusu", "mahkememizde görülmekte olan 2009-191 esas sayılı davada talepte bulunan sanıklara isnat edilen eylemler ve istenen sevk maddeleri", "daha önce sanıkların tutukluluk halleriyle ilgili olarak mahkememiz tarafından yapılan değerlendirmeler", "1982 anayasası bakımından taleplerin değerlendirilmesi", "Yargıtay 9. Ceza Dairesi'nin aynı nitelikte verdiği emsal kararları ve bu kapsamda taleplerin değerlendirilmesi", "gerekçe", "iddia makamının vermiş olduğu mütalaasında", "sonuç olarak" başlıkları altında değerlendirme yapıldı.
mynet

6/21/2011

seyyah1906

leyla zana'nın 10 yıllık hapis cezası savunması eksik gerekçesiyle bozuldu

Mahkemenin çeşitli tarihlerde yaptığı 9 ayrı konuşma nedeniyle Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi'nde "Silahlı terör örgütünün propagandasını yapmak" suçundan yargılanan Leyla Zana'ya, 10 yıl hapis cezası vermesi üzerine dosyaya itiraz edildi.

Bunun üzerine dosya temyiz talebinin kabul eden Yargıtay 9. Ceza Dairesi'ne geldi. Temyiz talebini kabul eden daire, Zana'ya 10 yıllık mahkumiyet veren kararı usul yönünden bozdu. Yargıtay 9. Ceza Dairesi bozma gerekçesini Zana'nın eksik savunmasına bağladı. Dosya, yeniden Diyarbakır 5. Ağır Ceza Mahkemesi'ne gönderilecek. Zana'nın savunmasının alınmasından sonra yeniden karara bağlanacak.
cumhuriyet portal
seyyah1906

mustafa balbay ile mehmet haberalın tahliye talebine savcılık ret yönünde görüş bildirdi

Savcılığın, Haberal ve Balbay'ın tahliye taleplerine ret yönünde görüş bildirdiği belirtildi.Özel yetkili İstanbul Cumhuriyet Savcıları Mehmet Ali Pekgüzel ile Nihat Taşkın, ikinci “Ergenekon” davası kapsamında tuktuklu olarak yargılandıkları sırada milletvekili seçilen Prof. Dr. Mehmet Haberal ile gazeteci-yazar Mustafa Balbay'ın tahliye istemlerinin reddini talep etti.


Ergenekon davasının tutuklu sanıklarından Prof. Dr. Mehmet Haberal, CHP'den Zonguldak milletvekili, gazeteci Mustafa Balbay'ın ise İzmir milletvekili seçilmesinin ardından avukatları tahliye dilekçesi sunmuştu. Mazbata ile birlikte sunulan dilekçeler davanın görüldüğü İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi'nce değerlendirmeye alındı.

Tahliye talepleri ile ilgili mahkemenin savcıları Nihat Taşkın ile Mehmet Ali Pekgüzel'e de görüşleri sorulmuştu. Gün boyu değerlendirmelerini yapan iki savcının tahliye taleplerinin reddedilmesi yönünde görüş bildirdiği öğrenildi.
Savcıların ret yönündeki görüşlerine ise Anayasa'nın 83/2 maddesinin göndermesiyle 14. madde gerekçe gösterdikleri belirtildi.

ANAYASANIN 83/2. MADDESİ

Anayasanın 83/2. maddesi şöyle: "Seçimden önce veya sonra bir suç işlediği ileri sürülen bir milletvekili meclisin kararı olmadıkça tutulamaz, sorguya çekilemez, tutuklanamaz ve yargılanamaz. Ağır cezayı gerektiren suçüstü hali ve seçimden önce soruşturmasına başlanılmış olmak kaydıyla anayasanın 14. maddesindeki durumlar bu hükmün dışındadır. Ancak bu halde yetkili makam durumu hemen ve doğrudan doğruya TBMM'ye bildirmek zorundadır."

ANAYASANIN 14. MADDESİ
Anayasanın 'Temel hak ve hürriyetlerin kötüye kullanılamaması' başlığı altındaki 14. madde ise şöyle: "Anayasada yer alan hak ve hürriyetlerden hiçbiri, devletin ülkes,i ve milletiyle bölünmez bütünlüğünü bozmayı ve insan haklarına dayanan demokratik ve laik Cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz. Anayasa hükümlerinden hiçbiri, Devlete veya kişilere, Anayasayla tanınan temel hak ve hürriyetlerin yok edilmesini veya Anayasada belirtilenden daha geniş şekilde sınırlandırılmasını amaçlayan bir faaliyette bulunmayı mümkün kılacak şekilde yorumlanamaz. Bu hükümlere aykırı faaliyette bulunanlar hakkında uygulanacak müeyyideler, kanunla düzenlenir."
mynet

6/17/2011

seyyah1906

mhp lideri devlet bahçeli özür dilemediği sürece el sıkışmanın bir anlamı olmaz

MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli, Başbakan Tayyip Erdoğan’ın MHP’ye yönelik çok haksız, yalan ve iftiralarla dolu söylemleri olduğunu anımsatarak, “Siyasi parti liderleri ile bir husumetimiz yok. Ama, ‘Başbakan’a el uzatırken, çok düşünürüm’ diye aklıma geliyor. El sıkışma gerektirebilecek bir samimiyet, diyalog kendisinde görünmüyor. MHP’den özür dilemediği sürece, el sıkışmanın bir anlamı olmaz” dedi. Bahçeli’nin değerlendirmeleri şöyle:

Demirtaş’la tokalaşmam

“Bir önceki yasama döneminin başında Ahmet Türk’le tokalaşmıştık. Yine aynı kareyi göreceğinizi zannetmiyorum, hayır elimizi uzatma gibi bir ortam oluşmaz. Meclis’te buna ihtiyaç hissedileceğini de sanmam. Çünkü, seçimler biter bitmez, zafer çığlıkları içerisinde söylenen çok şeyler var. Bunları dikkate alarak hareket etmek durumundayız. Bu söylemler çerçevesinde TBMM’ye gelmiş olanlara el uzatmak olmaz.



AKP ile rekabet mümkün değil

MHP, eldeki imkanlar ölçüsünde seviyeli bir seçim stratejisi izledi. Seçim propagandamız bir disiplin içinde yürütüldü. Tabii, bu şartlar altında AKP’nin propagandası ile rekabet etmemiz mümkün değildi. Ancak, karşılaştığımız çok değişik olaylar oldu. MHP’yi tamamen Meclis dışında bırakma gibi anti-demokratik bir uygulamanın acımasızca her alanda yürütüldüğünü gördük.


YSK yöneticilerini kınıyorum

Bunların başında YSK’nın aldığı tavır çok önemli. Bu YSK’nın bir mahkeme olma özelliğini kaybettiğini gösterdi ve AKP’nin ‘Kara Propagandası’na YSK alet edildi. Bu çok acı bir durum. Bu, yargı için çok büyük bir lekedir. Sebebi de şudur; MHP’de gelişen olaylar çerçevesinde milletvekili adaylığından ve partiden ayrılmış olan kişilerin isimleri listelerden çıkarılmadı. Bu da AKP’nin çok büyük bir istismar alanı oldu. ‘Çıkardık diye yalan söylüyorlar. MHP’ye oy verirseniz, bunlar seçilecek’ diye AKP bunu kullandı. Bu kullanmaya alet olan kurum YSK’dır. Kendilerini kınıyorum.

Kaseti kullanmak utanç verici

Kaset tuzağını kuranları bulma konusunda, halen bize ulaşan bir gelişme yok. Şimdi onu bekliyoruz. Başbakan, artık seçim dönemini de aştığına göre; devleti işler hale getirsin. Bu olayları ne kadar uygun buluyor, ne kadar bulmuyor, bunun üzerine nasıl gidecek, araştırmasını yapması gerekiyor. Ama, seçim gününde kasetin meydanlardaki uygulamaları, propaganda aracı olarak Sayın Başbakan tarafından çok acı bir şekilde kullanılmış olması, gerçekten utanç verici bir durumdur.

MHP seçimde başarılı

MHP, bilinen şartlar altında girdiği seçimde başarılıdır. Bu seçim dönemindeki gelişmelere MHP’den başka hiçbir siyasi parti direnç gösteremezdi.”

Affetmem

BAHÇELİ, kaset skandalı sonrasında partiden ihraç edilen, ancak milletvekili seçilen İhsan Barutçu ile ilgili de şöyle konuştu: Meclis Genel Kurul sıralarında nerede oturursa otursun. Genel Kurul’da kimin nerede oturacağını biz tayin etmiyoruz. MHP ile herhangi bir şart altında ilişkisi olmayacaktır. Kendisinin MHP’liliği, MHP’deki konumu üzerinde bir tartışma yapmıyoruz. Ancak, şu an için MHP ile ilişkisi kesilmiştir. Gelecekte de beraber olacağımız kanaatinde değilim. Çünkü, MHP’nin böyle bir eşiğinde, bu, uygun bir davranış olmadı. Kendisini affetmem.”

Kılıçdaroğlu’na yapılan yanlış

HÜRRİYET Ankara Temsilcisi Metehan Demir ve MHP muhabirleri Süleyman Demirkan ile Umut Erdem’in sorularını yanıtlayan Bahçeli, CHP’yi de şöyle değerlendirdi: “CHP’nin iç işlerine karışmak istemem. Ama, seçimden yeni çıkmış bir siyasi partinin, daha 24 saat bile geçmeden basında bu şekilde yansıyan bir tartışma zeminine sürüklenmesini doğru bulmuyorum. Henüz, kesinleşmiş sonuçlar dahi yokken ‘başarılı-başarısız’ tartışması yanlıştır.” Bahçeli, kaset tuzağı nedeniyle seçimlerden önce Başkanlık Divanı’ndan 9 çalışma arkadaşının istifa ettiğini anımsatarak, “Pazar Günü Merkez Yönetim Kurulu ve İl Başkanlarımızla toplanacağız. Önce, boşalan üyelikler için MYK’ya yedekler çağrılacak. Sonra da MYK içinden yeni arkadaşlarımız seçilecek” dedi.
hürriyet

6/13/2011

seyyah1906

cezaevinde tutuklu bulunan milletvekilleri mahkeme kararını bekliyorlar

Sandıktan çıkan BDP destekli 6, CHP destekli 2 ve MHP'den de 1 milletvekili adayı halen cezaevinde. Milletvekillerinin Meclis'e girebilmeleri için önce tahliye olmaları gerekiyor. Bu nedenle de tutuklular cephesinde gözler mahkemelere yapılacak başvurulara ve buralardan çıkacak kararlara çevrildi. 

KCK davasından tutuklu Mehmet Hatip Dicle'nin durumu ise tam bir muammaya dönüşmüş durumda. Kesinleşen 1 yıl 8 aylık mahkûmiyeti bulunan Dicle'nin durumunu Yüksek Seçim Kurulu belirleyecek.

Avukatlar mahkemelere başvuracak

BDP'nin desteklediği KCK davasından tutuklu 6 aday milletvekili seçildi. Gülseren Yıldırım (Mardin), Selma Irmak ve Faysal Sarıyıldız (Şırnak), Hatip Dicle (Diyarbakır), İbrahim Ayhan (Şanlıurfa) ve Kemal Aktaş (Van) halen KCK davasında tutuklu bulunuyor.

Ergenekon davası tutukluları gazeteci Mustafa Balbay (İzmir) ile Başkent Üniversitesi eski Rektörü Mehmet Haberal (Zonguldak) ise CHP listelerinden milletvekili seçildiler. Balyoz davasından tutuklu bulunan emekli korgeneral Engin Alan ise MHP İstanbul milletvekili oldu. Milletvekili olmaya hak kazanan 9 isim "terör ile bağlantılı" iddialardan yargılandıkları için cezaevinden çıkıp çıkamayacakları mahkemelerin takdir yetkisinde.

Mazbatalarını vekilleri aracılığıyla alabilecek olan tutuklu milletvekillerinin tahliye talebiyle mahkemeye başvurmaları bekleniyor. Mahkemeler, milletvekili seçilmenin sanıklar açısından "kaçma şüphesini" ortadan kaldırdığı yönünde yorum yaparsa tahliye kararı verebilecek. Ancak mahkemeler milletvekili seçilmenin bu şüpheyi ortadan kaldırmadığı yönünde görüş bildirirse tahliye talepleri geri çevrilebilecek. Tutuklu milletvekillerinin cezaevinden tahliye edilip edilmeyeceği konusunda mahkemelerin vereceği karar merakla bekleniyor.


Hüküm giyerlerse cezaevine gidecekler

Tutuklu milletvekilleri, yargılandıkları suçlar itibariyle dokunulmazlık kazanamayacakları için yargılandıkları davada hüküm giydikleri takdirde yeniden cezaevine girebilecekler.

Önceki seçimde cezaevinde iken milletvekili seçilen Sebahat Tuncel önce milletvekili seçilmesi gerekçesiyle tahliye edilmişti. Ancak bu karara "milletvekili seçilmek tahliye gerekçesi olamaz" yönünde itiraz gelince mahkeme, gerekçesini değiştirmiş ve "kaçma şüphesi ortadan kalktı" değerlendirmesiyle tahliye edilmişti.
cumhuriyet portal